2 Eylül 2008 Salı

Dünya Barış Günü




İkinci Dünya Savaşı 1 Eylül 1939 tarihinde Nazilerin Polonya'yı işgaliyle başladı. Yaklaşık 50 milyon insan öldü, milyanlarca yaralı ve enkaz haline gelen ülkeler!...Ardından ABD'nin 1945 yılında Hiroşima ve Nagazaki'ye attığı atom bombalarıyla felaketin hat safhasında SAVAŞ bitti. İşte insanlık tarihinin bu en acımasız, en kirli, en kanlı ve arkasında bıraktığı acı ve gözyaşı dolu felaket günü olan 1 Eylül "Dünya Barış günü" olarak kabul edildi.


İnsanlığın en doğal hakkı olan yaşama hakkının elinden alınması; gerek siyasi, gerek ekonomik, gerekse dikta anlayışıyla yapılan zorbalık ve gasbın adı: "SAVAŞ" olarak nitelenmektedir. İnsanlığın var olduğu günden bu yana savaşlar hep oldu. Ancak, yine insalığın "dahi" icatları arasında, silahların keşfedilmesi ve en korkunç şekilde yapılmaya süratle devam edilen nükleer silahlarla, bunların kullanımı için oluşturulan savaşlar!


Burada sizlere aktarmak istediğim bir kaç nokta var: Bir defa ilginç olan "Dünya Barış Günü"nü Avrupa 21 Eylül tarihinde kutlamaktadır. 1 Eylül tarihi ise sadece Türkiye ve KKTC tarafından benimsenmektedir. Edindiğim bilgilere göre, 187 ülkenin katılımıyla gerçekleşen "Barış Günü"nü Avrupa 21 Eylül'de kutlarken, biz ise Asya tarafında gösterilerek 1 Eylül'de kutluyoruz. Neyse bizim amacımız bir insan olarak dünyada barışın sağlanarak, savaşların olmaması dileğidir. Görünürde BM ve Batılı devletler böyle istiyorsa da yönetimlerinin politikaları bu yönde değil! Şimdi sizlere konuya ilşkin özellikle TRT'den yakın tanıdığımız yazar Banu AVAR'ın "Hangi Avrupa" adlı son yıllarda çok ses getiren yazılarından alıntı yaparak (Yeşilgiresun Gazetesi / S. EROL), günün anlamına uygunluğunu sorgulamaya açmak istedim:


"Barış ödülünü, silah sanayinin üzerinde oturan Norveç, edebiyat ödülünü de yine dünyaya silah ve demokrasi ihracıyla uğraşan İsveç veriyor!Peki adına ödül verilen Alfred Nobel kimdir? Dinamiti dünyaya hediye eden adam. Bir silah sanayicisi, bir petrol devi! Edebiyat, hobisi.
….
Tarihte barış söyleminin en çok duyulduğu bir dönemde yaşıyoruz. Batı dünyasında barış derneklerinden, barış komisyonlarından, barış havarilerinden geçilmiyor,Bazı ülkeler, barış görüşmelerine ev sahipliği yaparak ünleniyor.Bu arada, Orta Doğu'da, Asya'da, Afrika'da, kan akıyor…Dünya üçüncü binde kana bulanıyor!…
Oslo tüm barış görüşmelerinin başkenti. ABD'nin terörle mücadelesindeki en sıkı müttefiki. Bir barış havarisi ama dünya silah sanayinin en önde gelen ülkelerinden biri.Avrupa Birliği üyesi değil, fakat birliğin askeri yetenekler oluşturma çabalarının en büyük destekçisi. Yüz yıldır dünyaya Barış ödülü dağıtıyor! Yüz yıldır dünyaya en çok silahı o satıyor! Acaba barış ödülleri neyin bedeli?…
Oslo'da hayat hep sakindi. İnsanlar işlerine gider, sonra yalnızlıklarına geri dönerlerdi. Metro'dan inerler, parkta biraz zaman geçirirler, istasyonun önünde dertli ülkelerden gelen göçmenlerin gitarını dinler, şapkalarına birkaç kuruş bırakır sonra evlerine giderlerdi.O sırada Gazze'de sokak ortasında insanlar bir bir vurulurdu. Irak'ta yüzlercesi bir günde ölürdü Kandahar'da her gün bombalar patlar, Kerkük'te, Musul'da, Telafer'de morglarda yer kalmazdı.Tüm barış görüşmeleri arkasında mükemmel bir silah sanayi yükseldi. Orta Doğu, yüz yıldır silah tacirlerinin en gözde pazarıydı.…
Norveç'in silah ihracatı 11 Eylül olaylarından sonra hızla artmıştı. Afganistan savaşı sırasında Norveç silah ihracatında patlama yaşanmıştı.Barış deyince akla gelen ilk şehirdi Oslo. Ama sularında, savaşan ülkelerin aksi vardı.…
Norveç Barış Konseyi'nden Alexsandır Harong'la buluşuyorum. Norveç'in ihlal ettiği yasaları soruyorum."Norveç'te 1958'de çıkarılan bir yasaya göre, biz savaş halinde veya bünyesinde iç savaş olan ülkelere silah satamayız. Yasalar bunu engelliyor ama bu yasalara uyulmuyor. Çünkü işin içinde para var!" diyor.Ayrıca mesela Orta Doğu'ya bu silahları doğrudan ihraç etmesek bile, Norveç silahları oralarda kullanıyor. Çünkü bizim en büyük alıcımız Amerika! Yıllık silah ihracatımızın yüzde ellisini Amerika'ya satıyoruz. Ve onlar da bu silahları istedikleri yerde kullanıyorlar!"…
Norveç bir cephe ülkesiydi.Norveç, Rusya sınırında Kola Yarımadası'na Amerika tarafından yerleştirilen çeşitli teknik malzemeler, Rusya'nın en önemli deniz üssünü hedeflemekteydi.Silahlanmanın en güçlü olduğu ülke, birden "Barış Kalesi" olarak tanıtılmaya başlandı. Dünyanın büyük aktörleri sık sık Oslo'da buluşacak, "Barış" adına kararlar alacaklardı.Dünyada barış için harcanan her bir dolara karşılık, silahlanmaya ikibin dolar harcanıyordu. Ve dünyada, silahlanma için harcanan her on doların dört doları, Amerika'nın ve ona çalışanların kasalarına giriyordu.…Norveç'e silahlandırılıp savaştırılan halklar arasında arabuluculuk yapma görevi verilmişti.Mesela Asya'nın en stratejik bölgelerinden birinde yer alan Sri Lanka'da İngilizler aracılığıyla birbirine düşürülen iki yerli halk bir zamanlar gül gibi geçinmekteydi.Her iki halka da yıllarca silah satıldı. On binlerce insan çatışmalarda öldü.2002'de Oslo'da birden barış gerçekleşti. Kısa bir ara verilecek, sonra çatışmalar kaldığı yerden devam edecekti.Sudan da aynı akibeti paylaştı. Afrika'da zengin petrol yataklarının üstündeydi. 1950'lere kadar İngiliz sömürgesiydi. Bağımsızlığını ilan ettikten sonra başlayan iç savaşta bir kıyım yaşandı. Araya barış elçisi Amerika ve Norveç girdi, kıyım daha da şiddetlendi."


Görüldüğü üzere, Batı'nın görünürde barış diye bizlere bir aldatmaca olarak sunulması; ardından çıkartılan kanlı savaşlar ve Dünya'mızı adeta bir kan gölüne çevirme senaryoları içerisinde kendimize yaşama ortamını sağlamak zorundayız. İşte her ne olursa olsun millet olarak hiç bir ayrımcılığı ve yapay konuları sorun olarak görmemeliyiz. Bizim bizden başka dostumuz ve yaşayacak başka vatan toprağı olmadığını bir kez daha düşünerek, gerçek anlamda "BARIŞ"ı sağlamak ancak ve ancak birbirimizi sevmek ve birbirimize tahammül göstermekten geçtiğinin altını çizmek isterim.


Tarih bize gösteriyor ve yazıyor ki, "Türkler ancak içten yıkılarak yok edilebilir" Buna izin vermemeyi yürekten diliyorum. Büyük ATATÜRK'ün o ünlü "Yurtta sulh, cihanda sulh" sözünü ilk defa 20 Kasım 1931'de söyleyerek, anayasada yer alan temel dış politika düsturuna araç olmuştur. Bu bağlamda da "Dünya Barış Günü"nü içtenlikle kutluyorum!. Sevgi ve saygılarımla!


3 yorum:

  1. Bu güzel ve anlamlı yazı için teşekkürler... Serkan Alpaslan

    YanıtlayınSil
  2. Bu güzel ve anlamlı yazı için teşekkürler... Serkan Alpaslan

    YanıtlayınSil
  3. Emperyalist güçlerin oyunu hep aynı.Bırakın uzak geçmişi ,yakın tarih bile ( sizin de örneklediğiniz gibi) onlarca acı örneklerle dolu.Emperyalist güçleri anlayabiliyorum.Onlar,bencil çıkarları için insanları sinek gibi ezmekten ,kendi yaşadıkları doğaya bile ihanetten kaçınmazlar. Evet , onların gözleri vardır . Görmezler.Kulakları vardır.Duymazlar.Ancak,benim anlayamadığım ,mazlum milletlerin her defasında aynı oyuna nasıl geldikleri?!...Hani derler ya, ''Eşek olursan semer vuran çok olur .''diye sanki böyle bir şey...Yoksa sorun mazlum milletlerde mi?!...Tam da bu esnada aklıma Ulu Önder ATATÜRK geliyor .Bu adi oyunu bozan, yedi düvele meydan okuyan , tüm mazlumlara örnek olan ,gerçek yol gösterici,devrimci,en,en,en...insan MUSTAFA KEMAL...
    Haklının kazanıp, zalimin ıslah olduğu günleri görmek istiyorum artık.Onca gözyaşı ve kana rağmen akıllanmayan insanların da akıllanıp aydınlanmalarını... Gülay KISAOĞLU

    YanıtlayınSil