7 Eylül 2008 Pazar

İslam'a ve Kutsal Değerlerimize Yönelik Bir Saldırı Daha!...





Bat'nın İslam Dini ve kutsal varlıklarına karşılık giriştiği saldırılar, ne yazık ki, "düşünce özgürlüğü" adı altında, bugün de hızla sürdürülmektedir. Benim hatırlayabildiğim kadarıyla, mesela, Salman Rüşdi'nin Şeytan Ayetleri kitabı, Danimarka'da yayımlanan Hz. Muhammed karikatürleri ve yine Hollanda'da yayına konulan bir film ve akabinde yanılmıyorsam yapımcının öldürülmesiyle yaşanan sıkıntılar. Evet, şimdi ise tekrar sahneye konulan aynı saygısızlıkla ve küstahça yeni bir örnek daha! "Medine'nin Mücevherleri" adlı kitap; Amerikalı gazeteci Sherry Jones'in Hz. Muhammed'in eşi ile ilişkisini anlatıyor. Ve bu sözde kitap, İngiltere'de basılmaya hazırlanılıyor. İlk önce Sırbistan'da 1000 adet basılan ve daha sonra Sırbistan'daki Müslüman din adamları, kitabın İslamın kutsal değerlerine saygısızlık ettiğini belirttiler. Ve kitap bu ülkede raflardan çekildi. Yine Amerika'daki Teksas Üniversitesi'nden Profesör Denis Spelberg, gibi İslam tarihi çalışan bazı bilim adamları, kitap'ta tarihin bilinçli bir şekilde yanlış yorumlandığını belirtiyorlar.

************ ************

Kitabın basımı, Salman Rüşdi'nin Şeytan Ayetleri kitabı ile Danimarka'da yayımlanan Hz. Muhammed karikatürleri ile karşılaştırılıyor.

Ancak, İngiltere dışındaki ülkelerden yayınevlerinin de kitabın basım hakkını satın aldığını ve Amerika'dan da henüz ismi açıklanmayan bir yayınevinin kitabı basmaya aday olduğunu aktarıyorlar.

********* ************

Şimdi kendi kendime, sade bir müslüman vatandaş olarak sorguluyorum: Niçin bu şekilde ve altında tahrik yatan girişimler oluşturularak, müslüman insanlara huzursuzluk yaratılmaktadır? Mesela siz düşünebiliyor musunuz ki, bir insan durup dururken mensubu olmamasına rağmen, başka bir dine ait kutsallıkları çiğneyerek, hakarete varacak boyutta girişimlerde bulunup, canını, malını ve yakınlarını tehlikeye atmak gibi bir düşünceye girmeyi göze alabilsin? Böyle bir düşünce sağlıklı kişiler için geçerli değildir. Var sayalım ki, sağlıksız kişilikler bu girişimlere kalksın (tıpkı yukarıda ki kişiler gibi); o zaman da bu kişilerin, ortaya atıkları iddialarda ve sunularda "ne kadar sağlıklı ve haklılık payı vardır?" diye, üzerinde düşünmemiz gerekiyor.

********** **********

Buradan yola çıkarak yine şu soru aklıma takılıyor: Ortaya atılan bu kışkırtıcı ve mesnetsiz iddiaları, büyük bir özenle dikkate alan kuruluş ve kişiler, kimlere hizmet için aracılık yapıyorlar? Buradan elde edilecek siyasi sonuçlar acaba, küresel krize zemin hazırlamak mıdır? Açıkcası sürdürülmekte olan savaşlara destek bulabilmek için kendi iç kamuoylarına yönelik projelerine yardım amaçlı planın bir parçası mıdır? Bilmem, beni böyle düşündürmeye sevk eden çağrışımlar hissediyor ve gözlemliyorum. Nitekim, her atılan bu sıkıntılı olayların peşine, İslam dünyası doğal olarak, aşağılandıklarını hissedip, kutsal varlıklarını korumak ve kollamak adına kah ayaklanarak, kah sokalara dökülerek veya diplamasi anlamında, karşı tepki vermeler başlıyor. Netice itibariyle can kaybı dahi yaşanabilen bu gelişmelerde, kimler, ne elde ediyor? Doğrusu bir insan olarak bunu anlamakta zorlanıyorum. Özellkle kendilerini "gelişmiş toplum, insan haklarına saygılı, kişi vicdan ve hürriyetlerine sahiplenen" olarak niteleyen ve göstermeye çalışan batılı devletler, aslında tam tersi ne kadar vicdansızca ve fütursuzca davrandıklarını bu şekilde dünyaya kanıtlamış oluyorlar! Onları bu anlamda yürekten kutluyorum! "Aferin!"

************ *************

Dönelim tekrar yayımlanmaya karar verilen kitaba. Yazar henımefendiye, Hz. Muhammed'in evliliğini araştırmaya başlamadan ve bu muhteşem(!) incilerini döktürmeden önce, bir zahmet günümüz önceliklerine yer versin derim. Kendi halkına ve sonra da dünya kamuoyuna mesleğinin gereğini yerine getirerek yaşanılan acımasızlıkları anlatsın, yazsın, sorgulatsın. Yoksa yazdığı ve içeriği ne olursa olsun, bir dinin kutsallığını ayaklar altına alarak, İslam Dünyasına İslamı ve kutsallarını anlatmaya kalkmasın. Kimsenin bu kişinin "dahiyane" (!) fikirlerini merak ettiği yok! Merak edenler kutsal kitabımız olan Kur'an-ı Kerim'den öğrenir. Ondan ötesi dinimize karşı gelmekten ve Allah'a şirk koşmaktan öte değildir. Yani bu aymazların anlatımlarıyla insanlar yeniden İSLAM Dini'ni keşfederek(!), "Bu vakte kadar yanlış öğrenmiş ve bilgilenmişiz; sağolsun hanımefendi, bizlere gerçeği nihayet gösterdi!" dememiz mi bekleniliyor? Şayet bu şekilde düşünüyorlarsa hiç zahmet etmesinler! Yok, bizim siyasi anlamda bir görevimiz var, onu yerine getiriyoruz diyorlarsa, o vakit durum başka bir hal alıyor; bu noktadan itibaren de aklımızı başımıza almamız gerekiyor demektir.

********* ***********

Tüm bu yaklaşım ve davranışlar gösteriyor ki, İslam Dünyası daima Batı'nın hakaret ve saldırılarına maruz kalmaktadır. Bir şekilde "düşünce özgürlüğü, demokrasi, insan hakları" gibi insanın etkileneceği türden yaklaşım ve kavramlar altında müslüman halkları ezmeyi ve aşağılamayı adeta kendilerine bir görev edinmişler. Bizler ise tüm bu tehdit ve tehlikelerin bilinciyle, her alanda bilinçli, ulus bütünlüğümüze ve bölünmez birlikteliğimize daha bir kuvvetle sarılmayı öncelikli görevlerimiz arasında görmeliyiz! Unutulmamalıdır ki, bağımsızlığını kaybetmiş bir milletin ibadet hakkı da ellerinden alınmış demektir. Bugün özgürce camilerimize gidebiliyorsak, özgürce ibadetimizi yapabiliyorsak ve özgürce yaşamımızı idame ettirebiliyorsak bunu Atatürk sayesinde kazandığımız bağımsız, ulus devlet anlayışına borçluyuz! Yeri gelmişken büyük Atatürk'ün Hz. Muhammed'e ve O'nun peygamberliğine kadar, büyük askeri dehasına hayran olan, Bedir Galibi'ni göklere çıkarırken, "O'nun Hak Peygamber olduğundan şüphe edenler, şu haritaya baksınlar ve Bedir destanını okusunlar" dedi. Ardından:

"- Hz. Muhammed'in bir avuç imanlı Müslümanla mahşer gibi kalabalık ve alabildiğine zengin Kureyş ordusuna karşı Bedir meydan muharebesinde kazandığı zafer, fani insanların karı değildir, O'nun Peygamberliğinin en kuvvetli delili işte bu savaştır." (Atatürk ve Din Eğitimi, Ahmet Gürbaş, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, s.28 )

********

Burada anlatmak istediğim gazeteci sıfatıyla, Hz. Peygamberimizin evliliğini araştırmaya(!) çalışan yazar hanımın, önceliği illa da yüce Peygamberimiz olacaksa o vakit, Büyük Atatürk'ün de işaret ettiği, "Bedir Savaşı"nı araştırsın! Bir zahmet!..

Netice itibariyle yaşanılan bütün bu çirkin olayları şiddet ve nefretle kınıyor, bütün kutsallarımızı ve değerlerimizi bugün, her zamankinden daha fazla koruma ve kollamaya muhtaç olduğumuzun altını çizmeyi kendime bir görev sayıyorum. Sevgi ve saygılarımla!

2 yorum:

  1. Sevgili Tülay Hanım burada sizinde belirtiğiniz gibi amaç Hz MUHAMMED efendimizi kullanarak tarihtede olduğu gibi dini kullanarak toplumları içten bölmek ve yıkmaktır.Bu konuya yaklalşımınız çok yerinde ve doğrudur, sizin okuyucunuz olaraktebrik ederim.ŞEFİKA

    YanıtlayınSil
  2. Maalesef Batının en çirkin yüzü bu. Dinimize hakaret onlar için düşünce özgürlüğü oluyor. Bunun da sonuçları ağır olacak. Sonucu merakla bekliyorum. Bu çok güzel yazı için teşekkürler. Serkan Alpaslan

    YanıtlayınSil