26 Eylül 2008 Cuma

Türk Dil Bayramı









İstanbul'da Dolmabahçe Sarayı'nda toplanan Birinci Türk Dil Kurultayı'nın açılış günü olan 26 Eylül, Dil Bayramı olarak kutlanmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti'nin en önemli kültür kurumlarından biri olan Türk Dil Kurumu, büyük önder Atatürk'ün ulus olmanın en önemli unsurlarından birisi olarak gördüğü dilin önemi üzerine kurmuştur. (12 Temmuz 1932)

***********
Birarada yaşayan insanların birbirlerini anlamalarına, tanımalarına ve düşüncelerini anlatabilmelerine, doğru iletişim kurmalarına imkan tanıyan dil, aynı zamanda toplumları birleştirme, yakınlaştırma ve kaynaştırma unsurudur. Dil, duygu ve düşüncelerin anlatımını sağlayan en etkili araçtır. O halde dil milletlerin ortak unsurlarından birisidir. Tıpkı diğer unsurlar gibi dilin de muhakkak ki özenle korunup, geliştirilmesi gerekiyor. Çağa ayak uydurmak ve ayakta kalabilmek için mutlak suretle dilin canlı kalması, gelişmesi şarttır.

*********
Evet; bir dil bayramını daha kutlayacağız. Adı üzerinde BAYRAM!.. Ama içimden geçen duygularımı samimice aktarmak gerekirse ben bu bayramda, öyle coşku ve gururla kutlamanın yanında, buruk bir şekilde içimin sızlayacağını hissediyorum. Hatta biraz daha açık konuşmak gerekirse büyüklerimizin sözlerine de bu burukluğun yansıyacağını tahmin ediyorum. Bilindiği gibi güzel Türkçemizin hergün biraz daha bozulduğunu artık duymayan ve bilmeyen kalmadı. Ama gelin görün ki, bu gidişata "DUR" diyen yok. Sözler, nasihatlar ve bol bol yakınmalar. Sonuç mu? Ortada! Evet, her şey ortada.

***********
Konuyu anlamak için biraz daha derinlere gitmek istiyorum; Çocukluğumda ben büyüklerimin konuştuğu her kelimeyi anlayamazdım. Yani konuşulan ortamda kendimi zaman zaman yabancı gibi hissederdim. İşte bu anlamakta zorlandığım kelimeleri belki "modası geçmiş" gibi algılardım. Bu algılamaları benim ruhuma ve bilincime kimler sokmuş olabilir dersiniz? Bu sorunun yanıtını o zaman bilmediğim gibi böyle bir soruyu da sorgulamam mümkün değildi. Gelelim bugüne. Şimdi çocuklarımız anneannelerinin, babaannelerinin ve dedelerinin konuşmalarını anlayabiliyorlar mı dersiniz? Tabii ki aynı duyguları (benim geçmişte hissettiğim duyguları) şimdi onlar fazlasıyla hissediyorlar! O vakit SİNANOĞU hocamızın değerli bilgilerini ve uyarılarını hatırlamadan geçemiyeceğim. Demek ki, bir- iki kuşak sonra büyük TÜRK milletine geçmiş olsun! Artık Türkçe diye bir şey ortada kalmayacak! Kısacası Türkçe hergün biraz daha bozuluyor, biraz daha yabancı hale getiriliyor.


**********
Tabelalar, markalar, müzikler, satın aldığımız ürünler falan falan; hepsi yabancı sözcük ve anlatım içermektedir. "Allah'ım ben Türkiye'de miyim?" diye sorgulamak kaçınılmaz bir hal aldı. Dilin bu denli bozulması sürecinde, karıştırılan yabancı anlatım ve sözcüklerin kullanım gerekçeleri için, kimileri dilinden utanıyor, kimileri modaya (!) uyuyor, kimileri aydın havalarına giriyor, kimileri de anlatımlarının daha bir bilimselliğe dönüştüğünü zannediyor, diye düşünüyorum. Ama gerçek şu: Yaşanılanlar "UTANÇ" vericiliğin ta kendisi. Şayet insanlar bu davranışlarıyla, ne kadar aşağılandığımızı bir bilseler bunları yaparlar mı dersiniz? Hiç zannetmiyorum. İşte asıl gerçek de bu olsa gerek. Evet, kültür emperyalizmi burada devreye çoktan girdi. Dilimiz kendi ellerimizle yok ediliyor. Bir "dünya dili" tutturulmuş gidiyor. "Yok böyle bir şey!" Bunu kavratmak ve anlatmak herhalde, biraz da büyüklerimizin görevleri arasına giriyor. Yani çıkarılacak yasalarla dilimiz koruma altına alınmalı diye belirtmek istiyorum. Yoksa bu gidaşatın sonu hiç sağlıklı değil!

**********
Bireysel yapacaklarımız arasında yabancı kelimeleri kullanmaktan kaçınmak ve kullananları da uyarmak olmalı. Ayrıca mağaza adları, yabancı isim olan yerlerden derhal alışverişlerimizi kesmeliyiz! Bunu yaparken de nedenini söylemeliyiz. İşte bu şekilde, halkımız içinde başlayan uyanışı daha da ilerletmiş oluruz. Özellikle televizyon ve gazeteler yabancı kelime kullanmanın öncüsü durumundalar. Bunları bireysel olarak uyarmaktan yılmamalıyız. "Bana ne!" demek bizi bugünlere getirdi. Artık "Bana ne!" yerine "Bir dakika!..." demenin zamanı çoktan geldi ve geçiyor! Yani ben, kendi ülkemde kendi dilimle söylenmiş müziğimi dinlemek istiyorum! Kendi dilimle anlaşmak ve iletişim kurmak istiyorum! Kendi kültürümle yoğrulmak, onurlanmak istiyorum! Hatta her halimizle kendimizden utanmak, ezilmek yerine gururlanmak istiyorum! İşte bu dil bayramında ben bunları hissederek coşmak istiyorum! Yani güzel ülkem Türkiye'de güzel Türkçemizi dolu dolu konuşmak ve anlaşmak istiyorum! Bunun için hiç bir engel olmamalı! Üstelik Türkçe dünyanın en zengin dilleri arasında yerini korumaktadır. Bakınız aklıma gelen bir konuyu buradan dile getirmek istiyorum:


**********
Bilindiği üzere Türkler dünya üzerinde geniş yer kaplar. Türkçe dili ise bildiğim kadarıyla 33 ayrı lehçeye parçalanmıştır. Türk dünyasını birleştiren önemli bir unsuru yok eden bu süreç, tarihten gelen emperyal sistemin bir oyunudur. Bu sayede Türklerin bir araya gelmesi bir yerde engellenmiştir. Bunu Türkçeyi yok ederek başarabileceklerini çok iyi biliyorlardı. Zira Rusya bölgededeki Türk'leri kontrol altına almak için Türkçe'yi parçalamayı başardı. Bir dil 33 parçaya bölünebilir mi? Evet bölündü işte. Bu konu çok geniş olarak incelendiğinde orataya çıkan asıl hedef Türkçe'nin yok edilmesi üzerine uygulanan bir plan olduğu görülecektir. Bunu dilin birleştirici unsur olma özelliğinin önemini vurgulamak için yazmak gereği duydum. Yine büyük Atatürk'ün dile verdiği önemi ve Türk dilini, Türk'lüğün en temel taşlarından ve en büyük zenginliği olarak söylediği bir sözü aktarmak isterim:

"Türk Milletinin dili, Türkçedir. Türk dili dünyada en güzel, en zengin ve en kolay olabilecek bir dildir. Onun için her Türk, dilini çok sever ve onu yükseltmek için çalışır. Bir de Türk dili Türk Milleti için kutsal bir hazinedir. Çünkü Türk milleti geçirdiği nihayetsiz felaketler içinde ahlakını, ananelerini, hatıralarını, menfaatlerini, kısacası bugün kendi milliyetini yapan her şeyin dili sayesinde korunduğunu görüyor. Türk dili Türk Milletinin kalbidir, zihnidir."

************
İşte bu duygu ve düşüncelerle kurulmuş olan Türk Dil Kurumu'nun, içinde bulunduğumuz bu sıkıntılı günlerde, görevi her zamankinden daha ağır sorumluluğu beraberinde getirmektedir. Devlet büyüklerimizin desteği ile bu zor şartların üstesinden ancak bilinçli bireyler olarak, yükümlülüklerimizi mutlaka yerine getirmekle olacaktır. Güzel konuşan insanların örnek gösterilmesi, üniversiteler de eğitimin Türkçe ile yapılması, ana okullarında İngilizce öğretiminin derhal sonlandırılması yine olmazsa olmazların başındadır. Dilini kaybeden, vatanını da kaybetmiş demektir. Her şeye rağmen, Dil Bayramımız kutlu olsun! Sevgi ve saygılarımla!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme