14 Şubat 2010 Pazar

Soylu ve Çıkar Gözetmeyen Bir Duygudur...













Mutluluk için; ne kadar az şey gerekli mutluluk için. Azdan doğar en iyi mutluluk. Nietzsche



"Sevgililer günü" adıyla; kapitalizmin ağındaki insanlar, "sevgi"yi maddiyatla özdeşleştirerek, anlam kaymasını büyük bir çılgınlıkla yaşıyorlar! Öte yandan kültür emperyalizminin bir ayağı olarak, kendi kimliğine yabancılaşmayı sağlayan 14 Şubat Sevgililer Günü; aynı zamanda dini misyonerliğe de hizmet amaçlı, Hıristiyanlığa sempatiyle bakmaya bir adımdır! Ne güzel (!) değil mi?!.. Bir taşla bir kaç kuş vurmak gibi...


Basın eliyle körüklenerek hücrelerimize kadar nüfuz eden, "sevginizi maddi anlamda kim, ne kadar gösterecek!" mealindeki gösterişe dayalı yarış üzerinde biraz durmak isterim. Zira sevginin anlamı yeryüzündeki bütün canlıları kapsayan bir duygu olduğunu düşünerek konuya değinmenin isabetli olacağını da hatırlatmadan geçemeyeceğim. Sevgi, gösterilmeden öteye geçerek, hissedilir... Soylu ve çıkar gözetmeyen bir duygudur sevgi...

Bugünün koşullarından her şeyin görsellik üzerine kurulduğu düzende, öyle anlaşılıyor ki sevgi kavramı da, görselliğe bağlanıyor. Peki o vakit doğuştan gözleri görmeyen insan, nasıl aşık oluyor?.. Bu duyguyu, gözleri görmediği halde nasıl yaşıyor acaba, hiç düşündük mü?!..

Konu sevgi olunca; hayatı hissederek yaşamayı farkettiren, kısa bir öyküyü sizlerle paylaşacağım. Zira hissetmenin yüceliğini, sıcaklığını ve güzelliğini yeri gelmişken, izninizle vurgulamak isterim:

Kimin gözü açık?

Adamın biri ilk defa gittiği küçük bir kasabada, duran bir arabanın yanına sokulmuş ve arka koltukta tek başına oturan çocuğa, “Buranın yabancısıyım” demiş, “Parkın hemen yanı başındaki fırını arıyorum, çok yakın olduğunu söylediler.”
Çocuk arabanın penceresini açtıktan sonra, “Ben de buraya ilk defa geliyorum” demiş, “Ama sağ tarafa gitmeniz gerekiyor herhalde.”

Adam çocuğun yabancı olmasına rağmen bunu nasıl anladığını sormuş ister istemez.

“Ihlamur çiçeklerinin kokusunu duyuyor musunuz?” diye gülümsemiş çocuk, “Kuş cıvıltıları oradan geliyor zaten.”

“İyi ama” demiş adam, “Bunların parktan değil de tek bir ağaçtan gelmediği ne mâlum?”

“Tek bir ağaçtan bu kadar yoğun koku gelmez” diye atılmış çocuk, “Üstelik manolyalar da katılıyor onlara... Hem biraz nefes alırsanız, fırından yeni çıkmış ekmeklerin kokusunu da duyacaksınız.”

Adam gözlerini hafifçe kısarak denileni yaptıktan sonra, teşekkür etmek için döndüğünde fark etmiş çocuğun kör olduğunu..

Çocuk ise, konuşurken bir anda sözlerini yarıda kesmesinden anlamış adamın kendisini fark ettiğini..

Işığa hasret gözlerini ondan saklamaya çalışırken, “Üç yıl önce bir kaza geçirmiştim” demiş, “Görmeyi o kadar çok özledim ki!.. Sizinkiler sağlam, öyle değil mi?..”

Adam, çocuğun tarif ettiği yerde bulunan fırına doğru yönelirken, “Artık emin değilim” demiş, “Emin olduğum tek şey, benden iyi gördüğündür.”
Hulki CEVİZOĞLU, Yeniçağ Gazetesi 10. 01. 2010


Sevginin ve aşkın ucuzlamasına katkı sağlayanlar (sıradan, incelikten yoksun); tumturaklı sözlerinin ("aşkım" gibi), uluorta ucuzca ifşa etmekle bayağılığa, zemin hazırladıklarını bilmelerini isterim. Zira sarfedilen cümleler, anlam itibariyle içi boşalmış, şekilsel olarak ucuz, niteliği zayıf, hafif bir ifadeyi karşılamaktadır.

Sevgi ve saygılarımla!

3 yorum:

  1. Tek kelimeyle mükemmel bir yazı. Teşekkür ederim hocam. Serkan Alpaslan

    YanıtlayınSil
  2. Bu aralar yoğunluğumdan sizi gecikmeli izliyorum:) mükemmel bir yazı olmuş ellerinize gönlünüze sağlık.sizi izlemeye devam ediyorum.sevgiler..

    YanıtlayınSil
  3. şimdi insanlar genelde parayı ve şöhreti seviyor 14 şubat aynı zamanda dünya öyku günü.Okuduğum öyküden alıntı yapmak isterim.'Tüm insan duygularının başlangıcında bir çiçek vardır,soylu bir heyecandan doğan çiçektir bu.mutluluğun anılarda kaldığı,şöhretin deyalandan başka bir şey olmadığının anlaşıldığı günlere dek yavaş yavaş solar' ELİF

    YanıtlayınSil