26 Ocak 2011 Çarşamba

Kıskançlık...














"Çoklukla övünmek sizi, kabirlere varıncaya (ölünceye) kadar oyaladı." Tekâsûr Sûresi, 1-2. Ayet




Yaşamak, insan olmak nedir?


Sade yaşamak, kendine yetmek, doğayla barışık olmak, paylaşmak... İşte bunlar insanlığın ortak duygusudur.

Kıskançlık ve sahiplenme duygusu...

Yalan, hile, dolandırmak ve doyumsuzluk...

İnsanın ruhunda oluşan kıskançlık ve açgözlülük olgularıyla birlikte ortaya çıkan gelişmeler...

İnsanlık daha çok bu kapsamda -kıskançlık ve açgözlülük etrafında- gelişen, "iyi" ve "kötü" neticeleri hep sorgulamaz mı?


İşte bu sorunun cevabını daha iyi anlayabilmek için şöylece etrafımıza bakmak yeterli olacaktır... Çemberi küçükten büyüğe (bireysel, toplumsal ve ülkesel anlamda) doğru genişletebiliriz... Yıkımlar, savaşlar, bedel ödemeler, hesaplaşmalar, kısır çekişmeler ve işlenen suçlar...

İnsanlık var olduğundan bu yana bu iki kavram, hep kendini gösterdi. Ve bu kavramlar üzerinden insan, ahlâkını ve vicdanını hem geliştirdi, hem de sorguladı.

Toplumsal ahlâki kavramların arasında, bu unsurları da aramak gerekmez mi?

Zira toplayın bakın; bu olgularla birlikte birçok kötülükler meydana gelir... Ve bir o kadar da, karşısında iyilik ve güzelliklerin oluşmasına sebebiyettir aslında.

Şimdilerde insanlık bu kavramların esareti altında can çekişiyor...


İnsanlık doğası gereği kendi bünyesinde oluşturup, barındırdığı; ama aynı zamanda da çoğu zaman ıslah edemediği bu duyguların cezasını hem çekiyor, hem de çektiriyor...

Ve yine insanlık, insanlığın bu duygularla başedecek diğer güzel yanlarının galip gelmesi için bir çıkış kapısı bulacağı günleri bekliyor...

Çünkü bu, insanlığın temel anlamda varoluş mücadelesidir!

Kıssadan hisse diyerek;

" Açgözlü ile Kıskanç

İki komşu, Jupiter'in huzuruna çıkarak ondan gönüllerindeki dileklerini yerine getirmesi için ricada bulundular. Bu komşulardan bir tanesi açgözlülükten, diğeri ise, kıskançlıktan ölmek üzereydi.

Jupiter, bu kötü hisleri için, onları cezalandırmak istedi ve kendilerine, her arzu ettiklerine sahip olacaklarını bildirdi. Ancak, şöyle ki: Her ikisinin dileği derhal yerine gelecek fakat komşusu, kendi dileğinin iki misline sahip olacaktı.

Açgözlü adam, derhal bir oda dolusu altın diledi. Daha dileyeli çok kısa zaman olmasına rağmen kendisini çok kötü hissetmeğe başladı, çünkü komşusu o kıymetli madenden tam iki odaya sahipti.Derken sıra, kıskanç adama geldi. Hele o, komşusunun, dünyanın nimetlerinden faydalanmasına asla razı değildi.

Bu sebeple, onu iki gözünden de edebilmesi için kendi gözlerinden birinin kör olmasını diledi."


Bilmem... Bu kısa hikayeden herkes kendi payına bir ders çıkarabilir mi acaba?

Sevgi ve saygılarımla!


1 yorum:

  1. Evvela yazınızdan ötürü sizi tebrik eder ve Türkiyenin bugün ki vaziyeti karşısında sizi idrak acılarınin en büyüğü ile bir ızdırap paydaşligi içerisinde selamlarim.

    Başımıza gelen bütün felaketler bütün belalar İslam hakikatini elden çıkarmış olmamızdan ve kurtuluş çaremizı ıslami çöpe atmak olarak görmemizden gelmektedir. İslami hayatımızın merkezine yerlestirmedıkce başımıza gelen felaketlerin bitmesini beklemek ve bu durum karşısında bir aksiyon göstermemek insanın kendi evini yakması gibi birşeydir.

    Şunuda unutmamak gerekir mana yönü ile açlığımizi dindirirken madde yönünden gerekli hamleleri gerçekleştirmez isek Atamızin gösterdiği muasır medeniyetler seviyesine erişemeyiz.

    Not:blogunuzu takip listeme alacağım. Sağ tarafta düşünüyorum o halde varım felsefesini yerleştirmişsiniz. Benim felsefemde pek farklı değil. "Yazıyorum o halde varım."
    bloguma ziyaretlerimizi beklerim...

    YanıtlayınSil