16 Şubat 2011 Çarşamba

Ayşe ARAL, Bu Yaptığın da Ne Oluyor?
















Gazete köşe yazılarına bakarken, gözüme ilişen Ayşe ARAL'ın yazısı oldu. Zira başlığı oldukça dikkat çekiciydi... "Kızımın ilk sevgililer günü" Hürriyet Gazetesi 15 Şubat 2011.


Valla bu yazıyı okuma ihtiyacı hissettim. Zira eğitimci kimliğim beni buna zorladı işte.


Neyse ne diyor, yazısında Ayşe ARAL; özet olarak 17 yaşındaki kızının sevgilisiyle beraber "sevgililer günü"ne hazırlığı!.. Üstelik kızının giyiminden, makyajından, saçından her bir şeyine kadar; tüm hazırlıklarıyla beraber yemeğin organizasyonuna varıncaya dek anne ilgileniyor. Yani Ayşe ARAL tarafından. Tamam bunlar ilk anda kulağa hoş gelebilir... Ama bakınız bir de madalyonun öteki yüzü var. O da, bizim toplum olarak yaşam anlayışımıza o kadar ters bir anlayış ki!..


İşte bu anlamda bir eğitimci olarak konuya değinmeden geçemedim. Zira çocuklarımızla karşı karşıya kaldığımız sıkıntıların en önemli noktası olarak görüyorum.


"Nedir o?" derseniz, mesela 17 yaşındaki bir çocuğun eğitim ve okul yaşamı bir kenara itilerek, pembe yaşamın ön plana geçmesi gibi... Çocuk yaşta bir öğrencinin sevgilisi ile bir yemeği annesi tarafından bir bir organize edip, onu detay detay hazırlaması; bundan sonrasındaki gelişmelerin de baş sorumlusu olmayacak mıdır?


O çocuk, bundan sonra hangi okumayı, hangi eğitimi, ne seviyede götürebilecektir acaba? Deniliyor ki efendim, bu yaklaşım, çocuğuma "arkadaş" gibi yaklaşıp, öyle davranmak "modern anne" rolünü en iyi şekilde üstlenmek anlamı taşıyor...


Şüphesiz ki bu yaklaşımlar, birileri tarafından örnek gösterilerek tüm topluma yayılmak istenmektedir...


Sen özelsin, sen inanılmazsın ve sen çok değerlisin. Hayallerinden asla vazgeçme. Yeterki kendini sev, yeterki kendine inan... Bak o zaman her bir şey ayaklarının altında olacaktır...

İşte günümüz anne ve babalarının, eğitimcilerinin çocuklarımıza dayattığı ve beynine işlediği yaygın "modern kültür" bunlardan ibaret.


Bu dayatmalar neticesinde ortaya çıkan şu ki; kendini her şeyin üzerinde tutan, kendini beğenen, yüksek özgüven, dahası bencil bir nesil diyelim. Öte yandan bu durum aynı zamanda da bu içi boş inanç yüzünden büyük beklentilerle hayatın öteki yüzü olan acı gerçekleri karşısında tam anlamıyla zorlanan, kendi ayakları üzerinde duramayan kaygı ve depresyona sürüklenen bir nesil.

İşte Ayşe ARAL'ın yazısında da gördüğüm şey de bunun bir parçası...


Ve bu yazıya konu edilen davranışın da kesinlikle yanlış olduğunu eğitimci gözüyle buradan bir kez daha haykırmak istiyorum. Yok böyle bir şey... Zira anne, anne olarak yerini korumak zorunda! Baba da, baba olarak! Çocuk, bu kavramların ne demek olduğunu bu yaklaşım -Ayşe ARAL'ın- tarzıyla değil de, kendisini yetiştiren kutsal bir görevin temsilcisi olarak hayata hazırlamayı canı pahasına üstlenmiş, şefkatli bir büyük gibi algılayarak yaşamalıdır!

Öte yandan, bu kültürün bir parçası haline gelen aşırı özgüven duygusu ne yazık ki gerçek anlamdan uzak, başarıyla ve lüks yaşam anlayışıyla eşdeğer kılındı. Yani çocukların beynine kazınan "sen değerlisin", "sen özelsin" güdülemesi hep ön planda tutuldu.

Bu şekilde yetiştirilen çocuklarımız bugün dünyanın kendi çevresinde döndüğüne inanıyor. Tüketimin ve gösterişin hat safhada olduğu bu dönemde onların her türlü şeyi yaşaması mübah sayılır hale geldi...

Şimdi burada 17 yaşındaki bir ergenin sevgilisi ile baş başa yemek yemesi de ne oluyor? Bizim sağlam saydığımız geleneğimizde böyle bir şey var mı? Bırakınız var saymayı, düşünmek bile ayıp değil midir?..


E kızım istedi ya.. Tamam hemen olsun!.. Bunun getirisi nedir, ne değildir, hiç sorgulanmıyor bile!

Sanki masal alemi... Canın ne istiyor, tamam sen yeter ki söyle.. Bir dedğin iki olmaz!

E o zaman okul ve eğitimle uğraşması gerekirken, bu sayede çocuklarımıza cinsel yaşam da kaçınılmaz mübah (!) oluyor artık...


Peki bunun sonu nereye varır?

Tabii ki de yozlaşmaya...

Bırak modern yaşamı bunun sonu depresyona...

Niye mi?

Hayatta umudun tavan yaptığı, gösterişin hat safhaya ulaştığı, şişirilmiş bir özgüvenin oluştuğu, kendini öne çıkarma derdine düşen bir neslin dürüstlükten uzak hep "ben merkezli" yaklaşımları kendilerini nereye taşıyacağını ortaya koyacağı kesin...


Sayın Ayşe ARAL, senin bu yaşam tarzın olabilir, eyvallah!..

Ama kızının ilkleri ve ne yaptığı bizi, yani toplumu hiç mi hiç enterese etmiyor!!!

Bunu bilerek yazılarınızı yazmanızı öncelikle tavsiye ederiz; bu bir!

Ve bana, kimse bunun masumane bir akşam yemeği olduğundan sakın ola bahsetmesin! Zira ortada bir "sevgili" var; bu iki!

Yine bu durumun yetişkinlere ait; özel ve mahremiyet taşıyan bir durum olduğunun altını kalınca çizmek isterim; bu üç!

Ayrıca bu yazıyı yayına koyan sayın yetkiliyle birlikte, Ayşe ARAL'ı da şiddetle kınarken sormak istediğim önemli bir soru da,

Bu yazıyla topluma verilmek istenen mesaj nedir? Bu da dört!

Sevgi ve saygılarımla!



3 yorum:

  1. Sizin de dediğiniz gibi anne anne olmalı, baba da baba. Herkesin rolünü güzelce oynaması gerekiyor. Bırakalım da çocukların arkadaşları kendi yaşıtlarından olsun.

    Bu yüzden de anne-babanın pek değeri kalmıyor toplumumuzda. Arkadaşları gibi gördüklerinden ne hürmet kaldı ne de saygı. Halbuki anne-baba, Allah katında duası kabul olunan, bizim için çok hürmet edilmesi gereken varlıklar değil miydi?

    YanıtlayınSil
  2. Saçma. Bir eğitimciden bunları duymak daha da saçma. Ya da değil!

    YanıtlayınSil
  3. Saçma. Bir eğitimciden bunları duymak daha da saçma. Ya da değil!

    YanıtlayınSil