13 Mayıs 2011 Cuma

N'ooldu?








"Birbirimize sürekli gerçeği söyleyeceğiz. Felaket veya mutluluk getirsin, iyi veya kötü olsun daima gerçekten ayrılmayacağız." ATATÜRK



"Yüksek Sadakat elendi. Eurovision 2011 yarı final gösterilerinin ardından yapılan puanlama ile Türkiye -Yüksek Sadakat Grubu- finallere kalamadan elendi."

Anlayacağımız;

"Yüksek Sadakat", dürülüp bükülerek derdest edilip fırlatıldı...

N'oldu?


Hani kendi dilimizi bir kenara itip, İngilizce hayranlığı ile yanıp tutuşuyorduk; sonuç bizi nereye getirdi?


Hiç şüphe duyulmasın... Bizi hizaya getirdiler! Ardından da "ne yaparsanız yapın, yeriniz belli" dediler, iyi mi?


Hâl böyleyken geldiğimiz nokta: Önce Türkçe sözle şarkı söyleme yerine İngilizce ile söylemenin telkinleri yapıldı... Böylelikle bir defa bu yol açıldı... Ve ardından devamı geldi...


Dikkât ederseniz, bu yıl İngilizce ile yarışmaya katılma kararı üzerinde kimse durmadı, sanki "normal"miş gibi... Oysa bu "normal" olmayan durum, birkaç sene önce toplumda infial yaratmıştı... Ama olsun yine de günlerce kamuoyu nabzı tutularak, insanları yavaş yavaş alıştırdılar.

Ve nihayet büyük tartışmalarla bir ilke imza atıldı... Sertap ERENER'in İngilizce ile katılımı gerçekleştirildi... Ardından bir daha, bir daha derken... Anormal durum, bir de baktık ki... "normal"leştirilir gibi bizlere sunuldu.

E bundan sonra n'oldu?

Şu oldu; kimliksiz (!), kişiliksiz (!) bir milletmişiz "gibi" bir takım kendini entel-dantel görenlerin şarlatanlıklarıyla taklit peşinde kültürümüzden, dilimizden yoksun bir edayla, uluslararası meydanlarda boy gösterdik...

E adamlar haklı!!!

Gerçeği dururken "taklit"e niye paye versinler ki?

Nitekim de öyle oldu!!! Bizi finale bile sokmadan kapı dışarı ettiler!!!

Peki, "dün niye böyle olmadı?" derseniz... Önceleri kabullendirme aşamasıydı! Şimdi artık durum değişti...

Gözümüz aydın olsun...


Taklit, her zaman için gerçeği kıymetlendirirmiş...

Kimbilir, belki bir başka baharda şansımızı deneriz... Tabii bu defa, yeni yeni "buluş"larla "rüya"larımızı gerçekleştirme olanağı yakalayacağımızı (!) da unutmadan... İşte o vakit vereceğimiz yepyeni tavizlerle belki muradımıza (!) ereriz...


Öte yandan bir ara yarışmaya gözüm ilişti... Şarkıcı topluluklardan birisi "viking" şapkası taşıyordu. Sakın ne var bunda demeyin, çünkü haklısınız; zira insanlar, millet olarak kendi kültürlerini tanıtmak için -tabii biz hariç- oraya çıkıyorlar... Doğal olarak da "viking" soyundan geldiklerini, gelenek ve kültürlerini yaşatarak gururla teşhir ediyorlar...


E ahali bunu yaparken biz ne yaptık?


Biz; biz olmaktan utandık, sıkıldık, ezildik... Hatta köklü ve zengin dilimizi bile saklar olduk! İlla da tutturduk; "bak biz de sizin gibiyiz!!! Sizin gibi İngilizce söylüyoruz... Bakmayın kendi (!) vatandaşlarımıza!!! Onlar bizim burada ne söylediğimizi anlamasa da... Varsın olsun; siz anlıyorsunuz ya..."


E hadi bakalım... Şimdi biz de buradan soralım o kendini bilmez entel-dantel aymazlara:

N'ooldu?!

Üç kıtaya hükmetmiş koskocaman köklü bir milleti, bu rezilliğin altında bırakarak nereye vardınız?

...

Sevgi ve saygılarımla!

Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (S.A.V.)

1 yorum:

  1. birinci de olsak yorumunuz haksız olmazdı

    YanıtlaSil