20 Kasım 2013 Çarşamba

Son Sumer Kraliçemiz Muazzez İlmiye ÇIĞ ile Söyleşi'm -2- Hitlerin Katlettiği Yahudiler...







*Sumer kültürü  Mezopotamya'da mı başlar?


Fin Etimoloji profesörü (D), Ural-Altay (URAL), Japon (J) ve And (AN) dillerinden topladığı, tamamen aynı olan 1000 kelime köküne DURALJAN dili adını vermiştir. Daha sonra İranlı Etimoloji profesörü ile birlikte yazdıkları bir kitapta, Finceden, Tamilceden de eklenen yeni köklerle Sumerce kökler karşılaştırılmış ve 472 Sumer kelime kökünün bunlara uyduğu ortaya çıkarılmıştır.
Buna göre Sumercenin kökleri en az MÖ 7000'lere gitmiş oluyor. Ayrıca Sumerlilerin vatanının da Asya topraklarında olması gerekiyor. Biz Sumerceyi yazılı kaynak olarak en eski 5300 yıl önceye kadar götürebiliyoruz. bu araştırmada diğer bir ilginç sonuç da, bu kök kelimelerin arasında hayvancılığa, tarıma, tekstile, kilden kapkacağa ve madenciliğe ait kelimelerin bulunması. Yalnız astronomi ve matematikle ilgili kelime yok. Bu da Sumerlilerin Asya'dan Mezopotamya'ya gelirken bütün bu bilgilerle donanmış olduklarını gösterir. Geldikten sonra ancak astronomi ve matematik buldukları söyleniyor. Bunları Mezopotamya'da geliştiriyorlar.

*Tıp'la ilgileri var mı?

Var tabii. Bitkilerden ve madensel kaynaklardan, her şeyden yararlanmışlardır. Bir de birayı bulmuşlar. Ve bu da çok mühim. Onlar su yerine bira içiyorlardı. Ve bunları da kadınlar buldu. Eğlence olarak da içiyorlar. Sumer'de işin garibi, birahaneleri kadınlar idare ediyorlar sonunda da kızlarına miras bırakıyorlardı.
(Resimler bunu gösteriyorlar.) Bir tarafta çömlek içinde bira içiyorlar, diğer tarafta sohbet ediyorlar...



*Sumerliler ile Türklerin dili, adetleri, efsaneleri, bayramları, kültürleri ve ayinleri arasındaki bağlantıları konuşmaya kaldığımız yerden devam ediyoruz


Sumer belgelerinin ilk okunuşundan itibaren Sumerce'nin Ural-Altay dillerine benzediği sonucuna varıldığını söyleyebiliriz. Daha sonra aynı anlam ve fonetikte olan Sumerce ve Türkçe kelimeler karşılaştırılmıştır. Bu da yeterli görülmeyerek konulara göre karşılaştırmalar istenmiş ve son çalışmalarda bu da yapılarak Türk dili ile Sumerce arasında büyük bir yakınlık olduğu ortaya çıkarılmıştır. Hatta bazı kelimelerin zamanımıza kadar ulaştığı görülmüştür.

Mesela,

Sumerce  - Türkçe  - Açıklaması
me              men       ben
ze               ze          sen
mara           bana      bana
zara            sana       sana
mae            menim    benim
diri             canlı       canlı, hareketli

Bu küçük liste bize, Sumercenin bugünkü Türkçeye bile ne kadar yakın olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla bunlarda  Batı'nın Sumercenin yaşayan veya ölü dillerin hiçbirine benzemediği savını çürütmektedir. 

Bilim insanları da Türk dilinin çok sağlam, kolay kaybolmayan bir dil olduğunu kabul etmektedirler. Bu bilim insanlarının çalışmalarına dayanarak Sumer dilinin Türk dili veya Türk dilinin bir dalı olduğunu on bin yıl önceye kadar gittiğini korkusuzca söyleyebiliriz.

Son yapılan arkeolojik buluntularda, yer adlarında, efsanelerde, destanlarda da Orta Asya, özellikle Türkmenistan'daki buluntular ile Sumer kültürü arasında pek çok benzerlikler, bağlantılar bulunduğu ortaya konulmuştur.

Bazı yazarlarımız, hiçbir kanıt ortaya koymadan Sumerlilerin Türk olduklarını söylüyor ve yazıyorlar. Halbuki daha o zamanlarda, bir yabancı bilim insanı Atatürk'e "Sumerliler Türk'tür" dediğinde, O, "kanıtlayın" karşılığını vermiştir.

Öte yandan Batılılar da kendi kültürlerinin Yunanlılara dayandığını bütün kitaplarında yazmışlar. Birden Sumer kültürünün onlardan önce olduğu ortaya çıkıyor ve yapılan çalışmalarda, Yunan kültürünün Sumerliler ile köken bakımından bir bağlantısının bulamadığı görülüyor. Bunun üzerine Sumerlilerin Türkler ile bağlantılarını aramaya gerek duymuyorlar.



*Sayın Hocam belki konu dışı olacak ama, konu Türkler olunca, Arthur Koestler'in 13. Kabile kitabında, Hazar Türklerinin Yahudiliği seçtikleri yazıyordu.  Buradan yola çıkarak,  Hitlerin katlettiği yahudiler, Hazar  Türkleri olabilir mi?

Evet, hemen hemen. Bende öyle diyorum. Çünkü o Türkler Avrupa'ya yayıldı.  Hazar Türkleri Yahudiliği kabul etti. Sonra Vikingler geldi. O Türkleri dağıttı. İşte o Türkler Avrupa'ya doğru göç etti. Avrupa'nın Yahudilerinin hepsi, büyük çoğunluğu bence Türk'tü! 

Bir defasında Amerika'da bir lokantadayım. Lokantanın  adı, "BALABAN"dı... Konuştuk... Soyadının anlamını biliyor musun, dediğimde, adam şaşırarak "bilmiyorum" dedi... Anlamı "büyük" dedim. Şimdi bilmiyorum...  adam belki Hıristiyan da olabilir. Ama Türkler her yere dağılmışlar.. Kimi Budist olmuş, kimi Hıristiyan...




*Çam ağacı ve çam süslemenin Batı ve Hıristiyanlık adeti olduğunu düşünerek öteden beri bu geleneğin karşısında duruyor ve bu düşüncemi savunuyordum. Taa ki, sizin  konu üzerindeki açıklamalarınıza kadar...

"Çam Bayramı" Türklere ait diyorsunuz, bu doğru mu?


Bana gönderilen bir e-posta ile araştırmaya başladım. Ben bunu yazdığımda bizim profesörler benimle alay ettiler, vay "Türklerde çam ne gezer?" diye. Halbuki çam Türklerde çok kutsalmış. Çamın dalları yukarıya doğru ya.. Tanrıya dua ediyor sanıyor, Tanrı ağacı olarak  görüyorlarmış. Bilhassa Akçam diye bir çam varmış. O ancak Orta Asya'da yetişiyormuş. Filistin'de bu ağacı bilmezlermiş.

Şimdi, bu gece ile gündüz, geceler kısalıp, gündüz uzamaya başladığı zaman için, Güneş daha çok insanlara görünecek, daha çok ısıtacak diye  Türklerde Güneş'e büyük saygı var.  Güneş saygısı... 21 Aralık'da geceler kısalmaya başlayacak, günler uzamaya. Bundan sonra yani 21-24 Aralık günleri güneş daha çok insanlara görünecek diye, Türkler çam alıyorlar. Küçük çamları eve getirip, o sene için Tanrıya dua ediyorlar... Ertesi sene isteyecekleri şeyler için  ağaca bez bağlıyorlar ve bize güzel bir sene geçirtti diye, ağacın altına Tanrı'ya hediyeler koyuyorlar...

Ondan sonra da bütün aile, fertler toplanıyor, büyük bayram yapılıyor, eğlenceler yapıyorlar.  Halkalar halinde dönerek dans ediyorlar. Halkalar güneşi temsil ediyor.

İşte bu güneşin zaferini, yeniden doğuşunu, Türkler büyük şenliklerle "akçam" ağacı altında kutluyorlar. Güneşin yeniden doğuşu, bir yeni doğum olarak algılanıyor.

Aslında bizim namazımız bile güneşle olmuyor mu? Sabah güneş doğarken, akşam güneş batarken.. Kızılderililer, sabah güneş doğarken hepsi yere secde ederlermiş. Güneşin doğmasın beklerlermiş.

Diyeceğim, bu adet aslında Türklerle  Hunlarla Avrupa'ya gidiyor. Avrupa'da bu adet devam ediyor.  Ne zaman ki 325 yılında İzmit'de konsül toplandı. Hıristiyanlığın birçok İncil yazıldığı dönemde, dediler ki bu kadar İncil olmaz, bunu kısaltmak gerek. Çam bayramı için, "bu bayram ilkel insanların bayramı ama, biz de zaten İsa'yı bizi aydınlattı diye,  yeniden doğuyor diye düşünüyoruz", binaenalyh bunu ona  yamayalım.. derken bizim elimizden bu bayramı alıyorlar...

*O halde Çam ağacı ve altına hediye koyma çok eski bir Türk geleneği olduğu bir gerçek. Ama bunun İsa'nın doğumu ile hiçbir ilgisi yok. sadece "Doğum, güneşin yeniden doğuşu" olarak kutlanıyor ve anılıyor diyebiliriz, öyle mi?

Evet.

Çok enteresan bir bilgi aldım. Bana verilen bu bilgiye göre, Bafa Gölü'nün etrafında "bizim tarafta çam'a çok önem veriliyor" denildi. O yörede düğünlerde çam götürülüyormuş. Yani farkında bile olunmadan günümüz Anadolu'da "çam bayramı" adeti bilinçsiz  olarak devam ediyormuş. Daha sonra duydum ki bu adet, Doğu Anadolu yöresinde de devam ediyormuş.

Ancak Çam ağacı süslemenin eski bir Türk geleneği olduğu gerçeği var. İsa'nın doğumu ile hiç ilgisi yok.





* Hıdrellez Hakkında bilgi verir misiniz?


Anadolu'da yeniden doğuş Hıdrellez Bayramı

Anadolu'da halk, 6 Mayıs'ta yiyecekleriyle kırlara giderek Hıdrellez bayramını kutlar. Bu konuda çeşitli söylentiler var. Hıdrellez, Hızır ve İlyas adlarının birleşmesinden türetilmiş. Hızır-Hıdır hayat suyu içerek ebedi hayatı bulmuş bir kimse. Tanrı tarafından Müslümanlığı korumakla görevlendirilmiş. o istedi zaman, beklenmeyen bir zamanda insanlara yardım eden bir varlık. o geldiği yere bolluk ve bereket getiriyor. Etraf yeşilleniyor, ürün bol oluyor, hayvanlar çoğalıyor, cinsellik güçleniyor. İlyas onun kardeşi veya yakın arkadaşı. Her ikisi de ölümsüzlük kazanmış peygamberler. Hızır karaların, İlyas denizlerin koruyucusu.

İnanışa göre onlar senede yalnızca bir kez, 6 Mayıs'ta birleşiyorlar. Bu birleşme ile ortalığa büyük bolluk, bereket geliyor. Halk da bu birleşmenin sevincini, kırlarda çeşitli eğlencelerle kutluyorlar. Bazı yörelerde bu eğlenceler bir yatır, bir türbe civarında veya mezarlık yakınında yapılıyor. Bazı yörelerde o gece insanlar, gül dibine, gelecek yıl için istediklerini bildiren simgeler koyuyorlar. Evlenmek isteyen kızlar bir çömlek içine yüzüklerini koyarak gül dibine bırakıyorlar. Sevgililer de o gece, gökyüzüne bakarak iki yıldızın birleşmesini bekliyorlar. Eğer iki yıldız birleşirse, onlar da kavuşacaklarına inanıyorlar. (Yaşar Kemal'in Ağrı Dağı Efsanesi)

Bu öykü de Sumer'in yeniden canlanma, bereket kültürünün bir devamı. Şenliklerin türbe, yatır ve mezarlıkta yapılması, Dumuzi'nin yeraltından çıkmasının, Hızır ve İlyas'ın birleşmesi, Dumuzi ile İnanna'nın birleşmesinin, bu birleşmeden doğan bolluk ve yapılan eğlenceler, kutsal evlenme törenlerinin bir devamını göstermektedir.

İranlı bir yüksek mimar kendi bulunduğu şehrinde bu bayrama "Hıdır Nabi" bayramı denildiğini aktarıyor. Bu günde kadınlar gözlerine sürme çeker., süslenirlermiş. İnançlarına göre Hıdır Nabi gelip onları görürmüş. O gün Gavut denilen doğumlarda yapılan bir yemek yapılırmış. Kadınlar bu yemekte Hıdır Nabi'yle birlikte olduklarına inanırlarmış.

İranlı Mimar, Hıdır Nabi'nin yer altından çıkan Dumuzi'ye; doğum yemeğinin Dumuzi'nin yeniden doğuşunu, kadınların Hıdır Nabi ile hayalen birleşmesinin ise İnanna ile Dumuzi'nin birleşmesini simgelediğini ifade ediyor ki, çok doğru.

Bu bayram, Anglosaksonlar arasında ilkbahar tanrıçası Estor bayramı olarak kutsanmış. . Sumer bereket kültürünün burada da sürdüğünü görüyoruz. Saksonlarda bu tanrıçanın simgesi tavşan. Tavşan kutsal sayıldığı için bazı çevrelerde hâlâ eti yenmiyor. 325'te İznik'te toplanan konsülde Hıristiyan olan halklar tarafından da sürdürülen Asya'dan gelen Türklerin bu geleneğini, değiştirerek, "İsa'nın yer altından çıkması" biçimine dönüştürülmüş. Easter/Ostern Bayramıolarak adlandırılan bu gün, boyalı yumurtalarla kutlanmaya başlanmış. Dumuzi adı da takvimimize "Temmuz" olarak geçmiş.



Nevruz da bu.. Bugün Kürtler için mitoloji yazmışlar. Onu okudum bütünüyle Sumerleri yazmışlar.

*Sumerlerin Türklerle bağlantısı nelerdir?


Orta Asya halkının Tufan ve daha sonra yaşanan kuraklık yüzünden çeşitli yönlere doğru dağıldığını ve Türklerin dillerinin bu dağılmadan dolayı değiştiğini de Sumerliler yazmışlar.

Hangi dil, aynı kökten gelmiş olduğu halde çeşitli yönlere dağılmış, Türklerin dili gibi ayrılık gösteriyor?

Aynı konu Tevrat'a geçmiş (Tekvin 11:1-9) ve "bütün dünyanın sözü bir, dili birdi" denilmiştir.

Sumerliler ile Türkler arasında kültürel bağlantılar var. Ben bu bağlantıları buldum. Ki bu çok önemli. Yani kültür bağlantısı istiyorlardı. O sebeple ben, o kültür bağlantılarını buldum.

Dil bağlantısı var tabii. Yani birçok kelimeler Türkçe kelimelerle çok uyuyor.

Bazı Sumerce kelimelerin köklerini Anadolu Türkçesinde, hatta Arapçada buluyoruz. Bunun nedeni, bana Sumerce üzerine yaptığı çalışmaları gönderen İran'ın Azerbaycan kısmında oturan bir beyefendiden gelen bir yazısında;

"Batı dilcileri, her dilin 1000 yılda sözcüklerinden yüzde 20'sini yitirdiğini söylüyorlar., halbuki eklemli  diller, kurallı olduğundan, çok daha az değişiklik oluyor. Bunun için 5000 yıl sonra bile Sumer Türk dili bağlantılarını bulabiliyoruz. Kökler kolay kolay değişmiyor. Diğer dillerde ise eklemlerle birlikte kökler de değişiyor.

Bir Sumerce kelimenin Anadolu'da ne şekillerde dolaştığını görmek insana heyecan veriyor.

Size çok enteresan bir şey söyleyeyim:

Bir gün bir hanımdan bir e-posta aldım. Sümerce bir tek kelime bulmuş. "aptal" anlamına gelen. Bu kelimeyi Anadolu dışındaki Türk devletlerine ait sözlüklerden araştırmış. Ona benzer bir kelime bulamamış, buna karşılık Anadolu'ya ait sözlükten, aynı kelimenin biraz farklarla, Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde aynı anlamda yaşadığını görmüş. Bunu bana yazdı, gönderdi. Mesela,

Sag.du nu.tuku=Aklı başında olmayn, abdal, sersem, kafasız (Sumerce)

Sa.di.na= Ahmak, bunak, akılsız (Burdur)

Sa.da.na= Yaşlı (Kayseri)

Sa.da.na= Öfkeli kimse (Kozan, Adana)

Sa.da.na= İnatçı kimse (Konya)

Sa.da.na= Ölçüleri uyumsuz, çok uzun boylu (Kırşehir)

Sa.da.na= Bunak, ahmak Çorum, Elazığ)

Sa.di.ke= Bunak, ahmak, akılsız (Kastamonu çevresi),

Sa.da= Akılsız (Elaziz)

Se.de.rek= Ahmak, bunak, akılsız (Amasya)

Se.dere.me.ki= Akılsız, bunak (Balıkesir, Edremit)

Se.de.reyh= Akılsız Sarıkamış, Kars)

Bir Sumer kelimesi binlerce yıldan beri ölmemiş, Anadolu'da hâlâ yaşıyor. Bu kelime bile Türklerin Anadolu'da ne kadar uzun yıllardan beri bulunduğunun bir kanıtı sayılır!




Ben şimdi destanlarda, efsanelerde ve inançlarda birçok bağlantı buldum. Yani kültür bağlantısı istiyorlardı, ben o kültür bağlantılarını buldum. Ki bu çok önemli.

*Masallarda da var mı?

Masalları pek ele almadım. Ama bana İran'dan aldığım yardımla...  Mesela çok ilginç,
Sumer efsanesi var.

Efsane şöyle:

Sumer aşk tanrıçası İnanna, bir gün yeraltı tanrıçası kız kardeşini ziyaret etmek ister. Ancak yer altına gidenin oradan bir daha çıkarılmadığını bilmektedir. . Kendisi bir tanrıça olduğundan ona bu kuralın uygulanmayacağını düşünse de gitmeden önce yine de vezirine, "Şayet ben üç gün içinde  gelmeyecek olursam, beni kurtarmaları için tanrılara söyle" diyor. Gerçekten tanrıça yer altına gidince kardeşi "buraya gelenin bir daha çıkamayacağını bilmiyor musun?"diyerek onu cesede çeviriyor. Böylece ölüyor ve yeryüzüne çıkamıyor. Vezir tanrılara gidior yalvarsa da onu dinlemiyor, tanrılar. Ancak vezirle bilgelik tanrısı ilgileniyor. ve Kurgarra ve Kalaturra adlı iki cin görevlendiriyor. Kurgarra'ya hayat ekmeğini, Kalaturra'ya hayat suyunu vererek yer altına gönderiyor. Cinler ellerindekileri tanrıçanın üzerine koyuyor ve böylece tanrıça canlanıyor, yaşam bularak yeryüzüne çıkıyor.

Türklerde qargarra adında insanlara yaşam sağladığına inanılan bir ağaç var. Bir kişi, herhangi bir isteği yerine gelince adak olarak bu ağacı dikiyor bahçesine Ağaç büyüdüğü zaman, Muharrem ayına 10 gün kala bu ağacı kesiyor ve bir mescit veya kutsal bir yerin önüne getiriyor. İnsanlar ağacın üzerine abanıyorlar. Böylece hastalıklardan kurtulacaklarına, ömürlerinin uzayacağına inanıyorlar. Aslında bu ağacın kesilerek Hz. Ali'nin oğlu İmam Hüseyin'in yeniden hayat bulacağına inanılıyormuş. . Ağacın dallarına dilek bezleri bağlanıyor. Sonra derin bir çukur açılarak ağaç dikiliyor.. Zamanla ağaç orada kuruyor. Ayrıca hayat suyu denilen kaynaklarda varmış.

Kurgarra ve qargarra sözcükleri, neredeyse aynı fonetiğe sahipler. İki sözcük de yaşam veren anlamında. Bu çok kuvvetli bir bağlantı. Aynı kökten gelen insanların inançlarının değişerek sürdüğü, ama ana fikrin aynı kaldığı görülüyor.

*Diğer kültür bağlantıları:

*Aleviler Cem Ayini ile Gudea'nın Yeni Mabede Giriş Ayini benzerliğinden bahsediyorsunuz, bunu açabilir misiniz?

Alevilerin "Cem Ayininde"

Cem Ayini yapılacağı zaman, cem yapılacak yer iyice düzene sokulup temizleniyor. Sonra çeşitli yemekler, içecekler, tütsüler hazırlanıyor. Bu törene hizmet edecek 12 kişi seçiliyor. Sumerlerde de 12 kişinin görevli olması birbirine benziyor.
Lagaş şehrinin kralı Gudea, Tanrı için bir mabet (tanrı evi) yaptırıyor. Mabetin yapımıyla ilgili olarak gördüğü rüyaları, yapı başlamadan evvel yapılan temizliği, yapı malzemelerini, malzemelerin getirildiği yerleri ve yapı bittikten sonra yapılan törenleri bir kil üzerine yazdırtmış. Mabet'teki işler için atanan personel sayısı on iki.

Sumer töreni de cem töreninde olduğu gibi müzik eşliğinde yapılıyor ve zakir bağlama çalıyor. Sumer'de müzisyenler balag adlı bir müzik aleti çalıyorlar. Bağlama ve balag, fonetik olarak birbirine oldukça yakın.

Böylelikle iki kültür arasında binlerce yıllık zaman farkı olmasına karşın, bu kadar benzerlikleri bulunuyor.



*Sumer'de Tanrı Enki davulu ve Türklerin Şaman davulu

Sumerlerde büyü genellikle hastalıklar için yapılıyordu. Onlara göre hastalıklara vücuda giren, gözle görülmeyen yaratıklar neden oluyordu. Bunlara nam.tar deniyordu. Bu kelime aynı zamanda kader, alın yazısı demek. Sumerliler bu cinleri vücuttan atmak için çeşitli yöntemlere başvurmuşlardır. Bu yöntemlerin birinde, bir tür bitki suya konuyor. Hastanın yanında bu su yavaş yavaş akıtılırken davul çalmaya başlıyor. Böylece cinlerin vücuttan çıktığına inanılıyor. Bu Türklerin şaman davulunun işlevine benziyor.

Şaman davulu aynen Sumerde var. Şaman ruhu getiriyor, onları iyi etmeye çalışıyor... Sumerde de Tanrı insana bir ruh gelmesini sağlıyor, can veriyor, Bu işler yapılırken davul çalıyor. Ruhun canlanmasını sağlıyor davul.

Türklerde Şaman/kan davulu aracılığıyla da ruhun davul ile birleşmesi sağlanıyor. Sumerde de tanrı davul çalarak kilden yapılan insana tanrılardan ruh veriyor, hastalık cinlerini vücuttan atıyor.


Devamı var...


Sevgi ve saygılarımla!


Image"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

4 yorum:

  1. Merhabalar Tülay Gürdal.

    Gerçekten çok zevkli ve okuduğu zaman insana büyük keyif veren bir söyleşi olmuş. Bu arada bazı gerçeklerin de öğrendiğimiz gibi olmadığını öğreniyoruz. Ben bu söyleşileri okumaya tekrar tekrar geliyorum. Hani Kaynakça olur ya, bu söyleşiler benim için değerli bir kaynakçadır.

    Muazzez İlmiye Çığ hanımefendiye ve size çok teşekkür ederim, Tülay kardeşim.

    Selam ve dualarımla.

    YanıtlayınSil
  2. Merhabalar Tülay Gürdal.

    Başucu kitapları gibi, benim de aynı zamanda başucu filmlerim vardır. Bu filmlerden biri de "PİYANİST"tir. Filmin konusu İkinci Dünya Savaşı başlangıcında Almanların Polanya'yı işgali ve Polanya'daki Yahudilerin nasıl etnik bir şekilde yok edildiğini anlatan birçok ödül almış bir film.

    POlanya'daki Yahudilerin de Hazar Türkleri olabileceğini söylemek mümkün müdür acaba?

    Selam ve dualarımla.

    YanıtlayınSil
  3. Merhaba Recep Bey.. Polonya'daki yahudilerin Hazar Türk'ü olup olmadığı konusunda doğrusu net bir fikrim yok. Ancak sayın hocamızdan anladığım, evet olabilir. Saygılarımla

    YanıtlayınSil
  4. Merhabalar Tülay Öğretmenim.

    24 Kasım Öğretmenler Günü'nüzü kutlarım. Siz, elleri öpülesi öğretmenlerimizi sadece 24 Kasımlarda değil, bir ömür boyu hatırda ve gönüllerde ama hak edilen bir şekilde tutulması dileğimle birlikte saygılar sunarım.

    Selam ve dualarımla.

    YanıtlayınSil