11 Şubat 2014 Salı

Diyanet "Olmamalı"ymış!











Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin en önemli  kurumlarından birisidir Diyanet İşleri Başkanlığı. Zira bilinen bir gerçek var ki o da, ülkemizde ve bölgede  en kârlı işin "din tüccarlığı" olduğunu bilen açıkgözlerin önündeki en büyük engel Atatürk'ün kurduğu DİYANET'tir. Onun için de... bazı kesimlerce laik bir devletin bu anlamdaki böyle bir kurumun laikliğe aykırı olduğu görüşü "iddia" ediliyor. Oysa yokluğuyla, Batılı güçlerin de arzusu doğrultusunda  tam bir kargaşayla, din sömürüsünün gırla gideceği bir düzenin oluşacağı kesindir.

Hâl böyleyken... 

"Yeniçeriler"in devamı olduğunu kanıtlayan bazı "aydın" geçinen ve de Batıcı olduklarını aleni söyleyen  entellektüel "hoca" sınıfından insanlarımız var. Neydi bu "yeniçeriler"in malum durumu? İşte her yeniliğe ve her karara itiraz ederek, "istemezük!" diye kazan kaldırmaları...

Dolayısıyla... Kazanı ellerinden düşürmeyen bu insanlarımızın her fırsatta "istemezük!" demeleridir. 


Onlara göre, Türkiye laik bir ülke. O halde diyanet diye bir kurum olmaz ve olmamalıymış...


Aman efendim, meğer ne kadar da ilerici düşünen ama Batıcılığı kendine ilah sayan "çağdaş" "demokrat"larımız varmış, sormayın... Bunlarda laiklik tutkusu ne kadar derinmiş, Öyle ki, Atatürk'ü bile "gerici" ilan ettiler valla...

Kendilerini en önde ve çok Batıcı ilan edenlere bir sormak gerek;

Mesela Avrupa'da krallık gibi sözde sembolik bir monarşi durumu var. O halde "bu nasıl bir demokrasi?" diye sormazlar mı adama?!

Onlara gelince; "sembolik!", 

Bize gelince; "İstemezük!"

Bizim bölgedeki hassas konum ve durumumuz göz önüne alındığında,   "özel durum" denilen o ince ayar sayılmaz da neden "tukaka" ilan edilir?

Diyanet İşleri Başkanlığı, 

"4 mart 1924 tarihinde Mustafa Kemal Atatürk'ün emriyle 429 sayılı kanunla Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığı'na bağlı bir teşkilat olarak kurulmuştur.

Diyanet İşleri Başkanlığı, İslam dininin inançları, ibadet ve ahlâk esasları ile ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmekle görevlidir.

Türkiye Anayasasının 136. maddesinde; genel idare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı, laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasî görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışmayı ve bütünleşmeyi amaç edinerek, özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirir. hükmü yer almaktadır." ALINTIDIR


Diyanetin verdikleri dini bilgilerin pek çok kişi tarafından  fetva olarak algıladığı Türkiye'nin din kurumu olduğu bir gerçektir.

İslam Coğrafyası "din sömürüsü" altında can çekişirken, kan ve gözyaşına boğulurken...  Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin  ve Atatürk'ün  diyanet'ine bir örnek verelim:


"Söz konusu kurum televizyonda yaptığı "organ bağışı dini  açıdan günah sayılmaz hatta sevabı vardır şu ayette açıklanmıştır" açıklamasıyla organ bağışının yolunu açmıştır."



"Bu süreçte Mehmet Haberal bana müracaat ederek organ nakil işini birlikte bir televizyon programında konuşmayı teklif etti. Ben teklifi memnuniyetle kabul ettim

24.08.1983 Perşembe günü akşamı TRT televizyonunda birlikte gerçekleştirdiğimiz bir programda konuyu gündeme getirdik ve Din İşleri Yüksek Kurulu'nun ilgili kararı çerçevesinde halkı bilgilendirmeye çalıştık. Bu program bildiğim kadarıyla organ nakli konusunun dini açıdan televizyon ekranına ilk defa getirildiği bir programdı. 

Mehmet Haberal program sırasında bana organ nakli ile ilgili bağış kartını da uzatmış, ben de besmele ile bu kartı imzalayarak organlarımı bağışladığımı ifade etmiştim. Daha doğru bir ifade ile söylemek gerekirse, ölümümden sonra organlarımın başka hastaların tedavisinde izin verdiğimi açıklamıştım." 13. Diyanet İşleri Başkanı Dr. Tayyar ALTIKULAÇ, Zorlukları Aşarken sf: 421


Türkiye'de dinini anlayamayan bir çok insan bulunmakta ve inandıkları dini onlara doğru bir şekilde anlatmak için Diyanet İşleri Başkanlığı bulunmaktadır. Diyanet işleri hiçbir zaman açıklamalarını kurumsal olarak yapmaz açıklamalarını Kur'an ile özleştirir. Doğruluğunu kanıtlar. Tabi bu diyanet işlerinin gerçek amacı. Yoksa şimdilerde olduğu gibi "lades"i sorgulamak değil...



Öte yandan...

"Atatürk'ün cenaze namazının nerede kılıncağı bir dönem tartışma konusu olmuş. Türkiye'nin bu konudaki en büyük otoritesi, o tarihlerde, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi kelam ilmi ve İslam Felsefesi Ordinaryüs Profesörü Mehmet Şerafettin Yaltkaya'dır. Bu din aliminin fikrine müracaat edilir. Profesör Yaltkaya "cenaze namazlarının muhakkak camilerde kılınması yolunda kat'i ve dini bir kural olmadığını" bildirmekle beraber "kıdem ve makam selahiyeti açısından" bir kez de Diyanet İşleri Başkanlığı'nın görüşünün alınmasını önerir. Bunun üzerine, Profesör Yaltkaya'nın daha sonra yerine geçeceği Türkiye'nin ilk Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Rıfat Börekçi'nin fikri sorulur. "Atatürk'ün cenaze namazını camide kılmak zorunlu mudur?" Börekçi'nin verdiği cevap aynen şöyledir: "Cenaze namazları için esas olan bu namazın temiz bir yerde kılınması şartıdır. Atatürk bütün vatanı, düşman istilasından ve düşman çizmelerinden arındırarak tertemiz bir hale getirmiştir. Dolayısıyla o'nun cenaze namazı vatanın herhangi bir yerinde kılınabilir."
Bu görüş de alındıktan sonra Dolmabahçe Sarayı'nın muayene salonu hazırlanır. Ordinaryüs Profesör Mehmet Şerafettin Yaltkaya herhangi bir müslümanın namazını kıldırır gibi Atatürk'ün cenaze namazını bilinen biçimde kıldırır." ALINTIDIR


İşte Diyanet bunun için var...  Laikliğin gerçek anlamda yaşayabilmesi için. 

Diyeceğim; 

Diyanet İşleri Başkanlığı Türkiye'ye "özel"dir...  

Emperyalistlere ve onların maşası  "İstemezük!" diyenlere duyurulur!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

2 yorum:

  1. Merhabalar Tülay Öğretmenim.

    Din ve Devlet işlerinin birbirinden ayrılmak suretiyle ileride olabilecek tehlikeleri gördüğü için kurulması fikri Atatürk tarafından atılan ve 1924 yılında bir kanunla kurulmuş bulunan Diyanet İşleri Başkanlığı, ülkemizin din işleri ile ilgili hizmetlerini yürütmektedir.

    Diyanet İşleri Başkanlığı ülkemiz için olması gereken kurumlarımızdan biridir. Bu kurumu ortadan kaldırmak sizin de dediğiniz gibi emperyalistlerin işine yarayacaktır. Ancak, Diyanet İşleri Başkanlığı'nı siyasete alet ederek siyaset zemininde kullanmaya kalkışmak da çok büyük bir tehlikedir. Bu kurum, her ne kadar Başbakanlığa bağlıysa da fetvalarında bağımsız olmalı ve "lades"le uğraşmamalı. Böyle basit konularla uğraşması kurumun ciddiyetine ve özerkliğine halel getirir.

    Selam ve dualarımla.

    YanıtlayınSil
  2. Laiklik bu ülkenin olmazsa olmazıdır. Anayasanın amir hükmüdür. Bu bağlamda laikliğin önemi yadsınamaz. Din ve devlet işleri birbirinden ayrılmalıdır.
    Lakin ülkemizde var olan inanç anlayışlarına uygun hareket etmek de lazımdır. Diyanet işleri başkanlığı sadece dini konularda açıklama yapmalıdır.
    Recep Beyin de dediği gibi gereksiz konularla uğraşmamalıdır.

    YanıtlayınSil