TBMM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
TBMM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Mart 2018 Çarşamba

ATATÜRK Tişörtü TBMM'ye Alınmıyor, Öyle Mi?



20.nci yüzyılın gelmiş geçmiş en büyük devlet adamı unvanına lâyık görülen tek lider !.

"Türkiye’ye ayak basmamış ABD’li psikiyatr Prof. Dr. Arnold Ludwig, "In one of the most comprehensive and insightful studies of political leadership ever undertaken" King Of The Mountain adlı kitabında 20 yy’da dünyada ülke yönetmiş Kaddafi’den, Mao’ya Roosvelt’e, De Gaulle’den Nehru’ya, Churchill’den Hitler’e, Mussolini’den Mandela’ya, Stalin’den Nasır’a ve Arafat’a kadar tam 18 yıl boyunca 2 bin lideri incelemiş ve sonuç ne olmuş biliyor musunuz?

 377 adet belli başlı lider belirlemiş ve onlara 200 değişik kıstasa göre 1’den 31’e kadar puanlar vermiş.  PGS (political greatness scale) olarak tanımladığı bu sıralamada en çok Mao ve Roosvelt 30’ar puan almışken, Nehru 25, Churchill 22, Fidel Castro 23, Lenin 25, Kennedy 15 puan almışken, sadece bir lider 31 puan ve "visionary" sıfatıyla 20 yy’ın gelmiş geçmiş en büyük devlet adamı ünvanına layık görülmüş.

 377 belli başlı devlet adamı/lider tesbit etmiş ve onlara 200 kadar değişik değerlendirmeye göre, 1’den 31’e kadar puan vermiş.

 PGS (Political Greatness Scale) olarak tanımladığı bu sıralamada, örneğin; en çok Roosevelt ve Mao 30’ar puan almışken,

Nehru 25,

Churchill 22,


Golda Meir 12,


Fidel Castro 23,


Lenin 28,


Khomeini 23,


Ve Kennedy 15  puan almışlar.


Tek bir lider, 31 puanla ve "Visionary" sıfatıyla, 20.nci yüzyılın gelmiş geçmiş en büyük devlet adamı/lideri unvanına hakkıyla lâyık görülmüş.



O lider de; 

Mustafa Kemal ATATÜRK!"


Ve...

Dün utançla ve derin bir acıyla okuduğum habere göre; bir vatandaşımız, Atatürk kalpaklı fotoğraflı tişörtüyle Türk Meclis'ine alınmamış, iyi mi!
Dolayısıyla...

TBMM'yi kuran, Cumhuriyeti ilan eden Büyük ATATÜRK

Tüm dünyanın hayranlığına mazhar olmuş ve de Türk ulusunun gönlünde taht kurmuş Ata'mız, Yüce milletimizden cebren ve hile ile kaçırılıp neredeyse, "düşman" ilan ediliyor, öyle mi?

"Devletimizin banisi ve milletimizin fedakar sadık hadimi, insanlık idealinin aşık ve mümtaz siması, eşsiz kahraman ATATÜRK; 

Vatan sana minnettardır!" 


Ne mutlu Türk'üm diyene!




Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

19 Eylül 2017 Salı

Vatan Size Minettardır


Mustafa Kemal Paşa, Amasya Genelgesi’nin ilgililere duyurulmasının ardından, yapılacak olan kongreye katılmak üzere Erzurum’a geldi. Bu durumdan büyük rahatsızlık duyan İstanbul Hükümeti 8-9 Temmuz 1919 gecesi Mustafa Kemal’e telgrafla resmi memuriyetine son verildiğini bildirdi. Mustafa Kemal Paşa’da Harbiye Nezareti`ne ve Padişah`a, resmi vazifesiyle beraber askerlik mesleğinden istifa ettiğini bildiren bir telgraf gönderdi.

Erzurum ve Sivas Kongreleri ile birlikte Milli Mücadele büyük bir hız kazandı. 23 Nisan 1920’de ilk Büyük Millet Meclisi açıldı.

İzmir’i işgal eden Yunan kuvvetlerinin ilerlemesi 1921’de yapılan I. ve II. İnönü Muharebeleriyle durduruldu. Ancak Yunan kuvvetleri tekrar hazırlıklarını tamamlayıp 10 Temmuz 1921’de iki ayrı cepheden taarruza geçerek Türk ordusunu yok etmek istediler. Mustafa Kemal Paşa, 18 Temmuz 1921’de Batı Cephesi karargâhına gelerek durumu yakından inceledi. Taktik savunma yapmak amacıyla ordunun Sakarya’nın doğusuna çekilmesini uygun gördü. Böylece Türk ordusu, Yunan taarruzundan etkilenmeyecek ve savunma gücünü artırabilecek bir fırsat elde etmiş olacaktı. Son çare ve son tedbir olarak Mustafa Kemal Paşa’nın ordunun başına geçmesi gerektiği fikri ağırlık kazandı. Bunun üzerine Meclis, 5 Ağustos 1921’de Mustafa Kemal Paşa’ya, “Başkomutanlık” verdi.

Mustafa Kemal Paşa, 12 Ağustos 1921’de Polatlı’daki Cephe Karargâhına giderek ordunun başına geçti. 14 Ağustos sabahı ilerlemeye başlayan Yunanlılar 23 Ağustos’ta Sakarya ırmağının kıyısında Türk ordusu ile karşı karşıya geldiler. Yirmi iki gün, yirmi iki gece süren şiddetli çatışmaların ardından Yunan ordusu mağlup olarak geri çekilmeye başladı (13 Eylül 1921).

Savaşın kazanılmasının ardından, “Garp Cephesi Komutanı” İsmet (İnönü) Paşa ile Genelkurmay Başkanı Fevzi (Çakmak) Paşa, cepheden, “Edirne Mebusu İsmet ve Kozan Mebusu Fevzi” imzalarıyla Meclis`e 15 - 16 Eylül 1921’de gönderdikleri tarihi önergeyle, Mustafa Kemal’e “Mareşal” rütbesi ile “Gazi” unvanı tevcihini önerdiler.


Türkiye Büyük Millet Meclisi de 19 Eylül 1921 tarihinde yaptığı toplantıda Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’yı, Sakarya Savaşı’nda elde ettiği büyük başarıdan dolayı askeri rütbelerin en büyüğü olan “Mareşal” rütbesi ve “Gazi” unvanı ile onurlandırdı.

“Mareşal” rütbesi ve “Gazi” unvanı verilen Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Meclis’e şöyle teşekkür etti:

"... Kazanılan bu başarı, Yüksek Heyetinizin iradesiyle kuvvet bulan ordumuzun iradesi sayesinde, düşman ordusunun iradesinin kırılması suretiyle belirmiştir." ataturkdevrimleri.com

Bu vesileyle,  dünden bugüne vatanımızın dört bir yanında bağımsızlığımız uğruna canlarını veren şehitlerimizi ve başta GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ümüz olmak üzere tüm gazilerimizi minnet şükran ve rahmetle anarken, hayatta olan gazilerimizin GAZİLER GÜNÜ'nü kutlar ellerinden öperim.



Sevgi ve saygılarımla!

"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

23 Nisan 2014 Çarşamba

Dünyada Hiçbir Millet Yoktur ki Önünde, "BÜYÜK" Sıfatı Taşısın...




Türkiye BÜYÜK MİLLET Meclisi

           TBMM


"23 Nisan “Çocuk Bayramı”

Meclisin açıldığı günün -23 Nisan 1920- akşamı yatsı vaktinden evvel Yunus Nadi, Mahzar Müfit, Ruşen Eşref, Fethi Beylerle Hoca Feyzullah Efendi ve ismini hatırlayamadığım birkaç milletvekili Direksiyon binasında toplanmışlar, Atatürk ile sohbet ediyorlardı. Bu konuşmalar arasında bir milletvekili:

-Paşam, bu güzel günün adını henüz koymadık, bir ad koyalım, dedi.

Bunun üzerine Atatürk, yarı karanlık odada koltuğunda doğrularak:

-İşgal kuvvetlerini nasıl olsa atacağız. Fakat karşımızda altı yüz senelik bir imparatorluğun dağılmış da olsa bir hükümeti duruyor. Onun karşısında Meclisimiz çocuk sayılır. Onun için bugünün adına "Çocuk Bayramı" diyelim. Büyüsün ve kendi zaferini kendi ilan etsin, buyurdular.

Atatürk’ün bu sözleri oturanların alkışları ve tasvipleriyle karşılandı. Böylece 23 Nisan Meclisin açılma günü, Çocuk Bayramı olarak kabul ve ilan edildi.

Ali Metin
Atatürk’ün Emir Çavuşu"

Ziya Oranlı, Atatürk’ün Şimdiye Kadar Yayınlanmamış Anıları, Anlatan: Ali Metin (Atatürk’ün Emir Çavuşu), Ankara 1967 sf: 84



23 Nisan 1920, Türk milletinin iradesini temsil eden Birinci Büyük Millet Meclisi’nin açıldığı ve Türk halkının egemenliğini ilân ettiği tarihtir.

Atatürk, 23 Nisan 1924'te "23 Nisan" gününün bayram olarak kutlanmasına karar vermiştir. Bu tarihten 5 yıl sonra yani, 23 Nisan 1929’da Atatürk bu bayramı çocuklara armağan etmiştir ve 23 Nisan ilk defa 1929 yılında Çocuk Bayramı olarak da kutlanmaya başlanmıştır.

1981 yılından sonra da 23 Nisan Ulusal Egemenlik Bayramı adı yerine, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı adını almıştır.

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'mız tüm ulusumuza kutlu ve mutlu olsun...



Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)


13 Aralık 2013 Cuma

Bizim Evin Hâlleri... Kırmızı Nokta!

















Vallahi dilimi ısırdım! O ne ya..?!!! 




Üstü açılmamış ağız dolusu GALİZ SÖZLER  havada uçuşuyor... Üstelik de tüm dünyanın gözleri önünde, iyi mi?!

Bu sözler karşısında Türk Dil Kurumu (TDK), internet sitesinde bazı kelimelerin sözlük anlamlarının yanı sıra argo anlamlarını da birlikte verdiği haberi aklıma geldi. Demek ki; bu tür ayıplı sözleri işitecek ve tutanaklara geçecek boyuta gelmişiz de ondanmış...



Sorumluluk sahibi eğitimciyim.. çocukların ruh halini çok yakından takip eden, çok iyi bir gözlemciyim... Ancak bu saatten sonra bu durum nasıl açıklanır, işte orasını bilmiyorum...

Tabii televizyonlarda elindeki sigarayı filitreleyerek çocuklarımızı kötü alışkanlıklardan korumaya çalışan ilgili kuruluşlarımız bu gelişmeler karşısında neredeler, doğrusu onu da merak ediyorum...

Hani... "başını kuma gömmek" gibi bir şey...

TBMM gibi yüce bir kurum, dünya ve ülke kamuoyu önünde ne hallere düşüyor? Bu durum nasıl izah edilir? İnanılır gibi değil...


Kim demiş ülkemizde ifade özgürlüğü "yok" diye.. Vallahi bırakın kürsü dokunulmazlığını ülke sathında "ifade" özgürlüğünü doya doya yaşayan bir ülke haline geldik...

Pek sayın büyüklerimiz, incilerini büyük bir cüretle ve fütursuzca ortaya koyarak,  saydırıp döktürüyor..

Sakın ha.. bunun ne medeniyetle, ne de özgürlükle hiçbir alâkası yok! Bunu baştan bir söyleyelim...

Konuşmalar sokak seviyesinin çok daha gerisine düştü...

Muhteşem büyüklerimizin ifadeleri birbirini aratmayacak kadar utandıracak seviyede...

Sahi...

Bir konuşmasında ne demişti büyüklerimizden birisi?

"Buradan Sayın Başbakana, hükümetin ve kabinenin tüm üyelerine sormak istiyorum ve bütün halkımın affına sığınıyorum. Ve sormak istiyorum ‘Meşe ağacının hangi dalı nerenize battı ey "hükümet?”

Neyseki "affına sığınıyorum" demiş ya.. İşte bu "nezaketi"yle  hepimizi şoke ederek, gözlerimizi yaşarttı sayın...


Dahası birbirlerini kınayanlar da bir diğerini eleştirirken "tencere dibin kara, seninki benimkinden kara" misali daha da batıyorlar...

"CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün, AKP Tokat Milletvekili Zeyid Aslan'ın cinsel olarak ağır sorunlar yaşadığını düşündüğünü iddia ederek "cinsel organıyla konuşuyor" dedi." 12 Aralık 2013

Bakar mısınız açıklamaya... 


Tabii gelişmeler sadece sayın büyüklerimizin bu galiz sözleriyle sınırlı değil.. Her alanda müthiş bir kuşatma altındayız bu anlamda. Zira bir basın yayın kuruluşu'muzun amacı nedir, neye ve kime hizmet için vardır işte orası sorgulanacak şekilde bir gazete çıkardı..

Adı mı? 



Ayy... evlere şenlik.. :((


Vallahi sokak ağzı demeye bile insanın dili varmıyor..  AMK(Açık, Mert,  Korkusuz) spor gazetesi 9 Haziran 2012'de yayın hayatına başladı.. Üstelik bu "ad"a şöyle bir yorum geldi; "ilginç isim" Pessss... 

Sanal alemde bu rumuzun galiz bir söz olduğunu bilmeyen tek bir çocuğun bile kalmadığı  bir dönemde, bu kısaltmayı sözde "masum" bir tanımlamaya oturtmak en basit deyimle tam bir aymazlıktır bu bir! İkincisi; bu isim bilinçli bir şekilde toplumu kirletmeye ve seviyesizleştirmeye yönelik atılan korkunç bir adımdır!

Efendim... Çok "masum" iseler "MAK(Mert, Açık Korkusuz)" koysalardı, mesela!!!




Öte yandan... Bu galiz isime nasıl izin verilir orasını merak ediyorum.. Hani toplumu yozlaştırmak böyle bir şey olsa gerek! Zira Özgürlük kaba ve ayıp söz söylemek değildir!!! Doğrusu bu utanç verici isimli gazete reklamlarını gördüğümde, yüzümün kulaklarıma kadar kızardığını hissediyorum... Neredeyse gözlerimi kapatacak duruma geliyorum...

Bu tür söylemlerin yoğunlaştığı ve herkesin hayretler içerisinde şaşkınlık yaşadığı bu süreci yakından ilgilendiren sorumluluk sahibi Pek Sayın İLGİLLİLERin acilen dikkatlerine arz olunur efendim!!!


Diyeceğim... Ben bir öğretmenim! Çocuklarıma her gün bu konu üzerinde elimden geldiğince eğitim vermeye çalışıyorum.. O minicikler ve de henüz ergenliğe yeni adım atan çocuklarımıza tembih edip, öğütler vermeye çalışırken... Dahası aileler yanıma gelerek; "vallahi hoca hanım, evde bu tür konuşmalar yapmıyoruz, nereden öğreniyorlar?.." diye bas bas bağıra dursunlar..

Bizim evin halleri ortada değil mi?!


Sevgi ve saygılarımla!

Image"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

29 Şubat 2012 Çarşamba

Bamb'AŞK'a...












"Allah, ancak din konusunda sizinle savaşanları, sizi yurtlarınızdan sürüp-çıkaranları ve sürülüp-çıkarılmanız için arka çıkanları dost edinmenizden sakındırır. Kim onları dost edinirse, artık onlar zalimlerin ta kendileridir." Mümtehine Sûresi 9.Ayet



"Danimarka’da tarih kitabında Atatürk’e diktatör benzetmesi..." 27 Şubat 2012, Milliyet

"TBMM Genel Kurulunda; "Kemalist diktatörlük" ifadesi kullanan BDP milletvekili..." 29 Şubat 2012, Vatan



"Diktatör: 1-Bütün siyasi yetkileri kendinde toplamış bulunan kimse. 2- Zorba." TDK


"Ben icap ettiği zaman en büyük hediyem olmak üzere, Türk milletine canımı vereceğim." Mustafa Kemal ATATÜRK


Siz, hiç ölümünün üzerinden 74 yıl geçmesine rağmen ülke halkının büyük çoğunluğunun, büyük bir bağlılık ve coşkuyla kalplerinde yer tutan; "diktatör" ya da bir diğer adıyla "zorba" gördünüz veya duydunuz mu?!


Evet; bu büyük sevginin sahibi Büyük Atatürk...

Türk milleti yediden yetmişe onu çok sevdi...

Halen de sevmeye devam ediyor...

Onun sevgisi kalplerde...

Hem de derin izler bırakan bir tutkuyla...

Ata'mızı çok seviyoruz...

:)

Ancak;

Danimarka...

Atamıza dil uzatacak şahsiyetler olabileceği gibi...

Ya da

Atamızın uğrunda canını feda etmeye hazır olduğu; ve çok sevdiği halkına,

Çağdaş uygarlık yolunu açan,

Padişahlıktan bizi kurtaran,

"Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" diyerek

Açmış olduğu Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünden...

Ekmeğini yediği, sefasını sürdüğü, devletinin ve milletinin bölünmez bütünlüğüne kasteden bir "milletvekili"de çıkabiliyormuş!


Koro halinde,

Ne diyor, bunlar?

Atatürk, "diktatör"!..

Hadi oradan...


Şayet o özgür kürsüden küstahça ve fütursuzca, haddini aşarak,

Vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğüne kastedecek kadar, kin ve nefret saçabiliyorsan...

Bu milletin bağımsızlığı uğruna vermiş olduğu, Kurtuluş Savaşı'nı "küçümsüyor",

Elin İngiliz'ini, Haçlısını el üstünde tutabiliyor,

Haçlılara sığınmayı kutsalın olarak görüyorsan,

Ve de içeride hain bölücülerin işbirlikçiliğine soyunup, onların sözcülüğünü yapmayı kendine görev edinmişsen...


Valla ne diyelim o zaman...


Yediğin içtiğin haram olsun!


Sevgi ve saygılarımla


Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (A.S.)