
Sade fakat milli değerlerimiz ve ulus bütünlüğümüzü koruyarak, olayları anlamaya çalışan bir bakışla düşündüklerimi sizlerle paylaşmak istiyorum:
Başlangıç itibariyle, hukukun üstünlüğü, insan haklarına saygılı demokrasi anlayışının hakim kıldığı bizlere hayaller kurduran Avrupa Birliği...
Halkımızın bir kısmı, AB denildiği zaman, Avrupa'da iş olanağı sağlayan, bizlerin sınıf atlamasına vesile olacak, güzel yaşamın adresi olarak algılamaktadır. Tarih boyunca değişik isimler altında karşımıza çıkarılan ve bizlere modern hayatın adresi olarak gösterilmeye çalışılan ve bugünkü adıyla "Avrupa Birliği" olan bu plan, aslında gizli siyasi emelleri olan ve yine kuruluş felsefesi "Hristiyanlık" temellerine yatan "SÖMÜRME" düzeninin kılıflandırılmış şeklidir.
"1- 1838 Balta Limanı Gümrük Birliğ Antlaşması = 1995 Gümrük Birliğ Antlaşması.
2- 1839 Tanzimat Fermanı =AB Uyum Yasaları ve IMF dayatmaları.
3- 1856 Islahat Fermanı = AB Türkiye İlerleme Raporları." (Arslan BULUT, Yeniçağ Gazetesi)
Görüldüğü üzere tezgah aynı! Her alanda bizlere bitmek bilmeyen, kabul edilemez istekleri önümüze sunuyorlar. Böyle olunca da, milli devlet anlayışından çıkartılıp, çok milletli devletler konumuna getirilmek istenmemizdir. AB'nin bayrağı bilindiği üzere 12 yıldızdan ibarettir. Hz. İsa'nın 12 havarisi'ni işaret etmektedir. Bu demektir birliğin dayanışması ve beslendiği adres de dinseldir. Yani "haçlı zihniyeti" ortaklığıdır. Evet, bu zihniyetin tarih boyunca Türklük ve müslümanlıkla bir hesaplşması vardır. Yine bu anlayış, 1453'teki çağ atlatan zaferimiz, batı için bir travmadır! Bunu asla unutmadılar ve o günden bugüne planları, bu coğrafya üzerinde ki ülkemizi tekrar ele geçirmek üzerinedir.
Devletler arasında "mütekabiliyet" diye bir ilke vardır. Yani karşılıklılık ilkesi. Ama ne yazık ki, bu ilke bize işlemiyor. Mesela bizim tarih kitaplarımızdan, Yunan mezalimlerinin çıkarılmasını istedikleri gibi. Kendileri ana sınıfı çocuklarından başlamak üzere, Türkleri "düşman gösterme" ruhu aşılanmaktadır. Buna karşılık bizler iyi niyet çerçevesinde "yabancı damat" dizileriyle yapılan düşmanlıkları ört bas etme peşine düştük. Keşke bu iyi niyet, gerçek olsa ve tek taraflı olmasaydı!
Geçtiğimiz haftalar da İrlanda'da refanduma sunulan "Lizbon Ant." İrlanda halkının onurlu duruşuna bir örnek teşkil etti. Yani bir yerde AB yasası reddedildi. Daha önce de Fransa ve Hollanda reddetmişti. Bazıları da referandumu ertelemekle sıkıntıyı aşma gayretindeler. Kendi aralarında çatırdamalarla birlikte, anlaşmazlıkları yaşayan bu birlik, daha ne kadar ayakta kalabileciğinin şüphe götürdüğü ortada.
Hal böyleyken, bizi de baskıları altına alarak her istediklerini yaptırma gayretleri, etik olmayan davranışlarıyla sürdürülmektedir. Yine bizler, biz olduğumuzu unutarak, hep birileri gibi olma anlayışından acilen vazeçmek durumundayız. Türkiye Cumhuriyeti ülkesi diliyle, diniyle, kültürüyle, gelenek ve görenekleriyle bu zor coğrafyanın üzerinde kurulmuş, Atatürk felsefesi ile ayakta durabileceğini, Kurtuluş Savaşı'nı yedi düvele karşı onurlu mücadelemizle kanıtlayarak göstemiş; geçmişi ve tarihiyle zengin bir milletin çocukları ve devamıyız.
Çevremizde oynanan oyunların, bitmek tükenmek bilmeyen emperyal akımların, baskılarına ancak ATATÜRK ilke ve inkılaplarıyla ayakta kalabileceğimiz ortadadır. Onun içindir ki, Avrupa "Atatürk'ün resimleri indirilsin" deme cüreti ve küstahlığını gösterebiliyor. Biliyorlar ki, Atatürk'ün fikirleri benimsendiği ve ayakta kaldığı sürece emellerine ulaşamıyacaklar! Bunu başarabilmenin yolu da bizleri birbirimize düşürüp, Atatürk düşmanlığı yaratılmak istenmesidir. Yıllardır bu plan için fersah fersah ilerleyip, bu uğurda da yüce dinimiz kullanılmak istenmiştir.
Oysa ki, İslamiyet emperyal fikirlere karşıdır. Mazlum insanların yanındadır; zulme karşdır! Atatürk'de bu yüce dinin emirleri ve ışığı doğrultusunda hareket ederek, imanla birleştirdiği vatan sevgisini, bir güçte toparlayıp, Kurtuluş Savaşı'yla bütünleştirmiştir. Onun içindir ki, mazlum milletler Atatürk'ü kendilerine örnek almışladır.
Bizler, insanlarımızın mutlu, özgür ve kendi ayakları üzerinde durabilen, üretken olmamız için sadece ve sadece hukukun en idealini, yasalarımızın bizlere uygun şekilde, insan haklarına saygılı, ama ulus bütünlüğümüzü sarsmayacak anlamda gerekli olan caydırıcılığı kullanarak (ki burada hemen belirtmek istiyorum, İngiltere terörle mücadele kapsamında göz altı süresini 28 günden, 42 güne çıkartmıştır. Biz de ise "insan hakları" ileri sürülerek, AB'nin dayattığı, 2- 4 gün süre ile sınırlıdır.) karşılıklı alışverişin menfaatler gözeterek yapılması anlamında ve tabii ki onurluca bir birlikteliği düşünebiliriz.
Unutulmamalıdır ki, hiç bir ortak özelliği olmayan, beraber yaşanmış bir geçmişi olmayan, aynı duyguları hissetmeyen, kısaca tasa da, kıvanç da, mutluluk da berberliği olmayan toplululukların bir arada yaşaması zordur. Şayet bu birliktelikler kolay olabilseydi, Yugoslavya kanlı bir şekilde parçalanabilir miydi? Kısacası, Batı zihniyeti kendilerince bir plan tutturmuş; bizler ve yaşadıklarımız bu planın bir parçasıdır. AB gibi olgular da, bu zihniyetin, amaçlarının gerçekleşmesi adına bir ARAÇTIR! Sevgi ve saygılarımla!