tatil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tatil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ağustos 2013 Cumartesi

Çarşı Pazar Gezeyim... :))




Okullar kapandı, tatil başladı...

Tatil oldu olmasına ama, benim için koşuşturma devam etti. Zira çok değerli kişilerle yaptığım söyleşiler, ara ara küçük seyahatlerim...

Ülkemin yoğun gündemi, dünyada olup bitenler...

Derken sıcak gelişmelerle birlikte fark ettim ki bu koşuşturmalarla beraber zihnim çok yorulmuş.. 

E, pazartesiye okullar da açılıyor...

Hiç olmazsa eğitim öğretim yılı başlayana kadar geçen süre içerisinde biraz olsun... çarşı pazar gezeyim... :)

Kalın sağlıcakla,




Sevgi ve saygılarımla!


Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (S.A.V.)

8 Ağustos 2010 Pazar

Eyvallah...













"Kültür; okumak, anlamak, görebilmek, görebildiğinden anlam çıkarmak, ders almak, düşünmek ve zekayı geliştirmektir." ATATÜRK



Tatildesiniz... Dünyada ve ülkemizde olup biten gelişmelere kulak tıkayarak bir müddet "kör", "sağır", "duyarsız" kalmayı tercih edebilirsiniz. Şüphesiz ki bu durum kendimizi bir anlık mutlu hissetmemize vesile olacaktır. Eyvallah...

Diğer taraftan hem tatil yapıp, hem de günlük gelişmeleri az da olsa takip edebiliriz. Buna da eyvallah... Seçim tamamıyla size kalmıştır.

Ben, dinlenmek için gittiğim yerlerde bol bol kitap okumayı tercih ettim; ve bundan büyük keyif aldım... :) Size de tavsiye ederim. Zira kitap okumak gerçekten insana bambaşka yaşam kapısı açıyor. Ah, harika bir duygu... Hele de "klasik" kitaplar diye bilinen o muhteşem eserlerin dünyasına bir girerseniz...

Öte yandan tatil sürecinde mümkün olduğunca kendimi, günlük haberlereden uzak tutmayı büyük bir ölçüde başardım sayılır. Ancak bu süre içerisinde ana başlık olarak merak ettiğim haberleri zihnimden bir türlü atamadığım gibi, baskılamış olduğum duygularımı ancak ve ancak kitap okuyarak dizginleyebildim.

Peki bu niye böyle? Bulunduğum her ortamda izlenimlerim bana büyük acı vermiştir... Zira kendi kimliğinden, kültüründen ve tarihinden utanan, ezilen ve böylelikle de hergeçen gün kimliğinden hızla uzaklaşan cahil, bilgisiz, duyarsız ve düşünmeden uzak bir kültürün toplumumuza hakimiyetini görüyorum.


Bunun yanında çok para kazanmayı hedef alan, tüketim odaklı ekonomiden uzak, sanat anlayışından yoksun bir kültüre sahip kitlelerin hızlı bir şekilde yayılması, eğitimci kimliğimin yanında, düşünen bir vatandaş olarak da bana büyük acı veriyor! :(

Hal böyle olunca da takdir edersiniz ki her koşul ve zeminde zihnim sürekli sorgulamayla meşgul...

Bunun adına ister eğitimci kimliğimi koyun, ister duyarlı ve sorumlu kişiliğimi koyun... Ama ben her seçeneğe de "eyvallah" diyorum. Zira sonuç olarak, doğal durumdaki insanın yararlarıyla, uygar durumdaki insanın yararlarını yaklaştırabilecek bir düzenin hakimiyetini sürekli kılabilmek için, bireysel de olsa katkı sağlayabilmeyi asıl sorumluluğumuz olarak düşünüyorum.


İşte bunun için "ben varım" diyebilmenin haklı gururunu taşıyabilmek yaşamın anlamı diye düşünürken,
"Bir şeyi yapmak için, onu çok sevmelisiniz. Bir şeyi sevmek için, ona delicesine inanmalısınız." düşüncesini de izninizle hatırlatmak isterim.


Sevgi ve saygılarımla!


29 Temmuz 2010 Perşembe

Çipuralarla Birlikte... :)















"Ne gördüğümüz, büyük ölçüde ne için baktığımıza bağlıdır." John Lubbock




Bizlere "çipuraların selamı"nı getiren Yılmaz ÖZDİL'in bu muhteşem aracılığına karşılık ben de, çipuralarla beraber olmaya gidiyorum... :)


Bugün 250. yazımı geride bırakmanın verdiği keyfiyle yazma mutluluğunu yaşıyorum...

Dolayısıyla hem kendimi ödüllendirmek, hem de zihnimi dinlendirmek için kısa süreliğine kısmetse tatile gideceğim. Ancak ruhum, şehitlerimizin derin acılarını hep taşıyacak...


Onların canları pahasına bize sağlamış olduğu barış, güven ve huzur ortamından nasiplenerek şimdilerde yaptığımız ve yapacağımız tatil olanağının değerinin kelimelerle ifade edilemeyecek kadar kutsal olduğunu düşünüyorum. Ayrıca bu tatili yaşayabilmenin huzurunu sağlayanlara karşı ulus olarak daima minnettar olacağız! Zira akıttıkları kanın ve geri getiremeyeceğimiz canların bedelini karşılamak mümkün müdür?


Haklarını asla ödeyemeyeceğimizin bilinciyle aziz şehitlerimizin ruhları önünde saygıyla eğilerek onlara, minnet ve şükran bocumuzu bu vesileyle bir kez daha ifade etmeyi vatandaşlık görevi ve vicdani bir borç sayıyorum.


Bu duygu ve düşünceyle ne kadarlık tatil yapılabilinirse, işte o kadarlık dinlenebileceğim galiba.


Görüşmek üzere... :)


Sevgi ve saygılarımla!


26 Ağustos 2008 Salı

YİTİRDİĞİMİZ DEĞERLERİMİZ













Günümüz insanlarının, koşuşturma içerisinde, kazanç ararken mutluluktan uzak, sorunlar yumağıyla boğuşmaktan girdiğimiz stresle, ailelerde huzursuzluk, toplumda kanaatsizlik, sevgi ve saygıdan yoksun, hoşgörüsüzlükle beraber gerginlikle, şükürsüzlükle sürdürülen yaşam, almış başını gidiyor... İşte bu tablo, yavaş yavaş ülke halkımızın her tabakasına yayılarak, adeta bir hastalık gibi ruhumuza işliyor. Bu hastalık ilerlerken var olan ve Türk halkına özgü, tüm dünyaya, ibretle, hayranlık uyandıran o aile mefhumu da, edep duygularımızla birlikte yok olmanın çoktaan alarmını vermektedir. İşte şimdilerde sorgulayarak aradığımız bu özel değerlerimizin neler olduğunu hatırlamaya ve izninizle hatırlatmaya çalışacağım:



Evlerimizin baş köşelerini tutan ve vazgeçilmezi olan televizyonlar; bakınız bizim nasıl da hayatımıza yön verir oldu. Hayatın her alanında baş rol oynayan, geleceğimizi şekillendirecek çocuklar yetiştiren kadınlarımızın yaşamlarını altüst ederek, toplum olarak değerlerimizi yitirmemize basamak oldu. Tabii, oradan tüm kesime sıçrayan bu virüs, bizlerin nerelere sürüklendiğimizi de sorgulatır günleri getirdi. Değerlerimiz içerisinde dilimiz, dinimiz, geleneklerimiz, kültürümüz, ahlâkımız kısaca parayla satın alınamayacak kadar büyük öneme sahip olan tüm güzelliklerin yitirilmesi. Her fırsatta feda ettiğimiz zamanımızın sözde eğitici, öğretici, eğlendirici pogramlar adı altında tüm kesimi bir şekilde her alanda yozlaştıran, kalitesiz programların esiri edildik. Kadın programları adı altında tüm Türk halkına hitap edilerek, her toplumda olabilecek basitlikler, seviyesizce yapılmış her davranış, sanki örnek bir durum gibi hepimize mâl edilerek, detay detay işlenip, duygu sömürüsüyle beraber önümüze sunuldu. Tüm bunlar insanlarımızın aşağılanmasına, eziklik duymasına, adeta halkından utandırılmasına sebebiyet vermiştir.


Yine sabahtan akşama kadar çalıp söylemeyi, eğlenmeyi, oynamayı sanki bayram yaşıyormuşuz gibi mutlu mutlu tablolar çizmeyi alışkanlık haline getirdik. Bu esnada şehit veriyormuşuz, acı olaylar yaşıyormuşuz hiç önemli değil! Ulus ve milletçe kıvançta, tasada ve kederde yaşanılan birliktelik, dayanışma adeta silinircesine "beraberlik" duyguları çöpe atılıyor. Mafya dizileri ile yaratılan karakterler, 1. sınıf çocuğundan tutun, iş sahibi olmuş şahsiyetler tarafından örnek alınıp adeta sanal alemi yaşar olduk. Orada gençlerimize hedef olarak gösterilen, bu çarpık ilişkiler toplumumuzu allak bullak etti. Tabii, bununlada kalmayıp, işte "Türkiye'nin hali bu!" izlenimi yaratılarak, devletimize karşı zaafiyet yaratılması çoktan devreye girdi bile... Artık, bundan sonra sevincimizi, öfkemizi bu dizilerde işlenen konularla halleder olduk. Bir yandan haber kuşakları basit, adi her yerde olabilecek inanılmaz haberlerle konu edilip, ülke insanlarımızın psikolojisini bozmada kararlı olanlar, bir başka tarafta saçma sapan konularla gündem tutmayı habercilik saydı. Affedersiniz, "orucumuzu cinsel ilşki ile açabilir miyiz?" gibi inanılmaz sapkınlıkça sorularla ne yazık ki halkımızın sorgulama yeteneğini bu denli aşağılatmayı başardılar.


Ahlâksız teklif filimlerinin önce yabancı yapıtlarını sunup, ardından aynı tarzla konu yapılarak yerli dizileri, en işlek saatlerde bizlere sunulması, ve oradan inanılmaz lüks yaşam tarzlarını vererek, adeta insanları ezme yarışının gözler önüne serilmesiydi. En önemlisi de Türk Milletinin övünerek sakladığı, o en muhteşem "NAMUS" anlayışı bakınız, nasıl da bir çırpıda heba edildi! Yani "para" ile herbir şeyin yapılmasını sevgili halkımıza dayatarak, kafaları karma karışık edilip, değerelermizin en paha biçilemezini ayaklar altına almayı başardılar. Diğer taraftan millet olarak, onuru yüksek, fakirliğini dillendiremeyecek kadar gururlu olan insanlarımızı, televizyonlarda yarışma adı altında yapılan büyük ödüllerle adeta yalvartırcasına haykırışlarla ağlatıp dil döktürmeleri, kazanmak için ölçü sayılan programlar vesilesiyle onursuzluğu kabullendirmeye neden olmuştur. Yabancı dizi ve filmlerle insanlarımıza, lüks hayatı temin edebilmek için dönen dolapların içerisindeki, ahlaksızlıkları bir meziyet gibi sunmak, bizlerin "delikanlılık" ruhunu alıp çöpe attı. Yıllarca yine yabancı filmlerle ve dizilerle kilise ve kilise gelenekleri beynimize kazındı. Kına gecelerimiz utanılacak bir gelenekmiş gibi hissettirilmekte, adının "bekarlığa veda" ile değiştirilmesine vesile olmuştur.


Tüm alanda kendi adetlerimizi bir kenara bırakıp, hayran hayran Batı'nın taklidini yapar olduk. Hatta tatil anlayışımız bile değşitirildi. Sanki, tatile değil, yeme içme ve gösterişe gider gibi, otellere kapanıp, sözde dinlenmeyi yaparken, küçük esnaf ve kuruluşların kapanmasına bir bir neden olduk. Ya da kendi ülkemizin cennet yerlerini tanımadan, yabancı ülkelere gitmeyi "hava atmak" olarak tercih ettik.


Yine diziler aracılığıyla bizim öz yemeklerimiz aşağılanmakta; yerini adını dahi zor telaffuz edebildiğimiz yabancı şeylere terk edilmektedir. Nefis lahmacunlarımız, pidelerimiz yerini hamburgerlere bıraktı. İçinde karma karışık tadlar olan sandaviçlere bıraktı. Sabah kahvaltıları diye çocuklarımıza mısır gevreklerini sunmaya çalıştık. Soğan, sarımsak vs. gibi Türk mutfağının vazgeçilmezleri adeta horlanarak insanlarımıza işlenmektedir. Yoğurdu dışarıya bizler tanıttık ama, bakınız Fransız markası baş tacımız oldu. Yerli içeceklerimizi unutup kolanın esiri olduk. Yine bayramalarımızın önemi olan büyükleri ziyaret, yerini tatil ve seyahate bıraktı. Çocuklarımıza sunulan dizilerle, bizim olmayan "sindi bebek" oyuncaklarla yaşamı magazinleştirip, pembe hayalleri hedef gösterdi.


Okuma alışkanlığı verilemedi. Saygıdan uzak, seviyesiz ve basit konuşmalar ön planda tutmak; yine televizyonda ki sözde sunucular aracılığıyla yapıldı. Camiilerde aldığımız din eğitimi, okullarımızda verilen din kültürü ve ahlak bilgisi dersleri bizlerden her geçen gün amacı dışı uzaklaştırılıp, yerini kısır çekişmelere bırakarak masum insanımızın diğer değerlerimiz de olduğu gibi, zihin karmaşasına vesile olundu. Öyleki, ahtapot kolları gibi gençlerimizi saran her alanda ki, yozlaşma ve buna bağlı dışarıda bekleyen tuzaklara bir şekilde bu alanda da düşülmesine bir şekilde gerçekleştirildi. Eskiden utançla baktığımız "dansözlük", şimdilerde aranılan bir meslek gibi, sanat olarak sunuluyor. Daha da ileriye gidilip, ne yazık ki, aileler kendi elleriyle kızlarını "göbek dansı" yarışmalarına götürüp, kazanması için ellerinden geleni yapıyorlar.

Saygının, sevginin anlamını bilmeden, ki her sabah büyük bir özenle çocuklarımıza okuttuğumuz "Andımız"ı içgüdüsel bir hale dönüştürülerek neredeyse sıradanlaştırdığımızın dahi farkına varamadık. Oysa hep şikayetlenerek dertlendiğimiz ortak sorunumuz, otobüslerde büyüklerine saygı göstermekten imtina eden çocuklarımıza karşı, acaba bizler ne verdik diye düşündük mü? Gerçekten saygının ve sevginin özünü ruhlarına işleyebildik mi? Sevgi veriyoruz diye şımarttığımız, dolaysıyla da sevgiyi bilmeyen çocuklarımız, saygının anlamını bilemiyeceklerinin gerçekten farkında olabildik mi?


Ne acıdır ki bizlerin eğitimi, bilgilendirilmesi, gelenek ve göreneklerimizin kuşaktan kuşağa aktarılmasını kolaylaştıracak olan televizyonlar, görüldüğü gibi hangi amaçlara vesile oluyor... Tarihimizi, atalarımızı bizlere tanıtmadan, öğretmeden insanlarımızı geleceğe işte bu şekilde hazırlamanın acısıyla, kitap okumadan, yazmadan, düşünmeden, sorgulamadan uzaklaşan toplumumuz! Ülküsü olmayan toplumumuz! Gelecekten beklentisi olmayan, tek isteği bencillik üzerinde kurulu bir yaşamı arzulayan, doyumsuz gençliği yarattığımız toplumumuz!


İşte, çağımızın hızlı yaşamının içerisinde eğlenmeyi, dinlenmeyi, bilgilenmeyi televizyonlara teslim edilen toplumların kaçınılmaz akıbeti bu olsa gerek. Oysa ki, bu süreçte, okumak diye bir alışkanlığın yeri olmalıydı. Bu sayede hem eğitimsizlik kırılacak hem de bilinçli bir toplumun bireyleri olacaktık. Zira beraberinde kimsenin hayranı değil, kendi tarihimizle övünen, değerleriyle beslenen, zengin kültürüyle yaşayan yedi düvele karşı dik duran, onuru ve gururuyla özgürlüğünü kazanmış, dünyada çağ atlatan bir milletin evlatları olarak var olmanın kıvancını yaşamamız gerekiyordu! Sahip olduğumuz her alandaki güzelliklerin, bize, yıllarca "miras bırakıldı" diye değil; aksine bunların birer "emanet" olarak görülüp , hoyratça harcamak yerine, korumayı sorumluluk ve ödev bilinciyle özenle sahiplenmeliydik. İşte insanın, baş düşmanı tembellik ve cehalet ne yazık ki okumayla değil, içi boş program ve magazinlerle toplumumuzun kafasını işleyip, şekil verdik.


Kısaca, ne ektiysek onu biçiyoruz! O halde Türk Toplumunun sosyal ve kültürel yaşamını yeniden gözden geçirip, kimlik bunalımından kurtulmanın, aydınlanmayla birlikte, kendi özdeğerlerimizi mercek altında değerlendirmeye ne dersiniz? Hep birlkte "EVET!" dediğinizi hissetmenin, mutluluk ve heyecanıyla geleceğimize sahiplenme zamanı geldi diyorum.

Sevgi ve saygılarımla!