18 Ocak 2010 Pazartesi

Hayır mı, Şer mi?














"Bir millette, özellikle bir milletin iş başında bulunan yöneticilerinde özel istek ve çıkar duygusu, vatanın yüce görevlerinin gerektirdiği duygulardan üstün olursa, memleketin yıkılıp kaybolması kaçınılmaz bir sondur." ATATÜRK


Haiti'de geçtiğimiz günlerde meydana gelen büyük depremde ölenlerin sayısının yüzbinleri bulacağı söyleniliyor. Ekranlardan izlemeye dayanamadığımız bu insanlık dramının aslında bilim adamlarınca yıllarca söylendiği de bir gerçek. Zira 2008 yılında Güney Haiti'de çok büyük bir depremin yaklaşmakta olduğu gazetelerde yazılmış. (CNN 12/01/10)

Şimdi bir de Haiti'nin genel durumuna bir göz atalım:

"Karayip denizinde yer alan Haiti, halkın ezici çoğunluğunun günde 2 euro’dan az bir parayla yaşadığı, yetişkinlerin %50’sinin okuma yazma bilmediği, ortalama ömrün 49 yıl, çalışabilir nüfusun %85’inin işsiz ve enflasyon oranının %27 olduğu bir ada ülkesi. Halkın büyük kesimini yoksul köylüler ve tarım işçilerinin oluşturduğu 8 milyon nüfuslu eski bir Fransız sömürgesi olan ve 1804’te siyahların bağımsızlıklarını kazandıkları ilk devlet olarak tarihe geçen Bağımsız Haiti Cumhuriyeti, sömürgeciliğe ve köleliğe karşı kurtuluş mücadelesinin önemli bir simgesi." İnternetten alıntı


Televizyondan izlediğim kadarıyla ve bana "Gölcük depremini" hatırlatan o acı görüntüler karşısında bir küçük araştırma yapma isteğiyle edindiğim bilgileri buradan sizlerle paylaşmak istedim. Ne bileyim; sanki her şey birbirinin aynısı gibi... Mesela, Haiti'de yaşanılan felaketin iyileştirilmesi "uluslararası toplumun" insiyatif ve yardımlarına bağlı... Yani büyük bir depremin yaşanacağı bilinmesine rağmen, hiçbir tedbirin yeterince alınmaması; halkın yoksulluğuna, bilgisizliğine fatura ederek çaresizliği "kader" olarak algılatmak gerçekten içler acısı...


Haiti’nin yoksulluğu vurgulanarak, ölümlerin büyük çoğunluğunun binaların dayanıksızlığından, denetimsiz inşaatlardan, kaynaklanıyor olması hemen herkesce kabul edilen bir gerçek. Ama bu durumun arkasında yatan gerçeği bilen, "kaç kişi var?" işte orayı, iyi görmek gerekiyor! Zira emperyalist güçler her zaman olduğu üzere sömürdükleri ülkelerin yeraltı ve yerüstü zenginliklerini ele geçirip, yöre halkını fakirleştirerek cahil bırakmayı bir yöntem olarak görüyorlar. Zaten başka türlü ülkelerin ve halkların zenginliklerini nasıl ele geçirebilirler ki?!


Gelelim şu anda Haiti'de yaşananlara; Amerika, her zaman olduğu üzere kendisine, "durumdan vazife çıkararak" anında Haiti'ye askerlerini göndermeyi uygun buluyor. Zaten var olan askeri gücüne, yenileri ilave ediliyor!.. Vallahi niyetleri, "kötü" değil!.. Sadece felaketzedelere yardım için; canhıraş seferber olmak istiyorlar!.. Hatta hava alanının kontrolünü ele geçirecek kadar... Ancak bir tek farkla; silahlarıyla Haiti'ye el atıyorlar!.. Oysa oradaki zavallı halkın acil olarak suya, yiyeceğe, ilaca, doktora ve seyyar hastanelere ihtiyaç duydukları kesin! Şimdi ise böylelikle insani yardımlar arasında "silahlar"ın da yer aldığını hep birlikte öğrenmiş oluyoruz...


Ha, bu arada Radikal'den edindiğimiz bilgiye göre; "Haiti’ye yardıma gelen Kanadalı bir ekip, kurtarılacak Kanadalı bulamayınca geldikleri kurtarma ekipmanlarıyla birlikte Kanada’ya döndü. Tam teçhizatlı olarak Tahiti’ye gelen Kanadalı kurtarma ekibi, yıkıntıların altında çok sayıda kazazede olmasına rağmen aralarında Kanada vatandaşı olmadığını öğrenince, tüm teçhizatlarıyla birlikte Kanada’ya döndü. Gitmeden önce kazazedelere “Yardım istiyorsanız gelen yabancı ekiplere yıkıntıların altında yabancı uyruklu insanların olduğunu söyleyin” diyen ekip, Haitililerin şaşkın bakışları arasında bölgeyi terk etti." 18 0cak 2010

Bu inanılmaz insanlık dışı açıklamalardan sonra, ayrıca yoruma gerek olmadığını düşünüyorum.

Sevgi ve saygılarımla!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme