29 Mart 2010 Pazartesi

Çocuklarıma Vasiyet; Satılmaz Haysiyet


















"Alkışı en sessiz şekilde karşılayan, alkışı hak etmiş demektir." Konfüçyüs



Rus matematikçi 100 yıllık problemi çözdü. Ödül olarak kazandığı 1 milyon doları ise geri çevirdi.

Yapılan titiz sağlamalarla çözümün doğru olduğu tespit edilen problemin, kainatın biçiminin saptanmasında yardımcı olabileceği belirtiliyor. Hürriyet, 23.03.2010


Günümüzde özellikle paranın her şeyin önüne geçtiği bir dönemde, normal insanın hayatını başlı başına değiştirecek boyuttaki bir paranın reddedilmesi, gerçekten olağanüstü bir davranış... Ayrıca ahlâkın ve insani değerlerin para uğruna yerle bir olduğu sürecin içerisinde olduğumuzu düşünürsek bu haber, insanlara tokat gibi bir cevap diyebiliriz...


Öte yandan dünya klasikleri arasında önemli yer tutan eserlerde, çoğu zaman insanın üstün vasıfları arasında yer alması gereken ahlâkı ve vicdanı konu yapan Rus yazarların güçlü karakterleriyle insanlara bıraktığı derin izleri, yüzyıllar sonrasında dahi okuyanlar tarafından tartışmaya götüren sorgulamalar devam etmektedir... İşte bu kişiliklerin üzerimde bıraktığı etkilerden olsa gerek ki bu haberle birlikte, Dr. Grigory Perelman'ın kendisine verilmek istenen yüklü miktardaki parayı, tıpkı vicdanıyla hesaplaşan ve ''Ben vicdanın ikinci bir kanun koyucu olduğuna inanıyorum, bizim yakalayamadıklarımızı o kaçırmaz!" (Dostoyevski, Suç ve Ceza) diyen, "Raskolnikov" gibi; "Para veya ün beni ilgilendirmiyor. Hayvanat bahçesindeki bir hayvan gibi sergilenmek istemiyorum. Matematik kahramanı değilim. O kadar da başarılı değilim, bu yüzden herkesin gözünü bana dikmesini istemiyorum" diyerek reddetmesi, aklıma insanın bu denli yüksek onurunu "halen" koruyor olmasını getirdi.


Yine aynı şekilde “Anna Karenina”, “Diriliş”, “Savaş ve Barış” gibi ölümsüz eserlerin sahibi edebiyatçı TOLSTOY, 1901 ve 1902'de Nobel Edebiyat Ödülü’ne aday gösterilmiş ve jüri tarafından reddedilmiştir. Tolstoy bunun üzerine şu açıklamayı yapar: “Umurumda değil. Üstelik genellikle son derece gerekli ve yararlı sayılan, ama benim her türlü kötülüğün kaynağı olarak gördüğüm parayla ne yazık ki ilgilenmek zorunda kalacağım bir durumdan kurtulduğum için çok memnunum.” sözleri...


"Ülkesindeki uygulamaları eleştirmekle, vatanını savunmak arasındaki ince çizgiyi olağanüstü bir şeklide gerçekleştirebilmiş bir yazar:
Boris Pasternak. Çağımızın tartışmasız en büyük yazarlarından biri. En tanınmış romanı Doktor Jivago".


Batı dünyası çıkan her fırsatı kendi lehinde -her zaman olduğu gibi- kullanmaya çalışmaktadır. İşte fırsat ayaklarına gelmiştir. Zira Pasternak, bir rejim aleyhtarıdır. Kitaplarında da Sovyet Devrimini eleştirmektedir. Bu fırsatı değerlendirmeye çalışan Batılı güçler, Boris Pasternak'a 1958 yılında Nobel Edebiyat ödülü'nü verir.


"Pasternak yazarlığıyla bu ödülü çoktan haketmiştir; ama ödülün yazarlığı için değil ülkesini eleştirdiği için verildiğini anlayacak entellektüel birikime de sahiptir. Ödülü reddeder. Propaganda makinesi çalışmaya başlar. Reddetme gerekçesi hemen yaratılır. Sovyetler Birliği yönetimi yazarın ödülü almasına izin vermemiştir. İşte bu noktada Boris Pasternak, Nobel ödül komitesine bir mektup yazar:
'Romanımın çevresinde gelişen siyasi kampanyanın kazandığı boyutları görünce ve Nobel ödülünün bana verilmesinin, çok çirkin sonuçlara varan siyasi amaçlı bir karar olduğu kanısına varınca kimsenin zorlamasıyla değil kendi irademle ödülü reddettiğimi belirtirim' "


1964 senesinde Jean Paul Sartre'ın "Les Mots" (Sözcükler) adlı eseriyle kendisine lâyık görülen Nobel ödülünü “Ben eserimi yaratırken yeterince ödül aldım. Nobel bana bir şey katmaz, tam aksine beni aşağıya çeker. Nobel ödülü, tanınma peşinde olanlar içindir. Ben yaptığım her şeyi severek yaptım, en güzel ödül buydu.” sözleriyle reddetmiştir.

Demem o ki, paranın, şöhretin ve gösterişin hüküm sürdüğü bu dönemde onurlu ve dik duruşu her şeye rağmen gösterebilen ve özellikle de hak ettiklerine yürekten tartışmasız katılacağımız bilim adamlarının bu saygın davranışına dün olduğu gibi bugünde tanıklık etmemizdir... Bugün "Petersburg'da karafatmaların istila ettiği küçük bir dairede oturan 44 yaşındaki Dr. Grigory Perelman, kapı aralığından yaptığı açıklamada, parayı istemediğini belirterek, "Ben istediğimi aldım" diyebilen bu kişiye, saygılarımızı sunmak gerekir diye düşünüyorum!..


Bilmem; "sefil" bir yaşama rağmen bu sözleri söyleyebilecek onurlu davranıştan, kendilerine ders çıkaracak kimseler çıkar mı?!

Sevgi ve saygılarımla!

3 yorum:

  1. Aslında insanda DOĞAL olarak varolması gereken özellikleri birisi sergilediğinde çölde su bulmuş gibi seviniyor olmamız aslında çok üzücü ve insanlığın geldiği noktayı ortaya koyması bakımından gerçekten önemli.

    Hani derler ya güleriz ağlanacak halimize...Bizimkisi o hesap...

    Elinize sağlık..

    YanıtlayınSil
  2. gözyaşlarımı tutamıyorum insanlıklarını unutanlara unutturanlara inat çok yaşayın inşallah....elif

    YanıtlayınSil
  3. Tek kelimeyle mükemmel bir yazı. Elinize sağlık hocam. Ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. Teşekkür ediyorum. Serkan Alpaslan

    YanıtlayınSil