14 Temmuz 2010 Çarşamba

Habil'le Kabil















"Bağımsızlıktan yoksun bir ulus, uygar insanlık karşısında uşak olmaktan kurtulamaz." ATATÜRK



Ertuğrul ÖZKÖK, bugünkü yazısında, "Biz ayrılmayız" diyerek devamında "Habil ve Kabil" benzetmesiyle "birbirinin boğazını sıkmaya devam eden iki kardeş" ifadesine yer veriyor.

O vakit biz de hemen Mâide Sûresi'nden yola çıkarak, "Allahü Teâlâ iki Adem oğlu ile bir mesel darb etti, bunun hayrını tutun, şerrini bırakın." hatırlatmasıyla kendilerine, Kur'an-ı Kerim'in Mâide Sûresi 27’den 32'ye kadar olan bölümünü tekrar tekrar okumasını öneririz.



"Sevgili Pat,
Tahtadan küçük bir heykel yontarken, yanıma yaklaşmıştın ve bana:
"Neden bana da bir şey yapmıyorsun?" demiştin.
Sana ne istediğini sormuştum.
"Bir kasa yap" diye yanıt vermiştin.
"Ne yapacaksın?"
"İçine bir şeyler koyacağım."
"Neler"
"Senin bütün şeylerini."
Kasan işte burada. İçine bütün varımı yoğumu ya da çoğunu koydum. Ama hâlâ dolmadı. Acılar ve tutkular, iyi ve kötü günler, iyi ve kötü düşünceler, umut ve birkaç umutsuzluk, yaratmanın anlatılmaz sevinci var içinde.
Bunların üstünde de sana karşı duyduğum sevgi ve minnettarlık var.
Ama kasa hala dolmadı. JOHN" Cennetin Doğusu / STEINBECK



Evet; bu ölümsüz ve mükemmel eserin önsözü niteliğindeki bu yazı çok şey ifade ediyor... Biz de günlerdir bir köşe yazarının kaleme aldığı konu üzerindeki yazısını hayretler içerisinde ve ibretle okuduğumuzu dile getirerek, düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. Zira bu zevatın yazdıkları bir millete yapılabilecek en büyük ihanet olsa gerek diye düşünüyorum. Hatta asıl önemlisi de bu türden söylemlerin yasal olarak da suç teşkil ettiği kanısındayım. Yani bölünmez bütünlüğüyle Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni oluşturan Türk milleti arasına "nifak" sokmaktan başka bir amaca hizmet etmeyeceği kesin olan, bir çağrı...


Ertuğrul Özkök'ün -6 Temmuzdan bu yana- kaleme aldığı yazılar dizisinde döktürmüş olduğu inciler, şüphesiz ki tüm yarttaşlarımızın içlerinin sızlayarak, nefretle tepkilerine yol açıyor... Zira bu ülkenin insanları hiçbir zaman birbirinden ayrılmayı düşünmedikleri gibi, birlikteliğimizi sorgulatmaya çalışmalarını da şiddetle reddediyor!


Bunu, daha nasıl göstermeli bu halk? Zira saymakla bitiremeyeceğimiz onca içeride yapılan fitne fecir olaylara rağmen, halkımızın sağduyusunu serinkanlılıkla koruyarak, yaşanılan her türlü acıyı, kederi bağırlarına basmayı başarmasını bilmiştir. Buna rağmen emperyalizmin odak noktaları tarafından beslenen içimizdeki hainler -kuzu kılığına girmiş kurtlar- durmak bilmeksizin milleti birbirine düşürecek metodları üretmeye devam ediyor!!!


Yukarıda John Steinbeck'in, "iyi ile kötünün içimizdeki bitmez tükenmez kavgası" üzerine yazılmış ve Habil'le Kabil'e gönderme yapan romanından alınmış bir yazıydı... Ne var orada? İyi kötü, sevinç, minnettarlık ve en önemlisi SEVGİ...

İşte biz de bütün şeylerimizi birbirimize verek paylaşmayı 1000 yıldır sürdürüyoruz... Bu paylaşımın içerisinde sevgi her zaman öncelikli olarak yerini aldı.. Şayet öyle olmasaydı ayırmaya çalıştıkları Türk-Kürt kardeşliğinde evlilikler devam eder miydi? Bu evliliklerden oluşan çocuklar, ayrılmaz birlikteliğimizin bir kanıtı değil midir? Güzel ülkemizin herbir köşesi bu birliktelikleri üzerinde barındırmıyor mu? Devletimizin yönetim kademesi bu birlikteliğin idaresi altında değil mi? Peki, zenginliklerin dağılımı yine bu birliktelikle paylaşılmıyor mu?..


Anlıyorum ki bu zevat, amaç edindiği yazısını Türk milletinin çıkarlarını gözetmekten uzak, ortalığı bulandırmaya yönelik, birilerinin dümen suyuna hizmet olarak kaleme almış... Bir de yazdıklarını eleştirenlere, "alaylı" bir üslûpla, kendisini ve döktürdüğü incilerine arka çıkanları "üstün" ve gerçek "aydın" sıralamasına koyarak, aşağılamayı sürdürüyor... Emperyalist işbirlikçilerini ve tedhişçileri muhatap alarak onlara çağrılarda bulunmayı sürdürüyor...


Ne kadar acı değil mi? Demek ki bu ülkenin en güzel yerlerinde oturup, en üst fırsat ve olanaklarından faydalanmanın karşılığı böyle olmalı (!)... Bu vatan için kan dökmüş ve hâlâ da dökmekte olan şehitlerimizin ruhuna yapılmış en büyük sadakatsizlik olarak gördüğümüz bu söylemlerin hepsi, bir kez daha tarihin karanlıklarına gömülmeye mahkum olduğunun altını kıvançla çizmeyi bir vatandaşlık görevi sayıyorum!!!


Ancak bir hatırlatmayı da yazmadan geçemeyeceğim:


Milletinin bütünlüğüne ve ülkesinin bekaasına rağmen, şahsi menfaatlerini gözeterek, kendi çıkarlarını her şeyden üstün gördüğünü düşündüğüm böyle zevatlardan her ülkeye lâzım... Benden söylemesi.. Darısı diğer dost (!) ülkelerin başına!


Sevgi ve saygılarımla!

2 yorum:

  1. Bunlar bir yerlere hizmet etmek üzere programlanmış kalemşörler. Bu tipler memleketimde her zaman mevcuttu ama artık uç örnekerini yaşıyoruz. Meraklanmasınlar bu ülkeyi hiç bir zaman bölemeyecekler ve böldürmeyeceğiz. Ulu Önderimizin ve şehitlerimizin bize emanet ettiği bu topraklar ilelebet yaşayacak ve Türk yurdu olacaktır. Emeğiniz için teşekkürler hocam. Serkan Alpaslan

    YanıtlayınSil
  2. yine çok güzel yazmışsınız tebrikler Elif

    YanıtlayınSil