22 Ağustos 2010 Pazar

Ey Tebaası Müslümanım Diye Övünen...












"Sen anandan ben babamdan
Ağa doğmadık dostum
Gel beraber yaşayalım"... MAHZUNİ



"DİYARBAKIR’ın Silvan İlçesi’nde seyyar satıcılık yapan evli ve 4 çocuk babası 40 yaşındaki Hacı ORUÇ, iftar açmak için geldiği evinde eşinin, “Yemek yapacak bir şey yoktu, yemek yok” demesi üzerine bunalıma girip, evin bir odasında kendini asarak canına kıydı." 18.08.2010, Vatan


Aşık Mahzuni Şerif'in toplumsal içerikli şiirlerinden birinde dile getirdiği üzere;


"İnce ince bir kar yağar
Fakirlerin üstüne..."


Aynen şimdilerde olduğu gibi... Hatta biraz daha ileri gidelim ve lapa lapa kar yağıyor desek, daha isabetli olacak. Güzel ülkemin insanları bir zamanlar "aç mezarı yoktur" sözünü bilirlerdi... Oysa bugün ne durumlara geldik! Çevremiz aç mezarlarıyla dolup taşıyor... Üstelik Diyarbakır'da yaşanan talihsiz olay ne zaman oluyor? Mübarek Ramazan'ın içerisinde...

O vakit yine Mahzuni'den dizelerle duygularımıza cevap bulalım:

"Etme ağam nolur nolur
Adam mı ölür toprak verince..."

Demek neymiş Diyarbakır'daki sorunun temel kökeni; "Toprak ağalığı"ymış!

Eee o zaman; toprak ağalarına ve bölgenin akil insanlarına bizim buradan doğal bir sorumuz olacaktır:

Bölge ve yöre insanını neden "maraba" olarak çalıştırmamayı demokrasinin olmazsa olmazları olarak görmüyorlar da, sorunu başka taraflara taşımaya çalışırlar?

Asıl sorun, yurttaşlık bilinciyle yaşamını yönlendirip karın doyurmak meselesi değil midir?

Silvan'dan Hacı ORUÇ, kendini asarak "açın mezarı yoktur" anlayışını ortadan kaldıran canlı bir örnek değil mi?

Bu ağır durum karşısında, hele hele olayın mübarek RAMAZAN ayında gerçekleşmesi, Müslümanım diyen herkesin vicdanında, ince ince bir sızıyı yüreğimizde hissettirmiyor mu?

Bilmem; benim yüreğim sızım sızım sızlıyor işte...

Bu mudur %99'u Müslümanım diyen halkın Müslümanlığı?..

Bu anlamda herkes kendine Müslüman ama, konu kişinin kulluk vazifesine dayanınca herkes buna fazlasıyla müdahil! Öyle mi?!..

Neydi bizim felsefemiz?

"Komşusu açken tok yatan bizden değildir!"

O vakit bu durumda Müslümanlığımızı kalben değil, sözle mi yaşatıyoruz acaba?..

Zira merhum Hacı ORUÇ'un ve dahalarının nasıl oldu da, "aç mezarı"nı oluşturduk dersiniz?!..


Bir de olayı bir başka açıdan ele alalım isterseniz:

Şimdi açlıktan ölen merhumun adı ve soyadına, lütfen dikkat ediniz!

Neymiş?

Hacı ORUÇ.

Algıladınız değil mi?


Merhumun soyismini alan dedeleri; ALLAH'a olan büyük inançlarını ulvi bir düşünceyle kendilerince ulvileştirerek aldıkları soyadlarını, bir gün gelecek, aynı ulvi duygular altında torunlarının açlıktan intihar edebileceğini, hiç akıllarına getirmiş olabilirler miydi acaba?..

Öteyandan aynı düşünceyle babasının merhuma verdiği isim neymiş?

Hacı.

Yine aynı şekilde, aynı ulvi duygu ve düşünceyle yola devam eden baba; acaba bir gün gelip de çocuklarına ekmek götüremeyen oğlunun onuru zedenlendiği için soyismini taşıdığı ayda canına kıyacağı hiç aklına gelir miydi, ey tebaası, Müslümanım diye övünen Müslüman milletim?!..

Kısaca demek istiyorum ki...

Hz. Peygamberimizin bu sosyolojik ve felsefi hadisini unutup da başka pencerelerden Müslümanlığı öğretmeye ve anlatmaya kalkanlar; tıpkı toprak ağalığını ellerinde tutmak isteyip de, sorunu başka taraflara çekmek isteyenler gibi; "cambaza bak" yanıltmasıyla birileri, "Allah", "Kur'an" ile aldatma yolunu seçiyor...
Bir kısmı da FEODAL zihniyeti yaşatmak için, "demokrasi", "özgürlük" kavramlarıyla insanlarımızı aldatma yoluna gidiyorlar!!!


Yok aslında birbirlerinden farkları....


Sevgi ve saygılarımla!

2 yorum:

  1. Sonra da bu ülke nasıl ayakta kalıyor diye şaşıyoruz..Demek ki Allah'ın bir bildiği var...Bunca açlığa,pisliğe,çirkefliğe,vurdumduymazlığa rağmen...
    Elinize sağlık güzel bir yazıydı..

    YanıtlayınSil
  2. yine çok güzel yazmışsınız
    elif

    YanıtlayınSil