5 Aralık 2010 Pazar

Dünden Bugüne...

















"Eski Türk destanlarında kadın erkeğinin her daim yanındadır. Kadın erkeğinin güç ve ilham kaynağı kabul edilirdi."



Türklerin tarihten gelen kültürü arasında göze çarpan bir yücelik vardır ki...

Bugün Türk kadınlarının seçme ve seçilme hakkını elde ettiği tarihtir.


Yazımda bu konuyu ele alırken amacım Türklerin tarihten gelen dünya ölçeğindeki kadına bakışıyla birlikte diğer toplumların da kadına bakışını ele alarak, bir kıyaslama yapmak istememdir.

Eski Türk toplumlarında;

Aile kavramının değeri yüksek bir yer tutardı. Zira ailenin temel yapı taşı olarak bilinen ve kabul gören kadını, erkeğin can yoldaşı, çocuklarının anası olarak yüce bir konuma oturtması söz konusuydu...

"Kadın, Türk milletinin bereket kaynağı olmuştur. Ve kendisine verilen haklardan dolayı hakanların, cengaverlerin, önünde saygıyla eğildikleri bir şeref abidesidir."


Türk destanlarında kadın ilahi bir varlık konumuna getirilmiştir. Ve bütün kadınların yeri sarsılmaz sevgi ve saygı üzerinde sadakatla taçlandırılmıştır. Söz gelimi "kadınların savaşta düşmanın eline geçmesi büyük bir zillet sayılırdı. Oğuz Kağan Destanı'nda ırza tecavüz edenlerin öldürüldüğü veya gözlerine mil çekildiği ifade edilmektedir."


İslâm öncesi Türk topluluklarında kadına böyle bir bakış açısı varken, diğer topluluklarda ise kadın, feci bir durumdaydı...

Örneğin, cahiliye dönemi Arapların kadına bakışı (ki malum aynı zihniyetin kalıntıları günümüzde dahi sürdürülmekte... Suudi Arabistan'da kadının oy hakkı yok, araba kullanması yasak olması gibi...) kadının kocası yanındaki değeri, alınıp satılan bir maldan farksızdı... Kız çocukları diri diri gömülüyordu ve kız çocuğu doğurmak neredeyse suçlu olmak gibiydi...


Öte yandan 16. yüzyıla kadar Batı toplumlarının kadına bakışı da farklı değildi. Mesela İngiltere'de kocalar karılarını satabiliyorlardı... Kadını "mundar" olarak görüp, İncil okuması yasak edilmişti. Ve yine Hıristiyanlarda kadına şeytan gözüyle bakılıyordu hemen bir örnek vermek isterim;

Notre Dame'ın Kamburu'nu okuyanlar, bunu açıklıkla idrak etmiş olacaklardır... Aslında bir kaç günden beri kripto dedikoduları ile gündem sarsılırken ben de bu kelimeyi tam burada kullanarak, Victor Hugo'nun eserindeki kriptosu olarak nitelendirmek istiyorum. Yani Victor Hugo'nun o dönemin kilise yönetiminin kadına bakışını anlatan kripto...

Oysa en eski çağlardan bu yana Türklerin anlayışında, Türk kadını toplumun şerefli bir ferdi olarak itibar görmüştür. "Türk kadınının böyle ihtişam içinde ve saygı görerek yaşaması Türk karakter ve kültürünün yüksek değerini ifade eder."...

Ve nihayet... 5 Aralık 1934 yılında Büyük Önder Atatürk, Türk kadınına dünyada bir çok topluluktan önce onlara seçme ve seçilme hakkını anayasal zeminde vermiştir.


Bu bağlamda Türk kadını olarak, Büyük Önder Atatürk'e olan saygımızı ve minnetimizi bir kez daha hatırlayarak ve hatırlatarak, bu onurlu günümüzü kutlamaktan kıvanç duyarım...


Sevgi ve saygılarımla!



2 yorum:

  1. Bu yorum yazar tarafından kaldırıldı.

    YanıtlayınSil
  2. Evet büyük Türk milleti tarihi boyunca kadına değer vermiştir. Büyük Hun Devleti döneminde yayınlanan bütün fermanlar Hakan ve Hatun der ki- diye başlar. Yani tam bir eşitlik söz konusudur. Ulu önderimizde kadınları hak ettikleri noktaya koymuştur. Ancak maalesef bu noktadan uzaklaşıyoruz. Kadının köle olarak görüldüğü bir yola sürüklenmekteyiz. Yazık. Teşekkürler. Serkan ALPASLAN

    YanıtlayınSil