16 Haziran 2014 Pazartesi

Din Kültürü... Öğretmenlerimizin DİKKATLERİNE!















Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed'in doğumundan vefatına kadar geçen  tarihsel (takvim) verileri üzerinde yazmış olduğum yazıdan yola çıkarak,  konunun uzmanı Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, Doç Dr. Sayın Casim AVCI'dan  sorular eşliğinde edindiğim bilgileri aynen paylaşıyorum:

"Soruların cevabı için şu ön bilgilerin dikkate alınması gerekmektedir:

1. İslâm'dan önce Araplar'ın  kullandığı belirli bir takvim yoktu. Bir olayın tarihini önemli olayları esas alarak ifade ederlerdi. Meselâ, "X olayı Fil Vak'asından beş yıl önce/sonra gerçekleşti", " Y olayı Abdülmuttalib'in ölümünden üç yıl önce/sonra meydana geldi" vs. derlerdi.  
2. Yıl olarak kameri yıl (ay yılı) esas alınıyordu. Ancak kamerî aylar 29 veya 30 gün olduğu için bir kamerî yıl 354 gündür. Şemsî yılın (Milâdî takvimin esas aldığı güneş yılı) 365 gün olduğu dikkate alındığında ay ve güneş takvimi arasında yılda 11 günlük fark ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla Araplar belirli tarihlerde yapılan ibadet veya kutlamaları önceki yıla göre 11 gün erken yapmış oluyorlardı. Meselâ, 9 Zilhicce günü hac için Arafat'a çıkan Araplar, tarih aynı olmuş olsa bile  önceki seneye göre 11 gün erken çıkmış olurlardı. 
3. Araplarda dört ay haram ay olup, bu aylarda kan dökmek, savaşmak yasaktı. Bunlar Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep ayları idi. Hac, umre ve panayırlar için bu aylar dikkate alınırdı. Ancak Araplar gerek hac ve gerekse panayırları her yıl önceki yıla göre 11 gün erken değil, çeşitli sebeplerle sabit bir mevsimde gerçekleştirmek istiyorlardı. Bazan da peşpeşe gelen Zilkade, Zilhicce ve Muharrem aylarında  savaşma ihtiyacı hissediyorlardı.  Bu vb. sebeplerle kamerî yıl ile şemsî yıl arasındaki 11 günlük farkı kapatmak için kamerî takvimi şemsî takvime uyarlıyorlardı. Nesî adı verilen bu işlem için özel bir  görevli vardı. Bu görevli meselâ, üç yılda bir 12 aya bir ay ekler  ve bu durumu hac günlerinde ilan ederdi. Dolayısıyla zilhicceden hemen sonra gelmesi gereken muharrem ayı bir ay sonra gelirdi. (Eğer nesî uygulamasının Câhiliye döneminde düzenli yapıldığı düşünülürse üç yılda bir ay ilave edilmiş olacağından kamerî-şemsî farkı dikkate alınarak  33 yılda toplam bir yıl ilave  zaman söz konusu olacaktır). Nesî uygulaması İslâm döneminde Veda Haccı’nda (h. 10/m. 632) yasaklanmıştır.
4. İslâm’dan önceki Araplar’da belirli bir takvim kullanılmadığı gibi Hz. Peygamber ve Hz. Ebû Bekir döneminde de kullanılmamıştır. Hz. Ömer döneminde hicrî 16 (m. 637) yılında takvim meselesi görüşülmüş ve Hz. Ali’nin teklifiyle Hz. Peygamber’in Medine’ye hicreti takvim başlangıcı kabul edilmiş, muharrem ayının da yılın ilk ayı olması kararlaştırılmıştır. Kısacası, hicrî takvim de Hz. Peygamber zamanında değil, Hz. Ömer’in halifeliği döneminden itibaren kullanılmaya başlanmıştır.
Bu ön bilgilerden sonra soruların şöyle cevaplanması mümkündür:" Doç. Dr. Casim AVCI
   



T.G.   1- Hicri takvimin başlangıcı 622. Hz. Muhammed'in doğumunu nasıl ifade edeceğiz? Yani net olarak bir tarih (hicri takvime göre) nasıl olacak?


C.A.  İslâm’dan önce Araplar’da belirli bir takvim kullanılmadığı için Hz. Peygamber’in doğumu ile ilgili kesin tarih verilememektedir. Ancak onun ilk vahyin gelişi, hicret ve vefatı sırasındaki yaşı gibi noktalar dikkate alınarak doğum yılı milâdî 569, 570 veya 571 olarak kabul edilmektedir. Onun 9 veya 12 Rebîülevvel’de doğduğuna dair rivayetler de milâdî olarak ay ve günün hesaplanmasına yardımcı olmaktadır. Meselâ,  Astronomi alimi Mahmud Paşa  Hz. Peygamber’in doğum tarihini 20 Nisan 571, Muhammed Hamidullah da 17 Haziran 569 şeklinde kabul etmektedir. Muhammed Hamidullah Araplar’ın yukarıda bahsedilen Nesî uygulamasını Hz. Peygamber’le ilgili tarih hesaplamalarında dikkate almak gerektiğini vurgulamaktadır.
Hz. Peygamber’in vefat tarihi için de onun hicretten sonra Medine’de on  yıl yaşadığı ve hicrî 13 Rebîülevvel 11 tarihinde vefat ettiği dikkate alınarak milâdî 8 Haziran 632’ye karşılık geldiği  belirtilmektedir. 
Şu halde hicrî takvim Hz. Ömer döneminde belirlenmiş ve hicret esas alınmıştır. Hicret de milâdî 622 yılına denk gelmektedir. Dolayısıyla Hz. Peygamber’in doğumu için “Hicretten önce 53 yılında doğmuştur” denilebilir.

T.G.   2- Dolayısıyla Hz. Muhammed'in peygamberlik ve hayatı ile ilgili  tarihler, zincirleme etkileneceği için  bilmemiz gereken tarihleri hangi takvime göre anlatacağız?

C.A.  Siyer ve diğer İslâm tarihi kaynaklarında Hz. Peygamber’in hayatı ile ilgili bilgiler verilirken bunların peygamberlikten veya hicretten kaç yıl önce veya sonra meydana geldiğine ya da o sırada Hz. Peygamber’in kaç yaşında olduğuna dair ifadeler mevcuttur. Birçok olayın yıl, ay ve gün olarak veya sadece yıl olarak hicrî tarihleri verilmektedir. Bu vb. bilgilerden hareketle olayların milâdî karşılıkları hesaplanabilmektedir.

T.G.  3- Madem ki Miladi takvim kullanıyoruz, o halde hicri takvimi neden araya sıkıştırıyoruz? Bu  durum müslümanları  rencide etmez mi? Zira hicri takvim tek başına yeterli olmuyor. Doğumu "miladi" diyoruz, hesaplarken "hicri" takvimi kullanıyoruz, bu da bizi komik duruma düşürmüyor mu?

C.A.  Yukarıdaki açıklamalardan anlaşılacağı gibi İslâm dünyasında Hz. Ömer döneminden itibaren hicrî takvim kullanılmakta ve olayların tarihleri hicrî takvime göre verilmektedir. Dolayısıyla olayın esas tarihinin bilinmesi önemlidir. Ancak günümüzde milâdî takvim kullanıldığı için anlaşılır olması ve kolaylık sağlaması bakımından milâdî karşılıkları da verilmektedir. Bu bakımdan hicrî tarihleri milâdî tarihe (veya tersi) çevirme kılavuzları hazırlanmıştır. Faik Reşit Unat’ın çalışması veya Türk Tarih Kurumu web sayfasındaki kılavuz bunların başında gelmektedir.
Şu halde İslâm tarihiyle ilgili herhangi bir olay esasında hicrî tarihle kaydedilmiş olup böyle bilinmekte ancak günümüz için milâdî karşılıkları verilmektedir. Bu bakımdan “hicrî takvimi araya sıkıştırmak” gibi bir husus, hele hele “rencide edici” veya “komik durum” söz konusu değildir.  Hz. Peygamber’in doğumunun milâdî olarak ifade edilmesinin sebebi hicrî takvimde esas alınan hicretin henüz gerçekleşmemiş olmasıdır. Veya “hicretten önce 53 yılında doğmuştur” da denilmektedir. 

T.G.  4- Hicri takvim neden ve nerelerde kullanılıyor?

C.A.  Yukarıda belirtildiği gibi İslâm dünyasında Hz. Ömer döneminden itibaren hicrî takvim kullanılmakta olup kaynaklarda olaylar anlatılırken hicrî tarihleri verilmektedir. Günümüzde milâdî takvim kullanılmakla birlikte dinî ibadetler, mübarek gün ve gecelerin kamerî takvime göre hesaplandığı malumdur (Ramazan orucu, Aşure günü, Ramazan ve Kurban bayramları, hac, kandil geceleri vs.) 

T.G.  5- Jul Sezar'ın doğum gününe atfen  başlayan  (başlangıcı 584 olan) "Rumi takvim"i neden kullanıyoruz? Zira eskiler bu takvime göre hesap yapıyorlar.. Dolayısıyla "rumi takvim" de Hz. Muhammed'in hayatı ile ilgili tarihleri hem karşılayacak durumda değil,  hem de İslami bir değeri yok. 


C.A.  Rumi takvim Osmanlı döneminde XVII. Yüzyıldan itibaren özellikle malî konularda kullanılmaya başlanmıştır. Malî yılbaşının, kamerî aylar gibi her yıl 11 gün erken gelmeksizin belirli bir tarihe sabitlenmesi gibi sebeplerle tercih edilmiştir. Kısacası bu takvimin kullanılması dinî bir konu değil, o günün ihtiyaçlarını karşılayabileceği düşünülen malî bir hususla ilgilidir. 

T.G.  6- Kısacası bu konuda netleşmek için ne yapabiliriz?


C.A.  Şüphesiz takvim meselesi çok önemli ve bir o kadar da zor bir konudur. Özellikle günümüzden geçmişe dönük hesaplamalar çeşitli sebeplerle zorluk arz etmektedir  (kamerî ayların hilâlin görünmesine bağlı olarak 29 veya 30 gün sürmesi, milâdî takvimde geçmişte yapılan birçok değişiklik ve düzenlemelere ek olarak Şubat ayının dört yılda bir 29 gün olması, kaynakların aynı olayın tarihini farklı vermesi vs.). Bu bakımdan konunun tarihî sürecinin ve problemlerinin doğru bilinmesi, kaynakların verdiği tarih bilgileri ve günümüzdeki bilimsel gelişmeler ışığında problemlerin çözümüne gayret gösterilmesi gerekmektedir.  


                                                                                
 Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, Doç Dr. Sayın Casim AVCI'ya değerli görüşlerinden ve katkılarından dolayı teşekkür eder, saygılar sunarım...


Sevgi ve saygılarımla!



"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.) 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme