1 Ağustos 2014 Cuma

Soma izlenimlerim -3- "Demirden Aldığımız Oksijenle Kurtulduk!"
















Soma gerçekten sosyolojik açıdan endişe edilecek  duruma gelmiş. Zira geride kalan perişan aileler... Babasız kalan yetim çocuklar, dul kalan gencecik gelinler. Soma için uzun vadede herkes, toplumsal dokunun bozulacağı  endişesini taşıyor..

Ne demişlerdi, "zengin dullar"...


Yaptığım görüşmeler arasında değerli görüşleriyle yazı dizime katkıda bulunan, Soma halkının  yakın ilgi ve sevgisiyle  kendisine destek bulmuş isimlerden birisi de vardı. Büyükşehir Belediyesi Soma Koordinatörü Salih Oğuz BELGÜL. Sayın BELGÜL ile yaptığım görüşmede altı önemle çizilecek pek çok noktaya değindik.  Öncelikle içtenlikle geçen söyleşimizde olay anını anlatırken duygu dolu dakikalar yaşadığımızı da ayrıca belirtmek isterim.

Boğaz tokluğuna uğuruna maden ocağında kazma salladıkları Soma'da yaşanılan  o elim kazadan sonra toplumda oluşan  güven bunalımını bir kez de Oğuz BELGÜL hatırlatarak söze başlıyor.



O.B: -Ülkemi çok seviyorum, Soma'yı çok seviyorum... Dolayısıyla her açıdan kendimi Soma halkına adamış birisi olarak, sorumluluklarımı yerine getirmeye çalışıyorum.  Olayın olduğu anda işin içine girdik. Büyük bir sorumluluğum var. Olay olduktan sonra Soma'yı bilen birisi olarak öncelikle ölümlerle ilgilendik. Ölü sayısı arttıkça hepimizin endişesi daha da arttı. Olaydan hemen sonra büyük bir telaş ve kargaşa yaşandı. Zira soğuk hava depolarına kadar cesetler dolmaya başladı.  Cesetler arasında tanıdık yüzleri görüyorsunuz...  Perişan halde bir şeyleri yapmak için didindik adeta.

İşin en acısı da, olay anında ve hemen sonrasında doğum yapan gelinlerimiz oldu.  Dul kalan kadınlarımız inanınız çok gençler...  Ve ne yazık ki bu insanlarımızın en az %70'i cahil.

Size önemli bir konuyu vurgulamak istiyorum:

Bizim bir aile geleneğimiz var, değil mi?

Esas sıkıntı burada... Mesela  gencecik kız bir çocukla yalnız kalmış, 500 bin lira para ona kaldı.. Şimdi bu, ne yapar? Birileri bu kızımıza musallat olacak, değil mi?



Evet. Asıl bu ortak kaygı, beni ve konuştuğum herkesi telaşlandırıyor. Zira bu kadınlarımızın büyük çoğunluğu, ne yazık ki  cahil! Ellerinde bir sanatı da yok!

Dolayısıyla Soma'dan edindiğim izlenimlerle demek istediğim:

Toplumları ayakta tutan ve yine toplumun sosyolojik dokusunu etkileyen kadının, bu acı olayla birlikte yine önemli bir noktaya sürüklendiğini itiraf etmeliyim. Zira eşini kaybetmiş  genç kadınlarımız için, öncelikle devletin ve sivil toplum örgütlerinin eğitim-öğretim programları ve kurslar açmalarının acilen gerçekleştirilmesi gerekliliği ortaya çıkmaktadır.  Bu gencecik kadınlara yönelik  derhal ve de gecikmeksizin meslek kurslarının açılması, kadınların istihdam sağlamasına yönelik bir girişim sağlanması öncelikli olarak ele alınmalıdır.  Ayrıca Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneklerinden bu kadınlarımıza yapılan yardımların genişletilerek özellikle  öncelik verilmesi yönünde olmalıdır.

Evet Soma'da eşlerini kaybetmiş kadınlarımızı ne yazık ki  bir Türkiye gerçeği ile kıyasladığımızda onları bekleyen pek çok zorlukların kapıda olduğunun bilincini etrafımıza ve konu ile ilgili yetkililere buradan hatırlatmak istiyorum:

Önümüzdeki aylardan itibaren maddi ve manevi her anlamda psikolojik sarsıntı içerisinde olan kadınlarımızın başlarına musallat olacak kem gözler olacaktır.  Zira vefat eden madencilerimizden eşlerine kalan tazminat yüzünden bu kadınlarımız gerçekten de çok değerli konumda olacakları kesin. Zaten  kulaktan kulağa aktarılan "zengin dullar" ifadesi de, bu düşünceyi adeta tesciller nitelikte. Dolayısıyla bu kadınlara, en çok da kayınbiraderleri ve kayınpederleri ile evlendirme baskısı olacağı yönünde.. Ki bu sıralarda Soma'da bu durum çoktan başlamış bile. Bir genç kadınımızın kayınbiraderiyle evleneceği yönündeki duyumlar ortada dolaşıyor...  O halde bu mecbur etmenin önü mutlaka kesilmeli. Bunun için de sosyal desteğin bir an evvel başlatılması gerekiyor! Bu düşüncelerimiz şüphesiz ki bir tavsiyeden öteye geçemez, hatırlatmasıyla söyleşimize kaldığımız yerden devam edeceğim.



O.B. : Bu arada ailelerin pek çoğu tazminat olarak ellerine geçecek paranın farkında değiller. Farkında olunca "kazan kaynayacak" asıl. Dolayısıyla evleri gezdiğimizde sadece iki evde çok düzgün kayınpeder gördüm; gelinine sahiplenip, ona evladı gibi kucak açan. Bakınız sadece 2 tane gördüm diyorum, 3 tane değil!  Bir diğer grup  aile daha var: Onlar da "ölen benim oğlum, sana ne oluyor?" diyen grup.. Bu durumu düşünebiliyor musunuz?

O kadar çok yardım yapıldı ki..

Gittiğimiz her evde neredeyse çocuklar, "ne getirdiniz?" diye elinize bakıyorlar... Bu durumda aileler, acılarını yaşayamaz hale geldi.. Ama bunun yanında  bir kızımız vardı ki... benden bir bardak su dahi almadığı gibi, "Ben öğretmenim, benim sosyal güvencem var. Bana sadece bayrak getirin" dedi.  Bunu düşünebiliyor musunuz?

Sıkıntı hat safhada.. Aileler alacakları parayı bekliyorlar. Zira hemen hepsinin borçları var. Banka kredisi alan, esnafa borcu olan, evinin eşya borcu olan, kredi ile ev alan.. Ama bu arada İstanbul'dan bir firma, 30 tane ev aldı.. Kimsenin haberi olmadı bile.. Para yardımı da geliyor. Bunun dışında da para toplanabilirdi... Ancak para toplamak yasaklandı...

Diğer dikkat çekici bir başka sıkıntı da, nikahsız "aileler"in durumları. Mesela eşinden boşanmış, fakat boşanma ilanı çıktıktan hemen sonra evleneceklerini söyledikleri, dolayısıyla beraber nikahsız yaşadıkları kadın var. Öte yandan öteki eşlerinden olma çocukları var. Bu durumda kime, nasıl bakılacak?!

Nereden bakarsanız sıkıntı çok büyük.


Bu arada Türkiye'nin başına çok kısa sürede sessiz sedasız musallat olan bir beladan da bahsedildi. "BONZAİ"! Hani sentetik zehir olarak bilinen ve ne yazık ki bu konuda çok bilgilendirilmeyen Türk toplumunun en önemli sıkıntılarından birisi olarak, burası için de tehlike taşıyor... Yarın bu anlamda BONZAİ dehşetinin Somalıların sorunu haline dönüşmeye yüz tutan, "uyuşturucu belası" hiç de yabana atılacak nitelikte değil!



Konuşmamızın bundan sonrasına,  9 saat mahsur kaldığı madenden kurtularak kendisiyle birlikte 100 kişinin yaşamasını sağlayan tecrübeli maden işçisi ve Başçavuş lakaplı Selahattin ŞEN'le  ( Aynı zamanda bir madenci eşi olan kızı da aramızdaydı) sürdürdük. Hani toplumların gizli kahramanları vardır ya... İşte bu anlamda tam da yerini bulan o kahramanlardan biri Selahattin ŞEN.

Kamudan emekli Selahattin ŞEN, aynı zamanda TBMM'nin Soma Maden faciası üzerinde oluşturulan komisyona konuşmuş... Dahası Hollanda, Amerika ve El Cezire muhabirleri de kendisiyle konuşmak istemişler. Tabii Selahattin Beyin görüştüğü 2. kişi olmanın ayrıcalığını  yaşadığımı da  belirtmek isterim.



"Bu olay, göçük değil, patlama değil! Bu olay bir yangındır! Gün evvelinden ufak ufak başlayan bir yanma!" ısrarlı vurgusuyla başladı Selahattin Bey sözlerine.

S.Ş. :Yer altından çıkar çıkmaz ilk NTV'den bir muhabir bu sorunun cevabını istedi benden. "Hayır bu bir yangındır!" dedim. Monoksit gazından zehirlenmedir. Monoksit gazları havadan hafiftir tavana yükselir, dioksit ise havadan ağırdır, tabanda olur.  Aynı zamanda burada grizu da var; yani metan... Bizim öğrendiğimize göre... Grizu; yüzde 9'ları bulduğunda 650 derece olur. (Patlama sınırı, yüksek ısı oluşur ki orada durmak mümkün değildir.) Patlama olur... Zaten onlar, ilk etapta  bizi öldü diye düşünmüşler. O sebeple biz çıktığımızda evrim teorisi yıkıldı. Çünkü patlama olmadı. Yani biz kuralı bozduk...

Kaza günü yeraltına sabah saat: 08'de girdim,  gece, 24'den sonra çıktım. 142 kişi vardı. 6 zaiyat verdik. Yerin 2,5 km. aşağısındaydık. Olay bizden 2 km. yukarıda oldu.  Havanın geliş istikametinde, yangın çıktığı yer. Orada hava ikiye ayrılıyor. Aynı havanın bir kısmı üst bölüme, bir kısmı da alt bölüme geliyor.  Yani bizim bölüme geldi. Alt bölümün getirdiği hava bize geldi. Üst bölüme giden dumandan bütün arkadaşlar öldü.

Milleti bir araya topladık... Yer açtık, dumanı buraya aldık ve üst kata verdik. bantla kestiğimiz dumanı üst kata verdik. Bu kısmı komple dumansız bıraktık. İnsanların yaşayabilmesi için komple dumanı yukarı verdik. Öyle bir şey ki, on binde 5 ile, binde 2 arası  monoksit gazında  insanlar, 20-30 dakika arasında ölür.  Bu gazı yememek için kapıyı açtık..  Dumanı yukarı verdik.. Hava gazımız kesilene kadar biz orada 3 gün yaşayabilirdik. Fakat ana yoldaki -nefeslikteki- giden zehir -duman- komple bize geri geldi.. Saat, 14:40'da olay oldu, duman dışarı  40 dakika sonra, saat: 15:20'de çıkıyor.. O vakte kadar ne oldu?!..




Selahattin Bey, konusuna öyle hakim ve öyle güzel anlatıyor ki.. Anlatımlarını anlamak için uzman olmaya gerek yok. Teknik bilgileri bile inanılmaz sade bir dille ve örneklemelerle anlaşılır bir şeklide insanın kafasına yerleştiriyor. Hakikaten de işine hakim olmak, tecrübe sahibi olmak böyle bir şeymiş...

T.G. : Hava olmayan yerde maske takılır mı?

 Akşam saat:19:30 gibi temiz hava kesildi. Gazla başbaşa kaldık. Çok yaşasak 20 dakika yaşayabiliriz. Yedek maskeler verdik. Yukarıda hava varsa maske takarsınız dedik. Bu arada hava olmayan yerde maske takılmaz! İnsanlar şunu soruyor; "maske niye takmadınız?" diye.." Böyle bir şey olmaz.

Arkadaşlarla eğile eğile ayağın içine hepimiz yattık. "Arkadaşlar herkes dilini demirlere değdirecek." dedim. Dilimiz tat alma organı olduğu için, anında demirdeki oksijeni dil algılayarak beyine gönderiyor. Beyin bu sayede oksijen alıyor (Bunu ben yıllardan beri biliyordum. Zonguldak'ta madencilik okulunda bunun kursunu da gördük.). Beyin hücreleri ölmediği için yapacağımız hareketler bellidir. Tabanımızda da  su (suda da  oksijen var)  olduğu için oradan da bir serinlik ve oksijen aldığımızı, da ekleyelim. Bir de olduğumuz yerin tavanı yüksek...  Dolayısıyla tam 1,5 saat hayatta kaldık. Asla konuşmadık.. Nefesimizi harcamamak için konuşmamamızı tembihledim. Dolayısıyla konuşmadığımız için hayatta kalma süremiz uzuyordu. Bir kısmımız buna uymadı... Can havliyle  "Allah" diyenler, besmele çekenler, dua okuyanlar oldu.. Bunlar nefes tükettikleri için gittiler.  2 kişi kaçmış. Bizden 150 metre öteye gitmiş, orada kalmış. Onlar öldüler. Diğer taraftan gitmeye çalışan  arkadaşlar arasında bir tane mühendisimiz vardı. 130 kilo. Ona gitme dedim. Bak sen çok kilolusun...  Ama dinlemedi... Ölmüş!

Emniyet şeridi asmıştım. O şerit havaya göre kıpırdıyordu. Sürekli onu takip ettim. Saat: 21 gibi başladı şeridin yönü değişmeye, hava gelmeye başladı. Ondan sonra biz orada kalan kişiler yavaş yavaş toparlandık, kendimize geldik, sonra da yukarıdan kurtarıcı ekipler geldi onlarla beraber yer yüzüne çıktık..  100 arkadaş bu sayede kurtulduk.

*Kömür madeninde yaşam destek odası olur mu?

S.Ş.: Kömür madeninde yaşam destek odası olmaz. Taş içerisinde açılan galeride yaşam destek odası olur. Ama kömür madeninde olmaz. Çünkü kömür madenlerinde zehirli gazı soluyan insan "yaşam destek odası"na gelene kadar zaten zehirlenmiş olur.  O sebeple "yaşam destek odası" ilk zamanlarada tamamen bir reklam olarak kullanıldı!

Ayrıca  biz yer altında  makinalarda kullanmak  için  dışarıdan basınçlı  hava basarız... Muhafazalıdır bu hava. Boru içinde saklanır. Gerektiği yerde çıkışlar vardır, oradan da bu hava alınır. Eğer ki bizim olduğumuz yerde de bu hava olsaydı, zaten biz bu durumları yaşamazdık. Şimdi dikkat çekilen şu: Bu hava vardı. Ama bunu muhafaza eden boru plastik olduğu için, plastik boru ısıya yenik düşerek yandı. Dolayısıyla boru metal olsaydı biz bunları yaşamazdık!
Onun için bu borular metal olmalı. Burada plastikti. Plastik olduğu için de basınçlı hava yolda yandı. O sebeple hava boruları ısıya dayanıklı olmalı. Bu hava muhafazalıdır.

S.Ş. : Madenci, lambasının ışığı kadar yer görür!

Soğan; bildiğimiz kuru soğanı böl ikiye,  gaz tutan bir insana bu kuru soğandan 2-3 nefes aldır,  o insan gazdan bayılsa bile, en az 100 metre koşar. Bunlar çok ilkel! Ama yaşam veriyor.. Peki, makinalar çalışmadı, teknoloji ne işe yarar? 


O yüzden diyorum ki; biz evrim teorisini çökerttik!




-Devamı var-

Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.) 

3 yorum:

  1. Bu yorum (!) gibi sayısız iletiler alıyorum.. Şimdi bunu yazmak durumunda kaldım.. Zira şayet bu cümleleri yazan kişi, düşüncelerinde samimi ise, önce yazdıklarının altına imza atacak, bu bir! İkincisi, bu düşüncelerin sahibi tarafından övülmek hiç istemem, o nedenle bu yorumu(!) ifşa etmenin kendi adıma onurlu olacağını düşündüm... 3. ise, kendince tuzak kurmayı kişilik sayan bu isimsiz arkadaşa, selamlar...


    İsimsiz "YORUM"

    "Katılıyorum" dedim demesine ama, neye katıldığımı, kime katıldığımı bile doğru dürüst bilmeden hemen yayınlamışsın. Yoksa sana ve yazdıklarına katıldığımı mı sandın? Senin gibi samimiyetsize asla katılmam. Doğruların anlatıldığı dolu dolu cümleleri görmezden gelen sen, övüldüğünü zannettiğin tek bir kelimeye nasıl da balıklama atladın! İşte, senin samimiyetin bu kadar!.. Şimdi hemen tıpış tıpış sil bakalım "katılıyorum"u... - Kuduran Kim?

    YanıtlayınSil
  2. Bilinmeyen gerçeklere değinmeye devam ediyorsunuz ne güzel. Emeğinize sağlık... Bu arada her fırsatı kendi gibi düşünmeyenlere hakaret ve saldırı için bahane sanan zır cahil ve at gözlüklü kişilere de akldırmayın. Onlar ağzınızla kuş da tutsanız kendi sapık görüşleri dışında hiç bir şeye değer vermezler. Teşekkürler...

    YanıtlayınSil
  3. Bu sektörün gerçeklerini bilen biri olarak okuduğum tek doğru yazının bu olduğunu söyleyebilirim.

    Yangın, CO zehirlenmesi, sığınma odaları. Her şey doğru ve tüm bu doğruları anlatmak için ben ne kavgalar ettim.

    Yolumuz bir kere daha kesişti. Sizi ihmal etmiştim. Tekrar merhaba.

    Yorumumu anlamsız "isimsiz"in yorumuna istinaden yazmamıştım ama okuyunca, bu tür insanlarla ülke olarak bu hale geldiğimize tekrar üzüldüm.

    YanıtlayınSil