10 Aralık 2014 Çarşamba

Midas ve Kârûn








"Kul Himmet üstadım gelse otursa
Hey can otursa
Hakkın kelamını (leyli) dile getirse 
Dünya benim diye zapta geçirse
Karun kadar malın olsa ne fayda" Anadolu'dan


Anadolu'nun dört bir yanı bereket fışkıran topraklarla kaplı.. İncir'inden pamuğuna, fıstık'ından zeytin'ine, muz'undan portakal'ına... her türlü meyva-sebze, yemişin ve envai çeşit dünyada eşi benzeri bulunmayan bitkilerin  yetiştiği cennet vatan ANADOLU

Yediğimiz ekmeğe, içtiğimiz suya, soluduğumuz havaya  ihanet ediyoruz.  Ortada toprak bırakmamak üzere, her yeri betonlaştırmaya "and" içercesine ağçaları katlediyor,  toprağı yok ediyoruz... Bu gidişle mezar kazmaya bile  toprak bulamayacağız!

Dolayısıyla...

Hemen her gün  Anadolu'nun  dört bir yanından ağaç katliamı haberlerini acıyla duyuyoruz. Bol bol "neden"lerle ağaçlar, sayıları  milyonlarla ifade edilecek şekilde, bol bol kesiliyor..

Yürek dayanmayan bu görüntüler için;

Efendim deniliyor ki; yok  inşaat için, yok yol için, yok rüzgar enerji santrali için, yok termik santral için, yok hidroelektrik santrali için, yok altın madeni için, yok şu için, yok bu için..

Şimdi de..

"İZMİR’in Urla İlçesi’ne bağlı Ovacık Köyü sakinleri, rüzgar enerjisi santrali (RES) kurulması için bin (1000) ağacın kesilmek üzere işaretlenmesiyle ayaklandı." Aralık 2014

Öğrencilerime soruyorum:

- Çocuklar, bir bebek niçin ağlar?

- Susayıp, acıktığı zaman öğretmenim...

- Aferin..

- Peki o zaman, ağlayan bebeğin eline,  para, altın gibi "kıymet" verilen şeylerden tuttursak, o zaman susar mı?

- Hayııır.

- Niye?

- Çünkü onları  yiyip içemez...


İşte bu kadarcık bile düşünemeyen bir toplum olduk...

Milyonlarca ağaç katlediliyor, topraklarımız yok oluyor.. 

Ne uğruna?


Nedendir bilemem ama, ne zaman bir ağaç kesilse,  aklıma Kral MİDAS üzerine "Tuttuğun Altın Olsun" efsanesi geliyor...


"Sanat, eğlence ve şarap Tanrısı Dionysos ve alayı Frigya yaylarında oradan oraya dolaşırken, yaşlı Silenos, yorulur bir ağaç gölgesinde uyuyakalır. Bulanlar alay edip aşağılayarak Kral Midas'a getirirler. Midas, Silenos'u on (10) gün krallar gibi ağırlar ve Dionysos'a götürür. Tanrı çok memnun olur ve Midas'a "Dile benden ne dilersen" der.

Midas; "Her tuttuğum altın olsun"

Midas'ın her tuttuğu hakikaten altın olur. Kral mutlu ve çok sevinçlidir. Akşam olur,
büyük bir iştahla sofraya oturur. Evet her tuttuğu altın olmaktadır. Ekmeği, yemeği hatta sevmek için sarıldığı güzel kızı'da. Kral pişman olur ve isteğinin yanlış olduğunu anlar.
Tanrı'dan, dileğini geri almasını ister. Yoksa açlıktan ölecektir.
Tanrı. Paktolos ırmağında yıkanmasını söyler."

Ve..


"Midas, Paktolos Irmağında yıkanır, dileğinden kurtulur, ırmağın kumları altın olur.
Irmağın kıyısında yer alan SARDES kenti, ırmaktan topladığı altınla zengin olur. Dünyadaki ilk parayı basarlar. "Karun gibi zengin" sözü. SARDES Kralı Kraisos için söylenmiştir."


Diyeceğim...

Canla başla uğraşarak orayı burayı talan etmek de ne oluyor?

Vatanımızı, dolayısıyla topraklarımızı yağma ettiğimizi, dolayısıyla buna teşvik eden kapital güçlerin oyununa geldiğimizi göremiyor muyuz?

Dolayısıyla her tuttuğumuz altın olsa da, sonuç itibariyle tıpkı, 

"İsrailoğullarında zenginliğiyle meşhur olan ve bu yüzden kendisini her şeyin sahibi gibi görmeye başlayıp Allah'a karşı büyüklenen" ve "Hz. Musa döneminde yaşamış, ilahi kahır ve intikama uğrayarak bütün servetiyle birlikte ani bir zelzele ve tufan sonucu yerin dibine geçen" KÂRÛN gibi, 

Kendi sonumuzu kendi ellerimizle  hazırladığımızı çok geç olmadan görelim artık...


Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S)


Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme