17 Haziran 2015 Çarşamba

Rahşan Af'fı





Af...

"Affı kader kurbanları için istemiştim, niyetim bu değildi." bu sözlerle savundu kendini Rahşan Hanım...



Serpil Yeşilyurt.

"Kaçırıldı. Tecavüze uğradı. 90 yerinden bıçaklandı. İşkenceyle öldürüldü. Katiller yakalandı: Yaşları 13 ile 17 arasında değişen 4 tinerci
Serpil Yeşilyurt, 20 yaşındaydı... Çocukları çok seviyordu. Anaokulu öğretmenliğini seçmişti kendine meslek olarak. Atakent'teki Prenses Anaokulu'ndaki miniklerin Serpil Ablası'ydı. Annesi Hanım Yeşilyurt'la birlikte oturuyorlardı. Geçen Cumartesi akşamı, yakında oturan bir akrabanın kına gecesine gitmek üzere hazırlanıp çıktılar evden. Yürüyerek gideceklerdi. Bilmiyorlardı ki, Azrailleri ile karşılaşmalarına çok az vardı...

Birden bir otomobil durdu yanlarında. Gayrı ihtiyarı dönüp baktılar. 4 kişi vardı otomobilde. Dört genç. Yaşları Serpil'den bile küçük... Serpil ile annesi şaşkınlık içinde ne olup bittiğini anlamaya çalışırken, araçtan inenler Serpil'i yakapaça otomobile bindirdiler.

Hanım Yeşilyurt'un şaşkınlığı dehşete dönüşmüştü. Kızını kurtarmaya çalıştı o serserilerden. Serpil'in koluna yapışmıştı, bırakmadı. Onu da attılar arabaya. Ümraniye'de olup bitmişti bütün bunlar. Çekmeköy ormanlık alanı çok yakındı oraya." 08 Ekim 1998, Sabah Gazetesi

(Bundan sonrası tam bir vahşet! T. G.)

(...)


"Serpil'i paramparça bedeniyle oracıkta bırakan tinerciler arabalarına atlayıp uzaklaştılar oradan. Parti bitmişti. Daha önce çaldıkları otomobili bir yerlerde bırakıp evlerine dağıldılar. Bütün bunlar olup biterken polis ve jandarma çoktan harekete geçmişti. Önce 40 yaşındaki Hanım Yeşilyurt bulundu. Kaçırıldıktan bir saat sonra, 30 yerinden bıçaklanmış ve defalarca tecavüze uğramış olarak kaldırıldı hastaneye..." Sabah Gazetesi

İsmail Ayvacıoğlu, Serdar Kaçmaz, İsmail Çolak ile Savaş Tüblek, 1998'de İstanbul Ümraniye'de anasınıfı öğretmeni Serpil Yeşilyurt ve annesi Hanım Yeşilyurt'u kaçırdı. Serpil öğretmene tecavüz edip öldüren zanlılar, tecavüz ettikleri annesini ise ağır yaraladı. Suç tarihinde yaşları küçük olan sanıklar, "21 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Tinerci oldukları belirlenen 4 kişi "Rahşan affı"ndan yararlanıp 2005'te serbest kaldı."


Halbuki, genel affın ülkede toplumsal barışın sağlanması amacıyla çıkarıldığı söylenir. Afların sıklıkla çıkarılması ülkedeki adalet kurumuna duyulan güveni sarsar... Dolayısıyla "Rahşan Affı" diye bilinen ve  2000 yılında çıkarılan afla birlikte adi suçluluların salıverilmesiyle ortaya çıkan bu kabus, hiç şüphe yok ki toplumsal vicdanın kanamasına vesile olmuştur. Belki - o gün için- Rahşan Ecevit'in gönlünde yatan fikir suçlulularının affa uğraması için olabilir, ama gelinen nokta saçma sapan bir yere vardı... Ve yine  bence devletin sadece kendisine karşı işlenmiş suçları affetme yetkisi olmalı, kişilere karşı  işlenmiş suçları devlet affetmemeli..

Gelinen noktada ise,

Nice Serpil Yeşilyurt ve  Hanım Yeşilyurtların inanılmaz bir sapkınlığın kurbanı olmasıyla millet olarak, toplumsal bunalıma sürüklenmek oldu. Ve buna  da "af" denildi, iyi mi!


Sonra mı?


"3 Mart 2009 akşamı Münevver KARABULUT'un cansız bedeni çöp toplayıcı bir kişi tarafından çöp konteynerinde parçalanmış halde bulundu. Yapılan adli tıp incelemesi sonucunda başı gövdesinden ayrılmadan önce bıçak darbeleriyle yaralandığı daha sonra öldüğü tespit edildi."

Ve...

Mersin'in Tarsus ilçesinde tecavüz girişimine direndiği için bir minibüste öldürülen üniversite öğrencisi Özgecan ASLAN. 20 yaşında gencecik bir kız olan Özgecan, hayatının baharında tecavüze uğrayarak bıçaklanıp yakıldı, hunharca katledildi. 



Biz mi? 

Vallahi her zaman olduğu üzere yine suçluları lanetledik, eylemler yaptık, bağırdık çağırdık...

Katiller mi?

Hiç sormayın... "İyi hâl" filan derken İNDİRİM alıp tekrar aramıza karışanlar gırla gidiyor...

Ne zamana kadar? 

Taa ki  bir sonraki kurbana kadar...


Bu anlamda...

Katiller aramızda cirit atıyor!

Kısa bir süre önce  2. bir Özgecan dehşetinden kıl payı kurtulan, ve çok  yakınım olan cancağızımı korkunç bir olayla karşı karşıya bırakan  "Rahşan Affı" adaletsizliğini bir kez daha lanetle anarken, vesile olanlara da "yazıklar olsun!" diyorum...


Umarım...  Bir gün Rahşan Hanım, "Rahşan affı" diye anılan bu rezilliğin geride bıraktığı ve tarihe geçen bu vahşi olayların, hesabını vereceği "yerde",  mağdurlarından dileyeceği "af"fın kendisinin çıkardığı yasa  kadar çabucak, kolayca ve cömertçe bulur (!) ... 




Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S)

2 yorum:

  1. Tamamen siyasi gerekçelerle çıkarılan aflar ülkemizdeki hukuk sisteminin köküne dinamit koydu. Verilen cezanın hiçbir şekilde tamamen infaz edilmeyeceği inancı suçlu ya da suçsuz tüm insanlarımızın bilinç altına işledi, yerleşti. Giderek hukukun gerçekten ceza vermediği inancı ile sisteme inanmama başladı. Hakimlerimiz de davalarla hiçbir biçimde empati geliştirmeden şekli kararlarla kendilerini kurtarmaya çalıştılar ve kurtarıyorlar. Elbette bazen haksız cezalar da olabilir ama verilen cezanın sonuna kadar infazı hukuk sistemimize yerleşmediği sürece hem gazetelerin 3. sayfaları benzer haberlerle dolmaya devam edecek hem de magazin okur gibi cinayet haberleri okuyarak kanıksayan sevgili halkımız acı kendi başına gelene kadar kayıtsızlığına devam edecek.
    Vah benim güzel ülkem!

    YanıtlayınSil
  2. Merhabalar.

    Ülkeyi nasıl yönetiyorsak, toplumsal barış için, ama sadece kader mahkumlarına uygulanması düşünülen affı da işte öylesine uyguluyoruz. Bu af uygulamalarının acı faturalarını çok anlamlı bir şekilde ele almışsınız. Siz kimin kader mahkumu olduğunu bilemezsiniz ki, bildiğinizi varsayalım, kader mahkumu da olsa, verilen ceza sonuna kadar çekilmeli. İnsanlar nasıl olsa af çıkar diye kafasını koyduğunu yapıyor. Ceza evinde akıllanan insan sayısı çok az. Bırakın eskilere gitmeyi, öngörülen cezayı iyi halden ya da mevcut yasalara göre indirim uygulanarak çektikten sonra dışarı çıkıyor ve aynı haltı yemeye devam ediyor. Cezaların süresini ve şiddetini artırmak gerekiyor. Bizlere bu ceza yetmiyor az geliyor, az!..

    Rahşan Ecevit'e gelince. Evet, bir zamanlar uygulattığı kendi adıyla anılan söz konusu affın kimlere yaradığını ve kimlerin ırzına, namusuna, canına ve malına zarar verdiğini paylaştığınız yazınız çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

    Kendim için bile olsa, bu tür aflara karşıyım. Yargı tarafından öngörülen ve ancak iyi hallerden dolayı indirilen ceza indirimlerine de karşıyım. Nefsi müdafaa varsa olabilir, nefsi müdafaanın dışında hiç bir suça ceza indirimi uygulanmamalı.

    Mehmet Bilgehan Merki beyefendinin görüş ve düşüncelerine de aynen katılıyorum.

    Selam ve dualarımla.

    YanıtlayınSil