Tecavüz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tecavüz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Kasım 2015 Cumartesi

DEPREM










"Şili'de 6.8 büyüklüğünde deprem" 7 Kasım 2015

"Pakistan'da 7,7 şiddetinde deprem" 26 Ekim 2015

"Rusya'nın doğusundaki Kuril Adaları'nda 6.3 büyüklüğünde deprem" 14 Ekim 2015

"Şili'de 8,3 büyüklüğünde deprem" 17 Eylül 2015



Dünyanın çeşitli bölgelerinde son iki ayda  jeolojik anlamda  ölçeği büyük depremler kaydedildi.

Şüphesiz ki ülkemizin de  deprem fay hatları üzerinde olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz.

Dolayısıyla... 

Bizde  deprem olmuyor mu!..

Oy oy oyy!.. 

Her alanda deprem üstüne deprem yaşıyoruz...










Mesela...

"Diyarbakır'da 2013 yılında 14 yaşındaki Z.B.'yi başına taşla vurup, bayıltarak tecavüz eden ve hamile kalmasına yol açan 22 yaşındaki Y.T.'ye duruşmadaki saygın tutumu nedeniyle indirim uygulanarak 11 yıl 8 ay hapis cezası verildi." 4 Kasım 2015,  Hürriyet

Öyle işte.. 

Hukuk depremi böyle bir şey olsa gerek. Zira bu gibi sonuçların dünyada emsallerini ancak geri kalmış çağ dışı yığınlarda görebiliriz...


Örnek:

"KENDİ KIZINI ÖLDÜREN DİN ADAMINA "YOK" DENECEK CEZA

Suudi Arabistanlı bir din adamı, küçük kız çocuklarına cinsel taciz olaylarının son dönemde arttığını belirterek, bütün kız bebeklere burka giydirilmesi gerektiğini söyledi. Öz kızına tecavüz edip öldüren bir başka din adamına verilen hafif ceza ise tepkilere neden oldu.

Lama, Aralık 2011’de kafatası, kaburga kemikleri ve bir kolu kırılmış, vücudunun çeşitli yerleri yara ve yanıklarla kaplı halde hastaneye getirilmişti. Hastane görevlisi kızın bel kemiğinin kırıldığını ve “her şekilde” tecavüze uğradığını söylemişti." 4 Şubat 2013, Hürriyet



Dolayısıyla... bu anlamda yaşanılanların izahı ancak "deprem" olarak izah edilebilir.

Demem o ki...

Evrensel anlamdaki hukukun ve konunun iyi anlaşılabilmesi ve de ayırt edilebilmesi için;

 Batı'dan bir  örnekle sözlerimi noktalamak istiyorum:


CEZA

İngiliz yargıç, gece yarısı parktan geçen kızı korkutan adama 7 yıl 7 gün hapis verince, şaşıran gazeteciler sormuşlar:

"Adam kıza elini bile süremedi. Kaçan kızın çığlıklarına yetişenler de adamı yakaladılar. Bu 7 yıl, 7 gün çok değil mi?"

Yargıcın yanıtı hukuk tarihine geçecek düzeydedir:

"Kızı korkutmanın karşılığı 7 gündür. 7 yıl, İngiliz kızlarının gece yarısı parkta dolaşma özgürlüklerine saldırmanın cezasıdır."
12 Aralık 2010 Hürriyet, Şükrü KIZILOT




Sevgi ve saygılarımla!



"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.) 

17 Haziran 2015 Çarşamba

Rahşan Af'fı





Af...

"Affı kader kurbanları için istemiştim, niyetim bu değildi." bu sözlerle savundu kendini Rahşan Hanım...



Serpil Yeşilyurt.

"Kaçırıldı. Tecavüze uğradı. 90 yerinden bıçaklandı. İşkenceyle öldürüldü. Katiller yakalandı: Yaşları 13 ile 17 arasında değişen 4 tinerci
Serpil Yeşilyurt, 20 yaşındaydı... Çocukları çok seviyordu. Anaokulu öğretmenliğini seçmişti kendine meslek olarak. Atakent'teki Prenses Anaokulu'ndaki miniklerin Serpil Ablası'ydı. Annesi Hanım Yeşilyurt'la birlikte oturuyorlardı. Geçen Cumartesi akşamı, yakında oturan bir akrabanın kına gecesine gitmek üzere hazırlanıp çıktılar evden. Yürüyerek gideceklerdi. Bilmiyorlardı ki, Azrailleri ile karşılaşmalarına çok az vardı...

Birden bir otomobil durdu yanlarında. Gayrı ihtiyarı dönüp baktılar. 4 kişi vardı otomobilde. Dört genç. Yaşları Serpil'den bile küçük... Serpil ile annesi şaşkınlık içinde ne olup bittiğini anlamaya çalışırken, araçtan inenler Serpil'i yakapaça otomobile bindirdiler.

Hanım Yeşilyurt'un şaşkınlığı dehşete dönüşmüştü. Kızını kurtarmaya çalıştı o serserilerden. Serpil'in koluna yapışmıştı, bırakmadı. Onu da attılar arabaya. Ümraniye'de olup bitmişti bütün bunlar. Çekmeköy ormanlık alanı çok yakındı oraya." 08 Ekim 1998, Sabah Gazetesi

(Bundan sonrası tam bir vahşet! T. G.)

(...)


"Serpil'i paramparça bedeniyle oracıkta bırakan tinerciler arabalarına atlayıp uzaklaştılar oradan. Parti bitmişti. Daha önce çaldıkları otomobili bir yerlerde bırakıp evlerine dağıldılar. Bütün bunlar olup biterken polis ve jandarma çoktan harekete geçmişti. Önce 40 yaşındaki Hanım Yeşilyurt bulundu. Kaçırıldıktan bir saat sonra, 30 yerinden bıçaklanmış ve defalarca tecavüze uğramış olarak kaldırıldı hastaneye..." Sabah Gazetesi

İsmail Ayvacıoğlu, Serdar Kaçmaz, İsmail Çolak ile Savaş Tüblek, 1998'de İstanbul Ümraniye'de anasınıfı öğretmeni Serpil Yeşilyurt ve annesi Hanım Yeşilyurt'u kaçırdı. Serpil öğretmene tecavüz edip öldüren zanlılar, tecavüz ettikleri annesini ise ağır yaraladı. Suç tarihinde yaşları küçük olan sanıklar, "21 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Tinerci oldukları belirlenen 4 kişi "Rahşan affı"ndan yararlanıp 2005'te serbest kaldı."


Halbuki, genel affın ülkede toplumsal barışın sağlanması amacıyla çıkarıldığı söylenir. Afların sıklıkla çıkarılması ülkedeki adalet kurumuna duyulan güveni sarsar... Dolayısıyla "Rahşan Affı" diye bilinen ve  2000 yılında çıkarılan afla birlikte adi suçluluların salıverilmesiyle ortaya çıkan bu kabus, hiç şüphe yok ki toplumsal vicdanın kanamasına vesile olmuştur. Belki - o gün için- Rahşan Ecevit'in gönlünde yatan fikir suçlulularının affa uğraması için olabilir, ama gelinen nokta saçma sapan bir yere vardı... Ve yine  bence devletin sadece kendisine karşı işlenmiş suçları affetme yetkisi olmalı, kişilere karşı  işlenmiş suçları devlet affetmemeli..

Gelinen noktada ise,

Nice Serpil Yeşilyurt ve  Hanım Yeşilyurtların inanılmaz bir sapkınlığın kurbanı olmasıyla millet olarak, toplumsal bunalıma sürüklenmek oldu. Ve buna  da "af" denildi, iyi mi!


Sonra mı?


"3 Mart 2009 akşamı Münevver KARABULUT'un cansız bedeni çöp toplayıcı bir kişi tarafından çöp konteynerinde parçalanmış halde bulundu. Yapılan adli tıp incelemesi sonucunda başı gövdesinden ayrılmadan önce bıçak darbeleriyle yaralandığı daha sonra öldüğü tespit edildi."

Ve...

Mersin'in Tarsus ilçesinde tecavüz girişimine direndiği için bir minibüste öldürülen üniversite öğrencisi Özgecan ASLAN. 20 yaşında gencecik bir kız olan Özgecan, hayatının baharında tecavüze uğrayarak bıçaklanıp yakıldı, hunharca katledildi. 



Biz mi? 

Vallahi her zaman olduğu üzere yine suçluları lanetledik, eylemler yaptık, bağırdık çağırdık...

Katiller mi?

Hiç sormayın... "İyi hâl" filan derken İNDİRİM alıp tekrar aramıza karışanlar gırla gidiyor...

Ne zamana kadar? 

Taa ki  bir sonraki kurbana kadar...


Bu anlamda...

Katiller aramızda cirit atıyor!

Kısa bir süre önce  2. bir Özgecan dehşetinden kıl payı kurtulan, ve çok  yakınım olan cancağızımı korkunç bir olayla karşı karşıya bırakan  "Rahşan Affı" adaletsizliğini bir kez daha lanetle anarken, vesile olanlara da "yazıklar olsun!" diyorum...


Umarım...  Bir gün Rahşan Hanım, "Rahşan affı" diye anılan bu rezilliğin geride bıraktığı ve tarihe geçen bu vahşi olayların, hesabını vereceği "yerde",  mağdurlarından dileyeceği "af"fın kendisinin çıkardığı yasa  kadar çabucak, kolayca ve cömertçe bulur (!) ... 




Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S)

24 Mart 2015 Salı

Ama "Saygılı"








" Bingöl’de 12 yaşındaki Ç.Y. adlı kız çocuğunun doğum yapmasıyla sonuçlanan tecavüz davasında sanıklara skandal indirim kararı çıktı.
... sanıkların duruşmadaki "tutum ve davranışlarını" dikkate alan mahkeme cezada indirime" gidildi. 22 Mart 2015


"Karaman'da 15 yaşındaki kıza tecavüzden tutuksuz yargılanan 8 sanık hakkında 'gönül rızası' olduğu iddiasıyla beraat kararı verildi." 15 Mart 2015

"Niğde'de 13 yaşında tecavüzcüsüyle evlendi, 1 ay sonra aldattığı iddiasıyla öldürüldü..."15 Mart 20015


İNGİLİZ yargıç, gece yarısı parktan geçen kızı korkutan adama 7 yıl 
7 gün hapis verince, şaşıran gazeteciler sormuşlar:

"Adam  kıza elini bile süremedi. Kaçan kızın çığlıklarına yetişenler de adamı yakaladılar. Bu 7 yıl, 7 gün çok değil mi?"

Yargıcın yanıtı hukuk tarihine geçecek düzeydedir:

"Kızı korkutmanın karşılığı 7 gündür. 7 yıl, İngiliz kızlarının gece yarısı parkta dolaşma özgürlüklerine saldırmanın cezasıdır."

Eh, ne diyelim...


Sevgi ve saygılarımla!



"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S)

8 Mart 2015 Pazar

Kadının Adı mı Kalmış?




Ama benim memleketimde bugün
İnsan kanı sudan ucuz
Oysa en güzel emek insanın kendisi
Kolay mı kan uykularda kalkıp
Ninniler söylemesi

Ruhi Su


Bir yandan, "Cennet anaların ayakları altında" hadisiyle övünürken, 

Öte yandan, "Annen de olsa, diz kapağının üstü tahrik eder" sapıklığından yüzümüz kızarıyor!

Dolayısıyla...

Bugün IŞİD'i aratmayacak vahşete, şiddete, tecavüze, cinayete maruz kalan kadınlarımız gırla giderken...

Biz hangi "Kadınlar Günü"ünü kutlayacağız!?


            "Türkiye’nin Kadın Araştırma Raporu" 7 Mart 2015, Sözcü



Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S)

19 Ocak 2015 Pazartesi

İbretle Okuyacağınız Röportaj'ım -2- Günahların Sefilce ve Acıyla Ödenmesi...






"Çocuk evliliklerinde;  "partnerlerden birisi, (çoğunlukla da kız) çocuktur. Bu durum aile veya toplumun bekarete verdiği önemle ilişkilidir. Çocuk evliliğinin diğer sebepleri arasında fakirlik, başlık parası, çocuk evliliğine izin veren yasalar, dini ve sosyal baskılar, bölgesel alışkanlıklar, kadınların para kazanma ve çalışma hayatına katılmada yaşadığı güçlükler gösterilebilir.

Çocuk evliliği, yetişkinlerin çocuklara yönelen, yetişkinlerden cinsel haz almayan bir psikoseksüel bozukluğu olan pedofiliden ayrı bir normdur.

Bazı İslam toplumlarında sivil yasaya göre çocuk evlilikleri yasaktır. 2011'den itibaren Ortadoğu'da çocuk yaşta evlilik yaygınlaşmış; Mısır'da 6 evlilikten 1'i, Yemen'de 3 evlilikten 1'i çocuk yaşta evliliktir. Tecavüz ise suç olarak değerlendirilir ve zina üzerinden cezalandırılabilir. Bazı durumlarda tecavüz suçlusu kurbanla evlendirilerek ceza düşürülür" Vikipedia


Anlaşılan o ki, yaşamda zevkten başka şeylerin olabileceği üzerine tek bir kelime dahi duymadan hayatı yaşayan  geri kalmış toplumların durumları, tıpkı ilgilenilmeyen bir kenarda bırakılan bitkiler gibi onların da bozulduğunu, soysuzlaştığını bu şekilde ortalığa saçılarak görmüş oluyoruz. Dahası eve kapatılan kadınların ve eğitimden uzak töre yapılanmasına bağlı olarak yaşanılan topluluklarda, "suça yatkın" toplumların zemini böyle oluşmaktadır. Zira çocuk gelin Halime ne diyor:

"Bizde gelin kızlar ilk  1 yıl evden dışarı çıkamaz.." Hatta, "annesinin yanına da gidemez"...

Neden 1 yıl eve hapsediliyor, çocuk gelin'ler?!..

Söyleşimize kaldığımız yerden devam ediyoruz:


Halime 5 yıllık "evlilik" yaşamından sonra artık babasının yanındadır ve mutludur. Zira yaşanılan 5 yıllık işkence ve zulmün ardından normal hayata dönmesi başlı başına mutluluk olmuş Halime için...

Halime 17 yaşına geldiğinde yeniden evlenir. Ancak bu defa hediyelerle kandırılarak, ne olduğunu anlayamadan yaptığı "evlilik" gibi değil... Gerçi normal şartlarda 17 yaş da çocuk,  ama Halime'nin bu saatten sonra bu durumu sorgulayacak ne hali var, ne de gücü.. Dolayısıyla bu evliliği ilk önce onaylamak istemese de sonradan, Halime'ye köyden uzaklaşacağı söylenilince  kabul etmiş bu evliliği.. Zira evleneceği adam askerdi. Ve sürekli yeni çevrelere katılacak, yeni yeni insanlar tanıyacaktı.  Öyle de olmuş. Despot bir hayatın ardından,  artık yepyeni bir çevreyle, yepyeni bir hayata adım atmıştı Halime. Ona saygı duyan ve seven bir çevrede yaşamaktan da çok mutluydu.  En önemlisi de kocası Halime'yi hem seviyor, hem de sayıyordu... 

Eşi kendisinden 8 yaş büyüktü. Çocuğuyla birlikte kabul etmiş "ben çocuğuna bakarım" demişti. Halime'de kocasını sevmişti. Ancak Halime bir anneydi ve çocuğunun hasretiyle yatıp kalkıyordu.

Halime Hanım, 1,5 ay çocuğundan ve ailesinden  ayrı, kocasıyla sıkıntısız bir hayat yaşasa da, hiç mutlu olmadığını anlatıyor:

* Neden mutlu değilsin?

Oğlumu çok özlüyordum.. Annem onu bana vermedi. "Kızım sen yeni evlisin; çocuğa biz bakarız, sen rahatına bak.." diyerek , çocuğumdan ayrı düştüm. Her gün, ama her gün ağlıyor, ana yüreğim sızım sızım sızlıyordu.. Kocam ne zaman eve gelse, beni ağlarken buluyordu.. Artık dayanamadı; ve beraber gidip çocuğunu alalım... Ona ben babalık ederim, yeter ki üzülme" dedi. Böylece ilk fırsatta oğlumu alarak, evimize getirdik.. 

* Annen, baban ne dedi, bu işe?

Annem bana çok kızdı. Hatta küstü. Adeta çocuğumu paylaşamaz duruma gelmiştik.  Ama sonunda  oğlumla beraberdik artık.. 

* İlerleyen yıllarda evliliğinde  bir problem oldu mu?

Hayır hayır.. hiçbir problemle karşılaşmadım. Hatta ilk zamanlar oğlumu başka odada yatırıyordum, hani kocam belki istemez diye.. Ancak oğlumu kendi odamıza getirmemi kocam istedi. Dolayısıyla bundan böyle  her şey normalleşti... 

* Bundan sonra neler oldu?

Evliliğimin ilk 10  yılında, çocuğum olmadı. Ben hep üzüldüm ve kaygı duydum. Ama kocam, buna aldırış etmiyordu. Bana da "Niye üzülüyorsun? Bak 1 tane çocuğumuz var ya.." diyerek beni gerçekten "hoş" tuttu. Beni çok sevdi, "çocuğumuz olmazsa da olmasın" dedi. Buna rağmen ben, "çocuğum olmuyor" endişesi ile sürekli doktorlara taşındım. O zaman Fransız sömürgesi altında olduğumuz için Fransız doktorlara gittim... Sonra 4 çocuğum (3 kız, 1 erkek) daha oldu.

* Tecavüzcü "koca"dan olan çocuğun, babasıyla hiç görüştü mü?

Evet. Her sene köye gittiğimde oğlumu babasına gönderiyor, elini öpmesini istiyordum. Biz hepimiz aynı köyün insanıydık... Bir gün o, işi için bizim bulunduğumuz şehre gelmiş ve oğlunu görmek için evimize gelmek istemişti. Onu evimde istemedim. 

 Evliliğimin  5 yılı ve 2. evliliğimin ilk 1.5 ayı benim için ızdırap doluydu...

* Fas'ta yaşanılan çocuk gelin "evlilik"lerini Fas halkı İslâm geleneği olarak mı değerlendiriyor? Yani bu sapkınlıkları  nasıl değerlendirirlerdi?

Böyle şeyleri konuşamazdık. Korkardık. Kız çocukları okumaz, evde de öyle söz sahibi filan değildi. Hiçbir şey bilmiyorduk. Ne derlerse onu yapmak zorundayız... 

Anlaşılan o ki  bu sapkınlıklar, bir geleneksel davranış olarak onların yaşam biçimleri olmuş. Zira köyde genel anlamda tüm çocuklar aşağı yukarı bu yaşlarda evleniyormuş. O halde gördüklerini işleyen ahali için bu yaşanılanlar "normal" sayılırmış..

* Çevrende bekar genç erkeklerin çocuklu dul kadınlarla evlenmesi sorun olmaz mıydı?

Hayır. Bizde çocuklu dul kadınla evlenmek hiçbir zaman sorun değildi.

Demek ki herkes çocuk yaşta evleniyor ki, bu durum "normal"leşmiş Fas'ta.

Diyeceğim,  sapkınca, akıl almaz, şaka gibi gelen "nakli" davranışlar, günlük olaylarla doğrulana doğrulana, sonunda bakıyoruz ki birden gerçeğin ta kendisi oluvermiş..  Çocuk Halime'nin yaşadığı toplumda da insanlara acı çektiren bu korkunç sapkınlıkları sorgulamak yasak'mış.

Halime Hanım, yaşamının bundan sonrasını mutlulukla anlatıyor. İlk çocuğuyla bir arkadaş, hatta sırdaş olmuşlar. Halime Hanımın eşi de oğlunu diğer çocuklarından ayırmadan mutlu bir aile hayatı sürdürmüş. Çocuklarının hepsini okutarak, kendi yaşadıkları eziyetten uzak, erkek-kadın ayırımı gözetmeksizin baskı ortamından uzakta yetiştirmiş. Rahmetli eşinin hayat boyu tek isteği, çocuklarını okutarak, kendi ayakları üzerinde duracak bir iradeye sahip, özgür bireyler olarak yetiştirmekmiş. Ve bunu başarmış olmanın haklı gururuyla Halime Hanımın çağdaş eşi, çocuklarına fırsat bulduğu her ortamda söylediği ve bugün bizim için de geçerli olan o cümleyi paylaşıyor benimle:

"Siz bu televizyon dizileriyle oyalanırken, onların çocukları okuyup, Amerikalarda eğitim alarak, sizleri yönetmek üzere yetiştiriliyorlar. Siz de bunlarla oyalanın durun.."

İşte tüm mesel bu.. 

Halime Hanım'ın rahmetli eşi bugünleri önceden görmüş... O sebeple "okuyan insan her şeyi başarır" düsturuyla çocuklarını yetiştirmiş..

* Eski "koca"n hakkında bir bilgin var mı?

Evet. Bana eziyet eden eski kocam ve görümcem, ikisi de aynı hastalıktan öldüler. Affedersin, yedikleri yemek karnından fışkırıyordu.. Eski kocam ve görümcem acı çeke çeke öldüler. Hatta görümcem ve kocam ölürken benden helâllık istemişler; 

"N'olur gelsin bir görelim.." 

* Gittin mi?

Evet gittim. Ölüyorlar.. Yatağa düşmüş o haldeki insanı affetmek boynumun borcuydu. 

Affettim.


Kim bilir... 

Günahların sefilce ve acıyla ödenmesi böyle bir şey olsa gerek...


-BİTTİ-

Halime Hanımın ibretlik yaşamı, modern çağdaş Türk ulusuna ithaf olunur...

Bu söyleşiyi (Ağustos 2014) gerçekleştirmeme vesile olan başta sevgili arkadaşım Zehra ÖZTÜRK'e  katkılarından dolayı teşekkür eder ve değerli annesi Halime Hanım'a saygılar sunarım...



Ve yine...

 Bu yaşam öyküsünün ana konusu olan sapkınlığı adet edinmiş sapıkların   "din" adıyla yapılan birsürü kötülüğü  bizlere reva gören "hoca"ya,  sapkınlığı savunanlara dolayısıyla dine zarar verenlere ve İslâm'ı  itibarsızlaştıranlara,  

Hülasa,  Müslümanlığı sapkınlıkla özdeşleştirenlere Kur'an Müslümanı olarak cevabım; Yüce Kitabımız Kur'an kelâmıyla  olacaktır:

"Nice kentlerin halkı Rablerinin ve O'nun elçilerinin emrinden uzaklaşıp azdılar. Bu yüzden kendilerini çetin bir hesaba çektik ve görülmedik bir azaba çarptırdık." Talâk Sûresi, 8. Ayet


Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S)

14 Ocak 2015 Çarşamba

İbretle Okuyacağınız Röportaj'ım -1- "İşi Bitince Giyinip Odadan...."




"Mutlu günler!.. Evet, çocukluğun bir daha geri gelmeyecek mutlu günleri!.. O günleri sevmemek, yâd etmemek mümkün mü?.. İşte bu anlar ruhumu tazeleyip yüceltiyor, benim için en derin zevk kaynağı oluyor. 

Ne tuhaf!.. Çocukken yetişkinlere benzemeye çalışırdım. Oysa şimdi çocukluğa değil ama o çocukluk günlerine dönmek istiyorum.

Geri gelir mi şimdi ruhu tazeleyip yücelten, en derin zevk kaynağı olan bu günler? Çocukluğun verdiği o başıboş canlılık, çocukluk sevgilerinin gücü, tasasızlık?.. Yaşama lezzet katan masum bir neşe, sonsuz bir sevme gereksiniminin çocukluk çağından daha üstün olduğu bir dönem olabilir mi? Nerede o ateşli yakarışlar? Nerede en değerli armağan, duygusallığın o arı gözyaşları? Koruyucu meleklerin gelip bu yaşlı gözleri sildiği saf, tatlı düşler nerede?

Acaba yüreğimde bu gözyaşlarımı, kendimden geçercesine duygulanmaları bir daha hissedemeyecek kadar derin izler mi bıraktı yaşam? Yoksa bunların sadece düşleniyor olması mı güzel?.." Tolstoy, Çocukluk, sf:81-84

Faslı arkadaşımın henüz 10 yaşındayken evlendirilen annesinin yaşam hikayesidir bu söyleşi..

"Sosyal Doku Vakfı Başkanı Nureddin Yıldız, katıldığı bir programda "küçük çocuklarla evlenilebileceğini" söyledi. 

Nureddin Yıldız, "7 yaşında bir kız çocuğu, 25 yaşında erkek çocuğu ile veya 7 yaşında bir erkek çocuğu, 25 yaşında bir kız ile nikahlanabilir. Nikahlanmalarında sakınca yoktur. Evlilik için bir yaş söz konusu değildir. 10 yaşında, 7 yaşında, 6 yaşında nikaha engel bir durum yoktur" dedi." 10 Ocak 2015


Ne yazık ki 21. Yüzyılda cahiliye dönemini belki de ikiye katlayacak ve de aratmayacak bir sapkınlıklar dizisiyle  yatıp kalktığımız bugüne ibret olacak gerçek bir hayat hikayesidir bu.. Dolayısıyla kâh gülerek, kâh hüzünlenerek, kâh canım yanarak dehşet içerisinde  yaptığım söyleşiyi bugün yaşadığımız akıl almaz sözde "fetva" ile kıyaslandığında insanın aklını, vicdanını, yüreğini derinden sarsıyor.. Üstelik  her gün bu küçük çocuklarla  birebir geçirdiğim zamanı da eklediğimde...  O masum ve hiçbir şeyden habersiz olarak kendi dünyalarında cıvıl cıvıl konuşan, gülen, koşan.. miniciklerimi bekleyen tehdit ve tehlikeler aklıma geldikçe içimin ürpererek vicdanımın kanadığını, ruhumun isyan ettiğini görüyorum. 

Dolayısıyla  okuyuculardan, bu yazıyı okurken lütfen, en yakınlarını  düşünerek  empati kurması dileğimdir.   Ki  bu açıdan bakılarak da bu söyleşiyi tarihe not düşmek üzere paylaşmak istiyorum.

Sevgili Zehra, hem tercüman, hem hikayesini aktarmaya çalıştığım  Halime hanımın öz kızı, hem de  bu hayat hikayesinin  bir bölümünün yakın tanığı olarak, toplumsal hizmete yönelik bu söyleşiye  katkı sağlamıştır.  Bundan dolayı kendisine sevgilerimi sunarım...



Halime... ince uzun, kara gözlü şeker mi şeker bir kadın. Derin çizgilerle kaplı yüzündeki,  ilk bakışta sürmeli gözleri dikkat çekiyor. Yılların verdiği yaşanmışlık dolu hayatına rağmen,  yumuşak bakışları arasındaki hoş sohpeti ile yaşamının bu ibretlik bölümüne inat, neşeli bol kahkahalı anlatımları bundan sonraki hayatının mutlulukla geçirdiğinin yansımasıydı..

Dünya tatlısı  "çocuk gelin" Teyze'm...  Fas, Marakeş'in bir köyünde yan yana dizili üç tane konak tipi evlerden birinde  yaşayan, hali vakti yerinde bir ailenin tek kızıymış, Halime.  Ve  henüz  10 yaşında bir çocukken sokaktan alınıp çarşafa sokularak 30 yaşın üzerinde, kocaman "dev yapılı" bir adamla evlendirilmiş.. Bu evllilik, özellikle karşılıklı olarak  ailelerin zenginliği üzerine kurulmaya çalışılmış olsa da, vahşet, ızdırap ve acı dolu bir sonla noktalanıyor. Gerçi Halime'nin annesi de o yaşlarda evlenmiş.. dahası bu yaşlarda evliliği benimseyen  bir toplumun bireyidir.. Hani..  toplumlardaki azgınların ne yazık ki  tutkularının doyumuna bir türlü erişemediği için, bencil kişiliklerinin  ayıplı arzularını  "din"le örtmeyi"adet" eden sapıklar  var ya..  

Tıpkı bugün aynı azgınların sapkın tutkuları için  -"din"i kullanıp cahil insanları yanıltarak- ortaya attıkları sapık düşünceleri  gibi..  Zira  "Bilimsel" akla dayalı eğitimin karşı kutbunda meşruiyetini "gelenek"ten  alarak, bağnazlığını sürdürmeyi dincilikten ve ondan beslenen feodal yapılanmalardan alır. 

Dolayısıyla söyleşimizi, buradan yola çıkarak sürdürüyoruz:

Halime'yi 10 yaşında babasından istemeye, bol bol hediyelerle gelmişler.. Halime'nin babası da zengin bir ev diye, kabul etmiş...  10 yaşına kadar sokakta arkadaşlarıyla oynayan Halime, o andan itibaren arkadaşlarından ayrılıp eve kapanmış... Bundan böyle annesiyle birlikte mutfakta yemek yapmaya başlamış...

Peki bu olaya hiç tepki vermemiş mi Küçük Halime? Şüphesiz ki anlamadığı bu işlere her çocuk nasıl tepki verirse o da ağlayarak korkusunu dile getirmiş aslında.. Ancak Halime'nin üvey ablası  babasına "Halime bu işi istemiyor" dediğinde, babası  "Eğer Halime benim sözümü dinlemezsen sonu kötü olur.." diyerek bir tokatla iknaya zorlamış Halime'yi...

Halime'nin annesi de Kur'an hocası iken 10-12 yaşlarında evlenmiş. 2 kızı olduktan sonra 2. evliliğini yapmış. Dolayısyla annesinin de pek fazla söz hakkı olmamış, Halime'nin evliliği üzerine.. Evde herkes babadan korktuğu için kimse karşı çıkamıyor.. Halime'ye gelince sessiz sessiz ağlayarak ne olduğunun ve ne olacağından habersiz bu evliliği çaresiz kabulleniyor... Dolayısıyla ona ne komut veriliyorsa onu yapmakla hayatı öğrenmeye başlamış..

 Hâl böyleyken  boyundan büyük işlerin altına girmeye çalışan Halime'nin bedeni de buna müsait değil. Zira Halime vücut olarak da çelimsiz.. Dolayısıyla bırakın görüntü olarak "büyük" olmayı, daha adet bile görmeden kocaman adama kadınlık yapmaya   gitmiş çocuk  Halime..

"Her şey baştan çok güzeldi" diyor. Tıpkı evcilik oynar gibi hayatı öyle algılıyor. Ve  onu, "şöyle otur, böyle yap" diye talimatlar vererek hayata ve evliliğe  alelacele hazırlamaya çalışıyorlar elbirliğiyle.. E, zaten  Halime'nin annesi de o yaşlarda evlenmiş, kim bilir annesinin annesi de öyleydi.. Derken "geleneksel" bir hâl almış, bu hayasızlıklar...

* Nasıl tanıştınız demiyorum, nasıl oldu bu iş?

"Koca" olacak adamın annesi düğünlerde, sokaklarda görmüş..

Önce söz sonra nişan oluyor. Önceleri bir şey anlamamış Halime.. Sanki bir oyun gibi geliyor.

* O dönemde herkes mi bu yaşta evleniyordu?
Çoğu o yaşta evleniyor.. 

Dedim ya, bu evlilik  baştan bir oyun gibi gelmiş  Küçük Halime'ye.. Taa ki, düğün bitip herkes evine dağıldıktan sonrasına  kadar..
* Bize düğünü ve düğün gecesini anlatır mısın?

Düğünden hiçbir şey anlamadım, gelinlik giydim... 

Baştan her şey çok güzeldi, çok hoşuma gitti. Oyun oynar gibiydim. Yemekler, eğlenceler.. Düğün tam 7 gün sürdü. Kadınlar, erkekler ayrı ayrı yediler, içtiler, oynadılar... Derken  herkes birer birer evlerine gitmeye başladı. Sonra beni ablam  odama getirdi. Ben de  çeyiz sandığımın yanına gittim. Korkudan sandığa girerek,  saklandım. Ama nafile.. 

 Sonra avazımın  çıktığı kadar dehşetle "ablaa! Ablaa gel!" diye  bağırmaya başladım.  "koca" denen "dev adam" başladı soyunmaya. O soyundukça ben daha çok  korkuyordum.  "Abla! abla..!" diye feryat ettim..  Derken "sus!" diye bağırdı.  Ardından benim de  soyunmamı  emretti. Bu arada "abla abla" diye bağırıyorum, çünkü, o abla beni hazırlayarak odaya getirdi. Onun için aklımda o kaldı. 

Acısını unutmadım.. çok kanama oldu.. Nasıl anlatsam  o anda karşımda bir dev vardı.. hani o dev zorla bir yere girmeye çalışır ya..  O anı hiç unutamıyorum, Çünkü canım çok yandı.. İşi bitince giyinip, odadan çıktı ve gitti. Kapıda çarşaf bekleyenler bir  anda içeriye girerek kanlı çarşafı aldılar. Ve elden ele dolaşan çarşafla, benim "kız oğlan kız" olduğumu cümle aleme göstermek üzere alıp gittiler.. O çarşaf anneme de gitti.. Sonra üvey ablam (Halime'nin annesi  iki evlilik yapmış. İlk evliliğinden 2 kızı olmuş. T.G.) geldi, benimle yattı.

Çok şükür... 10 yaşındaki Halime, "kız" çıktı.. Dolayısıyla küçük Halime baba evine gitmekten kurtuldu...

İlk bir hafta, bir gün "koca" ile, bir gün ablası ile yatmış Halime.  Zira çok kanaması ve ağrısı  olduğu için birer gün ara ile yatırmışlar.. Üstelik  "bir şey olmaz, böyle olur..." diyerek... Ve  sonraki günler acı çeke çeke cinsel ilişki devam etmiş.

10 yaşındaki Halime, bundan sonraki hayatını sokakta oyun ya da baba evinde arkadaşlarıyla evcilik oynayarak çocukluğunu yaşayarak değil, "koca" evinde "kadın"lık yaparak sürdürüyor... 


*Adet görüyor musun?

Hayır. 13 yaşımı doldurduktan sonra, yani evliliğimin 3. yılının  sonunda gördüm. Bir gün kanamam oldu, doğru  kayınvalidemin yanına giderek; "Anne bana bir şeyler oluyor, ölecek miyim yoksa?.." dedim. Kayınvalidem bana çok iyi davranıyordu. "Dur kızım sana anlatayım. Bak sen adet görüyorsun..." diyerek o vakte kadar bilmediğim, ve de kimsenin de bana anlatmadığı şeyi evliliğimin 4. yılında yaşayarak öğrendim.. Kayınvalidem hemen bana bezler dikmeye başladı... 
* Evde "koca"n sana nasıl davranıyordu?

Hiçbir şey söylemez, konuşmazdı.. Arada "nasılsın?" derdi.. Bunun dışında çok sinirli ve öfkeliydi.. Gece yatağa gelir, işi bitince çekip giderdi. Kendisi tekstil işleriyle uğraştığı için Marakeş'e gider 1 hafta filan gelmezdi. Çok sevinirdik.. (Kayınvalideme de eziyet ederdi.) Keşke hiç gelmese derdim.. 
*Peki, biliyorum  o zaman çocuksun ama, yine de sormak istiyorum: Kıskandığın oldu mu?

Kıskançlık nedir bilmezdim ki.. Bilsem de kıskanmazdım. Çünkü işkence (cinsel ilişki benim için bir işkenceydi) görüyordum. Kendisi paralıydı. Arkadaş çevresi çoktu.. Her akşam arkadaşlarıyla kağıt oynar, ben çocukla yetinmez, çeşit çeşit kadınlarla birlikte olurdu. Çapkın ve hovardaydı.. Bu arada ben onun ikinci karısıydım. İlki teyzesinin kızıymış, hamileyken dayanamamış baba evine gitmiş. Çocuğunu da baba evinde doğurmuş. 
* "Koca"nı sevdin mi?

Hayır hayır.. O çok fenaydı. Ondan çok korkuyordum.. Evden gidince "oh..!" diyor, rahatlıyordum.. 

Bu cümleyi söylerken bile, sanki Halime Teyze o günleri yaşıyormuş gibi gözleri inanılmaz öfke dolu oluyordu..
* "Koca"nla ne konuşuyorsun?

Ben ondan korkuyorum, hiçbir şey konuşmazdık. Yemek yer sonra yatar. Ben de hep korkuyordum, hep uyusun isterdim. Dayak da atardı.. Çok sinirliydi.. Mesela çay ister, biraz gecikse dayak yerdim. Komşular anneme söyledi, "dayak yiyor" diye.. Bir defa babam beni aldı götürdü, "sen benim kızımı nasıl döversin.." diye. Sonra köyün ileri gelenleri ile birlikte gelerek babama yalvardı, "bir daha olmayacak" diye beni aldı götürdü.. 
* Annenin yanına gitmez miydin?

Hayır. Bizde baba evine bir yıl gidilmez. Hatta gelin, bir yıl evden dışarıya çıkmaz. Hiçbir yere gitmez. Ama annem her cuma benim sevdiğim yemekleri yapar ağabeyimle gönderirdi.. 

Görümcem  beni hiç sevmedi.. Onun yüzünden çok dayak yedim. Bir gün, yemek yaptım; görümcem içine özelikle fazlaca tuz atmış. O da, "bu yemek tuzlu olmuş" diye güvecin kapağını yüzüme fırlattı. Ön dişim kırıldı. Evde talimatları  görümcem  verirdi...  Her şeyi görümcemin talimatıyla yapıyordum.. 

Adet gördüğüm zaman hamile kaldım. İlk çocuğum öldü. Sonra ardından ikinci kez hamile kaldım. Bir oğlum oldu. Loğusayken annem bana et yemekleri gönderiyor, görümcem, onları bana vermediği gibi  zeytinyağı ile kuru ekmek verirdi. Sütüm açlıktan olmadı. Bu arada ben hamileyken kocam başka bir kadınla sürekli ilişki halindeymiş. Sonra bu kadını üzerime kuma olarak getirdi. Bana gelen yemekleri ve çocuğa gelen hediyeleri ona götürüyor görümcem. Bu durumu anneme, komşular  söylemiş. Annem "kızım gel" diyor, ben de "hayır oğlumu babasız büyütemem " diye reddediyorum. Sonra kumayı duyunca babamın evine gittim. Oğlum 7 günlüktü. Babam "hiç merak etmesin kızım ve oğlu için nafaka istemeyeceğim. Ona ben oğlum gibi bakarım. Bizi rahat bıraksın" diye haber saldı. Birkaç kez "karımı, oğlumu istiyorum" filan dese de onun da çok istekli olmadığı belliydi.. Artık babamın evindeyim ve  çok mutluydum...

-Devamı var-

Sevgi ve saygılarımla!

"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S)

8 Mart 2013 Cuma

Cümleten "Gün"ünüz Kutlu Olsun




















"Şiddetsiz yolun yolcusu olmayı öğrenmek zorundayız."


Son 8 ay içerisinde, yurttan ve dünyadan birkaç  haber:


"Ağrı’da 3 yıl boyunca kocasından şiddet gören kadın, akli dengesini kaybetti. Döve döve delirttiler!" 21 Temmuz 2012


"Erzurum'da akrabasının tecavüz ettiği 13 yaşındaki kızın babası, nikâh kıyılması 6 hayvan ve tecavüzcünün kız kardeşinin oğluyla evlenmesi karşılığında zanlıyı affetti. Tecavüzde bedel 5 koyun, bir sığır bir de berdel" 24 Ağustos 2012


"Tunus’ta hazırlanan anayasa için "Kadınlar erkeklerin tamamlayıcısıdır" diye bir ifade önerildi." 15 Ağustos 2012


"Zonguldak'ta, kendisinden kaçarak mahalle bakkalına sığınan eşini yumruklayıp, saçından tutarak yerde sürükleyen koca, güvenlik kameralarına yansıdı. Görüntüde, yanına sığınan kadını döven kocaya müdahale etmeyip, yerinden kalkmayan ve televizyon izleyen işyeri sahibi... Bakkala sığındı bakkal seyretti!" 12 Aralık 2012


"Hindistan'da  genç bir kadının toplu tecavüze uğramasını protesto eden Hindistan yeni bir şokla sarsıldı. Ülkede bir kadının daha 10 kişinin tecavüzüne uğradığı haberi geldi. Hindistan'da 2. tecavüz..." 28 Aralık 2012


"Suudi Arabistan'da 90 yaşındaki bir adamla evlendirilen 15 yaşındaki çocuk gelin kendini yatak odasına kilitleyerek kurtuldu." 08 Ocak 2013


"12 yaşındaki N.Ç. 24 kişinin tecavüzüne uğradı. 10 yılda yerel mahkemenin verdiği kararı Yargıtay kısmi olarak bozdu. Dava tekrar görüldü. N.Ç.'nin rızası var diye sanıklara yine en alt sınırdan ceza verildi. 12 yaşındaki çocuğu fahişe  ilan ettiler!" 17 Ocak 2013



" Hindistan’da yine tüyler ürpertici bir saldırı yaşandığı ortaya çıktı.

Yaşları 6 ile 11 arasındaki üç kız kardeş, tecavüz edilip öldürüldükten sonra cesetleri bir köy kuyusuna atıldı." 20 Şubat 2013

...

Ve...

Emperyalizmin saldırdığı ve de işgal ettiği ülkelerde yüz binlerce kadının uğradığı tecavüzlerin yanı sıra,

Açlıktan, sefaletten, şiddetten nasibini alarak "gün" yüzü görmeyen  tüm kadınlar...

Cümleten, 

"Dünya Kadınlar Günü"nüz Kutlu ve Mutlu Olsun...


Sevgi ve saygılarımla!


Image"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)


2 Ekim 2012 Salı

Ahlâk Sükut Etti




Bursa-Osmangazi merkez ilçesinde, yakın geçmişte iddia edildiği üzere bir ördeğe tecavüz edildiğini, sanıyorum duymayan kalmamıştır...





Birkaç gün önce ülkemizden uzak bir başka müslüman ülkeden okuduğum bir haberden bahsedeceğim:



TUNUS'ta iddia edildiği üzere polislerin genç bir kıza tecavüzü; ve akabinde "mağdur" genç kızın açtığı davada,  polislerin yargılanması beklenirken, "mağdur" kızın sanık sandalyesine oturtularak "ahlaksızlık" suçlamasıyla karşı karşıya bırakıldığı haberini hayret ve ibretle okudum...


Aslına bakılırsa ülkemizde de bu tür olayların  sıkça basında yer aldığını görüyor ve okuyoruz...

Neyse...

50 yaşındaki "ördek tecavüzcüsü" zevatın hastalıklı ruhuna bir mazeret bulmak gerekecek mi derseniz, mesela ördeğin kuyruk sallaması olabilir...

Zira ördek bu... Sallamıştır valla kuyruğunu... E malum o vakit kuyruk sallayan ördek hak etmiştir gari başına gelenleri...


Tunus'ta ki olay gibi işte...


Zira  Tunus Adalet Bakanlığı'nca yapılan açıklamada; "tecavüz mağduru" için,
"tecavüz mağduru olarak görüldüğü, ancak bu durumun onu ‘ahlaksızlık’ suçlamasından kurtaramayacağı" açıklaması, taa bizim basına kadar düştü ise...



Demek ki... Her tecavüzün "ahlaksızlık" yaratan bir kışkırtıcısı var...


Ki o sebeple yasadaki açıklarla birlikte ortaya ne çıkıyor?


Hafifletici nedenler...


Hal böyle olunca da, bizim kuyruk sallayan ördek,


Her ne kadar da Uludağ Üniversitesi'nde tescilli tedavi görse de,


"Tecavüz mağduru" olsa da...

Kuyruk sallaması, onun "ahlaksızlık" suçlamasından kurtulamayacağına işaret olacağı kesin...

E o zaman da...

Sakarya'da, 2012 Haziran ayında aralarında iki emniyet müdürünün ve 18 yaşından küçük öğrencilerin de olduğu 35 kişinin cinsel istismarına uğradığı iddia edilen 14 yaşındaki Ö.Ç.'nin davasının ilk duruşmasında 30 Ağustos 2012 tarihli basına yansıyan haberlere göre;


Tahliye kararlarıyla birlikte tutuklu kalmadığı gibi, tahliye yakınları, tutukevi önünde kalabalıklar halinde, sanıkları alkışlarla ve sevinç naralarıyla karşıladılar...


Ki burada 14 yaşındaki mağdur Ö.Ç.'yle ilgili, sanık yakınlarının mahkeme koridorlarındaki yükselen sesler arasından, "Kızlarına sahip çıksalardı" cümlesi insanın kanını donduruyor.

Demem o ki...

"Ördek tecavüzcüsü" de alkışlarla işlediği ayıplı suçundan arınmalı,

Ve de en önemlisi,

"Güzel ördek" sahipleri Döndü ve Salih AKDEMİR çifti,

Şikayet edeceklerine,

Ördeklerine "sahip çıkacaklar"dı.

:)


Sevgi ve saygılarımla!


Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (A.S.)