13 Nisan 2019 Cumartesi

Kara Delik mi? O da Ne?




"Kara delik (black hole) nedir? İlk kara delik görüntüsü yayınlandı
Bilim dünyasında çığır açacak bir gelişme yaşandı. ABD Ulusal Bilim Vakfı'na bağlı ve Avrupa Birliği fon destekli astrofizikçiler, bugün yaptıkları açıklama ile kara deliğin varlığının kanıtlandığını belirterek efsanelere konu olan kara deliğin fotoğrafını yayınladılar. 


"Kara delik" bulmuşlar, yok kara deliği keşfetmişler...

Dünya alem bir şaşkın, bir seviniyorlar sormayın!.. 

Haberciler yazıyor, tüm dünya nasıl da merakla bekliyormuş, duyguları almalar, bir tebrik etmeler, filan.

Ayy, sormayın! 

"Bilim dünyasında çığır açacak bir gelişme yaşandı, efsanelere konu olan kara deliğin varlığı" kanıtlanmış! İlham verici keşifler yapılmış, o yüzden bilginin sınırları zorlanmış... 

Ne oluyor?!

Ne yaptınız?! 

Ne kazandınız?!

Kara deliğin varlığı kanıtlandı da ne oldu?

Cennete mi gidiyorsunuz?!! 

Nereye gidiyorsunuz?!!

Cehennemden mi kurtuldunuz?!! 

Ne var?!

Ulusal Bilim Vakfı, "bunun için on milyonlarca dolar harcandı" diyor.  

 "O kadar uzun zamandır kara delikler üzerinde çalışıyorduk" diyor, 

"Yeni bir çağın  şafağına işaret ediyor" diyorlar 

Vahh yazık size!..

Siz o paralarla bir çiftlik kursaydınız, sığırlar size ne kadar süt verirdi. Organik tereyağ yapar, süt içerdiniz. 

Bu fotoğrafı ineğe atsan yemez. 

Bir şey yok bunda, bir hayır yok!  

Ben bu bilime bayağı bir şeyim de...

Doğruyu konuşuyorum, ne yapayım ben böyle gördüm...

Hele bir de 20 kişilik "kara delik" ekibinde bir de Türk kadını varmış (Feryal ÖZEL) ...

Aman Yarabbi!!! 

Bluğa ermiş bir kadının kızın ne işi var oralarda.?!

Erkeklerle çalışmalar yapması, oturması, görüşmesi...

Yok, bunlardan bir hayır gelmez!!!


Dolayısıyla...

Hiç şüphesiz ki bu yazıdaki karanlık çağdan kalma cümleleri,

 Akıl ve bilimden uzaklaşan ve de ne yazık ki televizyon ekranlarını saatlerce işgal ederek toplumun beynini yıkayan CÜBBELİ'inin "şov" niteliğindeki bir sohbetinden esinlenerek yazdım. 

Demem o ki... 

El âlem uzayın derinlikleriyle çığır açarken, bizde de çağ dışı akıldan ve bilimden uzak safsatalarla beyin yıkamaya hızla devam ediliyor. Onlar milyonlarca ışık yılı uzaktaki KARA DELİĞİ  keşfede dursunlar, biz BURNUMUZUN UCUnu bile görmekten aciz kaldık.



Sevgi ve saygılarımla!


HATIRLATMA:  Işık hızı= Bir saniyede 300.000 km.



"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

11 Nisan 2019 Perşembe

Ne Yapmaya Çalışıyorsunuz?!




Kanal D’de yayınlanan Zalim İstanbul isimli dizideki Agah adlı başrol oyuncusunun doktorla konuşma tarzı:

"Günden güne kötüleşiyor doktor... Beklenen tabloymuş! Ne konuşuyorsun sen bana? Bu çocuk bir haftadır iki kelime etmedi be! Başlatma hastahanenden... Ben sanki nereye götüreceğimi bilmiyordum değil mi? En iyisi olduğun için sana getirdik... Delik deşik edip hiçbir şey bulamayıp gönderiyorsunuz... Bana bak! Ya adam gibi bu çocuğu tedavi edersin ya da yakında sen tedavi göreceksin! Bana ne senin kogrenden! Yarın gönderiyorum uçağı. Tıpış tıpış bineceksin! Sabah kapımdasın! Yoksa seni de hastaneni de başhekimliğini de yakarım!" ardından karısı rolündeki karakter, "Günlük doktor fırçanı da attığına göre sofraya oturabilir miyiz" cümlelerine, hep birlikte dehşet ve hayretler içerisinde tanık oluyoruz, iyi mi! 

Türkiye Cumhuriyeti Devleti sosyal bir hukuk devletidir! Zira hekimlerimiz, her şartta ve her koşulda din, dil, ırk, sınıf ayrımı gözetmeksizin dolayısıyla da  sosyal statüye bakmaksızın hastasının iyileşmesi için elinden gelen tüm gayreti göstermeyi asli ve vicdani bir görev saymaktadır, bu bir! Dolayısıyla kurgu da olsa dizide ki bu rezil cümleler,  topluma subliminal mesajlar verdiği izlenimi uyandırmaktadır, bu iki! Ve de toplumda maddi imkanları yüksek olanlara ayrıcalıklı sağlık hizmeti verildiğini; hekimlerimizi toplum nezdinde küçük düşürerek adeta onları, aşağılanabilen, şiddet uygulanabilen ve de tehdit edilebilmesi gayet normalmiş gibi bir algıyı yerleştirip, kanıksatmanın kabul edilmesi mümkün değildir, bu üç!

Sayın RTÜK yetkililerinin toplumumuzu ayrıştırıcı değil, birleştirici yönde programların sunulmasına özellikle de hassasiyetin arttığı bu dönemde daha bir özenle takip etmesi, en asli görevi değil midir? Dolaysıyla Toplumda hekime olan güveni ve saygınlığını zedeleyen  bu sözlerin, toplumda oluşturacağı kin, nefret ve de öfke ve şiddetin  yaratacağı bedeli bu diziyi yazanlara, hazırlayanlara ve de oynayanlara sormak gerekir, bu da dört!


Sorum çok açık:

En ufak bir sağlık sorunu yaşadığımızda soluğu, canımızı emanet ettiğimiz değerli doktorlarımızın yanında alıyorsak, derdimize derman olacak her cümlelerini can kulağıyla dinliyorsak,

 O halde oluşturulmaya çalışılan  bu kinin ve  bu nefretin sebebi  nedir? 

Bu gibi dizilerle ne yapılmak isteniyor? 

Bu diziler  bizlere ne katkı sağlıyor? 

Toplumun genel kültürü mü artıyor? 

Yoksa topluma kabadayılık kültürü mü yerleştirilmek isteniyor? 

İnsanları iyiye, güzele yönlendirici rol modellerinin yerini,

Şiddeti benimseten, 

Sınıf farkı yaratan, 

Güçlünün güçsüzü ezdiği bir sistemi dayatan, 

Parası olanın her şeye muktedir olduğu izlenimini zihinlere yerleştiren, 

Saygısız, sevgisiz bir toplumun oluşmasına vesile olacak seviyesiz programlarla ülkemiz hiç şüphesiz birbirine kenetlenmek yerine, ayrışmaya gideceği düşüncesiyle, 

1 Nisan 2019 tarihinde yayınlanan ve de özellikle sağlık çalışanlarına yönelik  şiddet, hakaret, tehdit, küçük düşüren aşağılayıcı cümlelerle özellikle  hekimlerimizi hedef alan Zalim İstanbul adlı tv dizisini şiddetle reddediyor ve bu diziyle birlikte bunun gibi izlenmesi özellikle sakınca içeren yayınların kamusal yayıncılık gereği derhal durdurulmasını ivedilikle sayın yetkililerimizden bekliyoruz...


Sevgi ve saygılarımla!

NOT: Konu hakkında aynı gün içerisinde RTÜK resmî veb sitesinden şikayet yazımı ilettim. İsteyen herkes bireysel başvurularıyla, konuya olan duyarlılıklarını tepkileriyle dile getirebilirler. Saygılarımla, T.G.


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

8 Nisan 2019 Pazartesi

"Küçük Solucanlar"


"NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, ABD Kongresi’nde yaptığı konuşmada Adolf Hitler, Josef Stalin ve IŞİD’i aynı safa koydu.

Stoltenberg, "Özgürlüğün düşmanları var. Onları caydırmamız gerekiyor. Eğer bunu başaramazsak savaşmamız gerekecek. Hitler’i barışçıl protestocularla durdurmak mümkün değildi. Stalin’i sözlerle caydırmak mümkün değildi. IŞİD’i diyalog ile yenmek mümkün olmazdı" dedi." 03.04.2019,



"Gücünü gün geçtikçe arttırarak cesaretle savaşa hazırlanan yeni Almanya ile Batının çökmüş demokrasileri arasındaki aykırılığı herkes görebiliyordu. Batı demokrasilerindeki karışıklıklar ve duraksamalar her ay daha çok artıyordu. İngiltere ile Fransa telâşa düşmüşler, ama Hitler'in Almanya'yı silahlayarak ve Ren'e girerek barış andlaşmasını ihlâl etmesini önlemek için hiçbir şey yapmamışlardı. 

İtalya ile Almanya'nın Franco zaferini sağlamak için İspanya'da neler yaptıklarını herkes biliyordu. Öyle olduğu halde Londra ve Paris hükümetleri, İspanya'da "adem-i müdahele"yi sağlamak için yıllardan beri Berlin ve Roma'da diplomatik görüşmelerle boş yere vakit geçiriyorlardı. Bu görüşmeler Alman diktatörü için güzel bir spor oluyor, Fransa ve İngiltere'nin şaşkın siyasi liderlerini daha da iyi tanımasına yarıyordu. Şimdi onları eskisinden de daha aşağı görüyordu. İleride tarihe geçen yeni bir olayla onları yeniden kolaylıkla dize getirdiği zaman bu iki Batı demokrasisine kısaca "küçük solucanlar" diyecektir." William L. SHIRER, Nazi İmparatorluğu Doğuşu-Yükselişi-Çöküşü cilt:1 sf:473

"Hitler bir tek silah patlatmadan ve askerî bakımdan kendisini ezebilecek güçte olan İngiltere, Fransa ve Rusya'nın hiçbir müdahalesiyle karşılaşmadan, yedi milyon insanı Almanya'ya katmış ve gelecekteki plânları için büyük önem taşıyan stratejik bir durum elde etmiştir." 
(...)
Hitler için en önemli olanı, İngiltere ile Fransa'nın kendisini durdurmak için parmaklarını bile oynatmak niyetinde olmadıklarını anlamış olmasıydı." William L. SHIRER, Nazi İmparatorluğu Doğuşu-Yükselişi-Çöküşü cilt:1 sf:552


Dolayısıyla...

Dün Hitleri besleyenler, bugün aynı şekilde IŞİD, PKK, PYD... gibi tedhiş örgütlerini önce yaratıp ardından ağır silahlarla donatarak milyonların ölümüne vesile olmaktan geri durmuyorlar.

Hâl böyle olunca da, "Hitler’i barışçıl protestocularla durdurmak mümkün değildi" demek tıpkı Hitler dönemimde olduğu gibi bölgeyi hatta dünyayı ateşe atmaktan başka bir işe yaramayan cümlelerden ibarettir.

Demem o ki, bu durum  tedhiş örgütleri için "güzel bir spor oluyor". Ve de en önemlisi emperyalist güçlerin "şaşkın siyasi liderlerini ve demokrasisini kısaca, 'küçük solucanlar' " olarak nitelendirmekten başka bir şey değildir.


Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)