şeytan ayetleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şeytan ayetleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ağustos 2008 Çarşamba

Bir Varmış, Bir Yokmuş...



Bir varmış bir yokmuş bir ülkenin bir kralı ve bir de kraliçesi varmış!..Birden çocukluğumuza döndük değil mi? Evet, 21. yüzyılın içerisindeyiz, ama ne yazık ki, hala krallıkla idare edilen ve bizlere de demokrasiyi anlatan, herkese de demokrasi, insan hakları hakkında nutuklar atan, modern, çağdaş ülke olarak beyinlerimize kazınan Avrupa var. Kafa karışıklığı yaşatan bu karmaşayı anlamaya ve anlatmaya çalışacağım.

********



İngiltere, Hollanda, Norveç, Danimarka, Belçika, İspanya gibi ülkeler krallıkla yönetiliyorlar! Tabii, bunu kılıflamak içinde "sembolik" sıfatıyla bir şeylerin üzerini örtmeye çalışıyorlar. Bunun adı krallık mı? Evet krallık! Pekii, sembolik de olsa babadan çocuğa geçen bir ünvan ve yaşama tarzı var mı? Evet var! Ülke halkı kral ve kraliçeye karşı sonsuz biat içerisindeler mi? Evet içerisindeler! Saraylar da yaşıyorlar mı? Evet yaşıyorlar! İmza yetkileri var mı? Evet var! Toplum da ayrıcalıklı mı? Evet ayrıcalıklı! Soyluluk ünvanları var mı? Evet var! Eee! Geride ne kaldı? Sembolik değer mi! İşte anladığım ve anladığımız, affedersiniz! bir o kadar da anlayamadığımız üzere, Avrupa gerçekten çok demokratik! Günümüz şartlarına uygun bir kılıfla krallığı yaşıyor ve yaşatıyorlar. Hatta sınıf farkını net olarak ortaya koyuyorlar. Kimse ne oluyor? Neden böyle? Diye bir sorgulamaya geçebiliyor mu? HAYIR! O halde, yorumu sizlere bırakmak istiyorum. Yani "monarşik" düzenin devam ettiğini hatırlatarak.
*
********
*
Gelelim, din ve devlet işlerini, birbirinden ayırmak konusuna. Harika bir düşünce! Ama bakınız, Avrupa ve Amerika siyasetinin belirlendiği yer Papa'dan ve Vatikan'dan geçiyor; neredeyse birlikte hareket ediyorlar! Haa, bir de şu meşhur ve sözde "ermeni soykırım" yasa tasarısını görüşen Amerikan siyasi görüşmelerinin yapıldığı mekanda, elinde asası, boynunda haçı, üzerinde kara cübbesi ile din adamı siyasetin arasında boy göstererek, televizyonlarda görüntülendi. Görüntü tüyler ürperticiydi. Ne zamandan beri din, hukukun üstünlüğünü gölgeledi ve siyasi kararın içinde oldu? Yapılan dinin siyasetteki varlığıyla, kamu oyuna psikolojik bir baskı niteliğindeydi.
*
*****
*
Demek ki, ülkemizde var olan demokrasi ve hukukun üstünlüğü gerçek bir halkın idaresi anlamında yasalarla çizilerek, kendini kanıtlamıştır. Tabii ki, eksiklerimiz, sıkıntılarımız var; ama demokrasinin hamisi olarak kendilerini gösteren, medeni olduklarını iddia eden ( ki bunu teknolojik anlamda sayıyorum, öteki türlü kanla ve gözyaşı ile beslenen zihniyet oldukları kanıtlanmıştır) Batı'yı gerçek anlamda incelediğimiz de kendimizle ve Atatürk Cumhuriyeti ile GURUR duyuyorum!...
*
*******
*
Geçtiğimiz hafta, ülkemize İngiltere Kraliçesi geldi. Çok güzel bizler, atalarımızdan ve geleneğimizden öğrendiğimiz Türk misafirperverliğini sonuna kadar uygulayarak, devletimizin onuruna yakışır ağırlamayı elbette yaparız. Herşey buraya kadar normal. Ancak, Kraliçe'nin Bursa'ya gelip, Yeşil Cami'de Kur'an dinlemesi o kadar samimi ve inandırıcı değildi! Yani ikiyüzlülük diyebilirsiniz. Niçin mi? Bakınız, geçtiğimiz temmuzda olsa gerek, İngiltere hükümetinince, 1989 yılında, büyük infial uyandıran, tüm islam alemine hakaret sayılan ve değerlerimize saygısızca saldırıda bulunan, bunu kitaplaştırarak dünyaya kışkırtıcı bir şekilde teşhir eden Salman RÜŞTİ'yi, tekrar gündeme getirerek nişan ödülü verildi. ( Yıllar sonra bu sıkıntılı olayın tekrar gündeme getirilmesi hayret verci değil midir? Saygısızlık, kişilerin inanç ve vicdanlarına saldırıyı desteklemek hatta teşvik anlamında değil midir?) Kraliçe de bunu "topluma yapılmış hizmet" olarak beyan etti.
*
******
*
Bu beyanet şahsımı bir insan olarak incitti ve müslüman kimliğimle de, derin üzüntü içerisine sevk etmiştir. Bu beyanattan hareketle, sorarım ki 1,5 milyar müslüman insan, toplum değil mi? (Müslüman Toplumuna burada, hangi hizmet var?) Ayrıca İngiltere insan haklarına saygılı, kişinin inanç ve değerlerine önem veren, tüm özgürlükleri teminat altına almayı bir görev sayan, kendi tabirleriyle hukuk ve anlayışlarını "demokrasinin beşiği" olarak, tüm dünyaya kabul ettirmeyi ilke saydıklarını gözönüne alırsak, bu ödül ve beyanatı hangi konuma oturtmak gerekiyor? Kraliçe o gün verdiği beyanatla hükümetinin verdiği "nişan ödülünü" çok yerinde görerek sözleriyle de ONAY vermiştir. Bu düşünceyle müslümanları aşağılayıp, değerlerini hiçe sayarak, nereye varılmak istendiği ortada. Hal böyleyken, şimdi Bursa'da camii gezip, Kur'an dinlemesini nasıl değerlendirmemiz gerekiyor? Yani bir yandan döv! öte yandan pansuman yap! İşte bu zihniyetin, yarattığı kafa karışıklığı, bizlerin bir kez daha, düşündüklerimizin, ne yazık ki haklılığını ortaya koymuştur.
*
*********
*
Kendilerini bir imparator gibi takdim etmeye ve ettirmeye özen gösterenler, geçmişte ki, kraliyet hükümranlıklarını "çaktırmadan" devam ettirmenin özlem ve hırsıyla bir o kadar da acımasız emperyal yayılımlarıyla sömürge özlemlerini hortlatmayı büyük hedef olarak görmenin arzusuyla, planlarını sürdürüyorlar.
*
********
*
Kraliçe Hanım, İngiltere halkının kraliçesi! Bizim değil! Türkiye'ye geliş nedeni de, biz Türkleri ve müslümanları sevdiği içn değil! Hayrımıza olmadığı da kesin! Ezelden beri büyük Kürdistan hayalleri değil mi? ( Tarihimiz ingiliz oyunları ve ihanetleriyle yazılmıştır.) Perde arkası çıkar ve isteklerini ise zaman içerisinde göreceğiz! Sevgi ve saygılarımla!