Mondoros Antlaşması etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mondoros Antlaşması etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ağustos 2016 Çarşamba

Bugün 10 Ağustos...


Büyük TÜRK Milleti, 

Bugün 10 Ağustos...

Ülkemiz için nice kalleşlikleri plânlayanlar dünden bugüne hızını kesmeksizin devam ediyor.

Dünden bugüne ve de yarına daha nice kalleşliklerle, alçaklıklarla karşılaşacağımızı bilmiyoruz... Dolayısıyla etnik ve mezhepsel ayırım gözetmezksizin bir millet olarak, ulus olarak kenetlendiğimizde ve o şanlı tarihimizin soylu atalarımızı biraz olsun anlayabilirsek, bu cennet vatanımızın tek sahibi biz olacağız...

Dolayısıyla bu anlamda;

30 Ekim 1918 Mondoros Ateşkes antlaşmasını çözer,

24 Temmuz 1923 Lozan'ın önemini farkeder,

Ve de 10 Ağustos  1920 Sevr'i daha iyi anlamış oluruz.



Bugün SEVR'in tekrar hortlatılması için süren tüm gayretlere rağmen, 15 Temmuz 2016'da yapılan İŞGAL girişimine karşın tek yumruk olduğumuz gibi Atatürk'ün "Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır" sözünün geçerliliği, dünya döndükçe Türk milleti ve Türk devleti hep var olacaktır! Ve yine aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersaneleri işgal edilse dahi, yüce Türk halkının yani  atalarımızın kanlarıyla sulanmış bu aziz vatanımız hep korunacaktır!

Dolayısıyla an itibariyle son dakika edindiğimiz habere göre;

"Şırnak'ın Uludere ilçesinde PKK'lı teröristler 8 askerimiz, Mehmetçiğimiz ŞEHİT" oldu!!!

Evet bugün Sevr'in imzalanmasının üzerinden tam 96 yıl geçti...

96 yıl önce bugün imzalanan Sevr'le birlikte Türk milleti tümüyle sömürge bir devlet olacak, toprağı, ekonomisi ve ordusu Batılı emperyalistler  tarafından yönetilecek bir devletin köleleri  olacaktık.

Ancak Atatürk'ün "ölü doğmuş bebek" olarak tanımladığı antlaşma, bugün hâlâ gündemde, hâlâ yürürlüğe sokulmak istenmektedir.

Peki "SEVR"in amacı ve istedikleri nedir?

Uygulamaya konulan anlaşma o zaman Güney Doğu bölgemizi İngilizler alacaktı, bugün Amerika istiyor. 


Ve günümüzün Avrupa Birliği (AB) uyum yasaları. O tarihte savaş meydanlarında atalarımızın kanları pahasına koruduğu bu aziz toprakları şimdi etnik ve mezhepsel kışkırtmayla vatanımızı elde etmenin peşindeler...


Yüce Türk Halkı,

Ne mutlu Türk'üm diyebilmek ve  1923 ruhunu ve heyecanını hep koruyabilmek, yaşatabilmek inancı ve  umuduyla...

Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur!


Sevgi ve saygılarımla!


Not:

1. Dünya Savaşından sonra, 18-26 Nisan 1920'de, Osmanlı topraklarının paylaşılması ve Osmanlı ile yapılacak olan Sevr Antlaşması'nın şartlarını hazırlamak için, İtalya'nın Sanremo şehrinde toplanan milletlerarası konferansla kabul edilen  ve İstanbul'da saltanat şurası tarafından kabul edilip 10 Ağustos 1920'de imzalanan Sevr Antlaşması'nın maddeleri şunlardır :

"Askeri hükümler:

Osmanlı Hükümeti 35.000'i jandarma, 15.000'i özel birlik, 700'ü padişahın yanındaki güvenlik birliği olmak üzere ancak 50.700 kişilik bir asker bulundurabilecekti. ordunun ağır silahları, zırhları, uçakları ve donanması bulunmayacaktı.

Azınlıkların statüsü:

Azınlıkların hakları yasalarla korunacak, göç eden azınlıkların eski yurtlarına dönmeleri sağlanacak, bunların uğradıkları zararlar ödenecek.

Boğazların durumu:

Boğazlar; savaş ve barış zamanında tüm devletlerin gemilerine açık olacak bir uluslar arası komisyon tarafından yönetilecek, bu komisyonun ayrı bir bayrağı ve ayrı bir bütçesi olacak. merkezi İstanbul'da bulunan bu komisyonun bir de ordusu olacak.

Kapitülasyonlar sorunu:

Kapitülasyonlar tüm devletlere tanınacak ayrıca Yunanistan ve yeni kurulacak olan Ermenistan da kapitülasyonlardan yararlanacak.

Mali-ekonomik konular:

Mali-ekonomik konularda İstanbul Hükümeti'nin yetkileri sınırlandırılıyordu. İngiltere, Fransa ve İtalya devletlerinin temsilcilerinden oluşan bir komisyon devletin gelir ve giderini kontrol edecekti.

İngiltere,

İngiltere'ye musul dahil bütün orta doğu veriliyordu.

Kürdistan,

Doğu Anadolu'da bir kısım iller özerk bir Kürt bölgesi (Kürdistan) oluşturulmak üzere Kürtlere bırakılıyordu.

Fransa,

Fransa'ya Suriye, Adana, Malatya ve Sivas dolaylarını birleştiren bölgeler veriliyordu.

Ermenistan,

Doğu illerinin bir kısmında Ermenistan adında bir Ermeni Devleti kurulacak, bu devletin sınırlarını ABD Başkanı Wilson belirleyecek.

İtalya,

İtalya'ya Antalya ve Konya bölgesi veriliyor ve böylece İtalyanlar iç-batı Anadolu'nun derinliklerine kadar uzanıyordu.

Yunanistan,

Yunanistan'a İstanbul il sınırına kadar Trakya toprakları ile Gökçeada(imroz) ve Bozcaada dahil Ege adaları verilecek, Ege bölgesi'nin büyük bir kısmı da İzmir başta olmak üzere Yunanistan'a verilecek. 

İstanbul,

İstanbul; Türklerde kalacak ancak azınlık hakları korunmadığı taktirde Türklerin elinden geri alınacak ve uluslararası bir şehir haline getirilecektir."





"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

31 Temmuz 2011 Pazar

Demek ki Neymiş?!















"Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye Halkına Türk milleti denir." Mustafa Kemal ATATÜRK



1919'un İşgal günlerindeki yaşanılan ızdırap dolu kahırlı günlerini çok şükür geride bıraktık. Yani en azından görüntü itibariyle durum böyle gibi... Oysa durum hiç de öyle değil işte... Zira bilinen asıl gerçek; Batılı güçler niyetlerini saklamadan ülkemiz ve milletimiz üzerindeki fütursuzca emellerini ısrarla gerçekleştirmenin yollarını, o gün bugündür sürdürmekte; ve önlerine çıkabilecek hiçbir engeli tanımamakta kararlı duruyorlar...


Bize gelince düşüncemi bir atasözümüzle özetlemek isterim:

"Arı kahrını çekmeyen balın kadrini ne bilir"

Evet; şimdilerde dışarıdan destekli ve güdümlü bölücü güçlerin dayatma ve zorlamaları ile vatanın bölünmez bütünlüğüne ve birliğine kastedenler, sanıyorlar ki "gelecekte mutlu günler" onları bekliyor... Gülerim gaflet içindeki bu aymazlara... Ve galiba bu aymazlar, sahip oldukları özgürlüğün kıymetini anlamaları için atalarının çektikleri acıları ya bilmiyorlar, ya da bilmezden geliyorlar...


Pekii;


Lozan görüşmeleri yapılırken Batılı devletlerin Kürtleri "azınlık" olarak görmekte ısrar etmeleri üzerine, Bitlis milletvekili Yusuf Ziya Bey Meclis kürsüsünden şöyle sesleniyor:

"Avrupalılar diyorlar ki, 'Türkiye'de yaşayan akalliyetlerin (azınlıkların) en büyüğü, en kesretlisi (kalabalığı) Kürtlerdir.' Bendeniz Kürdoğlu Kürdüm. Binaenaleyh bir Kürt mensubu olmak sıfatiyle sizi temin ederim ki Kürtler hiç bir şey istemiyorlar. Biz Kürtler vaktiyle Avrupa'nın Sevr paçavrası ile verdiği bütün hakları, hukukları ayaklarımız altında çiğnedik ve bütün manasıyla bize hak vermek isteyenlere iade ettik... Türklerle beraber kanımızı döktük, onlardan ayrılmadık ve ayrılmak istemedik ve istemeyiz." 3 Kasım 1922, TBMM

Demek ki neymiş?!

"Ayrılmadık ve ayrılmak istemedik ve istemeyiz." denilmiş!!!

Devam edelim,

Tunceli Milletvekili Diyap Ağa'nın konuşması:


"Efendiler, kusura bakmayınız, ben ihtiyarım. Hepimiz biliyor ve söylüyoruz ki; dinimiz ve diyanetimiz, aslımız, neslimiz hep birdir. Bizim içimizde ayrılık, gayrılık yoktur. İsmimiz de, dinimiz de Allahımız da birdir. Başka ne diyeyim. Hepinize söz yetiştirmeye ben takat getiremem. Hepimizin halimize göre söyleyeceğimiz sözlerimiz vardır. Hele bu haller bir düzelsin de ondan sonra daha çok konuşuruz. Bendeniz ihtiyarım, kusura bakmayınız. Murahhaslarımız haklarımızı kurtarmaya Avrupa'ya gidiyorlar. Allah yardımcıları olsun. Hamdolsun gidenler dinini diyanetini bilen adamlardır. Zaten hepimiz biriz ve kardeşiz. Ama düşmanlar bizi birbirimize saldırtmak için tuzaklar yapıyorlar. Sen şöyle, ben böyleyim diye. Ne yaparlarsa nafile, biz hep kardeşiz. Birisinin beş, bir diğerinin on oğlu olur. Biri Hasan, biri Mehmet, biri Ahmet, bir Abdullah'tır. Fakat hepsi insandırlar. La İlahe illallah, Muhammedün Resulullah... İşte bu... hepsi bu..." 3 Kasım 1922, TBMM

Demek ki neymiş?!

"Ne yaparlarsa nafile, biz hep kardeşiz... La İlahe illallah, Muhammedün Resulullah..."

Öte yandan...


Tıpkı Milli Mücadele Kahramanımız Sütçü İmam'ın Maraş'ta gavur kahrına karşılık başlattığı özgürlük mücadelesini unutan aymazların dün Kahramanmaraş'ta bir askerimizi şehit ettiği gibi...

"Arı kahrını çekmeyen balın kadrini ne bilir"

Diyeceğim;

Çekilen kahırlar unutulmuşsa... Ya da ne bileyim hatırlanmak istenmiyorsa...


İşgal yılları ve Milli Mücadele azmimiz küçümseniyor ve Mondoros ve Sevr paçavraları yok sayılıyorsa...

E o zaman...

Bugün "özgürlük" diye kıyamet koparanlar!

Sahi; siz, gerçek anlamda özgürlük nedir, bilir misiniz?!


Sevgi ve saygılarımla!

Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (S.A.V.)