Sinan MEYDAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sinan MEYDAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Haziran 2018 Pazartesi

Fenerbahçe...



"Fenerbahçe Kulübü’nün Anadolu’ya silah kaçırdığı, İngiliz işgal kuvvetlerinin tuttuğu raporlarda bulunmaktadır. Raporu gözönüne alan İngiliz kuvvetleri kulübe baskın yapar. Baskın sırasında silahlar röntgen odasında saklanmaktadır. Her tarafı arayan askerler bu odaya yöneldiğinde sporcularımızdan bir tanesi oranın röntgen odası olduğunu ve kapı açılırsa tüm filmlerin yanacağını söyler. Bu sebeple buraya girmekten vazgeçen işgal kuvvetleri böylece silahları bulamaz." İsmet ULUĞ'un anılarından

"Kurtuluş Savaşı’nda İngiliz işgal kuvvetleri komutanı General Harrıngton’ın arabasını çalıp Mustafa Kemal’e hediye eden Fenerbahçeli futbolcu casuslar...

Kulüp bu hırsızlık olayından dolayı General Tarafından basılıp kapatılmak istenince ayaklanan bir Anadolu Halkı!..

Balıkçılık yapıyoruz diye İngiliz askerleri kandırıp Anadolu’daki kurtuluşa silah kaçakçılığı yapan kaleciler, defans oyuncuları...

Harrington, tepkilere daha fazla dayanamadı, 70 gün sonra Fenerbahçe’nin yeniden açılması kararını imzalarken içinden şöyle düşünüyordu:

"Bu ne tuhaf bir millet! Ülkelerini işgal ettik bu kadar tepki göstermediler. Feneri kapattık hepsi ayaklandı.. Neredeyse silaha sarılacaklar."
Hal böyle olunca...

"Fenerbahçe sadece bir futbol kulübü değildir.
Fenerbahçe işgal yıllarında "vatan ve özgürlük mücadelesi" vermiş bir ulusal teşkilatın adıdır. Fenerbahçe, emperyalizme karşı verilen ilk bağımsızlık savaşının aktif katılımcısı, emperyalist kuşatmayla çevrilen bir ulusun tek moral kaynağı, tek umut ışığıdır. Fenerbahçe, Mustafa Kemal’in önderliğinde gerekleşen Kurtuluş Savaşı’nın sarı-lacivert rengidir. Fenerbahçe, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal’in gönül verdiği takımdır." Sarı Lacivert Kurtuluş / Kurtuluş Savaşı’nda Fenerbahçe ve ATATÜRK, Sinan MEYDAN

Ve..

Dün Feenrbahçe kulübün'nün olağan kurulu yapıldı. Fenerbahçe'nin yeni başkanı Ali KOÇ oldu. Başkan Ali KOÇ, "Biz bir aileyiz. Mustafa Kemal'in yolunda gitmeye devam edeceğiz. Onun yolu bizim ışığımız olacak. Atamız Fenerbahçeli. Tarihte bize çok yakındı. Onun kimi tuttuğu önemli değil, kimin onun yolunda yürüdüğü önemli." dedi.

Demem o ki... 

Siz Fenerbahçeli Olmayabilirsiniz!..

Ama hepimiz Atatürk'ümüzün yolundayız!

Dolayısıyla Fenerbahçe'ye ve başkanları Sayın Ali KOÇ'a   bol şans dileklerimizle,

 Ne mutlu Türk'üm diyene!


Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

17 Kasım 2017 Cuma

Şeyhülislam Mustafa Sabri'den, Seyit Rızalara...





"Cehaletin de bir sınırı var! İdam fetvalarını Dürrizâde vermiştir!

İki gün önce, bir "Mustafa Sabri Efendi tartışması” çıktı: Tokat’taki bir imam-hatip lisesine Tokatlı Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendi’nin ismi verilmiş ama gelen tepkiler üzerine vazgeçilmiş ve okulun ismi “Tokat Şehit Yakup Akdağ Anadolu İmam Hatip Lisesi" yapılmış.

Tepkilerin gerekçesi ise, mâlûm: Mustafa Kemal Paşa, arkadaşları ve Kuvâ-yı Milliye aleyhindeki meşhur idam fetvalarını Mustafa Sabri Efendi’nin verdiği iddiası.

Tartışma işte bundan çıkıyor ama sâbık Şeyhülislâm’ı savunanların da, veryansın edenlerin de söylediklerinin hemen hepsi yanlış!

- Mustafa Kemal ve Kuvâ-yı Milliye hakkındaki idam fetvasını Mustafa Sabri Efendi vermişmiş...

Yanlış! Tarihimizin yüzkarası olan o fetvayı veren Mustafa Sabri değil bir başka şeyhülislâmdır: Dürrizâde Abdullah Beyefendi!" Murat BARDAKÇI, 16 Kasım 2017

  
Dolayısıyla...

Şimdi o "yanlış" denilen bilgileri, Tarihçi Yazar Sinan MEYDAN'ın belgelere dayalı "El-Cevap" kitabından konuya ilişkin kısmını olduğu gibi nakledelim:

"Örneğin o tarihte Şeyhülislamlığa getirilen Haydarizade İbrahim Efendi, Mustafa Sabri’nin kaleme aldığı fetvayı okuyunca imzalamayı reddedip istifasını vermiştir. Peki, İskilipli Atıf Hoca bu ihanet fetvasını hazırlayan Mustafa Sabri ile ilişkilerine neden son vermemiştir? Neden hâlâ o "hain" din adamı müsvettesiyle aynı cemiyet çatısı altında yer almıştır? 

Sorular, sorular, sorular! 

İskilipli Atıf’ın Yol Arkadaşı Şeyhülislam Mustafa Sabri 

İskilipli Atıf Hoca'nın dava arkadaşlarından, yol arkadaşlarından -11 Nisan 1920 tarihli "ihanet fetvasının" yazarı- Şeyhülislam Mustafa Sabri, mason locasına üyedir. Sırf İngilizlere yaranmak için sözde Ermeni soykırımından sorumlu tutulan Boğazlayan Kaymakamı Kemal Bey’in idam fetvasını hazırlamıştır. Sevr Antlaşması’nın imzalanmasını savunmuştur. Kitabında Kurtuluş Savaşı’nı çarpıtmış, yalanı gerçek, gerçeği yalan göstermeye çalışmıştır. Atatürk’ün İngilizlerle anlaştığını, İzmir’i Yunanlıların kendiliğinden  Türklere geri verdiğini iddia etmiştir. 

Şeyhülislam Mustafa Sabri de İskilipli Atıf Hoca’yı aratmayacak kadar "bağnaz" bir din anlayışına sahiptir. İslamiyetin "zorlaştırmayın, kolaylaştırın" hükmüne karşın bin dereden su getirip dini zorlaştırmanın peşindedir." sf:598

"Celal Bayar, onun hakkında şunları yazmıştır: 

"Mustafa Sabri Efendi, İngiliz himayesine girmekten başka kurtuluş yolu olmadığını iddia edenlerdendir. Milli Mücadele’nin şiddetli düşmanıdır. Kürdistan Cemiyeti adındaki siyasi bir kurul ile müşterek vatanın parçalanmasına yol açan bir anlaşmayı reisi olduğu Hürriyet ve İtilaf Partisi Umum Merkezi adına imzalamıştır. Yakın tarihimizin gizli kalmış bu büyük ihanetine 9. cildimizde belgeleriyle temas edeceğim. Sadrazam Vekili olduğu sırada Ali Galip’i Sivas Kongresi üzerine yürümeye teşvik edenler arasındadır. "Kuvâyi Milliyecilerin katli vaciptir" fetvasını yazan odur, imza eden Dürrizade'dir." sf:599

"Mustafa Sabri, kitabında Kurtuluş Savaşı, Türklük ve Atatürk hakkında hakaretamiz ifadeler kullanmıştır.
Atatürk’ten şöyle söz etmiştir: 

"Yani bütün hareketlerini hilafet makamına hizmet şeklinde gös termiş iken, nasıl kahpelik ve hayasızlıktır ki hilafetin en çirkin tezyif ler ve tahkirler altında birdenbire ilgasına cesaret etmiştir." 

"Mustafa Kemal’in ve Ankara Hiikümeti’nin kahpeliklerini, sahtekârlıklarını şu ufacık mukaddime’ye sığdıracak değilim. Demek isterim ki bu şekil değiştirmeler, bu zıtlıkları işleyebilmek için insan utanmamazlıkta da kahraman olmalıdır. Hele dinsizlik olmadan hak sızlığın, hayasızlığın bu derecesi tasavvur olamaz." 

"İki paralık Mustafa Kemal kuvvetinin baskısına boyun eğerek İngilizlerin, Fransızların ve sair devletlerin İstanbul’dan çekilip gitme lerini ancak Kemalistlerin idam ettiği Türk aklı kabul edebilir."


Türklüğe bakışı da şöyledir:

"Benim elimden gelse Türkleri Arap yaparım, diğer Müslümanları da. Bunların vaktiyle Araplaşmadığına da çok eseflenirim. Arap dili, ne Türk diliyle ne de Çerkez diliyle kıyas kabul etmeyecek derecede üstünlüğe sahip olduğundan, insanın, milliyetin küçüğüne sahip olup da onunla iftihar edeceğine büyüğüne sahip olarak onunla iftihar etmesi daha kârlı ve makul olur."

Kurtuluş Savaşı düşmanı “hain” Mustafa Sabri zamanla daha da ileri gidip
Yarın gazetesinde  Türklükten istifa ettiğini yazmıştır: 

"Yalnız Müslüman ve insan olarak kalmak üzere, Türklükten Şeref  ve izzetimle istifa ediyorum Allah'ım huzurunda... Tövbe Yarabbi, tövbe Türklüğüme! Beni  Türk milletinden addetme...

Mustafa Sabri, Kurtuluş Savaşı'nda “vatana ihanet” ettiği için 150'Iikler listesine alınmıştır." Atatürk’ün başkomutanlığındaki Türk ordularının zaferinden sonra diğer hainlerle birlikte İngiliz Elçiliği’ne sığınmıştır. Ailesini de yanına alarak İngilizlerin bulduğu bir yük gemisiyle önce Mısır'a, sonra Yunanistan’a gitmiştir. Oradan İtalya’ya geçerek kaçak Padişah Vahdettin’i ziyaret edip Türkiye Cumhuriyeti karşıtı bazı tertiplerin içine girmiştir. Papa’dan bile yardım istemiştir." sf:599/600


"İşte İskilipli Atıf Hoca, 1919-1920 yılları arasında hem “Cemiyeti Müderrisin"de hem de "Teali İslam Cemyeti"nde bu "hain" Mustafa Sabri ile birliktedir.

Nitekim Atıf Hoca, 1926’da Ankara İstiklal Mahkemesi'nde yargılanırken, mahkeme başkanı bu duruma şu sözlerle dikkat çekmiştir:

"(...) Sen en karanlık günlerde Teali İslamcılık yap, Mustafa Sabri'nin yanında yer al da sonra karşımızda şöyle böyle söyle. Sözleriniz hiçbir gerçeğe uygun değildir." Sinan MEYDAN, El-Cevap, sf:601

Dolayısıyla...

Şeyh Saitler, İskilipli Atıf Hocalar, Mustafa Sabriler, Seyit Rızalar...

Ne yazık ki emperyalistlerle işbirliği içinde Genç CUMHURİYET'e isyan eden, ATATÜRK ve TÜRK düşmanlığı yapan bu çete başları vatan hainleridir.

Hal böyle olunca da...

"1924’te, halifeliğin kaldırılması, Tevhidi Tedrisat Kanunu’nun kabul edilmesi, Osmanlı hanedanının yurtdışına sürgün edilmesi gibi laiklik ağırlıklı devrimlerin yoğunluk kazanması ve genç Cumhuriyetin ağaların, şeyhlerin, şıhların “marabaları” durumundaki halkı, devletin özgür “bireyleri” haline getirmek için çalışmalar  yapması, öteden beri dinden geçinen sahte hocalar ve asırlardır halkın kanını emen ağalar ile şeyhlerin tepkisini çekmiştir." sf:601



"Cinnet" öyle mi?! 

CHP Tunceli İl Başkanın "1938 Dersim, Türkiye Cumhuriyeti'nin cinnetidir" 16 Kasım 2017 tarihli ifadesine karşılık bu satırlar, 

Böyle düşünenlere aynen ithaf olunur!!!




Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

24 Temmuz 2017 Pazartesi

Bağımsızlığımızın Tescili...


Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin gururu, Lozan Antlaşması'nın 94. yılı Büyük Türk milletine kutlu olsun...


"Lozan'da onursuz bir barış imzaladık. Bu İngiltere'nin şimdiye dek imzalamış olduğu antlaşmaların en uğursuzu, en mutsuzu ve en kötüsüdür." Sir Andrew Ryan.


"Lozan Antlaşması'ndaki hükümleri, öbür barış önerisiyle daha çok karşılaştırmanın yersiz olduğu düşüncesindeyim. Bu antlaşma, Türk ulusuna karşı yüzyıllardan beri hazırlanmış ve sevr antlaşması ile tamamlandığı sanılmış büyük bir yok etme girişiminin yıkılışını bildirir bir belgedir. Osmanlı tarihinde benzeri görülmemiş bir siyasal utku yapıtıdır." ATATÜRK


Lozan Antlaşması Maddeleri

24 Temmuz 1923'te İsviçre'de Lozan şehrinde Fransa, Japonya, Romanya, İtalya, Birleşik Krallık, Yunanistan, Yugoslavya, Bulgaristan, Belçika, Portekiz temsilcileri ve Türkiye Büyük Millet Meclisi temsilcileri arasında Leman gölündeki Beau-Rivage Palace'ta imzalanan barış antlaşması olan Lozan  Antlaşması, 6 Ağustos 1924 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu antlaşmayla sadece Musul sorunu çözülemediğinden Irak sınırı belirlenememiştir. Savaşın suçlusu olarak Yunanistan belirlenmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Boğazlar konusunda taviz vermemiştir.

Kapitülasyonların kaldırılmış olmasıyla, ekonomik bağımsızlığın önü açılmıştır.

Türk heyeti:

İsmet İnönü (o dönemin dışişleri bakanı - başdelege)
Doktor Rıza Nur (ikinci delege)
Hasan Saka (eski iktisat bakanı - delege)

Bu üç mühim ismin dışında, aralarında Celal Bayar, Zekai Apaydın, Hikmet Bayur, Kurmay Yarbay Tevfik Bıyıklıoğlu, Şükrü Kaya gibi isimlerin de yer aldığı danışmanlar kurulu da oluşturulmuştur.

Büyük Millet Meclisi, Lozan'a giden heyete bilhassa kapitülasyonlar ve Ermeni yurdu konusunda zinhar taviz verilmemesi hususunda kati görüş bildirmişti.

Konferansa katılan devletler:

Çağrı yapan devletler: İngiltere, Fransa, İtalya ve Japonya.
Tüm görüşmelere çağrılan devletler: Türkiye, Yunanistan, Romanya, Sırp-Hırvat-Sloven (Yugoslavya) devleti.

Boğazlar meselesi için çağrılan devletler: Sovyet Rusya, Bulgaristan.

Gözlemci olarak çağrılan devlet: Amerika Birleşik Devletleri.
Ticaret ve yerleşme sözleşmelerine çağrılan devletler: Belçika ve Portekiz.
konferansta üç ana komisyon bulunmaktadır:

1- Başkanı İngiliz olan; sınırlar, uyrukluk, azınlıklar ve boğazlar rejimi.
2- Başkanı İtalyan olan; yabancılara uygulanacak rejim, yargı yetkisi, kapitülasyonlar.
3- Başkanı Fransız olan; ekonomik ve mali işler ile Osmanlı borçları komisyonu yer almaktaydı.

İsmet Paşa, konferansta "Efendiler! Çok ızdırap çektik, çok kan akıttık... bütün uygar uluslar gibi biz de özgürlük ve bağımsızlık istiyoruz" diyerek temel sorunu doğrudan ortaya atmıştır. 

Konferansın çekişmesini belirleyecek temel çelişki şu idi:

İtilaf devletleri, "1. Cihan Harbi'ni kazanan biz olduk, dolayısıyla bizim isteklerimiz esastır." derken; Türk heyeti "milli mücadele de bizimdir, gerekirse bir milli mücadele daha gerçekleştiririz" diyordu. Yani bir bakıma ortada eşitlik söz konusu vardı diyebiliriz. ilk maçta onlar galip gelmişti; fakat rövanşı da biz almıştık. Final maçını Lozan'daki diplomasi belirleyecekti. Hakemler, taraftar ve bütün baskılar bizim aleyhimize idi. Final maçını deplasmanda oynuyorduk ve tek desteğimiz yoktu.

Lozan konferansı devam ederken İstanbul ve Çanakkale boğazları itilaf kuvvetlerinin donanmaları ile işgal altında idi. Barış antlaşması imzalanana dek savaş gemileri bizim sınırlarımızda kalmaya devam edecekler.

Lozan'da hararetli münakaşaların yaşandığı her an Lord Curzon, İsmet Paşa'ya "siz bizi değil; sadece Yunanları yenebildiniz!" diyerek karşı hücumda bulunuyordu. Ancak İsmet Paşa kadar kendisi de Yunan Ordularını İngiltere'nin ve Fransa'nın desteklediğini çok iyi biliyor, sadece kelime oyunları yapıyordu.


Mustafa Kemal Atatürk, Lozan konferansıyla ilgili 19 ocak 1923'te İzmit'te halka şöyle seslenmiştir:

"Efendiler! Lozan Konferansı; düne ve bugüne ait, üç sene yahut dört seneye ait hesapların halli ve neticeye bağlanmasıyla meşgul olmakta değildir. Belki 300, 400 senelik birçok birikmiş ve yoğunlaşmış hesapların görülmesiyle meşguldür. Dolayısıyla bu kadar derin ve bu kadar karışık ve bu kadar kirli hesapların az zamanda içinden çıkmak, o kadar kolay değildir." 

Tarihin cilvesi mi, tesadüfü mü dersiniz artık bilemiyorum fakat, İsmet Paşa'nın 20 kasım 1922 pazartesi günü itilaf devletlerinin karşısına çıktığı gün, aynı zamanda vatan haini Vahdettin de İngilizlere sığınmak suretiyle Malta'ya firar etmiştir.

Bir Amerikan delegesi, İsmet paşa'nın katı dirayetini ve inadını şu sözlerle günlüğüne geçirmiştir:

"Bugünkü toplantı esnasında İsmet Paşa, tahmin edildiği şekilde kapitülasyonlar üzerinde tümüyle uzlaşmaz bir tavır takındı. (...) Curzon, egemenlik konusunun Türkler arasında bir takıntı halini almış olduğunu söylüyor. (...) Alice (günlüğü kaleme alan delegenin eşi) ve ben, Curzon ile odasında beraber bir akşam yemeği yedik. (...) İsmet Paşa ile arasında geçen bazı konuşmalardan birini anlatırken 'ismet' diyordu, 'bana en çok bir müzik kutusunu hatırlatıyor. her Allah'ın günü hep aynı melodiyi çalıyor. Ta ki hepimizi hasta edene dek: egemenlik, egemenlik, egemenlik...''

İsmet Paşa, Lozan'daki bu uykusuz ve çekişmeli günlerini Atatürk'e satır satır telgraf çekip anlatırken şunu demiştir:

"... görüştüğümüz zaman saçımı bembeyaz, yaşımı on yaş daha ileri bulacaksın."


Karara bağlanan maddeler:

Sınırlar

Suriye sınırı: 20 ekim 1921 Türk-Fransız antlaşmasının saptadığı sınır kabul edildi. Hatay Misak-ı Milli dışında bırakılmış, 1939 yılında Gazi Paşa Hazretlerinin vefatından sonra tekrar alınmıştır.

Batı sınırı: Meriç nehri sınır olarak kabul edildi, ayrıca askerden arındırılmış bir bölge oluşturulmasına karar verildi. Ek olarak Yunanistan Karaağaç bölgesini Türkiye'ye bıraktı.

Adalar: Gökçeada, Bozcaada ve Tavşan adalarıTürkiye'ye; bunun dışındaki tüm Ege adaları -silahsızlandırmak şartıyla- Yunanistan'a bırakıldı. (istibdatçı Sultan 2. Abdülhamit'in kıt zekasının eseri.)

Rodos, Meis, on iki ada italya'ya bırakıldı. (yunanistan'ın kendisine bırakılan midilli, sakız, sisam ve nikarya adalarında deniz üssü kuramayacağı ve istihkam yapamayacağı da kabul edilmiştir.)

Kapitülasyonlar: Tamamen kaldırılmıştır.


Azınlıklar: Azınlık olarak müslüman olmayanlar tanımlandı ve tüm azınlıklar Türk vatandaşı kabul edildi (Rumlar, Ermeniler ve Museviler). Bu azınlıkların, giderlerini kendileri karşılamak şartıyla her türlü dinsel ve sosyal faaliyetlerde bulunmaları serbest bırakılmış ve kendilerine eşit haklar tanınmıştır.

Osmanlı borçları: Duyun-u Umumiye kaldırılmış, Osmanlı'dan kalan borçlar dörde bölünmek suretiyle Türkiye kendi payına düşen ödemeyi kabul etmiştir ve bu borcu 1954 Demokrat Parti iktidarına kadar taksit taksit ödemiştir.

Boğazlar meselesi: Başkanı Türk olan beynelmilel bir komisyon kurulmasına karar verilmiştir. Barış zamanlarında geçişlerin serbest; savaş zamanlarında bazı özel şartların alınması konusunda anlaşılmıştır. Bu durum geçici olup, 1936 yılındaki boğazlar sözleşmesi ile esas mesele çözülmüştür.

Yabancı okullar: Türkiye'nin belirleyeceği kural ve esaslara bağlı kalmaları şartıyla faaliyet göstermelerine izin verileceği konusunda anlaşılmıştır.

Musul sorunu: Türkiye, Musul'un kime bırakılıp bırakılmayacağı konusunda halk oylaması yapılsın istemiş; ancak halk oylamasından aleyhine bir sonuç çıkacağını öngören İngiltere buna şiddetle karşı çıkmıştır. Uzun süren münakaşalar neticesinde bu bölge üzerinde bir karar alınamayınca, 9 aylık bir süre ile konunun askıya alınması ve İngiltere ile Türkiye'nin bu konuyu özel görüşmesi gerektiği, şayet yine nihai bir karar çıkamazsa meselenin milletler cemiyeti'ne intikal edeceği yönünde karar kılınmıştır. Neticede herkesin malum olduğu üzere ilerleyen zamanlarda İngilizlerin kışkırtmasıyla doğuda büyük bir Şeyh Sait isyanı çıkmış, isyanı bastıramayan Fethi Okyar hükümeti istifa etmiş, yerine geçen İsmet Paşa isyanı güçlükle bastırabilmiş ve Musul bu süreçte elden çıkmıştır. Sadece buradan çıkacak olan petrolün 25 yıllık süreyle %10'unun Türkiye'ye verileceği garanti edilmiştir.

Ermeni yurdu: İtilaf devletleri, bu fuzuli isteklerinden tamamen vazgeçmişlerdir.

1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi:

Antlaşma hükmüne göre boğazların askeri savunması ve idaresi tamamen Türkiye'ye bırakıldı. Boğazlar komisyonu kaldırılıp görevleri tamamıyla Türk devleti'ne bırakıldı. Boğazlarda askersiz bölüm kaldırılarak, Türklerin buralarda diledikleri kadar asker bulundurmaları ve tahkimat yapmaları kabul edildi. Türkiye savaşa girer veya bir savaş tehlikesi ile karşı karşıya kalırsa boğazları istediği gibi açıp kapayabilme hakkına sahip oldu."



NOT: İnternet üzerinden, SİNAN MEYDAN'dan faydalanarak yazıldığı belirtilen bir yazıdan alıntıdır. T.G.


Sevgi ve saygılarımla!



"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

21 Nisan 2014 Pazartesi

Son Osmanlı Padişahı "HAİN" Vahdettin




Bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.


"... Vahdettin, sadece işgalcilerle işbirliği yaparak vatanı satmamış, ayrıca tarihi camileri yabancılara satarak, satmak isteyerek veya satılmasını engellemeyerek de kendi tarihine, kültürüne ihanet etmiştir.

(...)

Vahdettin'in tarihe, kültüre, dine ihanetinin kısa bir bilançosu:

1- Taksim Müslüman Mezarlığı'nın 17.000 liraya gayrimüslim sermayeli bir elektrik şirketine satılması.

2- Ayasofya Camii Şerifi'ndeki mahsenin satılması. 

3- Laleli'de Sultan Mustafa Han Medresesi'nin önce satılması, sonra yıkılması ve yerine Laleli apartmanlarının yapılması.

4- Mustafa Ağa Camii Şerifi'nin 1300 liraya Harunaçi Efendi'ye satılması.

5- Sultan Mahmut Türbesi karşısındaki iki caminin satılması. 

6- Üsküdar'da Acıbadem Dergâhı'nın yıkılıp yerine Tramvay fabrikasının yapılması.

7- Bahçekapı'da Hamidiye Medresesi ile Eyüpsultan'da Mihrişah İmareti'nin ardiye olmak üzere kiraya verilmesi.

8- Bereketzade Camii Şerifi'nin satılmasına çalışılması (cami son anda kurtuldu).

9- Kasımpaşa-Beyoğlu Müslüman mezarlığının Vahdettin'in kararnamesiyle satılması. 

10- Mimar Sina'ın Haseki Sultan Hamamı'nın yıkılması.

11- Üsküdar Tahir Efendi Camii'nin depo olarak kullanılmak üzere Amerikalılara kiraya verilmesi.

12- Vakıf çeşmeleri, sebilllerin parayı bastırana kiraya verilmesi.

13- Yol yapıyoruz diye tarihi Yedikule Surlarının yıkılmaya başlanması.

14- Alemdağ ormanlarının satılığa çıkarılması. 

15- General Harington'un Taksim Ermeni Mezarlığı'nı futbol sahasına çevirmesi. 

16- Bakımsız ve sahipsiz bırakılan camilerin soyulup soğana çevrilmesi."

                                               Sinan MEYDAN, El-Cevap, sf: 265-266

Öte yandan...

"Atatürk, 1931 yılındaki Konya gezisinde Selçuklu döneminden kalan Alaaddin Camii'nin ve ek yapılarının orduya tahsis edildiğini görünce bu durumdan çok rahatsız olmuş, Başvekil İsmet İnönü'ye çektiği bir telgrafla, derhal camilerin ve ek yapılarının boşaltılıp restorasyonunun yapılmasını istemiştir. 

İşte o telgraftan bir bölüm:

"Başvekil İsmet Paşa Hazretlerine,
Başvekil İsmet Paşa Hazretlerine, 
Son tetkik seyahatimde muhtelif yerlerdeki müzeleri ve eski sanat ve medeniyet eserlerini de gözden geçirdim (…)

Konya’da asırlarca devam etmiş ihmaller sebebiyle büyük bir harabi içinde bulunmalarına rağmen sekiz asır evvelki Türk medeniyetlerinin hakiki mimari şaheserleri sayılacak kıymette bazı mebani vardır. Bunlardan bilhassa Karatay Medresesi, Alaaddin Camii, Sahip Ata Medrese, cami ve türbesi, Sırçalı Mescit ve İnce Minareli Cami  derhal ve müstecelen tamire muhtaç haldedir. Bu tamirin gecikmesi, bu abidelerin kamilen indriasını mucip olacağından, evvela asker işgalinde bulunanların tahliyesinin ve kaffesinin mütehassıs zevat nazaretile tamiri temin buyrulmasını rica ederim. Gazi Mustafa Kemal" Sinan MEYDAN, sf:256

Evet...

Bugün camilerimiz açıksa ve ezan sesleri hâlâ semalarımızda yankı buluyorsa... 

Bunları Atatürk'e borçluyuz!

Sevgi ve saygılarımla!

"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)