Yunus suresi 99. ayet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yunus suresi 99. ayet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Temmuz 2012 Cumartesi

Dikkat"im" Dağılıyor!!!

















Müslümanların kutsal ayı Ramazan'ın ilk gününü tamamladık..

Bir ay boyunca oruç tutacağız..

Böylelikle nefsimizi kontrol edebilme yeteneğimizi bir kez daha sınayacağız...

Oruç;

kısaca nefsin terbiye edilmesi...


Pekii nefsin terbiye edilmesi bir tek Ramazan ayı ile mi sınırlı?

Şüphesiz ki hayır!

Zira İslam dini her alanda insanın nefsini kontrol etmesini emreder....

Lokmamızı paylaşabilmek,

Elindekini ihtiyacı olana verebilmek,


Acılara ortak olabilmek,

...

Velhasıl,

İnsan vicdanını rahatsız eden tüm kötü şeylerden ve kötülülklerden uzak durabilmek,

İnsanın gerektiğinde nefsine hakim olabilmesiyle gerçekleşir...

Ve bunları başarabilen kimselere mü'min denir...

Hal böyleyken...

"Dervişin fikri neyse zikri de odur" misali,


"Gazi Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü'nün yaz okulunda ders veren Prof. Dr. Suat Kıyak'ın öğrencileri kıyafetlerine dikkat etmezlerse ders ve sınavlara almayacağı yönünde tehdit ettiği iddia edildi. Prof. Kıyak ise kendini, "İnsanın dikkati dağılıyor " diye savundu.

Öğrenciler, hocanın derste askılı bluz giymiş bir kız arkadaşlarını işaret ederek, “Haftaya da şuradaki arkadaşınız gibi gelirseniz sınava almam" dediği ifade ediliyor.

Buradan hareket ederek sn. Hocamıza bir kaç soru yöneltmek isterim:

Bu durum "dikkat dağılma"sı Hocamızın nefsine hakim olamama endişesinden mi?

Yoksa, karşı tarafı "baskıcı" bir zihniyetle "hizaya getirme" "çaba"sından mı hasıl oluyor?


O vakit her iki durumda da kendilerine Yunus Suresi, 99. Ayet'i hatırlatmakta fayda görüyorum.

Zira ne diyor bu Ayet:

"Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündekilerin tümü topluca iman ederdi. Öyleyse, onlar mü'min oluncaya kadar insanları sen mi zorlayacaksın?"

Demek ki neymiş?

Kimseye "din" adına bir zorlama, baskı yapılamazmış; bu bir!

Yine bu düşünce "Dikensiz gül bahçesi" yaratmanın bir göstergesidir...

Bu durumda da insanın nefsini terbiye etmekten, iradesini kontrol etmekten öte, nefsine hakim olamadığının açık göstergesidir,

Netice itibariyle insanın kendisini ve bilmeyenleri aldatmaktan öteye geçemez, bu da iki!

Diyelim ki herkesi, istenildiği gibi giydirip istenildiği ölçüde kapattınız…

Eee n'ooldu şimdi?

Cümleten mü'min mi olduk?!

Oysa İslam, insanın hür iradesiyle hareket etmesini ister!

Yüce Allah, Adem ile Havva'yı bile yeryüzüne göndererek kendi iradelerine teslim etmemiş midir?


Bu arada, sn. Hocamıza bir hatırlatma daha yapmak isterim:

Kendilerinin dikkatleri dağılmaması ve bu sayede nefislerini daha kolaylıkla terbiye etmesi adına Suudi Arabistan'da yaşamaları daha anlamlı olacaktır diye düşünüyorum...

Nasılsa orada bildiğiniz üzere herkes zorunlu baskıya dayanan bir kapalılıkla yaşıyorlar. Ki ondandır, geçenlerde Bodrum'a gelen Suudi Prens Tallal ailesi, Suudi Arabistan'da çarşafa bürünmüşken , ortam ve çevre değişince birden açılıp saçılarak ikiyüzlü davranışla dünyaya "rezilce" bir durum sergileyiverdiler...

Bu durumda onlar "gerçek" anlamda İslam'ı "yaşıyor" ve harbi müslüman oluyorlar (!) ya...

O bakımdan...

Ha... bir de sn. Hocamızın oruç tutarken zorlanacağını düşünüyorum...

Zira kendilerinin "dikkat dağılma" gibi zaafı "var".

Valla çevrede oldukça nefis kokular yayan yemekler ve insanın son derece iştahını kabartan envai çeşit yiyecek ve içecekleri teşhir eden vitrinlerin, reklamların... arasında yaşıyoruz...

Eee nefis bu...


Hocamız da malum dikkatini toplamakta zorlanıyorlar ya...

O vakit Ramazan boyunca dışarı çıkmamaları konusunda uyarmak boynumuzn borcu oldu gari...

:)

Bu vesileyle bütün mü'minlere hayırlı Ramazanlar....

Sevgi ve saygılarımla!


Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (A.S.)

19 Şubat 2011 Cumartesi

Yuh Yani..!















"Onlar hâlâ cahiliye devrinin hükmünü mü istiyorlar? Kesin olarak inanacak bir toplum için, kimin hükmü Allah'ınkinden daha güzeldir?" Mâide Sûresi, 50. Ayet



Tahrik; diğer adıyla kışkırtmak...


"Kurtuluşa ulaşmanın tek yolu bu günahkar şehvetin kaynağını ortadan kaldırmak ve yok etmektir." 16. yüzyıl, Notre Dame'ın Kamburu- Victor HUGO

Evet; profesör ünvanı taşıyan bir akdemisyenimiz inanılmaz ağır bir açıklamada bulundu...

"Kadın tahrik edici şekilde giyinmişse, erkek de kendini tutamadıysa suç ortaktır" ve "Kadın normal giyinmiş ve vakur davranmış, buna karşın tacize uğramışsa erkek yüzde yüz suçludur" Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Prof. Dr. Orhan ÇEKER


Bu açıklamayı duyduğumda şüphesiz ki aklıbaşında herkes gibi ben de kendimi kötü hissettim. Hem de "aşağılanmış" olarak...


Ne bileyim... İçinde yaşadığımız çağın gereksinimi doğrultusunda yaşamımızı sürdürmenin kaçınılmaz zorunluluk olduğunu düşünmekteyim. Bu konu çoğu zaman inancımız üzerinden gerek dış güçlerin, gerekse menfaat çevrelerinin istismar ettiği çok güçlü ve bir o kadar da insanlarımızın zihnini karıştıran önemli noktalardan birisi diye düşünüyorum işte...


Neyse bu konulara girecek ve üzerinde konuşacak kadar bilimsel birikimim ve çalışmam yok tabii. Ancak aklımı kullanarak araştırmalarım doğrultusunda ve Kur'an-ı Kerim'in her şart ve zamana uyan yüceliği sebebiyle kutsallık taşımasından yola çıkarak inanıyorum ki insanlar, çağın gereksinimleri doğrultusunda yaşamalı...


Şimdi bir kaç örnekleme ile sayın profesörün düşüncesi üzerinde izninizle durmaya çalışalım:

"Kadının vakur durması ve normal giyinmesi"nin ölçütü nedir acaba? Zira bu ölçütü kime göre ayarlayacaklar? Ve bu durumda kadının "vakur" olması için peçeli olması mı gerekiyor?

Öyleyse... Bizlere geçmiş olsun!

Hepimizin ahlâkı ve namusu sorgulanır durumdaymış da haberimiz yok!!! Hatta türbanlı hanımlarımız da "kışkırtıcı" konuma gelmiş... Eyvahlar Olsun!

Öte yandan Müslüman bir erkeğin kendi iradesine hakim olması konusunda nedense hiç konuşulmadığı gibi, üzerinde duran da yok.


Buradan yola çıkarak benzer bir yaklaşımı izninizle dile getirmek isterim; oruç tutarken insanların, yiyecek içecek gördüğünde kendisine hakim olmasını bildiği gibi... O halde bu durumda gördüğü yiyecekler karşısında tahrik olup orucu bozarsa suçlu yiyecek mi?

Yine insan saldırgan ruhluysa o vakit ortada bir silah gördüğünde hemen ona sarılıp etrafı yaylım ateşine mi tutması gerekiyor? Yani suçlu silah mı olacak?


Bu örnekleri çoğaltabiliriz... Demek ki yapılan bir yanlışta ortada tahrik unsuru aramaya kalkmak, kişinin eğitilmemiş ve kontrol altına alamadığı duygularını bastıramamasına bir kılıf olarak düşünüyorum...

Hâl böyle olunca bireysel yükümlülüğümüzle birlikte ahlâklı davranmayı bir kenara atmak suretiyle, kabahatlerimizi işte böyle "din"le örtbas etmeye kalkanlar da olacaktır.

Oysa yüce dinimizin asıl hedefi; toplum düzenini korumaya yönelik davranışları sağlamak değil midir?

Şüphesiz ki, burada bireysel anlamda kişilerin dini yükümlülüklerinin yanında, ahlâki ve vicdani sorumlulukları da vardır. Bu da ancak ve ancak kalp temizliğiyle, ruhun kötülüklerden arınmasıyla gerçekleşir. Ki buna biz aynı zaman da inancımız gereği mü'min olmak diyoruz değil mi?

Bu durumda kadın, "dekolte giymiş" hadi bakalım içimden ona saldırmak geliyor... Sayın hocanın demesi gibi, "nasılsa kadın kışkırtıcı davranıyor; günah bizde değil SALDIR!!!" anlayışına sahip olmayı hem çağ dışı, hem de insanlıktan nasibini alamayanlara yönelik olarak değerlendiriyorum. Hayvanlar aleminde bile dişilere saldırma söz konusu değil! Kaldı ki hayvanlar içgüdüsel davranıyor...


Orta çağdan kalma bu düşünceyle birlikte bir çağrışımı da buradan paylaşmak istiyorum: Zira Victor HUGO'nin "Notre Dame'ın Kamburu"unda roman kahramanı Esmeralda'yı elde edemediği için, ona "kışkırtıcı" ve "büyücü" suçlamasının bizzat kilise papazı tarafından geldiğini okumuşuzdur.

Hoca'nın bu açıklamaları da sanki cahiliye ve karanlık dönemin kurbanı, kadınları hatırlatıyor...

Kısaca bugün de kadını "kışkırtıcı" olarak ilan etmekle, o dönemin ne farkı var ki?

İslâmiyet bu mudur?

Kadının giysisinin ne ölçüde tahrik olduğuna bir "komisyon kurarak belirlenebileceği" ifade ediliyor...

İnanılır gibi değil!!! "Tahrik" edici kıyafetleri neye ve kime göre belirleyecekler acaba?

Bu nasıl bir din anlayışı?

Kişiler ne zamandan beri inanç konusunu komisyonlara havale eder oldu? Böyle bir olgu beraberinde din çatışmasını getirmez mi?


Kadının giyimi üzerinden din anlayışını toplum üzerine hakim kılmak doğru bir yaklaşım mı?

Bu durum bizi nereye götürür, hiç düşünüldü mü?

Bugün Afganistan'da burka giyen hanımlara mı özeniliyor acaba?

O zaman da Yunus Sûresi, 99. Ayet'ti hatırlatmak isterim. Ve yine sevap-günah haklarının kullanımı da yine kişilerin özgür iradesine bırakılmıştır değil mi?

Öncelikle insanların nefsine ve iradesine hakim olması esas alınması gerekmez mi? Zira Adem ile Havva'nın cennetten kovulması da bir yerde Allah'ın insanları kendi iradelerine teslim etmesi anlamı taşımıyor mu?

Valla ne diyelim... Bu durumda "dekolte" giyen hanımları görüp de "tahrik" olmayan erkekleri ayrıca kutlamak gerekecek herhalde...

Ya da ne bileyim... Bundan sonra dekoltenin durumuna göre her an saldırıya hazır beklemek mi gerekecek diye düşünmeden edemiyorum!


Özetle... Sayın hocanın bizleri derinden yaralayan sözlerinden dolayı kendisini şiddetle kınıyoruz! Umut ediyorum ki, amacını aşan bir söylem olarak zihinlerde kalması yönünde bir özürleriyle milletimizin gönlü ivedilkle alınmış olsun!

Sevgi ve saygılarımla!


3 Eylül 2010 Cuma

Nerede Sevgi, Orada Allah!















"Canı inciten kişinin, bu incitmenin Hakk'ı incitme olduğundan haberi yoktur. Bilmiyor ki bu küpün suyu ırmak suyu ile birleşmiştir." MEVLANA



"YOZGAT Otogarı'nda otobüs bekleyen Kadışehri Cumhuriyet Savcısı Özcan Çubukoğlu, Ramazan ayında açıkta sigara içtiği gerekçesiyle 2 kişi tarafından dövüldü." 03.09.2010, Vatan


"İnsanın içinde ne vardır?

İnsanın yüreğine sevginin egemen olduğunu öğrendim.

İnsanların tümü kendilerini nasıl rahat ettireceklerini düşünerek değil, insanlara verdikleri sevgiyle var kalırlar.

Daha önceleri, Allah'ın insana hayattan tat alması için arzular bağışladığını biliyordum; bugünse anladığım şu ki, gerçek bunları kat kat aşıyor.

-Biliyorum ki; Allah kullarının ayrı ayrı değil, beraberce yaşamalarını istiyor; bundandır ki, her birine, hepsi için gerekenleri esinliyor.

-Biliyorum ki, insanlar sadece kendilerini düşünerek var kalıyor gibi görünseler de; aslında onlara hayat veren tek şey sevgidir. Seven Allah'a, Allah sevene yaklaşır. Sevgiyi var eden sadece O'dur çünkü." Tolstoy'dan


Okuduğum bu korkunç haber aslında münferit bir olay olmakla birlikte, her toplulukta ve inançta sıkça karşımıza çıkabilecek bir durumdur. Bu olay, mübarek Ramazan ayının bizlere sunduğu o huşu içerisindeki havayı neredeyse azgınca bir kontrol mekanizmasına çevirdiğinin, kötü bir örneğidir.

On bir ayın sultanı saydığımız kutsal Ramazan'ın bizlere rahmetle birlikte birliktelik, dayanışma ve sevgi sunduğu bilinirken, öte yandan bu türden haberler, İslamiyet'e sadece zarar vermekten öteye geçemiyor!

O zaman, bu haberde olduğu gibi sözde "din" adına yola çıkarak, insanlara zulmü yaşatan ve etrafa korku salan bu orta çağ zihniyetine karşın, kutsal kitabımızdan bir ayetle karşılık vermek isterim:

"Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündekilerin tümü topluca iman ederdi. Öyleyse, onlar mü'min oluncaya kadar insanları sen mi zorlayacaksın?" Yunus Sûresi, 99. Ayet

Buradan yola çıkarak, o halde hangi düşünce ve kuvvetle insanları oruç tutmaya kaba kuvvet kullanıyorsun? diye sormak isteriz!

Bu mudur, Müslümanlığın insanlara sunmuş olduğu davranış ve tutum anlayışı?

Bu mudur, insanın içerisindeki Allah sevgisi?

Oysa biz Mevlana'nın, Yunus'un çocuklarıyız! Fıtratımızda hoşgörü yatmaktadır. O halde bu korkunç durum, sadece ve sadece cehaletten kaynaklanan birkaç bilgisiz kişinin sorumsuzca ortaya çıkarak göstermiş olduğu münferit bir olaydan ibarettir!

İslamiyet'le uzaktan yakından alâkası olmayan bu karanlık zihniyeti, şiddetle ve esefle kınıyorum!

Sevgi ve saygılarımla!