29 Aralık 2008 Pazartesi

"Noel Ağacı" Bizim Kültürümüz mü?











Yeni bir yıla girmeye artık neredeyse saatler kaldı. Eski bir yılı daha geride bırakıp, yepyeni bir yılın heyecanını ve coşkusunu içimizde hissediyoruz. Bu defa yeni yılda sağlık, mutluluk ve güzel günlerin özlemini her geçen yıldan daha çok beklediğimiz bir gerçek. Zira, yaşadığımız bu ağır günler insanlığın gerçek anlamda acılarla dolu ve kaygılı bir yaşamın eşiğinde olduğunun resmidir.
*
********
*
Bu bağlamda yılbaşı akşamını biz böyle algılıyoruz. Bu niyetle de çeşitli şekilde eğlenceler düzenleyip yeni yılı karşılamaya çalışırız. İşte tam bu noktada yıllarca beynimize kazınan gizli bir misyonerlik var. İnsanlarımız masumane anlayışla sessiz sedasız farkında dahi olmadan, kültürümüzde olmayan -noel ağacı- anlayışını çoktan kabullendi bile. Nasıl kabullenmesin ki! Alış veriş merkezlerinin hemen hepsinde dev çam ağaçları, mağazalarda, vitrinlerde, "noel baba" artık vazgeçilmez bir anlayış haline geldi. Zira ülkemizde kültürel tahribata, kimlik bunalımına yol açan, yeni yetişen kuşakları kendi öz değerlerinden ve geleneklerinden koparıp onların değer ve inanç sistemlerine sıcak bakmaya ve giderek onları benimsemeye götüren bu “ Noel ağacı süslemeleri, Noel baba’nın hediye bırakıp gitmesi vs.” gibi adetler işte bu şekilde hayatımıza girmektedir. Nitekim, müziğimiz, dilimiz de böyle yok edilmiyor mu?
*
********
*
Buradan bizim kültürümüzde olan hangi olgu şimdi yaşatılıyor? Tüm bunların yerini Batı'nın kafamıza kazıdığı anlayışlar aldı. İşte tüm bu anlayışlar yavaş, yavaş basın (özellikle televizyonlar), sinemalar, diziler, reklamlar ve diğer görsel araçlarla başarıldı. Oysa ki bakınız zengin kültürümüz ve değerlerimizle aslında Batı'nın bizlere kıskanarak baktığı o kadar çok hazinelerimiz var ki!.... Bizim Mevlana'mız var; Yunus Emre'miz var. Nasreddin hocamız, Pîr Sultan Abdal'ımız, Ahmet Yesevi, Hacı Bektaş-ı Veli, Hacı Bayram Veli'miz var. Say say bitmez daha nice değerlerimiz var!
*
*******
*
Özetle gerek coğrafik koşulların etkisiyle, gerekse kültürel birimkimlerimiz ve inanç zenginliklerimizle toplumsal olarak örf ve adetlerimizin yüksek düzeyde olduğu bir gerçektir. Tüm bunları çok dikkatle ve titizlikle koruyarak yaşatmak hepimizin görevidir. Zira bunlardan uzak bir başkasının gerek inancını, gerekse de kültürlerini benimseyip yaşamaya kalkmak tamamen bir TAKLİTÇİLİKTİR!!! O halde çocuklarımız da bunun farkına vardıklarında kendilerinde eziklik hissederek aşağılık kompleksine girecekleri kaçınılmazdır! Özgüvenleri olmayacaktır! Kimlik ve kişiliklerinde güven bunalımı yaşayacaklardır! Köklerine olan saygıları tamamen sarsılarak, onlardan UTANÇ duyacaklardır! Batı'ya karşı hayranlıkları her geçen gün biraz daha artarak onları her zaman bir "efendi" olarak algılayacaklardır!!! Hani ne derler "görmüş göndermiş" diye bir tanımlama vardır. İşte biz nasıl bu tanımlamaya "köklü geçmiş" anlayışıyla bakarak saygı besliyorsak, kendi örf, adet ve geleneklerimizin zenginliğini farkederek ve ettirilerek yetiştirdiğimiz nesiller de, o denli şahsiyetleri sağlam, öz güvenleri yerinde, saygın kişilikte olacaklardır. Bu meziyetlerin verdiği ruhsal doygunlukla gururlanmayı ve onur duymayı da kimliklerinde yaşayacakları kesindir.
*
******
*
Unutulmamalıdır ki, taklitler hiç bir zaman asıl olanın yerini alamazlar. Türk milleti olarak köklü bir geçmişimiz var. Devlet geleneğimiz de keza aynı şekilde. Kültürel değerlerimiz ise inanılmaz zenginlik taşıyor. Millet olarak yaşadığımız ortak değerlerimizin oluşturduğu kutlanacak bir çok bayramlarımız ve özel günlerimiz var. Mesela hemen bir örnek vereyim; içinde bulunduğumuz bu ay MUHARREM ayı!..Yeter ki yaşatmasını ve yaşamasını bilelim. Tabii ki kendi kimlik ve kişiliğimizden uzaklaşmadan, kimseye özenmeden ve taklit etmeden evrensel anlamda özel günleri - Yılbaşı kutlaması gibi- de yaşayarak, büyüklüğümüzü ve katılımcılığımızı göstermesini de biliriz! Öteki türlü kendi kültürümüze aşağılayarak ve utanarak bakılması tamamen emperyalizmin bir planıdır. Amerika kıtası 1492'de keşfedildi!!! Biz ise bu tarihten önce 1453 tarihinde bir dönemi kapatıp, yeni çağlar açabilen büyüklükte bir geçmişe sahibiz!!! Kim, kime ne öğretmeye kalkıyor? Bırakınız 1453 tarihini ondan önceki geçmişimiz ve tarihimiz bizlere yeterince gurur ve onuru yaşatmaktadır!
*
*******
*
Bu vesileyle 2009 yılının tüm insanlığa özellikle İslam dünyasına, kan ve gözyaşından uzak, barış ve mutluluk; güzel ve yalnız ülkeme de birlik ve beraberlik içerisinde huzur getirmesini diliyorum. Sevgi ve saygılarımla!

1 yorum:

  1. Öz kültürün korunması varlığımızın devamı için en önemli unsurlardandır.Sizinle aynı duyguları paylaşıyor yazınız için teşekkür ediyorum. Serkan Alpaslan

    YanıtlayınSil