31 Mart 2009 Salı

"1 Nisan" Nasıl Bir Şaka, Biliyor muyuz?















Toplum olarak Batı hayranlığını fazlasıyla kanıksadığımızı hesap edersek; bu doğrultuda Batı'nın bütün değerlerine de ayrıca bir sahiplenme peşinde olduğumuz, ne yazık ki acı bir gerçek olarak ortada. Bunların bir kısmına "evrensel" değerler diye yaklaşıp, ne olduğunu araştırmadan, "körü körüne" sahiplenmeyi bir ezber olarak algılıyorum. Zira gerek kültürel, gerekse farkında dahi olmadan dini misyonerliğin hedefinde olduğumuz bir aşınmayla, toplum olarak kimlik ve kişiliğimizden hergeçen gün hızla uzaklaşmaktayız. İşte bu sahiplenmelerden birisi de yıllarca "neden", "niçin" demeden "1 Nisan şakası" adıyla yediden yetmişe, bakınız nasıl bir gaflet uykusuna dalmışız:



"1 Nisanın Tarihçesi; 15. yüzyılın sonlarında, Haçlı ordusu Endülüs Müslümanlarının son kalesini kuşatır. Uzun süren bir kuşatma olmasına rağmen, kış aylarının da etkisiyle, kale korunabilmektedir. Durumun zorluğunu anlayan Haçlı ordusunun komutanı değişik taktikler düşünmektedir.
En sonunda 31 Mart gecesi Kalenin önüne giderek bir elinde Kur'an bir elinde İncil "Şu iki kitap üzerine yemin ederim ki, teslim olursanız bu akşam size bir şey yapmayacağım" der. Gerekli görüşmelerden sonra canlarının kurtarılması karşılığında Müslümanlar kaleyi teslim ederler.
Ertesi sabah, yani 1 Nisan sabahı, Haçlı ordusu komutanı bütün Müslümanların öldürülmesi için emir verir. Bunun üzerine Müslümanlar 'Yemin etmiştiniz, bize söz vermiştiniz' dediklerinde Haçlı ordusu komutanı "Benim sözüm size dün akşam içindi; bugün için size bir sözüm yoktur" diye cevap verir ve bütün Müslümanlar orada şehit edilir."
İşte o günden beri "1 Nisan" Hıristiyanlar arasında "Hile Günü" olarak kutlanmaktadır ve bu bir gelenek haline gelerek, günümüzde 1 Nisan Şakası olarak anılmaktadır.



Demek oluyor ki yaptığımız ve sahiplendiğimiz hiç bir şeyi araştırmıyor, nedenlerini sorgulamıyoruz. O halde, bunun anlamı şu oluyor; birilerine duyduğumuz hayranlığın bir takipçiliği ve taklitçiliği ile kendimizi "modernleşmiş" sayma yanılgısı içerisine düşüyoruz. İşte burada olduğu üzere masumane bir yaklaşımla baktığımız; çoğu özel günlerde olduğu gibi, yukarıda belirtilen gerekçeyi öğrendiğimde, hakikaten -bugüne kadar "1 Nisan"ı sahiplenmekle- oltaya düşmüş bir balık gibi kendimizi "alık" hissettim!



Artık bu yanılgıları ciddi anlamda bir kenara bırakarak okuyup, araştırıp, uyanık bir toplum olarak geleceğe daha sağlam adımlarla yol almalıyız derken, Atatürk'ün bir sözünü paylaşmak isterim; "Biz Batı medeniyetini taklitçilik yapalım diye almıyoruz. Onda iyi olarak gördüklerimizi, kendi bünyemize uygun bulduğumuz için, dünya medeniyet seviyesi içinde benimsiyoruz."

Sevgi ve saygılarımla!

1 yorum:

  1. Yazınızı çok beğendim. Elinize sağlık. Serkan Alpaslan

    YanıtlayınSil