28 Mart 2009 Cumartesi

Yurttaşlık Bilinci















"Yaratan Rabbinin adıyla oku.
O, insanı 'alak'dan yarattı.
Oku, Rabbin en büyük kerem sahibidir.
Ki O, kalemle (yazmayı) öğretendir.
İnsana bilmediğini öğretti." ALAK Sûresi 1-2-3-4-5. Âyet
"Nun. Kaleme ve satır satır yazdıklarına andolsun." KALEM Sûresi 1. Âyet
Evet; Kur'an-ı Kerim'i asrın idrakiyle okumak gerekiyor. Ve kutsal kitabımıza ilk inen âyetler inananları okumaya, öğrenmeye, yazmaya ve araştırmaya çağırıyor. Bunu da Kur'an'ı açtığımızda hemen ilk ayetleri -yukarıda aynen aktardığım üzere- okuduğumuzda görüyoruz. Demek ki Kur'an; kula kulluğu kabul etmiyor!
*
*****
*
Kendi kendime "Niçin Müslüman'ım?" diye sorduğumda aklın ve bilimin yolunu takip eden bir inancın etrafında olmanın haklı gururunu yaşayanlardan birisi olarak, bu ayetler ışığında cevap kendiliğinden geliyor. Yine bir ulus ki, bu ulusun tüm fertleri uğruna öldüğü değerlerini bilmek zorunda olduğunu hatırlıyorum. İşte o vakit bu kutsal değerlerimizi, niçin kutsadığımızı da geçmişten bugüne iyi değerlendirip, anlamak zorundayız diye düşünüyorum. Zira bizler millet olarak kulluktan, yurttaşlık mertebesine çıkmış; tebaadan, ulus olmuşuz. Bize bu hakları sağlayan kurucu önder büyük Atatürk bakınız yüce dinimiz için nasıl görüş bildiriyor; "Bizim dinimiz en tabi ve makul dindir ve ancak bundan dolayıdır ki son din olmuştur. Bir dine tabii olması için akla, fenne, ilme ve mantığa uygun olması lazımdır. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur." gerçekten de Kur'an-ı Kerim bilim için büyük teşvik mesajı taşır. Ve yine yüce Allah kendisinden başka kimseye kulluk etmeyi reddeder.
"Allah şöyle dedi: “İki ilah edinmeyin: O, ancak tek ilahtır. Öyleyse benden, yalnızca benden korkun.” NAHL Sûresi 51. Âyet
*
*****
*
Ne yazık ki günümüzde "kula kulluğu" reva gören bir zihniyet, hâlâ kendisini göstermektedir. Cumhuriyet dönemine kadar bizler de dönemin şartları doğrultusunda ne yazık ki, yurttaşlık haklarından yoksun yaşamaktaydık. Bu müşkül durumu Atatürk derhal ortadan kaldırarak, bizlere birey olma bilincini yerleştirmiştir. O halde buradan şunu anlamaktayım. Herkes onuruna yurttaşlık bilinciyle eşit şartlarda sahiptirler. Bu hak, yediden yetmişe tüm ulusun en doğal hakkıdır. Yasalar önünde herkesin eşit haklara sahip olma bilinci.
*
*****
*
Netice itibariyle; okuma ve yazmadan uzak kalan her kimse "kul" olmaya adaydır. Kul olmak sadec ve sadece Allah'a kul olmak anlamı taşır. Öteki türlü insanın, insana kulluğu olur. Bu durum köleliğin adresidir. Kul ve köle olan kimseler de, doğal olarak kutsadığımız değerlerimizi savunamaz ve kollayamaz duruma gelir; ki bu durum, ulus olarak ayakta kalmamızı sağlayan en önemli faktörlerin yıkılışı anlamı taşımaktadır. Nihai olarak Müslüman coğrafyasına bakıldığında bağımsız, zulme ve eziyete karşı tek başına ayakta direnen, tek millet Atatürk Cumhuriyeti felsefesiyle; Türkiye Cumhuriyeti Devleti'dir.
*
*****
*
Bu durumdan rahatsızlık duyan Batı'lı güçler, elbette ki ülkemizi ve milletimizi parçalamak için her türlü kargaşayı çıkarmak peşinde olacaklardır. Zira aynı plânlar geçmişte de üzerimizde uygulanmadı mı? Osmanlı, nasıl çökertilerek parçalandı dersiniz? Dışarıdan yapamadıklarını, etnik, mezhepsel anlamda ayrışmaları gündeme taşıyarak, ulus bütünlüğümüzü tehdit ve tehlike altına almaya çalışmaktadırlar! Bunu 1919'da denediler, BAŞARAMADILAR! Şimdi ise aynı senaryo tekrar sahnelenmeye çalışılıyor! Ama bu defa da BAŞARAMAYACAKLAR! Zira bilinmelidir ki; Türk milleti, aynı iman ve kudretin etrafında tam bir yürek olarak, bağımsızlığına sahip çıkacaktır!
"Ayakta ölmek, diz üstü yaşamaktan daha çok onur vericidir."
Sevgi ve saygılarımla!

1 yorum:

  1. Maalesef ülkemizde kul ve kölelerin çokluğundan aydınlığa çıkamıyoruz. Aç ve sefil bırakılıp sadaka kültürüne alıştırılmış insanları azaltmadıkça işimiz zor. Ama dediğiniz gibi "diz çökmüş yaşamaktansa ayakta ölmek daha makbuldür" Teşekkürler. Serkan Alpaslan

    YanıtlayınSil