6 Temmuz 2009 Pazartesi

Ahlâkın Egemenliği












*

*

"Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır." Al-i İmran, 3/104



Bilmem farkında mısınız, yazılı ve görsel basının yanı sıra özellikle internet ortamında sıkça dile getirilmeye çalışılan önemli bir ayrıntı var; İslâm felsefesini Müslümanların kulluk görevlerine odaklamak gibi... İşte burada benim kafama takılan bir takım sorularla birlikte, toplumsal sorunların çözümünde katkı sağlayacak noktalara değinerek, üzerinde sorgulama yapmak istiyorum. Zira burada değinmek istediğim en önemli nokta; din konusundan bahsederken, kişilerin kulluk görevlerine -salt olarak namaz kılmak, oruç tutmak gibi- dikkat çekilmesi ve bunun üzerinde yoğunlaşılmasıdır. Bu yaklaşım din olgusunu insanın, inanç anlamında kulluk vazifeleri üzerine, yani tek bir noktaya yoğunlaşmaya neden olabileceği endişesine kapılıyorum. Zira İslam dini gerçekte sosyal adaletin varlığını tam olarak ortaya koyan bir dindir. İşte bu münasebetle, insanın vicdanına dokunan ve uygulamakla yükümlü olduğu -ayetler ve hadislerden anlaşıldığı üzere- o kadar çok ayrıntı ve hassasiyetler var ki... Bunları gerçek anlamda topluma örnekleyerek anlatmak, yaşatmak ve yaşatmaya sevk etmek, herhalde her şeyin üstünde olması gerekir diye düşünüyorum. Toplum vicdanının işletilmesi, yaşatılması bizim en birincil görevimiz olduğu bir gerçektir! Bu konuya ilişkin okuduğum köşe yazısından bir örneği buraya taşımak istedim. İşte o satırlar:



"Peygamberimiz, nehir kenarında abdest almış olsak bile suyu israf etmememizi, kıyametin koptuğunu görsek de elimizdeki fidanı toprağa dikmemiz gerektiğini ifade ediyor. Biz böyle bir medeniyetin mensubu olduğumuz halde çevremizi ne hale getirmişiz. Bu gidişe dur dememiz için insanlarımıza güzel örnekler sunmalıyız. Her yapılan işte illaki para ummamalıyız." Behic KILIÇ / Yeniçağ Gazetesi



Bugün oldukça ağır sorunların içerisinde "KÖR, TOPAL" yaşamaya çalıştığımız gerçeğini kabul ederek, bu durumda insanlar, toplumun yükünü kalben hissederek, paylaşmak durumunda değiller midir? Özellikle daha mutlu ve huzurlu yaşamak için, öncelikli olarak toplumsal duyarlılığımızı ön plana çıkarmak gerekmez mi? Mesela, aç insanlar sokaklarda gezerken, bizler toplum ahlâkından söz edebilir miyiz? Bu durumdan söz edemeyeceğimiz bir ortamda,toplumsal ahlâkın korunması zorlaşmaz mı? Toplum ahlâkı çökerken, birey olarak bizler nasıl mutluluğu sağlayabiliriz? Hadi sağladık diyelim, vicdanlarımızın sesini nasıl yok edeceğiz? Şayet vicdanlarımızın sesini de köreltirsek, işte o zaman müslümanız diyebilecek miyiz? Gerçek mü'min salt kendi mutluluğu üzerine mi çalışır? Çevresinde sefaletin eşiğinde olanları gördüğü zaman, acaba kendi rahatlığından hicap duymaz mı? Netice itibriyle, müslümanlığın sağlam bir şekilde ilerleyebilmesi ve yaşatılabilmesi için, öncelikle toplumsal yükü beraberce taşımak durumunda olduğumuzu iyi anlamamız gerekir.



Demek oluyor ki, toplum vicdanına yön vermek ve onu insanlık adına işletebilmek için çeşitli vasıtalarla insanlara örnek modellerle birlikte güzel mesajlar sunulmalıdır. Bunun için öncelikli olarak din olgusunu toplumlara sunarken kişilerin, kulluk görevleri üzerinden değil de, toplumun düzgün ve sağlıklı yaşayabilmesi için insanların ahlâklı, erdemli olmalarını sağlayacak davranışların ön planda tutulması gerekiyor! Çok uzağa gitmeden "Komşusu aç yatarken, tok yatan bizden değildir" sözünü ne kadar sürdürebiliyoruz? Maalesef, toplum olarak duyarlılığımızı çoktan yitirmişiz! Bu durumda da manevi hayatımızda dahi, toplum yaşamını bir kenara iterek görmezden gelme noktasına geldik! Elbette ki bu yönde sağlıklı bilgilere ihtiyacımız var. Ama toplumsal içerikli ve insana ahlâkı öğreten, insana insan olmayı öğreten o güzel davranışların neden öncelikli olarak üzerinde durulmadığını da sorgulamadan geçemeyeceğim! Zira bu bilinçlilik bizleri, huzura, mutluluğa ve düzlüğe çıkaracaktır.



Ahlâk sözcüğü öyle hale getirildi ki, bu kavram sanki kişinin, bedeni üzerindeki namus kavramıyla sınırlandırılmaya çalışılıyor. Oysa insanın her davranışı ahlâk değerleriyle ölçülmelidir. Onun içindir ki bugün hepimizin sıkıntı çektiği asıl problem; insanın ahlâk değerlerinden hızla uzaklaşması münasebetiyle ortaya çıkmıştır. Aklıma gelen bir konu üzerinde -ki bunu hayatın çeşitli alanlarına örnekleyebiliriz- Kur-an'ı Kerim bakınız ne diyor:

1-Eksik ölçüde tartanların vay haline.

2-Ki onlar insanlardan ölçerek aldıklarında noksansız alırlar.

3-Kendileri onlara ölçtüklerinde veya tarttıklarında eksiltirler. Mutaffifîn, 83. Sûresi



Demek oluyor ki ahlâkın anlamı, içerisine bir tek namus (cinsellikle sınırlı) kavramı sığdırılamayacak kadar geniştir. Hatta sosyal yaşam alanımızın tümüne hükmedecek kadar geniş. O yüzdendir ki bu alanı iyi anlayarak korumak zorundayız. Yokluğu (bugünü yaşayarak anladığımız üzere) acı bir şekilde hissediliyor. Evet; bugün insanlığın çektiği bütün acı, ahlâkın yerlerde sürünmesinin bedelidir! İnsanlık bu kavramı öyle ya da böyle yaşatmak durumundadır. İslâm dini ahlâk felsefesi üzerine kuruludur. Bunu görmezden gelerek, bir diğeri üzerine odaklanmak kendi kendimizi kandırmaktan öteye geçmeyecektir!

Sevgi ve saygılarımla!



1 yorum:

  1. Evet her davranış ahlak çerçevesinde değerlendirilmelidir. Dar çerçevede düşünmek yanlıştır. Maalesef ahlaksızlık almış başını gidiyor dur diyen yok. Yazınızı çok beğendim hocam. Teşekkür ederim. Serkan Alpaslan

    YanıtlayınSil