20 Temmuz 2009 Pazartesi

Tarihte Bugün...















*
*
*
*
*
*
Kıbrıs Barış Harekatı; Türkiye'nin gerektiğinde hiç kimseyi, hiç bir gücü dinlemeden, kendi halkının güvenliği ve bağımsızlığı için onurluca savaşabileceğinin en büyük göstergesidir.

"1957'de Yunanistan, Ada'nın kendi ülkesine iltihakını istedi. Ardından Makarios sürgünden döndü. Kıbrıs Türklerine karşı tedhiş olaylarını başlattı. 1960'ta Türkiye, Yunanistan ve İngiltere'nin garantörlüğünde "Kıbrıs Devleti" kuruldu. Makarios Cumhurbaşkanı, Dr.Fazıl Küçük ise Başbakan seçildi.

EOKA örgütü, Kıbrıs'ın Yunanistan'a katılması için (Enosis) şiddet hareketlerine başladı. Kıbrıs Türk'ü, çeşitli yerlerde kurşun yağmuruna tutuldu, toplu katliamlara maruz kaldı. 1964'te Rumlar'ın gerçekleştirdiği Erenköy Katliamı'ndan sonra, iki toplum fiilen ayrıldı. 1967'de yeni tedhiş olayları yaşandı.

1974'te, EOKA örgütü Enosis hayallerini gerçekleştirmek istedi. Yunanlı subaylar emrinde hareket eden Milli Muhafız Birlikleri darbe girişiminde bulundular. Makarios, Ada'dan kaçtı. Rumlar,şiddetlerini artırdı. Kan gövdeyi götürdü, denilecek kadar çok kan döküldü. Beşikteki çocuklar bile saldırılardan nasibini aldı "


İşte bu noktada olaylar üzerine Kıbrıs’ta garantör olan Türkiye, Ada'ya müdahale ederek uzun süredir devam eden çatışmalara, kan dökülmesine ve çekilen acılara son vermek üzere harekete geçmiştir. Türkiye, 1959 yılında hazırlanan ve 1960’ta Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluşuyla uluslararası geçerlilik kazanan Garanti Anlaşması’ndan doğan haklarını kullanarak söz konusu müdahaleyi gerçekleştirmiştir.
*
Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) 20 Temmuz 1974'te "Kıbrıs Barış Harekâtı"nı gerçekleştirerek tarihe bir başarı imzasını daha atmıştır. Zira adı üzerinde "BARIŞ" için Ada'ya çıkarma yapıldı. Şimdi özlenen ve istenen barış tam 35 yıldır sürüyor. O tarihten bu yana iki toplum üzerinde de sükunet sürmektedir. Ada'ya hakim olan barış sayesinde kimsenin, burnu dahi kanamamıştır. İşte bu başarı TSK sayesinde oluşmaktadır. Zira şehitlik mertebesini rütbelerin en büyüğü kabul eden bir ordunun karşısında hiçbir kuvvet karşı duramaz!.. Bu noktada yaşatma arzusunu yaşama arzusundan üstün tutan ve bu vatan uğruna canlarını feda eden tüm şehitlerimize minnet duygularımla birlikte, Allah'tan rahmet diliyorum.


MONTRÖ BOĞAZLAR SÖZLEŞMESİ
" Lozan Antlaşması yeni Türkiye için siyasi bir zafer olmasına rağmen açık bıraktığı bir nokta vardı. Antlaşmanın Boğazlara ait kısmındaki şartlara göre Boğazlar, Türkiye Cumhuriyetinin hükümranlığından ayrılarak askersiz bir bölge olarak kabul ediliyordu. Barış ve savaş zamanlarında ticaret ve savaş gemilerinin Boğazlardan geçmesi serbest bırakılmıştı. Boğazların güveni İngiltere, Japonya, Fransa ve İtalya'ya verilmişti.

1936 yılına kadar Boğazların uluslararası yönetimi Türkiye için bir tehlike teşkil etmiyordu. Fakat İkinci Dünya Savaşı arifesinde Avrupa'da birçok siyasi değişiklikler oldu. Boğazların herhangi bir saldırıya karşı korunmasını üzerine alan devletlerden İtalya, Habeşistan'a saldırdı. Japonya ise kendiliğinden Milletler Cemiyeti'nden çekildi. Bundan başka dünya barışının korunması için toplanan konferanslar da bir sonuca varmadan dağılmış, bütün devletler yeniden silahlanmağa başlamıştı.

Siyasi havanın bozulduğunu gören Atatürk, Boğazlar sorununu kesin olarak çözmeğe karar verdi. Türk Hükümeti, Milletler Cemiyeti'ne başvurarak Lozan Antlaşması'ndaki Boğazlara ait hükümlerin değiştirilmesini istedi. Bunun üzerine İsviçre'nin Montrö şehrinde bir konferans toplandı. Ve 20 Temmuz 1936'da Montrö Antlaşması imza edildi."

Şüphesiz ki bu antlaşmayla Türk tezinin iyi savunulmuş olması ile birlikte boğazların, denetim ve kontrolü kayıtsız şartsız Türkiye Cumhuriyeti'nin kontrolüne ve Türk egemeliğine geçmiştir.
Sevgi saygılarımla!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme