21 Aralık 2009 Pazartesi

"İstanbul'un Silüeti Minarelerle Donatılıyor"muş!
















Fener papazı Bartholomeos, Türkiye aleyhine kışkırtıcı açıklamalarıyla bir anda dikkatleri üzerine çekti. Amerikan CBS televizyonuna verdiği röportajda, bir dizi küstah açıklamalarda bulundu. İşte bu söylemlerin üzerinde biraz durmak istiyorum. Zira gerek inancım ve Peygamberimiz Hz. Muhammed'e, gerekse devlet anlayışıyla birlikte asırlarca sürdürürülen hoşgörümüze yapılan saldırılar karşısında vatandaş olarak rencide edildiğimizi belirtmek isterim.

Öncelikle, patriğin ülkemizdeki hukuki boyutuna değinelim: "Lozan antlaşmasında, Ortodoksluğun merkezi İstanbul’dadır. Ortodoksların en yüksek düzeyde temsil edildiği yer, İstanbul Patrikhanesidir diye bir hüküm yoktur. Lozan da böyle bir statü, Fener Rum Patrikhanesine verilmediğine göre, yani anlaşmanın hukuki metninde böyle bir sıfat verilmediğine göre, Fener Rum Patriğinin hukuki dayanağı olmayan bir unvanı kendi kendine yakıştırması ortamı müsait görüp, fırsatı ganimet bilerek dayatmadan başka bir şey değildir.

İstanbul Fener Rum Patrikhanesi; aslında Lozan’a göre, statü olarak, İstanbul’da yaşayan Ortodoks Rum topluluğunun patriğidir." Dr. Aydın Z. TUĞ, 2009 TÜRK Parlementerler Birliği

Şimdi de konumuza dönelim; demek oluyor ki şu anda yapılmakta olan "ekümenlik" için zemin hazırlanması plânları... Hâl böyle olunca da bizim İstanbul’daki Fatih Camii hocası ne ise sıfat olarak ondan farklı olmayan papaz efendi orada burada ülkemizi rencide edecek pek çok söylemlerde bulunma cüretini gösteriyor. Hatta daha da ileriye giderek karşılıklı kışkırtıcı beyanatlarda bulunulabiliyorlar.


Mesela, "Bir zamanlar Hıristiyan olan İstanbul'un gökyüzünün şimdi minareler ile donatıldığı ve cuma namazında camilerin dolup taştığı anlatılarak, en önemli kiliseler arasında gösterilen Ayasofya'nın müze olduğu" ifade ediliyor.

Nasıl yani? İstanbul 1453 yılından bu yana Müslüman Türk hakimiyeti altında! Üstelik buraları büyük bedel ödeyerek yurt edinenen bizler, İstanbul semalarını minarelerle donatmıyacağız da neyle donatacakmışız? Kışkırtmalar bununla da kalmıyor ve devam ediliyor; "Aslında Hıristiyanlığın sistemli bir inanç olarak Anadolu'da başladığı ve bunun birçok Hıristiyan tarafından bilinmediğinin altı çiziliyor." yani denilmek isteniyor ki, bizler sonradan geldiğimiz için asıl Anadolu, Hıristiyanların toprakları imiş!!! Vallahi çok etkili, yani bizlere "buralarda ne işiniz var?" gibi, bir serzeniş hissettim.

Şimdi hemen bu düşünce sahiplerine sormak isterim; Sizden önce kimler vardı? Yani "mal sahibi, mülk sahibi hani bunun ilk sahibi" desek diyorum!!! Bunun sonu var mı? Diğer taraftan, şimdi diyelim ki bir bedel karşılığı mülk alındı(ki dünyanın her yerinde geçerli olan bir kuraldan bahsediyorum); ardından eski sahibi bu mülk üzerinde hak iddia edebilir mi? İşte öyle; bizde asırlar öncesinden kanla bedel ödeyerek yurt edindiğimiz vatan topraklarımızı, şimdi birileri " buralar bir zamanlar bizimdi, o halde şimdi sizden geri alacağız!" üstelik uluslararası antlaşmalarla kabul gören tapuyu geri vereceğiz öyle mi?!.. İşte işin özü bundan kaynaklanıyor!!! Evirip çevirip sonucu bu noktaya taşımak!

Araştırmacı yazar Aytunç Altındal’ın ifadeleriyle, “özel ve özerk statüde bir Hıristiyan Ruhban Yüksek Okulu kurmak istemektedirler. Türkiye Cumhuriyeti’nin yasalarını karıştırmayın demektedirler Biz bu okulu liseden sonra bir yıl eğitim verecek, uluslararası statüye tabi olarak kurmak istiyoruz demektedirler. Böyle dayanıksız bir noktadan başlattıkları hareket, bir sonuç vermeyince de, bizi insan haklarını ihlal etmekle suçlamaktadırlar. Bunun bir sonraki aşaması, Ayasofya’yı Ortodoksların ibadetine açma talebi olacaktır.

Nitekim 1998 yılının Aralık ayında, Vakıflar Genel Müdürlüğü “Türk devleti aleyhinde propaganda ve yolsuzluklar yaptığı” gerekçesiyle Heybeliada Ruhban Okulu Yönetim Kurulu’nu feshetmiştir." 2009 Türk Parlementerler Birliği.

Peki; olayı bir de bize dayatmada bulunanlar açısından ele alalım ve kendileri nasıl davranıyorlarmış? Mesela, İsrail diye bir devlet mi vardı? Oralara nasıl yerleşmişler? Şimdi Arap yarımadası ve Asya kıtasına nasıl gelip oturdular? Oralarda yaşanan zulüm ve vahşet arasında Müslümanlar nasıl ibadet edebiliyorlarmış acaba? Şu anda Avrupa'da medeni dedikleri ülkeler, minarelere yasak getirirken Bartholomeos ve kışırtıcıları ne düşünüyorlar? Daha yeni Fransa'da cami üzerine bir yığını faşistce saldırılar yapılmadı mı? Bulgaristan'da Müslümanlara yapılan işkenceler neyin nesiydi? Oysa Türkiye'de asırlarca dünyanın hiç bir milletinde görülmeyen hoşgörü anlayışıyla azınlıktaki vatandaşlarımız mutlu ve huzurlu ibadetlerini yaşamıyorlar mı? Üstelik hiç bir baskı görmeksizin!

Yine hayretle ve merakla izlediğimiz gibi Bartholomeos, siyasetin içerisinde ne arıyor? Kendisi bir din adamı sıfatıyla maaşallah dünya siyaset liderleriyle kapalı kapılar arkasında hangi sıfat ve yetkiyle ne konuşuyor? Üstelik Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak bizleri onlara mı şikayet ediyor? Gerçekten kendisini bizden birisi olarak gören bir kişi, sorunları varsa bile bunu kendi içinde halletmeye bakmaz mı? Üstelik sorun olarak gördükleri şeyler ülke bütünlüğümüze zarar verici faaliyetlerin başlatılması isteği. Zira Atatürk Kurtuluş Savaşı esnasında ve öncesinde buraları "fitne fecir" yuvası olarak faaliyet göstermeleri münasebetiyle kapatılması yönünde uğraş vermiştir. Nitekim de öyle oldu.

Kısaca kendisini Türk vatandaşı olarak gören insan, kendi ülkesine zarar verici faaliyetlere kalkışmaz! Zira arkasında "güç" olarak gördüğü kışkırtıcılarla işbirliği ve gönül birliği içerisinde yer almaz! Bunu nereden anlıyoruz, Bartholomeo'un sözleri arasında bizleri ve devletini küçük düşürücü söylemlerinden... Aslında Amerikan CBS televizyonuyla yapmış olduğu röportajın her cümlesi sorgulanmaya açık ve bir o kadar da düşündürücü ifadelerle dolu!

Netice itibariyle, ülkemizi ve milletimizi bölme gayretiyle, vatan topraklarımıza göz dikenlere buradan duyurulur: Bu sevdadan vazgeçin!!! Bunu ne yaparsanız yapın, BA-ŞA-RA-MA-YA-CAK-SI-NIZ!!! Bartholomeos'a gelince bulunduğu mevkinin Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'na göre yasal durumunu tekrar bir gözden geçirmesini ve ona göre hareket etmesini tavsiye ederiz...

Sevgi ve saygılarımla!

2 yorum:

  1. İlgiyle okudum. Paylaşım için teşekkürler.

    YanıtlayınSil
  2. Bu ülke bölünmez, böldürtmeyiz. Bu patrik adlı şeytan müsveddesi vatana ihanetten yargılanmalıdır. Müslüman coğrafyasında ağalık yapamazlar. Mükemmel yazınız için teşekkür ederim. Serkan ALPASLAN

    YanıtlayınSil