15 Temmuz 2013 Pazartesi

Halk Bilimci Araştırmacı Yazar Halûk TARCAN'la Söyleşi'm -2- "Avrupa Türkler Karşısında Muazzam Aşağılık Duygusu İçinde"!













Almanya'dan Nazilerden kaçıp 1940-60'larda, İstanbul Üniversitesi'nde görev yapan Türk dostu Prof. Fritz Neumark ile bir kısım öğrencisi Boğaziçi'nde geziye çıkarlar. Öğrencilerden biri Prof. Neumark'a  sorar:

Avrupa bizi neden sevmez?

Çok samimi olarak itiraf edeyim ki, Avrupalı Türkleri sevmez ve sevmesi de mümkün değildir. Asırlardır, kilisenin Türk ve İslâm düşmanlığı hıristiyanların hücrelerine sinmiştir. Sebeplerine gelince;  Müslüman olduğunuz için sevmez. Ama faraza, laiklik şöyle dursun, hıristiyan olsanız da, size düşman olarak bakmaya devam eder.

Sizler farkında değilsiniz ama, onlar şu gerçeğin farkındadırlar:
Tarihten Türk çıkarılırsa tarih kalmaz... " Dünya Tarihini Değiştiren Ön-Türk Kültürü -4- Sf: 87,  Halûk TARCAN


2. BÖLÜM


"Kafalarda oluşmuş olan soru işaretlerini silmeye çalışma yolunu tuttum" diyen Halûk TARCAN hocamız, acı ama ne yazık ki gerçekleri anlatmaya devam ediyor:

Ön-yargılarla, bizi en başta ırkçılıkla suçladılar... Dünyayı Türk yaptınız dediler.. Fenike yazısını öğretmeye kalktılar... Biz Türkler bir hiçiz, uygarlıklara hiçbir katkımız olmamıştır dediler.. dediler ve dediler ve sonunda, Avrupa'nın  aşağılık duygusu altında ezilmiş, kendine güveni olmayan bir kitle olduğumuzun resmini çizdiler...

Türkleri haritadan silmek ve insanlık dışına itmek amacıyla Batılının, Haçlı seferlerinden beri oluşmuş olan, Batı merkezli Türk ve Dünya kültür ve tarihi iflâs eder.

Diğer çok önemli nokta ise;

Batı merkezli tarih, Türkleri uygarlık hattâ, insanlık dışına atmak için, GÖÇEBE KAVİM diye tanımlarlar. Oysa TÜRKLER göçebe değil, GÖÇMEN'dirler!

Zira, GÖÇEBELER;
*Devamlı olarak kışlak'larda otururlar, kışın yaşadıkları yere çekilirler,
*Yazı, hayvanlarına otlaklar aramak için yaylâlara çıkarlar.
*YAYLÂKLAR'da, otlak mevsimini geçirirler. Çobandırlar, kentlerin et, süt gibi gereksinimlerini sağlarlar.
*İş aramak için esas kaldıkları yerden iş olan yere giderler; yaylâdan Çukur ovaya pamuk toplamaya gidenler gibi.

GÖÇMENLER,
Yeni yurt aramak için göç ederler.
Doğdukları yurtları terk edip, yeni yurtlar ararlar ve artık yeni yurtlarında yaşarlar.

Demek ki Ön-Türk göçmenleri, yazıları ve bu yazıların ileri seviyede düşünceleri içeren bilgileri ile yurt edindikleri ülkeleri IŞIKLANDIRMIŞLARDIR!


* Kâzım Mirşan Hocamızın öğrencisi misiniz, yoksa onunla beraber mi çalışıyorsunuz?

Efendim Kâzım MİRŞAN'ın öğrencisi olabilirim, diyebilirim.. Kâzım MİRŞAN'la  aynı fikirdeyiz. Ben Cumhuriyet'e yazmıştım, bu tarih bizim olamaz, diye... O da aynı şeyi düşünüyor. Fakat bizden başka aynı düşünen olmadığı için kitaplarını bana gönderiyor. Çok güzel çalışmaya başladık. Bu adamcağız dahidir! Fakat, çalışıyoruz ama mutsuzuz. Çünkü adamcağız konuştuğu zaman, hiçbir şey anlaşılmıyor. Atlamalı zekaya sahip... Kitaplarından hiçbir şey hiç kimse anlamıyor... Sonra ne yapacağız falan filan dedim. 2 sene bıraktık kitabı. Sonra yeniden aldım; "Kâzım bey'in ruhuna gireceğim" dedim. Paris'ten telefon ediyorum, dünyanın telefon parası... Tabi o zamanlar bugün gibi değil... Netice itibariyle, ilk kitabımı yazdım.  O bir başlangıç oldu. Zaten onla girdiğiniz takdirde pekâlâ gidiyor. Sonra Kâzım MİRŞAN, benimle küstü... "Siz meşhur oldunuz, ben olmadım" diye küstü benimle. Çok güzel çalışıyorduk hattâ onun yanlışlarını çıkardım, memnun oldu. Cevizoğlu,  bir proğramında bana sordu, "neden beraber çalışmıyorsunuz?" "Valla bana küs Kâzım Bey." Evet, "benim bir kabahatim var" dedim. Ama Özür diledim. Evet siz benim kafaca, yaşça büyüğümsünüz, ellerinizden öpüyorum, affedin beni falan,  dedim. 2 defa mektup yazdım... Nafile.. N'oluyorsunuz ya..  Sonra ayırmak gerekir, bana kızabilirsin, ama bilime kızılmaz. Benim elimde bir yığın malzeme var. Çıldırıyorum.. Onu bir okusa, bir çok şey ortaya çıkacak. Son yazdığım kitabı ona ithaf ettim, gönderdim..  Son defa telefon açtım; "Benim sizinle âlâkam yok, bir daha beni aramayın!" dedi, telefonu yüzüme kapadı... Efendim... benden nefret et, ama elimde şu malzeme var.. yazdım, siz kendinize ait değilsiniz, dünyaya aitsiniz... Elimde çok malzeme var. Onları tek o okuyabilir...


Halûk hocamız o kadar mütevazı duruyor ki... Ben tüm bu bilgileri sizden öğrendim diyorum. Kendisini bu konu üzerinde görevli sayan Sayın hocamız, bakın bütün bunların başında Kâzım MİRŞAN var. Ve ben mütemadiyen kitaplarımda yazarım; "ben haberciyim" diyorum, esas olan  Kâzım MİRŞAN'dır. Mütemadiyen yazarım. Bütün kitaplarımda, Kâzım MİRŞAN'dan aldığım  cümlelerin sonuna "K.M." yazarım. Yok efendim, "K.M." yerine büyük Kâzım MİRŞAN yazacakmışım! Çok yazık... elimde o kadar malzeme var ki...

Derin bir acıyla ve çaresizce iç çekerek, kaldığımız yerden devam etmeye çalışıyoruz.

Ahdamar adasına eşimle birlikte gittik. Ben daima sağda solda dolaşırım. Şöyle batı istikametine gittik. Bir vadi vardı oradan aşağıya iniyordum, ayağım bir  taşa takıldı, yuvarlanacaktım. Baktım aa "Ön-türkçe" taş... 7 bin senelik taş orada duruyor. Çünkü aynı taşın üzerindeki yazı şeyde var, Çilgiriz yazısı. Namık Kemal ZEYBEK'e yazdım. Oradan aldılar, müzeye koydular. Fakat müzedeki adamlar bundan 2 sene evvel bana telefon ettiler,  taş yine dışarı atılmış. O ön-türkçedir, niye dışarı atıyorsunz? Tarihimiz güneş ve kar altında mahvoluyor. Olmadık eserler orada duruyor. Grekoremen, grekoremen.. anladık anladık, bıktık artık grekoremen'den... Avrupa'da bıkmıştır...


* "Anadolu'nun Türkleşmesi değil, Ön-Türk Dil, Yazı ve Kültüründen olan Anadolu'nun Hıristiyanlaşması söz konusu"dur, diyorsunuz. Bunu biraz deytaylandırabilir misiniz?

Batı merkezli Tarih'in bıkmadan usanmadan aleyhimize çalışması, yarattıkları Türk karşıtı propoganda sayesinde,  Anadolu'ya geliş tarihimizin 1071 olarak hücrelerimize kadar işlenmesi, Batı!nın oluşturduğu Akurgal ekolünün bu tarihi şiddetle savunması sonucu... kendimizi Anadolu'da "sonradan gelenler" olarak görmüşüz!!! Oysa
Türk Tarihi'ni doğduğu Orta Asya'da ve doğduğu dilde araştıracağımıza, Batı'nın yarattığı Batı hayranlığı ile yakın ve uzak Batı'dakilere inanmışız; çünkü onlar her şeyi bilirler, en doğruyu yazarlar... Nalıncı keseri değildirler... Diye düşünürüz, bizlere öyle öğretilmiş... imiş. Zira Tarihçilerimiz, tarihte hıristiyan olan Anadolu'nun... Çünkü onlara göre Anadolu, İsa'nın doğduğu yılda çoktan hıristiyan idi???

Anadolu'nun 1071'den sonra Türkleştirilmesinden söz ederler; Türk Tarihini İngilizceden, Almancadan kısaca FRENKÇE'den öğrenenler...



 * Türk uygarlığının, tüm zorluklara rağmen bugünlere ulaşmasındaki öne çıkan isimler hangileridir?

Tanzimat döneminde bütün acısıyla ortaya çıkan, Batı uygarlığı karşısındaki kökleşmiş olan ezikliğimiz, kendimize güvensizliğimiz, yeni kimlik haline dönüştürülmüş ve dönüşmüş olan Türk kültüründen, kültür ve uygarlık sahibi olmuş olmaktan korkmamız, bazılarının utanması... bizi aşağılık duygusundan kurtaracak olan ÖN-ATA KÜLTÜRÜMÜZDÜR!

Bu kültür, tarihi başlatan, kaybolduğu sanılan, büyük uygarlık olarak ortaya çıkmıştır.

Bu uygarlık, Asya!daki büyük jeo-fizik değişimler sonucu, buzul dönemi su baskınları, devamında uzun yıllar süren kuraklık sonucu gerekli hale gelmiş olan göçlerle yerinden oynamış, batıya, doğuya, güneye, inmiş, yayılmış. Yayıldıkları yörelerde, bir taraftan ileri seviyedeki uygarlıklarıyla dip kültürü oluştururken, öte yandan da dış etkiler altında kalmış... Tüm zor koşullara rağmen bu büyük uygarlık gene de, üstüne örtülmüş olan toprağı atmayı becermiştir... Türk ve uygarlık dünyası bunu iki kişiye borçludur:

Atatürk Türkçülük akımını, "kuvveden fiile", teoriden gerçeğe dönüştürmüştür. Devletin kültür politikasını, öz kültürümüze dönüş, ulusal kimliğimizi arama olarak saptamış, bunun için de gerekli olan ilk adımı atmış: Türk Tarih Tetkik cem'iyeti'ni kurmuştur. Fakat, Türk Tarih cemiyeti, sonradan Türk Tarih Kurumu olmuş...Bir öteki kişi de, Kâzım MİRŞAN'dır. Araştırmacı. Köşesinde sessiz sedasız, onlarca  yıl çalışan ve çalışmakta olan Orta Asya çocuğu Kâzım MİRŞAN, bu uygarlığın bir Ön-Türk uygarlığı olduğunu ortaya çıkardı..


* Türkler 3 tane başkent kurmuşlardır, bunlar hangileri?

Pekin, İstanbul, Roma

* Türk tarihi bakımından Doğu Anadolu oldukça zengin, diyorsunuz bu konuya değinir misiniz?

Tamamen zengin. Baştan aşağı... Mağaralar dolu... Batı, Anadolu'dan Türkleri kovmak, ya da en aşağı Anadolu'da Türkleri etkisiz hâle getirmek ve her şeyin üstünde Doğu Anadolu'da çıkarlarına en uygun yapay devletler kurmak için, Doğu Anadolu'yu tarihsiz bırakmıştır.

Oysa Doğu Anadolu'da tarihinin, Orta Asya'dan gelen göçlerle 13 binlerde başladığını, Doğu Anadolu yüksek yaylâsı'nda, sayısı 40 bin kadar olan kaya resimleriyle, Orta Asya kişisi kültürünün eşlik ya da benzerlik halinde ilişki içinde olunduğunu ortaya koymuşlardır. Bu kültürün Mezopotamya'ya indiği ve etkilediği de ortaya çıkarılmıştır.

Ben öyle üzülüyorum ki, oradaki mağaralar terör nedeniyle  bombalanıyor.. Bütün tarihimiz farkında olunmadan yok ediliyor. Ben, Genel Kurmay Başkanlığına yazdım. Efendim, Genel Kurmay Başkanlığına yazdığınızda, onlar tarihçilere soruyorlar, onlar da yok öyle bir şey dediklerinde... oradaki bütün tarihimiz gidiyor.

* Bu durumda hemen akla gelen bir soruyu izninizle sormak isterim sayın Hocam; Irak işgalinin hemen ardından Bağdat'ta bulunan dünyanın en büyük kütüphanesi yağmalanarak yakılıp yıkıldı. Emperyalist güçlerin işgal ettikleri ülkelerin hedefinde ilk önce medeniyetlerin yazılı olduğu kütüphaneler oluyor. Sizce bunun sebebi, yalan üzerine kendi yazdıkları "tarih"in aslının ortaya çıkma endişesi olabilir mi?

Hiç kuşkukusuz düşündüğünüz doğrudur. Amerika'dan önce uygarlık yok. Yani New york'a gitseniz Metropolitan müzesini yakmak isteseniz ne yapar Amerika, değil mi?   Orada asker var.. ve hiçbir şey yapmadan yağmalamaya göz yumdu. Dünyanın en muazzam müzesi, Mezopotamya medeniyetini yok ediyorlar. Orta Asya'yı bu şekilde yok edip, Orta Asaya'da Türkler var, Orta Asya'da her şey mevcut. M.Ö 4000'e kadar dünyadaki mevcut her şey,  Orta Asya'da söylenmiştir. Gerisi bunun gelişmesinden ibarettir. Bunu yok edeceksin, Afrika'da başlatacaksın..

Asıl Ruslar, Qazan Kütüphanesini 1555'de yakmışlardır. Çünkü Ruslar, bulundukları toprakları kendilerine ait olduğunu ispat etmek için, yakmışlardır. Bizim bu yazdığımız tarih, Qazan kütüphanesinde aynen var.


* Dolayısıyla... "Batı usûlü insan hakları"nı şöyle tanımlıyorsunuz:

"İnkâr, iftira, yalan saptırma, yakıştırma... Frenk atasözü der ki: İftira et, iftira et! muhakkak bir şey kalacaktır" öyle mi?


Batı, Türkleri, tarih ve uygarlık dışına ittikten başka,
Dünya, ulusları karşısında küçültmek ve insanlık dışına atmak için onun katliam'lar yapan bir ırk olduğu iddialarını her fırsatta ileri sürer, "katil Türk" imajı yaratmak için her tür iftiraya başvurur. Oysa, asıl gerçek tümüyle tersidir.

Tarihçi yazar Bilâl ŞİMŞİR'e göre, 1821, Yunan ihtilâlinde, Yunanistan'da 400 yıldan beri yaşayan 900 bin Türkten ne kadar kişi kalmıştır bilmiyoruz. Yalnız, Yunanlılar, yok olan Türkler hakkında sual sorulduğunda "onları Ay yuttu" diye  alay ettiklerine göre, kalan Türk sayısı daha çok yok'luğu ifade etmektedir. diyebilmişlerdir.

Bu, Türklerin katliamı Batılı tarih kitaplarına , Yunan İhtilâlinde, Türklerin Yunan soykırımı yaptığı şeklinde geçirilmiştir.


 Karadeniz'de Pontuslardan önce Türklerin olduğu gerçeği doğru mudur?

Evet...

Bizans dönemine ait, Trabzon'daki Ayasofya kilisesindeki, Ön-Grekçe (pre-Grekçe) olduğu ileri sürülen yazılar asla bu Grekçeyle çözümlenememişlerdir. Bunlar tümüyle Kâzım MİRŞAN tarafından ön-Türkçe okunmuşlardır. Zaten Bizans tarihine bakıldığında, Yunancanın başlangıçta resmî dil olduğundan kat'i olarak söz edilmemekte, ya da ispat yolu güven sağlanamamakta, bu belki de (+9/10)uncu yılların Vatikan'dan ayrılma yıllarına  kadar süregelmektedir.


* Avrupa'nın kendine özgü bir kültürü yok .

Paris'te maalesef göz ameliyatı olmuştum. Avustralya'dan kültür ateşesi geldi benimle konuşmaya, "bizim kökenimizde Türkler var" dedi. Ama O sıra ameliyat olmuştum, sonra unuttum, hâlen söylerim...

Bugün bildiğimiz tarih, doğrudan doğruya 18-19. asırdaki entellektüellerin (felsefeciler falan) toplantıları neticesinde yazılmış.  O sıra Yunanistan bir çıkıyor ortaya, "tamam" diyorlar, şey buradan başlıyor.  Söylüyorum, kızıyorlar bana.. Avrupa'nın kendine özgü bir kültürü yoktur. Avrupa kültürü icad etmemiştir, dışarıdan gelmiştir. Hatta harita bile var.. Gösterebilirim. Hepsi dışarıdan gelmiştir. Onun için kültürlerini Yahudi, Hıristiyan dinine bağlarlar. Şimdi onların hepsini silecekler prototürkler olacak. Çok kızıyorlar bana..

Fakat biliyor musunuz, Avrupa,Türkler karşısında muazzam aşağılık duygusu içinde... Bütün kıskançlık duyguları da oradan geliyor. Üstelik bir de Müslüman olmuşuz. Vatikan karşımızda. Avrupa'nın medeniyet taşıdıkları çok şey var. Ama kardeşim, yazıyı ben sana öğretmişim yani. Tekerleği ben öğrettim, sana değil mi? At üzerinde gitmekten bıktın artık... Taşıyamazsın...

Efendim, bizi dinsiz göstermek için mütemadiyen Şamanizmden bahsederler. Ne şamanı kardeşim? Yok öyle bir şey...  Şamanizm bir din değil,  sihir âyinleri serisi ve sihirle icra edilen her derde deva bir tür hekimliktirAdam seni dinsiz gösteriyor. Din seninle başlamış, tek Tanrılı din. Sen kalkmışsın taşlara dağlara yazmışsın. Bu adam halkına hizmet ettiği için vücudu yakılıyor, ruhu Tanrıya gidiyor. Orada oz'laşıyor. Ozan oradan geliyor biliyorsunuz. Çok güzel bir şey var. Biliyorsunuz saz şairleri... bağlama yere konmaz duvara asılır.  Çünkü ozan ruhu ozlaştırır, yani Tanrıya götürür sizi.



Toplum olarak varlığından bihaber olduğumuz, Halûk TARCAN.. Araştırmalarını ve bilimsel çalışmalarını istediği ölçüde duyuramamanın verdiği gönül kırgınlığıyla, "gelin de bunları anlatın..." diyerek derin bir iç çekiyor...

Sayın Hocamızla yaptığımız söyleşideki anlatımlarının hepsinin, belgeli olduğuna sıkça değinerek özellikle bu noktaya dikkat çekti.

Halûk TARCAN'ın

1- SAYMALITAŞ EVRENSEL UYGARLIKLARIN ÇATISI
2- ANADOLU'nun ESAS SAHİPLERİ ÖN-TÜRKLER
3- DÜNYA TARİHİNİ DEĞİŞTİREN ÖN-TÜRK KÜLTÜRÜ
4- KÖKENİNDEKİ ÖN-TÜRK KÜLTÜRÜNÜ BİLMEYEN BATI



Kitapları kitapçılarda satılmamaktadır. Arzu edenler bu kitapları temin etmek için, 

212 3563011'den irtibata geçerek satın alabilirler. ilgilenenlere önemle ve saygıyla duyurulur.  

BİTTİ

Sevgi ve saygılarımla!


Image"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

1 yorum:

  1. Bu değerli söyleşi ve bilgiler için Haluk hocama ve size en derin teşekkürlerimle saygılar sunuyorum.

    YanıtlayınSil