28 Eylül 2014 Pazar

"Kafasız ve Dalkavuk Bazı Türkler Sayesinde..."



















"DİLİMİZİN YAVAŞ İŞGÂLİ…VE BİR ÖNERİ


Sayın Dil Derneği Başkanı Sevgi Özel,

82’inci Dil Bayramı münasebetiyle Cumhuriyet gazetesinin 25 Eylül günkü sayısında yazmış olduğunuz makaleyi okudum.
Buruk havayı çok güzel vermişsiniz.
Ben buruk havanın dozunu biraz daha arttıracağım.

Dilci değilim, budun bilimciyim; görevim olaylara bu açıdan bakmak, gözlemde bulunmak ve sonuçları vermektir.
30 yıl ülke dışında kaldıktan sonra ülkeye döndüğümde, İstanbul’un sokaklarını  İngilizce’nin istilâsı altında  gördüm.


En çok kullanılan kelimelerden biri, CENTERHer şeyin Center’i var... Neredeyse sebze satanlar dükkânlarına, “Patlican Center, Ispanak Center ”vb.. diye ad koyacaklar…

Dükkân sahiplerine sordum, “müşteri daha çok geliyor”diyorlar… İşte Avrupa aşağılık duygusunu bir türlü atamamaş olan halkımız… Atması için hiçbir şey– Atatürk’ün ölümünden beri- yapılmamış…1970’den beri Kâzım Mirşan’ın, 1988’den beri de benim tanıtmak istediğim tarihteki ilk uygarlık, ilk kültür olan Ön-Türk Kültürü, Batı’nın, Emperyalizmin barajına, Batı Merkezli Dünya ve Türk Kültürü’ne ve ona inanmış Akademisyenlerimizin Ön-Türk Kültürü’ne “rağbet” göstermemiş olmalarına  takılıp kalmış…

Bol CENTER’lerden sonra, sokaklarda düdük çalarak hızla dolaşan AMBULANS’lara rastladım… Bu arabalar, esas görevlerini çok güzel gösteren hâlis Türkçe bir ad taşıyorlardı: CANKURTARAN…Bu dakavukluk neden?…Neden Türkçeden vageçiliyor?…
Üstelik kelime de yanlış; Amb(Ü)lans olacak… Bu maymunluk geleneklerimize de sirayet ettirilmiş:





“Size nasıl yardımcı  olabilirim?”… Sanırım İngilizce’nin olmadığı  dönemden beri biz geleneksel olarak

BUYRUN, BUYRUNUZ EFENDİM deriz, çok güzel ve naziktir... 
Ya da

“Kendinize iyi bakın”… Ne münasebetsiz bir ihtar ve tavsiye?!...
Biz, hoşça kalın, Güle Güle gidin deriz…Gidişin mutlu ve güzel olmasını dileriz. Bu güzel temenninin Batı dillerinde karşılığı yoktur... Giden, hasta mıdır ki “kendinize iyi bakın” soğuk, ruhsuz tercüme cümle kullanılıyor?!... Bu deyimleri hangi dalkavuk , hangi cahil Türkçe’ye sokmuş, kendi kültür ve geleneğine sırtını dönmüştür? Bu geleneklere niçin tecavüz ediliyor? Niçin kafamızın içine giriliyor ve bazı görevliler geleneklerimizin bozulmasına boyun eğiyorlar?
Biz, misafirperver Türkler ve Doğulular bu bize aykırı düşen, Evrensel Uygarlık’ta geç kalmış olan Batı’dan mı terbiye dersi alacağız?!
Yıllar önce AB Türkiye Elçisi, Madam Karen FOGG korkunç bir baklayı ağzından kaçırmıştı: “Türklere Tarihlerini İnkâr etmelerini  öğretebilsek!..Yani, Fogg’a göre,  Türklerin hakkından gelmek için önce onları bir güçhalinde tutan tarih bilincini yok etmek gerekiyor!  
İşte kafasız ve dalkavuk bazı Türkler sayesinde dilimizi geleneklerimizi inkâr etmeğe başladık!...

Avrupa’nın hiç bir ülkesinde 
Taşıtlarda, durakların bir de İngilizce söylendiği görülmemiştir
Turist, sorar öğrenir, hattâ gittiği ülkenin dili hakkında en basit şeyleri öğrenip, öyle gelir…Nasıl ki, Japonya’ya giden turist hemen gerekli bazı kelime ve cümleleri öğreniyorsa ,aynı turist birkaç kelime de Türkçe öğrensin... Bu ne kendini, dilini küçük görmek, alçalmak  hâli!

Türk diline  bir de bazı dilciler fecî surette zarar vermişlerdir:

Yazı ve okuma dili tamamen bozulmaya başlamışır. Buna, inceltme işaretinin kaldırılması neden olmuştur ve değiştirenler hâlâ ısrar etmektedirler. Türkçenin ahengi bozulmuş, Dilimiz bir yabancı tarafından seslendirilen bir dil gibi garipleşmiş ve kabalaşmıştır:
Yüzlerce örnekten bir kaçı:

Kağ(I)t..Dükk(A)n…Â yok edilmiştir. K(A)zım…yâni (Kâzım)…kaz hayvanı ile Kâzım birbirine karışmaktadır. Vek(A)letname…  Â yok edilmiştir.. Bunu bazı genç avukatlardan işittim!?. Vb..
Bir başka rezalet:

ECZANE, HASTANE, DERSANE…aslı Ecza-hane…Hasta-hane… Ders-hane’dir..Konuşurken (H) düşer ve ondan sonraki (a) uzar… O zaman , saçma bir şekilde uzatma işaretini atmasaydık

EczÂne… hastÂne.. diye yazacaktık. Uzatma işâreti, beyefendilerin keyfi için kaldırılmış olan dilimiz, bir darbe daha yemiştir
Gelelim “çekimlere”!... Dilimizin çok eski bir kültürü ve çok eski bir tarihi olduğunu gösteren, Osmanlıcası ile MÜZÂRİ sıygası, yani “geniş zamanlı çekimi” vardır.

EDERİM,  yok olmuştur. Biz Teşekkür EDERİM deriz, bunun yerine Teşekkür ediyorum denmez..Teşekkür EDERİM, daima teşekkür hâlinde olduğumuzu,  çok ince bir nezaketi gösterir
Ediyorum, o anda ve bir kereye mahsus teşekkür hâlidir

 Çok iyi hatırlıyorum; televizyon ilk çıktığında “spiker” olmak üzere Amerika’ya gönderilen ve Amerikan kolejinde Türkçe konuşamayan, Amerikanca konuşup “geniş zamanı” bilmeyen  tercüme Türkçe konuşan Kolej mezunu birkaç genç  Amerika’da ihtisas yaptıktan sonra ülkeye döndüklerinde çok garip ve çirkin bir şekilde Tercüme Türkçeleriyle konuşmaya başladılar

• İlk büyük darbe, bizim çok eski ve zarif bir kültüre sahip olduğumuzu gösteren geniş zaman yok oldu

Şimdi MAAŞA-ALLAH!... Profesörler, bakanlar, en yüksek seviyedekiler, herkes  Teşekkür  EDİYORUM diyor…
Emperyalizm Türk Kültürü’ne en büyük darbelerinden birini indirmiştir… Gözlerinizi açmak lûtfunda bulunur musunuz!... Atalarınızın ruhu için ?

Dil Derneği, bu geniş zaman çekiminin kullanılması için televizyonlardan başlayarak devamlı bir çaba gösterebilir. Göstermelerini bekleriz.
Bir öteki çok büyük dert: Acaba okullarda gramer öğretilmiyor mu? Ben Lise öğrencilerinin  yapacam, edecem diye konuştuklarını duymaktayım. Bu öğrencilere sorduğumda 

Yapacağım, edeceĞİM dendiğini bilmediklerini söylediler!
Sanırım İngilizceyi daha iyi öğrenmekteler…
İşte Dil Derneği’ne düşen bir görev daha. Tümüyle millî değerde bir görev…
Şimdi sıra asıl Türk dilinin tarih öncesi başlangıcına gelmiştir.
Herhalde sizler de bir Ön-Türkçe’nin varlığını duymuşsunuzdur ve tabîi akademisyenlerin Ön-Türkçe’ye RAĞBET etmediği için siz de ilk Türkçe’ye, Ön-Türkçe’ye sırtınızı dönmüşsünüzdür.
Ne acıdır ki, yeryüzünde tüm uygarlıkları yerinden sarsacak ve sarsmış olan dillerine, sırtını dönmüş bizim gibi zavallılaşmış bir ülke daha yoktur…Yukarıda sözünü ettiğim, adı KAREN FOGG olan Elçi daha geçmişimizi inkâr etmemizi istemeden  

İslâmiyet’in  M.S. 708’de Orta Asya’ya  girişinden beri  Türk Dil ve Kültürü’nü terk etmişiz 

Akademisyenlerin ilk görevi kendilerine getirilen, gösterilen bulgulara önce bilimsel açıdan bakmaları, kim ve nereden getirilmişse, bir acaba şüphesiyle incelemektir.
Bizim akademisyenlerimiz kendi ortamlarından olmayan kişilerden  gelen bulgu ve belgere RAĞBET etmemektedirler… Ya da bulgular, belgeler büyük Batılı isimler tarafından getirilmiş olmalıdırlar. Büyük isimler?!... Orta Asya Türkçelerini bilmeyen, bilmediği için de  gülünç hükümler  verenler gibi….Örneğin:  

• Bazı Alman kaynakları Türkleri sadece ATLI ÇOBANLAR diye görürler, kökenlerinde İskitler olduğunu kabul etmemek için de ıstırap içinde kıvranırlar… Onları bir yuvarlak masa toplantısına davet etmiş olmama rağmen…

Atlı Çoban denilenlerin, yazıyı, tekerleği icat etmiş olduklarını, ilk büyük siyasal kuruluşları gerçekleştirdiklerini, Tek Tanrı kavramına vardıklarını ve Evrensel uygarlıkların kültürleriyle yer aldıklarını bilmeyi ASLA İSTEMEDEN… 

Akademisyenlerimiz 39 Orta Asya Türkçesinden kaçını okuyup yazıp konuşabilmektedirler? Onlar çok güzel İngilizce, Almanca bilirler ve Türkçe bilmeyen İngiliz, Alman ve ötekilerin Türk dilini kesip biçip ayıklamak, Frenkçesiyle “Disséquer” etmek için sistemlerini ve kökeni olmayan bilgilerini esas alırlar.
Acaba Türkçenin 41 çeşit Türkçeden  oluştuğunu ve bunun 39’unun Orta  Asya Türkçesi olduğunu bilirler mi?
Bilimsel yol aşağıdadır:

Türk Dili, 1-Doğduğu yerde 2- Doğduğu dilde araştırılır

Bu sahipsiz kalmış -kendisinin  büyük değerine rağmen- sahip çıkılmamış  Türkçeyi, Derneğiniz bütün büyüklüğüyle ortaya çıkarabilir, bunun için çaba sarfedebilir.
İsterseniz, bu büyük ıstıraba  son vermek üzere, Evrensel Uygarlıkların kökeninde  olan Ön-Türk Kültür ve Dilinin değerini ortaya çıkarmak için  Bir yuvarlak Masa toplantısında bir araya gelelim.
Her iki taraf bildiklerini sıfırlasın ve beraberce sıfırdan başlayıp Türk Dilinin değerini ortaya çıkaralım.

Cevabınızı beklerim.

Saygılarla

Halûk Tarcan- CNRS- Paris"

Sevgi ve saygılarımla!





"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme