Dr. Tayyar Altıkulaç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dr. Tayyar Altıkulaç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Nisan 2013 Perşembe

Yarım Hekim Candan Eder, Yarım Hoca Dinden Eder
















"Öğretmenden Aleviler'e hakaret!

Din öğretmeni "Alevilerin elinden yemek yenmez dedi" veliler isyan etti." 17 Nisan 2013
http://www.internethaber.com/ogretmenden-alevilere-hakaret-522215h.htm


Bu ve buna benzer söylemler ne yazık ki içimizdeki cahillere ait... Dış güçlerin direk yapamadığı  bölünme ve ayrışmanın nifak tohumları içimizden atılıyor. Aynı toprağın, aynı inancın sahibi insanlarız, ama maalesef bu şekilde bilinçsizce konuşmaların sonunda kimlerin ekmeğine yağ sürdüğümüzün hiç farkında olamayacak kadar da cahiliz. Özellikle bu çirkin sözün sahibi din dersi öğretmeni olunca, işte orada biraz durup düşünmek gerekir...


Alevî kardeşlerimize "yakıştırılan" bu tür karalama ve iftiraların  menşei hiç şüphe duyulmasın ki dış güçlerdir. Özellikle şu yaşadığımız süreçte, coğrafyamız patlamaya hazır bir bomba gibi iken, Anadolu'da Alevî-Sünnî çatışmasının zemini hazırlanıyor; ve her geçen gün Anadolu insanını birbirine düşürecek kışkırtmaların şeytanca plânları yapılıyor... Ki biz millet olarak bu kışkırtmalara hiç yabancı değiliz...

Tam da bu noktada konuya ilişkin,  okuduğum kitaptan ve en yetkin  bir isimden, Diyanet İşleri eski Başkanı Dr. Tayyar ALTIKULAÇ'ın bir anısından örnek vermek isterim:


"19-26 Ararlık 1978 tarihlerinde Kahramanmaraş'ta Sünni-Alevî çatışmasıyla tavan yapmış, pek çok insan bu çatışmada hayatını kaybetmiş (...)

Bu tarihlerde Erzurum'un Hasankale (Pasinler) ilçesinin bir köyünün muhtarından aldığım mektubu hiç unutamıyorum. Mektup sahibi benden köylerinde yapımına başlanan cami için yardım istiyordu ve beni köylerine davet ediyordu.

Mektuptaki bir cümle unutulur gibi değildi, gerçekten etkileyici ve düşündürücü idi: "Başkanım, köyümüze teşrif ettiğiniz zaman soframızda size ikram edeceğimiz eti, ilçedeki Sünnî kasaptan alacağımıza güvenebilirsiniz" diyordu.

"Alevî'nin kestiği yenmez" şeklindeki yanlış düşünceden kaynaklanan bu ifade, bir Türkiye gerçeğini ve ayıbını ortaya koyuyordu. Bu tür cahilane sözlerle öteden beri bu toplumda kaynaşmayı önlemeyi gerçekten başardığımız ve bölücülüğün ta kendisini yaptığımız anlaşılıyordu.

Mektuba verdiğim cevapta, köye geldiğim takdirde sofralarında ikram edecekleri eti, köyde kendileri tarafından kesilen hayvanın etinden olduğu takdirde yiyeceğimi, ilçeden getirecekleri eti yemeyeceğimi bildirmiştim." Dr. Tayyar ALTIKULAÇ, Zorlukları Aşarken cilt: 2, sf: 657-658


Bu tür aşağılayıcı ve cahilce söylemleri insafsızca sarfeden cahillere...


Akıl ve izan diyorum...


Sevgi ve saygılarımla!


Image"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

27 Kasım 2012 Salı

Bir Kitap Bundan Daha Fazla Nasıl Okunabilir?





















Birkaç gün  önce Zaur ŞÜKÜROV adlı bir okuyucumdan sayfamdaki, "Ayrıntılar "DETAY"larda Saklıdır" adlı yazıma gönderilmiş bir not aldım. Kendileri, anladığım kadarıyla Azerbaycanlı olup aynı zamanda da Türkiye Diyanet Vakfı'dan hem burs alıyor hem de doktorasını yapıyor iken disiplinsizlik suçlaması ile bu haklarını kaybetmiş, genç bir ilahiyatçı.


Zaur ŞÜKÜROV, beni "uyaran" notunda aynen şöyle ifade de bulunuyor: " Anlaşılan Bay Altıkulaç’ın andığınız hatırat kitabını tam okumamışsınız."


Oysa ben Dr. Tayyar ALTIKULAÇ'ın 3 ciltlik "Zorlukları Aşarken" adlı eserini tam bir araştırmacı üslubuyla okuduğumu zannediyorum. Zira her bir cilt üzerine onlarca iliştirilmiş notların yanı sıra, kitabın çizilmedik, not alınmadık yerinin de neredeyse kalmadığını söyleyebilirim...

Vallahi bundan ötede başka nasıl kitap okunur, orasını bilemiyorum...


Pekii, Zaur ŞÜKÜROV'un sıkıntısı nedir, diyebilirsiniz; haklısınız ben de konu üzerine kendilerinin şahsıma tavsiye ettiği yazıları incelemeye çalıştım. Ki bu yazılardan anladığım Zaur ŞÜKÜROV hakikaten de söylenildiği gibi TDV'den,(disiplinsizlik nedeniye) aldığı bursdan ve yapmakta olduğu doktorasından atılmış; ve bu duruma da ısrarla Dr. Tayyar ALTIKULAÇ'ı "sebep" gösteriyor...


Sayın Zaur ŞÜKÜROV; ısrarla suçlamakta olduğunuz Dr. Tayyar ALTIKULAÇ'ın saygın şahsiyetini ele alarak eserini neden ince ince okuduğum konusunda küçük bir ayrıntıyı bilmek ister misiniz?..


Türkiye'ye damga vuran bir dönemin sürecinde önemli rol oyanayan bir şahsiyeti ve sözü edilen dönemi yakından bilmek öğrenmek isteğimin yanı sıra sizin yerden yere vurmaya çalıştığınız kişiyi, tesadüfe bakın ki dediğiniz gibi, isyan eden kişiliğimle yaşadığım bunalımlı süreçte tanıdım.


Haksızlığa boyun eğmeyen ve isyan eden ruhumla birlikte  devlet büyüklerimize sesimi duyurmaya çalışırken sizin de çok iyi bildiğiniz gibi dönemin TBMM Millî Eğitim Komisyon Başkanlığı  görevini yürüten Dr. Sayın Tayyar ALTIKULAÇ tarafından dikkate alındım. Üstelik kendilerini, sadece yazılı bir mesajımı dikkate alacak kadar  hassas ve nazik bir tutumu devlet ciddiyeti ve terbiyesiyle beraber yürütürken tanıdım, iyi mi?..

Yazdığım isyan dolu cümlelerimi dikkate alan bu değerli şahsiyeti tanımanın ayrıcalığını taşırken, sizin bu duyguları  karşılayan "kaba" ve dahalarını buraya yazamadığım hisleri anlatan cümlelerle karşılık vermeniz, şahsımı derinden yaraladı..


Ki bu olay, şahsi mesele olarak zaten ele alınamayacak kadar önemli bir durum tespitidir. Zira bakınız, "dik durmak", "şahsiyetli olmak" tamamıyle saygınlıktan geçer bu bir. Şahsi gördüğüm meselenizi öfkeyle birlikte adeta intikam alma noktasına getirmişsiniz bu iki. Ki bu durumda hak aramak diye çıktığınız yol, sizden yaşça büyük saygınlığını yıllarca muhafaza ederek zirveye ulaşmış bir devlet büyüğüne, üstelik "hocanız" konumunda size eğitim-öğretim verecek kariyeri, tecrübesi, birikimi olan bir kişiye bu denli bayağı saldırıda bulunmak sizi, "haklı" bile olsanız gönüllerde haksız, saygısız konumuna düşürdüğünü asla unutmayınız, bu üç. Kaldı ki siz bir "ilahiyatçı"sınız, öyle mi?


Öte yandan Dr. Tayyar ALTIKULAÇ'ı "Dağıstan sınırında yaşadığım macera" Cilt:3 sf. 981... bölümüyle kendilerini "Bay Altıkulaç’ın anlattıklarının içinde rüşvet var, yalan var, aldatma var, hile var, sahtekârlık var, yasakları delme var, bir ülkeye kaçak giriş-çıkış var." diyerek acımasızca suçluyorsunuz!


Oysa gözden kaçırdığınız çok önemli bir husus var; lider ruhlu insanlar toplum ve toplum çıkarları için varılmak istenen hedeflere karşı risk alan, elini taşın altına koyan kimselerdir..

"Bu ne demek oluyor?" derseniz, şahsi menfaati değil de, bir amaç uğruna böylesi tehlikeli  riskli duruma kaç kişi girer diye kendi kendinize hiç sordunuz mu acaba? Siz sormadıysanız, ki öyle görünüyor, o halde toplum adına her daim mücadele veren ruha sahip bir kişilik olarak, izninizle ben sorayım:

Sahi;  Dr. Tayyar ALTIKULAÇ kim adına, ne için bu ateşe kendini atıyor?

Ha, demek ki kitabı iyi okumayan siz oluyorsunuz bu durumda,  bu da dört!

Ayrıca böyle bir "suç"lamayı yapmak için o vakit insan kendisini önce tahlil etmesi gerekmez mi? Zira siz hangi suçlamayla  bursunuzdan oldunuz? "sahte imza atmaktan" değil mi?!

O vakit hangi İslam, hangi ahlâktan söz ediyorsunuz?!..

Sayın Zaur ŞÜKÜROV, amacım burada sizin ve Ömer SAĞLAM'ın kişisel öfke ve intikam boyutuna gelmiş bir olayınızın içerisine girmek değil şüphesiz... Ve yine Dr. Tayyar ALTIKULAÇ'ın da bu anlamda savunmaya ihtiyacı olduğunu da hiç zannetmiyorum.

Ancak bana ulaştırdığınız bir notun arkasından sizi dinleyerek gerekli incelemeyi yapmak boynumun borcu oldu! Ardından olayı görmezden gelemeyecek kadar dürüst olduğuma inanıyorum.


Dolayısıyla asla kişisel olmayan ve bir o kadar da dik ve onurlu duruşumun devamında uğradığım pek çok haksızlıklara karşı feryadıma kulak veren, hiç tanımadığı ve bilmediği bir kişiye, haklıyı haksızdan ayırmaya kararlı tutumunu bizzat yaşayarak gördüğüm ve sizin şikayet ettiğiniz, hatta şikayetten öteye hakaretlerle  "suç"lamaya çalıştığınız bu şahsiyet,  Türk toplumu nezdinde hakikaten çok saygın ve çok değerli...


Bu sebeplerle size gerçekten katılmıyor, öfkenizin şahsi menfaatlerinizden ötürü olduğunu görüyor ve inanıyorum...  Sn. ALTIKULAÇ'a yapılan kaba ve müphem saldırılarınızı da esefle reddediyorum!


Sevgi ve saygılarımla!


Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (A.S.)

14 Kasım 2012 Çarşamba

Ayrıntılar "DETAY"larda Saklıdır!









"Almanya'da bir ilk olarak Hamburg Senatosu; üçü Sünni Müslüman, biri Alevi, dört inanç cemaati temsilcisiyle Devlet Anlaşması imzalayarak, bu gruplara Protestan, Katolik ve Musevi cemaatiyle eşit haklar tanıdı. Anlaşma eyalet parlamentosunda oylandıktan sonra yürürlüğe girecek.

Hamburg Senatosu bu inançları resmen tanırken; üç İslam derneğiyle bir, Alevi derneğiyle ikinci bir anlaşma imzalandı. İki anlaşmanın da içeriği aynı." 13 Kasım 2012, Hürriyet



Bu habere şöyle bir bakıldığında, "harika" diyebilirsiniz... Ancak bilindiği üzere, "ayrıntılar detaylarda gizlidir."

Pekii; bu haberin detayında gizlenen nedir?

Aleviliği İslam dininden koparıpıp, ayrı bir "inanç" gibi gösterme gayretleri...


"Üçü Sünnî Müslüman, biri Alevî dört inanç cemaat" söylemi de ne demek oluyor?


Ayrıca, "üç İslam derneğiyle bir, Alevî derneğiyle..."


Ne zamandan beri Aleviliği İslam'dan ayırmaya başladık?


Protestanlığı, Katolikliği ve Ortodoksluğu  Hıristiyanlıktan, Hz. İsa'dan  ayıran var mı?

O zaman Alevîliği İslam'dan, Hz. Muhammed'den ayırmaya kim cüret edebilir?



Hiç şüphe yok ki, büyük bir gayret içerisinde olan emperyalist güçlerin oynadıkları oyunda, Aleviliği İslam dininden koparıp, ayrı bir "inanç" olarak dayatma planı da var.


Diyanet İşleri Eski Başkanı Dr. Tayyar ALTIKULAÇ'ın kitabından okuduğum bir anısını buradan paylaşarak konuya devam etmek isterim:



"19-26 Ararlık 1978 tarihlerinde Kahramanmaraş'ta Sünni-Alevî çatışmasıyla tavan yapmış, pek çok insan bu çatışmada hayatını kaybetmiş (...)

Bu tarihlerde Erzurum'un Hasankale (Pasinler) ilçesinin bir köyünün muhtarından aldığım mektubu hiç unutamıyorum. Mektup sahibi benden köylerinde yapımına başlanan cami için yardım istiyordu ve beni köylerine davet ediyordu.

Mektuptaki bir cümle unutulur gibi değildi, gerçekten etkileyici ve düşündürücü idi: "Başkanım, köyümüze teşrif ettiğiniz zaman soframızda size ikram edeceğimiz eti, ilçedeki Sünnî kasaptan alacağımıza güvenebilirsiniz" diyordu.


"Alevî'nin kestiği yenmez" şeklindeki yanlış düşünceden kaynaklanan bu ifade, bir Türkiye gerçeğini ve ayıbını ortaya koyuyordu. Bu tür cahilane sözleri öteden beri bu toplumda kaynaşmayı önlemeyi gerçekten başardığımız ve bölücülüğün ta kendisini yaptığımız anlaşılıyordu." Dr. Tayyar ALTIKULAÇ, Zorlukları Aşarken cilt: 2, sf: 657-658

Demek ki yüzyıllardır sinsice toplumumuzu bölmek ve ayrıştırmak için cahilane söylemlerin kulaktan kulağa fısıldanması bugünlerin habercisi'ymiş...


Diyeceğim o ki...

"Üçü Sünnî Müslüman, biri Alevî dört inanç cemaat" değil, "üçü Sünnî bir Alevî Müslüman..." diyeceksiniz!

Öte yandan, "üç İslam derneğiyle bir Alevî derneği.." değil, "dört İslam derneği.." demek boynumuzun borcudur!


Tabii iyi niyetli kimseler ancak bu söylemi dillendirebilir...


Sevgi ve saygılarımla!


Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (A.S.)

28 Aralık 2011 Çarşamba

Dr. Tayyar ALTIKULAÇ ve "Zorlukları Aşarken"













Dr. Tayyar ALTIKULAÇ, İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı...







Diyanet İşleri eski Başkanı Dr. Tayyar ALTIKULAÇ'ın hatıralarını kaleme aldığı "Zorlukları Aşarken" adlı 3 ciltlik eserini okudum. "Anadolu insanı"nın yaşam öyküsünün bir parçası olan Tayyar ALTIKULAÇ. Sıcak sımsıcak duygularla dolu, bir o kadar da hüzün ve zorluklarla geçirdiği çocukluk yılları sanıyorum ki ona mücadeleci bir kişilik kazandırmış.


Okuduklarımdan yola çıkarak;


"Zorlukları Aşarken"in hatırattan öte, belgesel arşiv niteliğinde bir eser olduğunu okuyan herkes görecektir. Aynı zamanda "Zorlukları Aşarken"i, bir dönemi anlamak için özellikle gençlerin okuması gerektiğini düşünüyorum. Zira özelde Türkiye'nin siyasi çalkantılar içerisinde geçen önemli süreçlerinde Tayyar ALTIKULAÇ, gerek sorumlu olduğu makamı itibariyle, gerekse kararlı kişiliği ile Türk halkının inancı ve geleneği olarak gördüğü pekçok hassas noktalarda neredeyse denge unsuru olmuştur. Bu itibarla kendisi anılmaktan öteye geçen ve aranılan bir şahsiyet olarak saygın yerini hem korumuş, hem de görev devamlılığı -şahsında- neredeyse mecburiyete dönüşmüştür.


Tayyar ALTIKULAÇ denildiğinde, zihinlerde yer bulan "din adamı" kimliği ön plana çıkmaktadır.. Zira daha çok küçük yaşlarda iken üzerine giydirilen "hafızlık", onun bundan sonraki yaşamının vazgeçilmez bir parçası olacaktır...

Böylece henüz yaşıtları oyun çocuğu iken kendisi için küçük yaşta şekillenen yaşamı, hayatına çoktan yön çizmişti bile. Ve omuzlarına yüklendiği sorumluluğu toplumsal göreve dönüşmüştür.

Nitekim kişiliği ve üstlenmiş olduğu sorumluluğu onun "topluma hizmet" anlayışını her şeyin üzerine çıkarmıştır. Bu sebeple yüklendiği sorumluluğunun bilinciyle görevini en üst noktaya kadar taşımasını başarmış ve Türkiye Cumhuriyeti'nin 13. Diyanet İşleri Başkanı olmuştur. Yani onun için Diyanet İşleri Başkanlığı "zirve" olmuştur. Tabii zirveye gitmek o kadar kolay olmamış...


Ve... Tayyar ALTIKULAÇ aynı zamanda Türkiye Diyanet Vakfı, İslam Ansiklopedisi ve İSAM (İslam Araştırma Merkezi) anlamına gelmektedir...


Dr. Tayyar ALTIKULAÇ kararlı tutumu ve tavizsiz yaklaşımlarıyla "koltuk adamı" değil, koltuğun hakkını vermeye çalışmış bir devlet adamı... İdealist olması münasebetiyle ona "dava adamı"da diyebiliriz. Kişliğinden ve insanlığından ve davasından veremeyeceği ödünler (kitapta görüldüğü üzere) sebebiyle pekçok -toplumun yakından tanıdığı- kişilerle ve oluşumlarla ters düşmüş...


"Zorlukları Aşarken" gerçekten okunması gereken bir eser...


Ben, okuduğum bu 3 cildin her satırında Türkiye'nin pekçok gerçeğini "bilinçli" görerek anlamaya çalıştım; değil bir dönemi, Türkiye'nin üzerinde "oynanan oyun"ların "nasıl şekillendiği"ni, "nasıl hayata geçirildiği"ni ve dahalarını zihnimde kurguladım... Hatta herbir cildin üzerinde onlarca notlar iliştirerek sade bir vatandaş gözüyle kitabı, kelime kelime analiz etmeye çalıştım.


Gördüm ki; bu eserin her cümlesinden sayfalarca yazılar yazılıp, üzerinde analiz yapılabilir. Zira anlatımlar, o kadar yalın ve samimiyetle ifade edilmiş ki...


Eserin üzerinde aldığım notları tek tek yazmayı düşünmüştüm... Ancak kitabın sonlarına yaklaştığımda okuduklarım beni olağanüstü etkiledi... Zira Tayyar ALTIKULAÇ'ın içselleştirdiği üstün davranışlarını hayranlıkla okudum. Ve biliyorum ki bu güzel ve örnek alınması gereken davranışları sergileyen ne yazık ki günümüzde çok az insan var. Hatta yok denecek kadar...


Neyse... diyeceğim; birazdan burada paylaşacağım -birkaç tane- örnek davranışlarının peşine söylenecek bir şeyimiz kalmıyor herhalde...




"Teessürünüzü samimiyetle paylaşıyorum. Bir milletvekili tarafından silah tehdidi altında tutulmanıza rağmen, istenen tayini yapmadığınız için sizi tebrik ederim..." Cumhurbaşkanı Fahri KORUTÜRK, 1979 (Zorlukları Aşarken Cilt 3, sf: 1220)


"*Arafat'ta bulunduğumuz gün, organizasyonda görevli idareci arkadaşlarımla kaldığımız çadır, hacılarımız için hazırlananla hemen hemen aynı idi. Bir farkla ki, gelen giden misafirlerimizin oturması için kum üzerine birkaç halı-kilimin serildiği olurdu. Yani bu çadırın herhangi bir farkından ve konforundan söz edilemezdi. Hacılarımız çadırlarında sıcaktan buram buram terlerken, özel masraflar yaparak klimalı ve konforlu karargah çadırı hazırlatma tekliflerini hiçbir zaman kabul etmedim. Özel yemek hazırlatmadım. Hacılarımıza dağıttığımız kumanya ne ise, kendimiz ve misafirlerimiz de aynı kumanyayı yerdik.


*Avrupa ülkelerindeki vakıf ve birlikleri kurabilmek ve onlar için hizmet binaları satın alabilmek için Almanya, Hollanda, Belçika, İsviçre, Danimarka ve Fransa'ya herhalde en az 20 seyahatim olmuştur. Köln ve Berlin'deki DİTİP'leri kurabilmek için Almanya'nın Bonn, Köln ve Berlin şehirleri arasında mekik dokur gibi gidip geldim ve bir ay yıllık iznimi buralarda geçirmek zorunda kaldım. Ama bir kuruş harcırah almadım. Kendi cebimden yiyip içtim. Zaman zaman arkadaşlarımın evlerinde misafir edildim.


*Hac günlerinde Mekke'de kendime özel oda ayırmayı hiç düşünmedim. Dokuz yıl içinde eşimle gittiğim bir hac mevsimi dışında hep 2-3 arkadaşımla aynı odayı paylaşmayı tercih ettim. Hac uygulamamızın kaçıncı yılıydı bilmiyorum. Mekke'de sağlık personelinin kalacağı bir bina kiralanmıştı. Binanın, görevlilerle toplantı yapabileceğimiz kadar geniş bir odası vardı. Benim vaktim genellikle bu salonda geçecek, görevlilerle guruplar halinde burada toplantılar yapacaktım.


... bana gezdirirken salonun hemen bitişiğinde bir odanın kapısını açtı. Burası küçük bir oda idi. Ama içeride kocaman bir karyola hazırlanmıştı. Bu odanın ne için kullanılacağını sorduğumda Sami Bey, "Hocam, bu odayı da sizin için hazırladık" demez mi? Her nedense Sami Bey'in bu hazırlığı bana çok aykırı gelmiş, sanki benim için çok özel ve çok yanlış bir şey yapılmış etkisi yapmıştı üzerimde. Çünkü o sıcak iklimde hacılarımızın çoğunun yattığı yerlerde soğutucu yoktu. Sünger yer yataklarında ve bir odada yerine göre 8-10 kişi yatıyor, ama buram buram Mekke sıcağında uyku uyuyamıyorlardı. Onların bu sıkıntılı şartlarını gece geç saatlerde dolaştığım evlerde gözlerimle görmüştüm. Sami Bey'e âni tepkim, "Ne dedin? Derhal kimse görmeden bu karyolayı buradan kaldırın ve bu odaya birilerini yatırın", şeklinde olmuştu." Cilt 3, sf: 1229-1230

(...)

"Başkan olarak görev yaptığım dönemde 9 defa hac nasip oldu, Medine'de bir zaruretten doğan tek bir gece istisna edilecek olursa, otelde veya özel odalarda kalmayı hiç tercih etmedim." Cilt 3, sf: 1231


ALTIKULAÇ, bu davranışlarını yazarken mütevazı bir açıklama getirme inceliği de sergilyor:


"Peki, burada bütün bunları niçin mi anlattım? Buna uymayan uygulamaları eleştirmiş olmak için mi? Hayır. Böyle bir kastım yok. Doğru veya yanlış, bu benim anlayış ve tercihimdi. Elbette doğru olanın bundan ibaret olmadığı ve hatta bunun yanlış olduğu ileri sürülebilecektir. Ama devletin ve milletin imkânlarını sere serpe şahsi konforları için kullananları ve onlar adına "doğru olanı bu" diye ileri sürülecek şeyleri kabul etmem hiçbir zaman mümkün olmayacaktır." Cilt 3, sf: 1231


Dr. Tayyar ALTIKULAÇ'ın inceliğine karşın vereceğimiz cevap;


Evet, doğru olan sizin anlayışınız... Ve yaptığınız da DOĞRUdur! Zira Müslümanlık ve Kur'an ahlâkı da bunu emrediyor! Ve hepimiz biliyoruz ki, bu davranışlar, milletimizin özlemle beklediği Sevgili Peygamberimizin örnek ahlâkının bir parçasıdır!!!


Dr. Tayyar ALTIKULAÇ'ın zorlu yaşamını konu eden "Zorlukları Aşarken" bu anlamda pekçok örnek alınacak davranışlarla dolu...

Diyeceğim...


Bu insani ve vicdani yaklaşımlarla atılan adımların hangisinden şüphe duyulabilir ki?!


Eser üzerine yazılmış köşe yazılarında, Tayyar ALTIKULAÇ'a ve kaleme aldığı hatıralarına yönelik çeşitli değerlendirmeleri okudum. Genel anlamda siyasi yönlere dikkat çekilerek yorumlanmış...


Oysa bu örnek davranışlar...


Evet; halk gözünde, siyasetten uzak bir bakışla,


Asıl dikkat çekilmesi gereken hususları, kimsenin işaret etmesine gerek duymadan kuşkusuz vicdanlar görüyor ve değerlendiriyor...


Asıl olan da, bu asil davranışlar değil midir?


O halde herkese "Zorlukları Aşarken" kitabını okumalarını tavsiye edelim...

:)

Sevgi ve saygılarımla!

Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (A.S.)