Emile Zola etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Emile Zola etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Mayıs 2018 Salı

Gözlerim Yaşararak Okuduğum...


Bugün 1 MAYIS...

İşçinin Emekçinin Bayramı...

O sebeple akla gelen ilk şey, Emile ZOLA'nın GERMİNAL'idir...

Hani,

İşçilerin açlığını,

Ailelerin yoksulluğunu,

Gözlerim yaşararak okuduğum,

Ve...

"Aslına bakarsan, açlık ve haksızlıkla yavaş yavaş ölmektense, bir anda geberip gitmek çok daha iyiydi." cümlesini zihnime kazıdığım,

 GERMİNAL kitabı.

"İlkel insan topluluklarına dönüş, ahlâk törelerine bağlı, baskıcı bir ailenin yerine, eşitliğe ve özgürlüğe dayanan ailenin geçirilmesi, siyasal, ekonomik ve medeni haklarda mutlak eşitliğin sağlanması, üretim araçlarının mülkiyeti ve tüm ürünleri sayesinde bireysel bağımsızlığın güvenlik altına alınması, son olarak da topluluk tarafından harcamaları karşılanan parasız meslek eğitimi." E. ZOLA, Germinal sf:290

Dolayısıyla, 

"Benin harcım değil, 
Barışık yaşamak dünyayla... 
O bitmeyen kavgada olmalıyım, 
Kaygısızlık değil benim harcım." K. Marks-1847- Felsefenin Sefaleti, Vahşi Şarkılar


1 Mayıs İşçi ve Emekçinin Bayramı kutlu ve mutlu olsun...


Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

25 Mayıs 2015 Pazartesi

Hava Döndü İşçiden Esiyor Yel!



"Ferrari markası, 470 bin Euro (1,3 milyon TL) fiyat etiketine sahip 1 adet California T modelini fuar kapsamında sattı. Yine Maserati ise 200 bin Euro (572 bin TL) fiyatındaki adet Ghibli’yi fuarın ilk 4 günü içinde sattı. Aston Martin ise fuarda fiyatı 295 bin Euro (843 bin lira) olan 2 adet Vantage ile 675 bin Euro (1,9 milyon TL) olan 1 adet Vanquish’in ön satışını gerçekleştirdi. Porsche ise fuarda sergilenen Macan S Diesel ve Panamera Diesel modelleri satarken, ayrıca 3 adet Macan 2.0 ve 1 adet de Cayenne Diesel siparişi aldı." 25 Mayıs 2015


"Çürük-çarık, meyve-sebze Ankara’da hangi semt pazarında, en iyi onlar biliyor. Tezgahlar toplanırken “arta kalanları” seçmek için kimsenin görmemesine büyük özen gösteriyorlar." 25 Mayıs 2015




Bir yanda...

"31 Mayıs’a kadar devam edecek Autoshow fuarını basın ve VIP günü dahil 4 günde 225 binin üzerinde rekor sayıda otomobilsever gezerken, 10 binin üstünde aracın sıcak satışı yapıldı. Fiyatları 100 bin Euro’dan (286 bin TL) başlayıp 675 bin Euro’ya (1,9 milyonTL) çıkan Jaguar, Porsche, Aston Martin, Ferrari, Maserati, Lexus, BMW, Audi, Jeep ve Land Rover gibi lüks markaların modelleri ilk 4 günde adeta kapış kapış satıldı." 25 Mayıs 2015

Öte yanda...



"Eve yiyecek götürebilmek için karanlığı bekleyenler"de var...


Ve...



Dünya işçi romanının olağanüstü parlak örneğinden olan, Emile Zola'nın, GERMİNAL'inden bir alıntıyla...

"Ücretleri yükseltmek kolay mı? Çelik gibi sarsılmaz bir yasayla en alt düzeyde, işçilerin ölmeyecek kadar kuru ekmek yemelerine ve bol bol çocuk yapmalarına yetecek düzeyde tutarlar.. ücret daha aşağı düşerse işçiler açlıktan geberir, yeni işçi isteği de ücreti yükseltir. Çok yükseğe çıkarsa, çok artan talep bunu düşürür... Aç midelerin dengesidir bu, yaşamboyu açlığa mahkûmiyettir bu." Germinal, sf:148-149


Dolayısıyla...

Alemin keyfi yerinde yine maşallah
Bize de bir gün kader güler, güler inşallah



Sevgi ve saygılarımla!




https://www.youtube.com/watch?v=CButCZSfnmw

"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.) 

15 Mayıs 2014 Perşembe

"Ocak"ımız Çöktü!




GERMİNAL, Emile ZOLA'nın, maden işçilerinin yaşadığı zorlukları ve çileli yaşantısını anlatan  dev bir eser. Kitap okunduğunda, hayatı sorgulayarak ona göre yaşam tarzımızı gözden geçirmek kaçınılmaz... Zira insanın tüylerini ürperten ve derin bir "iç" çekmemize vesile olacak kadar sefil bir hayatı gözler önüne seriyor ZOLA.


1860'lı yılların Faransa'sındaki madencilerin yaşamını konu ediyor. Ve bu kitap, olağanüstü bir gözlemle yazılmış. Zira kitabın yazımı sırasında Zola'nın elinde not defteriyle dolaştığı,  nerede bir madenci grevi varsa orada olduğunu romanın  önsözünden okuyoruz.

Aşırı yoksul madenci mahallelerindeki açlık, yoksulluk, ahlaksızlık..

İşte kitaptan yüzyıl öncesinden bugünümüzü özetleyecek cümleler:

"Ücretleri yükseltmek kolay mı? Çelik gibi sarsılmaz bir tasayla en alt düzeyde, işçilerin ölmeyecek kadar kuru ekmek yemelerine ve bol bol çocuk yapmalarına yetecek düzeyde tutarlar... Ücret daha aşağı düşerse işçiler açlıktan geberir, yeni işçi isteği de ücreti yükseltir. Çok yükseğe çıkarsa, çok artan talep bunu düşürür.. Aç midelerin dengesidir bu, yaşamboyu açlığa mahkûmiyettir bu." Germinal (Oda Yayınları) Emile Zola, sf:149

"Germinal" Fransızca'da: "filize ait" anlamına gelir. Daha sonra... "tohum yeşerince" denmiştir.

"Şimdi nisan güneşi tam gökyüzünde, doğum sancıları çeken toprak anayı ısıtarak bütün görkemiyle ışıldıyordu. Toprak ananın verimli bağrından yaşam fışkırıyor, tomurcuklar yeşil yapraklar halinde patlıyor, tarlalar başvermek için sabırsızlanan tohumların itişiyle ürperiyordu.Tohumlar sıcağa ve ışığa kavuşmak için dört bir yandan kabarıyor, uzuyor, ovayı yarıp dışarı fırlıyordu. Özsuyu fışı fışır sesler çıkararak yükseliyor, çatlayan tohumların filizleri büyük bir öpücük sesi halinde ortalığa yayılıyordu. Arkadaşlar, sanki toprak düzyine yaklaşmışlar gibi, üst üste gitgide daha açık seçik vuruyorlardı kazmalarını. Cana can katan, her yandan gençlik fışkıran o sabah, gökte alevler saçan güneşin altında yüzen ova işte bu uğultuya gebeydi. Topraktan insanlar bitiyordu, sabah izlerinde ağır ağır kapkara, öc alıcı bir ordu filizleniyordu; bu ordu pek yakında bütün toprağı çatlatacak olan gelecek yüzyılların ürünleri için boy atıyordu. " Zola/Germinal, Sf:524


Evet bugün tarih; 15 Mayıs 2014... 

Ve mayıs güneşi toprağı nisandan daha fazla ısıtıyor... Toprak ana daha bir coşuyor.. Ama Soma'daki arkadaşlar yüzyıl öncesindeki arkadaşlar gibi toprak düzeyine yaklaşamadan kazmalarıyla birlikte, üst üste istiflenerek can verdiler... Ve toprağın altında can pazarı yaşanıyor dünden bugüne... 

14 MAYIS 2014 SOMA'nın üzerine kara maden çöktü... "Topraktan insan bitiyordu"nun aksine Soma'da dünden bu yana topraktan insan  bitmiyor!

19. yüzyıl Fransa'sının çileli hayatı,  ne yazık ki  bugünün -21. yüzyılın- "Modern Türkiye"sini anlatıyor...

Kan, ter, açlık ve gözyaşıyla yoğrulmuş çileli insanların acılarını bugün Soma'dan yaşıyoruz. 

Yazık çok yazık...

Canımız çok yanıyor...


Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

20 Eylül 2011 Salı

Alo 155...














"Derin düşünen bilge kişinin tek bir günlük yaşamı, bilgisiz ve kontrolsüz kişinin bütün bir yaşamından daha değerlidir." Gautama Buddha



"POLİS AMCA BABAM BENİ OKULA GÖNDERMİYOR.." 11 yaşındaki Aykut Polat, okulların açıldığı gün "Babam beni iki yıldır okula göndermiyor. Bende bugün 155'i arayarak "Ailem beni okula göndermiyor" diye ihbar ettim. Polis amcalar geldi. Tek isteğim okula gitmek" dedi. Anne Gülizar Polat, "Eşim inşaatlarda geçiçi olarak çalışıyor. Çocuğumuzu okutmak istiyoruz. Ama durumumuz iyi değil, bu nedenle okula gönderemiyoruz" dedi." 19.09.2011, Hüriyet


Öte yandan

Şanlıurfa’nın ileri gelen aileleri, çiftin salona girişiyle birlikte "Dolar atma yarışını" başlattı.

"Orkestra görevlileri sürekli yerlere atılan dolarları avuçlayarak topladı. Yerlerden toplanan paralar orkestra ekibinin yanında getirdiği çantalarda sayılarak destelendi. Doları biten atılan dolarları toplayan orkestraya TL vererek yeniden satın aldı." 18.09.2011, Vatan


Bu çelişkili haberleri birer gün arayla okuyoruz...

Hazır konumuz eğitim olunca Emile ZOLA'nın "Gerçek" adlı eserinden kısa bir bölümü izninizle paylaşmak istierim:


"Kuşaklar, kuşakları izliyor, gittikçe daha eğitilmiş daha bir özgür olarak çocuklar, çocukların ardından dalga dalga yükseliyordu. Bir zaman iki Fransa vardı. Aynı ülkenin insanıymış gibi aynı eğitimler uygulanıyor, bu yüzden de aynı ülkenin çocukları birbirlerini yiyor, birbirleriyle didişiyordu. Köy çocukları yalnızca ilköğrenimden yararlanabiliyordu, bütün bildikleri biraz okuma yazma, biraz hesaptı. Kısaca görebilecekleri kadar bir eğitim veriliyordu onlara.

Ama öte yandan burjuvazi, paranın ve iktidarın sahibi mutlu azınlık orta öğretimi ve yüksek öğretimin bütün imkanlarından bol bol yararlanıyordu. Bilginin ve iktidarın bütün ürünleri onlara sunulmuştu. Korkunç bir toplumsal eşitsizlik saltanat sürüyordu. Yoksullar, dar gelirliler bilgisizliğin karanlık odalarına kapatılmışlardı. Öğrenmek, dünyayı tanımak, bilgin olmak, güçlü efendi olmak, yönetmek yasaklanmıştı onlara.

Bazen tek bir kişi bu karanlık odadan kurtulup, tırmana tırmana mutlu azınlıkların bulunduğu yere varabilyordu. Burjuvazi, hemen bu ender örneği genelleştirerek, "eşitlik var, herkese fırsat eşitliği veriyoruz, yetenekleri olan yükselebiliyor" diye yaygara koparıyordu. Ve böylece yığınlar, ülkenin çocukları eğitimden yoksun bırakılıyordu.

Burjuvazi, halk çocuklarının gerçeği ve sosyal adaleti öğrenmesinden korkuyordu, halk çocukları eğitilirse, burjuvazi ülkenin zenginliklerini dilediği gibi çalıp çırpmayacak ve yığınlar, burjuvazinin canavarca hazırlıklarını süpürüp atacak, emeğin alın teriyle, dayanışma ve barış içinde kendisini kurtaracaktı.



Ama şimdi Fransa, tek bir Fransa haline getiriliyordu, bundan böyle yoksul, zengin ayırımı yapılmayacak, bilenler, bilmeyenleri ezip, sömüremeyeceklerdi. Eğitim alanında eşitsizlikten daha tehlikeli bir şey yoktur. Bu eşitsizlik kardeşi kardeşe düşürür, iç savaşlara yol açar, bazen bu savaşlar öyle çılgın bir hâl alır ki, kaldırımları kızıl kanlara bular. Fransa'da, herkese eğitimde fırsat eşitliği verilmeye başlanmıştı.

Ülkenin bütün çocukları laik, ücretsiz ve zorunlu ilköğretimden geçiyordu. İlköğretimin temeli eskisi gibi okuma, yazma kuralına değil, yaparak öğrenme temeline dayanıyordu. Soyut öğretimin yerini sevdirerek öğretim almıştı, çünkü gerçeğe ancak öğrenmek aşkıyla, tutkusuyla sahip olunabilir.

Öğrencilerin izleyeceği eğitim rastlantıya bırakılmamıştı, ilkokulu bitiren öğrenci, arzusuna, yeteneklerine uygun eğitim seçiyordu. Yasalar insanlar arasındaki ayrıcalıkları kaldırmıştı. Her doğan çocuğun, ülkenin aradığı kültür gücüne, yeteneğine sahip olduğu kabul ediliyordu. Toplumun her bireyine eşitlik tanımakla yetinilmemiş, ülke kaynaklarının, zenginliklerinin bölgece kullanılma biçimine de büyük önem veriliyordu.

Güçlü bir ülke yaratmak için bütün imkanlardan yararlanmak gerekiyordu, hiçbir kaynak boşa tükenmemeliydi. Köylülerin ve sanayi kentlerinin sonsuz kaynakları içinde nice insan gücünün uyuyup kaldığı ortaya çıkmıştı. Akıl köyde, kentte uyanıp çiçekleniyordu. Düşünce ve eylem âleminde yetenekli yepyeni bir kuşak, eski yönetici sınıfın sömüre sömüre kurduğu ağaca özsuyu ve canlılık aşılıyordu. Bu verimli topraktan her gün yeni bir gül fışkırıyor, insanlığın yeniden doğuşu gibi, yeni bir çağ doğuyordu.

Burjuvazinin, korkulu düzeninin, bozuk düzeninin yıkılmasından korktuğu için, kitleleri yoksun bıraktığı eğitimde fırsat eşitliği gerçekten de bozuk düzeni yıkmaya başlamıştı. Ama onun yerine daha iyi, ulusun bütün güçlerinin yer aldığı üstün bir düzen kuruluyordu.

Birbirine düşman, birbiriyle sürekli savaş halinde, birbiriyle bir daha hiç karşılaşamayacak, hiç anlaşamayacak gibi iki ayrı gezegende yetişmiş iki sınıfın, iki soyun yer aldığı bir Fransa böylece tarihe karışıyordu."Emile ZOLA GERÇEK Cilt:2 sf: 392/394


Diyeceğim...

Bütün yurtta aynı anda yeni ders yılının zilleri çalarken umut ederiz ki; ülkemizde Okula gidemeyen ya da okula zorla gönderilmeyen başka Aykutlar olmasın!

Ve yine umut ederiz ki; bütün çocuklarımız Aykut gibi azim ve şevkle okula gitsinler... :)

İnsanın "toplum içinde ona uyumlu yer edinmesi ancak ve ancak "bilimsel" akla dayalı eğitimle" mümkün olabileceğinin altını önemle bir kez daha çizerken, mutlu ve aydınlık dolu yarınların tüm ulusumuzun üzerinde olması dileklerimle,

2011-2012 Eğitim Öğretim Yılı hayırlı olsun... :)

Sevgi ve saygılarımla!

Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (S.A.V.)