Katliam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Katliam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
25 Ağustos 2018 Cumartesi
"KATLİAM"
Bursa, Yıldırım'da,
"Mehmet Sıttık KARAKAŞ, sokakta telefonla görüşürken önünde bulunduğu apartmanın üçüncü katından düşen keçi sonucu kanlar içinde yere yığılır."😔 Sonra Mehmet Bey, hastaneye kaldırılır. Keçi hızla izini kaybettirerek kaçar. 😍
İşin diğer inanılmaz yanı ise,
"Yıldırım Belediyesince yaklaşan Kurban Bayramı dolayısıyla vatandaşların elinden kaçan kurbanlıkların yakalanması için 😖"kaçan kurbanlıkları yakalama timi" oluşturması" 😢
Dolayısıyla, inanılmaz olaylara tanıklık ettiğimiz, inanılmaz güzel tatları tattığımız ve de geleneksel müthiş anıların yaşandığı günlerdir bayramlarımız
Kurban üzerinde istemediğimiz kadar yorumlar yapılırken bir notu daha hatırlatmak istedim:
Hani bir tarafta et, mangal şahane iken, öte yandan salamlar, sucuklar her daim soframızda olsun isteriz.Ama kurban söz konusu olunca, "katliam" kelimesi eksik olmuyor...
O sebeple eti, sucuğu, kavurmayı afiyetle yediğimiz de "katledilen" aynı koyun, aynı dana değil mi?
Peki nedir aradaki fark?
Hani neşeyle ve büyük istekle yediğimiz, mezbahalarda kesilen koyun ve inekler olunca bir sorun yok da, bayramda kesilince mi sorun oluyor?!
Dahası aynı "katliam" hıristiyanlar için de geçerli değil mi? Zira onlar da "şükran günü" adı altında hindi katletmiyorlar mı?
Dolayısıyla...
Hayvanlar mezbaha sınırları içinde -yani biz görmeden, kimse duymadan- kesilirse "uygar", yoksa -alenen bilinerek kesilirse - "barbar", öyle mi?
İnsanın biyolojik anlamda ihtiyaç duyduğu besinlerden bir tanesi et olduğuna göre, bunu temin etmenin yolu hiç şüphesiz, modern anlamda kesim, vahşi tanımla katletmekten geçiyor. (Elbette ki hayvanları modern koşullarda, usulüne uygun, teşhir etmeden ve canlarını acıtmadan kesmek aslolan ve de görmek istenilendir!)
Öte yandan...
Batılıların kristal fanus içindeki o "insancıl" ve de "uygar" yaşamlarını hangi sömürüye borçlular diye sorguladığımızda cevabını çok net vereceğimiz kesin! Zira Batı Asya, Afrika.. gibi ülkeleri sömürerek elde ettikleri zenginliklerle, "mis" gibi bir yaşam sürüyorlar.. Dolayısıyla da perde gerisinde sömürdükleri ülkelerin halklarını da aynı zamanda katlediyorlar.
Demem o ki...
Asıl katliam coğrafyamızda gözümüzün içine baka baka gerçekleşiyor... İnsanlar katlediliyor, bizler de tv ekranlarından bütün bu olanları umarsızca izleyerek, bu katliamlara ne yazık ki ortak olduk!
Hem de, "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" dercesine!
Sevgi ve saygılarımla!
"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)
Etiketler:
barbar,
insancıl,
Katliam,
kesim,
kurban bayramı,
mezbaha,
Şükran Günü,
Yıldırım Bursa
2 Şubat 2016 Salı
SAVAŞ ve BARIŞ
"Her zaman kalbimizden gelen ve doğru bulduğumuz sese uymalıyız, çünkü o ses hiçbir zaman yalan söylemez." TOLSTOY
"Savaş ve Barış" Lev TOLSTOY'un o ünlü romanından...
4 ciltten oluşan, 2168 sayfalık dev romanda, bir insanın hayatı boyunca hissedebileceği bütün duyguların tadılabildiğini bu eserde gördüm. En saf sevgiden, en derin acılara, en kuvvetli dostluktan, en acımasız düşmanlığa, ölüm korkusundan yaşama sevincine kadar, hayata dair en ince ayrıntıların dahi gözden kaçırılmadığını, yaşamı en küçük ayrıntısına kadar her açıdan sorgulayarak cevap bulan bu kitabı zevkle okudum. Ve yine bir halkın işgalcilere karşı yaptığı yurt savunmasını, tarihi gerçekleri ve tarihçileri müthiş bir sorgulama gücüyle anlatıldığını hayranlıkla bu kitaptan okudum.
Dolayısıyla, hani birçok yazar, "Savaş ve Barış"ı "dünyanın en büyük romanı" olarak nitelendirerek böyle bir romanın tekrar yazılamayacağını öne sürüyorlar ya... Vallahi doğru...
Uzunca bir sürede nihayet okuyup bitirmeyi başardığım "Savaş ve Barış" beni çok etkiledi. Hayatı yaşarken gelişen her eylemin ve özelde "halkların yaşam öyküleri ve halkları harekete geçiren etmenlerin neler oldukları" üzerinde ahlâki, vicdani, hukuki, tarihi, felsefi boyutlarıyla olayların ele alınış biçiminden etkilenmemek mümkün değil... O sebeple bu muhteşem eserin yazarı TOLSTOY'un o derin anlatımından bir alıntıyı bugün SAVAŞ çığlıkları arasında sözde BARIŞ görüşmeleri yapanlara ithafen izninizle paylaşmak isterim:
"Bilebildiğimiz ve bilemediğimiz nedenlerle Fransızlar birbirlerini asıp kesmeye koyulurlar. Hemen ardından da, olaya kılıf uydurmak amacıyla Fransa'nın gönenci için, eşitlik ve özgürlük için bunun gerekli olduğuna halkın inandığı ileri sürülerek olay haklı gösterilmeye çalışılır. Fransızlar birbirlerini boğazlamayı bırakırar, bu seferde bunun gerekçesi olarak merkezi bir iktidar kurulması zorunluğu, Avrupa'ya kafa tutma zorunluğu v.b. gösterir. İnsanlar hemcinslerini kese biçe batıdan doğuya akarlar ve bu olayın hemen ardından ortaya çıkan bir takım ağzı kalabalık kişiler Fransa'nın yüceliğinden, İngiltere'nin alçaklığından dem vurmaya başlarlar. O olayları haklı göstermek için girişilen bütün bu çabaları sağduyudan yoksun ve kendi içinde çelişkili olduğunu tarih bize gösteriyor; çünkü insanın insan hakları adına katledilmesini savunmaktan, İngiltere'yi küçük düşürme uğruna Rusya bozkırlarında milyonlarca insanın kanına girilmesini savunmaktan başka bir anlam gelmez bu tür savunmalar. Ne var ki, bu savunmalar kendi dönemleri içinde çok büyük bir önem taşımaktaydılar.
Bu savunmalar , o olaylara yol açan kişileri ahlâki sorumluluktan kurtarıyordu. O savunmaların kendi dönemleri içinde yaptıkları iş, demiryolu üzerinde biriken karları küremek üzere lokomotifin önüne bağlanan tarağın gördüğü işin aynısıydı: olayı yaratanların önünden ahlakî sorumluluk engelini kaldırıyordu. Hangi tarihsel olayı incelersek inceleyelim, böyle bir savunma olmaksızın şu en basit soruya asla cevap bulunamaz çünkü: Milyonlarca insan nasıl oluyor da kesip biçmek, yakıp yıkmak, toplu kırımlara girişmek amacıyla bir araya toplanabiliyor?
Avrupa'nın şimdiki karmaşık siyasal ve sosyal yapısı içinde hükümdarlar, bakanlar parlamentolar ya da gazeteler tarafından emredilmedikçe, karara bağlanmadıkça, onaylanmadıkça herhangi bir olayın meydana gelebileceğini akıl alır mı? Siyasal birlik gerekçesine, yurtseverlik gerekçesine, güçler dengesi gerekçesine veya uygarlık gerekçesine dayandırılarak haklılığı savunulmadan girişilmiş bir tek toplu eylem gösterebilir mi? İşte bundan dolayıdır ki, vuku bulan her olay önceden ifade edilmiş bulunan dilek ya da beklentilerden herhangi biriyle mutlaka denk düşer; onu haklı çıkaracak gerekçe de bulunduktan sonra, bir veya birkaç kişinin iradesi ürünüymüş gibi görünür göze o olay." 4. cilt, sf: 501/502. Savaş ve Barış, Engin Yayıncılık Türkçesi: Mete ERGİN
Demem o ki...
Bugün Müslüman coğrafyasındaki boğazlaşmalar tıpkı dünün, "İnsanların eşitliği doktrininden doğan Fransız Devrimi boyunca işlenen gaddarca suçlar, sürüyle insanın boğazlanması veya Sevgi kavramını baş tacı eden Hristiyanlık adına girişilen kıyımlar, idamlar türünden olaylar, kültürel etkinlik kavramına öncelik tanıyanların bu hipotezini çürütür." 4. cilt, sf:478
Dolayısıyla bugün Tolstoy'un tahliliyle coğrafyamızdaki yaşanılan olaylara baktığımızda, inancımızın "baş tacı" olan hoşgörü üzerinden Müslümanlık adına, İslam adına girişilen kıyımlar, yapılan katliamlar, zulümler, sözde barış ve sözde özgürlük için "ayrışın" diyenlerin ve bölgeyi cehenneme çevirenlerin ayıplı "hipotez"i yerlerde sürünüyor...
Sevgi ve saygılarımla!
"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)
Etiketler:
Fransız Devrimi,
hıristiyanlık,
hipotez,
Hoşgörü,
İslam,
Katliam,
Müslümanlık,
Rusya,
Tostoy-Savaş ve Barış
13 Nisan 2015 Pazartesi
PAPA'RAZZİ
"Papa Françesko’nun Vatikan’da 1915 olayları için düzenlenen pazar ayininde ‘soykırım’ ifadesi" dedi.
Magazin dünyasının "ünlü" isimlerinden George Clooney ve Clooney'in avukat eşinden sonra, Papa geri kalır mı?
Kalmaz valla...
Zira "Papalık ismi olan Franciscus'u 12. yüzyıl Hıristiyan azizi Assisili Francesco'dan atıfla alan" ilk papadır. Yani "papalık" kurumsal anlamda yüzyıllar öncesinden bu yana devam ediyor. İsimler bile o dönemlerin devamı niteliğinde. O halde sürdürülen siyasi politikalar da aynı, yani zihniyet hiç değişmedi. Dolayısıyla bu demeç "yeni haçlı seferi"nin ve batılı haçlı emperyalizminin devreye bizzatihi tekrardan girmesi anlamı taşımaktadır.
Eyyy Papa!..
"20. yüzyılın ilk soykırımı" diyorsun ya..
Sen önce yakın geçmişe bir baksan diyorum..
Hani Bosna'da, Ruanda'da, Kafkasya'da,Irak'ta, Felluce'de, Libya'da, Suriye'de... ne soykırımlar oldu, ne soykırımlar oluyor..
Soykırım kelime olarak BM ile 1948'de hukuksal boyutuyla birlikte ilk ortaya atıldı. O halde 1915'lerde böyle bir "suç" bile yoktu. Ama biz yine de tarihsel olarak "soykırım"ın ilklerine bir bakalım;
Hadi 20. yüzyıldan başlayalım:
Kızılderililerden başlıyor, daha sonra Çanakkale'de 250 bin Türk'ün kendi ülkelerini savunurken dünyanın dört bir yanından gelen haçlının katlettiği Türkler, ondan sonra bundan önceki -16. Benedikt- Papa'nın da içinde yer aldığı (Nazilerin gençlik kolları üyesi) Nazilerin yaptığı katliamlar...
Dolayısıyla...
Senin hangisinde sesin çıktı ki, taa yüzyıl öncesine gidiyorsun da olmamış bir "kırım"dan söz ediyorsun!
Bu senin yaptığın düpedüz bir ayırımcılık!
Düpedüz bir ırkçılık!
Düpedüz yeni yepyeni bir Haçlı Seferi'nin ayak sesidir!
O halde...
Sorum çok açık:
Hani Vatikan, papalık, kilise filan diyerek dünyayı ve ülkeleri sömürüyorsunuz ya...
Magazin, siyaset tamam.
Şimdi de bu sömürü düzeninin bir parçası olan,
Sözde Ermeni "soykırım" yalanının
Bu da, "din" ayağı mı oluyor?
Sevgi ve saygılarımla!
"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S)
Etiketler:
Bosna,
ermeni soykırım yalanı,
Haçlı Seferleri,
Katliam,
Papa Franciscus,
paparazi,
Ruanda
25 Ağustos 2013 Pazar
Ben "Bu" Değilim!


Kanımın donduğunu hissettiğim o görüntüleri izlerken,
Bunlar değil müslüman, insan bile olamazlar...
Bu görüntülerin ardından, Mustafa Kemal ATATÜRK'ün sayesinde, mezhep, inanç, etnik köken ayırımı gözetmeksizin tek bayrak, tek millet, tek vatan çatısı altında ne kadar mutlu ve rahat yaşadığımızı bir kez daha derinden hissediyorum. Zira bunu anlamak çok zor değil...
Gözünü biraz olsun açan, bölgesinde ve bu kanlı coğrafyada olup bitenlere şöyle bir bakan herkesin, bunu anlamaması için akıl ve fikirden yoksun olması gerekir. En önemlisi de bu vahşeti yapanlar, kendilerini "müslüman" sayıp Müslümanlığı böyle kabul ediyorlarsa... Ve de "Allahu ekber" nidalarıyla adam boğazlamak "Müslümanlık"sa.. Ben "bu" değilim!!!
Bu karanlık vahşi zihniyeti, bu çağda bizlere giydirmeye çalışanları şiddetle ve nefretle reddediyorum...
Sevgi ve saygılarımla!
Etiketler:
Allahu ekber,
etnik köken,
Katliam,
Mezhep,
Müslümanlık,
vahşi
30 Aralık 2011 Cuma
Acınız Acımızdır!



"Ordu, Türk ordusu... Bütün milletin göğsünü itimat, gurur duygularıyla kabartan şanlı ad..." Atatürk
"Bir ulus, sımsıkı birbirine bağlı olmayı bildikçe yeryüzünde onu dağıtabilecek bir güç düşünülemez." Atatürk
Şırnak Uludere, Taşdelen köyünde yaşanılan elim kaza neticesinde vefat eden kardeşlerimize Allah'tan rahmet, yakınlarına başsağlığı ve sabır diliyoruz...
Onların acılarını Türk milleti olarak yüreğimizde derinden hissediyor ve paylaşıyoruz...
Bu acı kazayı fırsat bilerek kardeşi kardeşe düşman etmekten ve aralarına "kin", "nefret" duygusu aşılamaktan medet umanlar... anında olayın içerisine sızmaya başladılar bile...
Ancak sevgili kardeşlerimizin tahriklere kapılmayacağını da biliyoruz...
"Katliam" çığırtkanlığı yapanlar, olayı soğukkanlı değerlendirmeden uzak adeta yangına körükle gidiyorlar...
Sorum bu çığırtkanlığı yapan alçaklara olacaktır;
Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin hangi yöneticisi veya sorumluluk sahibi insanı, böyle bir acının yaşanmasını ister?
Böyle düşünmek ve olayı bu şekilde çarpıtarak yaygara yapmak hangi vicdana sığıyor?
Haberi yapan bazı basın kuruluşları, hiç sıkılmadan ve utanmadan "Uludere katliamı", "Devlet vatandaşını bombaladı" gibi tehlikeli söylemleri manşetlerine geçebiliyor...
Daha neler...
Böyle bir vicdansızlığı düşmanına dahi reva görmeyen Mehmetçiğimiz, daha geçtiğimiz günlerde ibretlik örnek davranışını tüm dünyaya göstermedi mi?
" Mehmetçikten PKK'lı teröriste insanlık dersi; Jandarma Özel Harekat timlerinin Bingöl’ün Karlıova ilçesinde düzenlediği operasyon esnasında yaşanan ibretlik bir olay, Mehmetçiğin karakterini bir kez daha tescil etti. Yakalanan teröristler arasında bulunan ve henüz 15 yaşında olan bir terörist soğuktan üşüyünce, Mehmetçik çıkarıp kendi parkasını verdi, korku içindeki çocuğu konuşarak teselli etti." 13 Aralık 2011
Öte yandan bu milletin askeri, Çanakkale'de bile düşmanını bağrına basan bir geleneğe sahipken, nasıl olurda kendi vatandaşını bile bile öldürür?!
Bu düpedüz halkı birbirine düşürmeye yönelik fitne fecirden başka bir şey değildir!!!
Peki bir de madalyonun öteki yüzüne bakalım:
Bosna'da, Hocalı'da, Irak'da, Afganistan'da, Felluce'de, Libya'da sivil halka yönelik bilerek, isteyerek ve de plânlayarak aleni dünya kamuoyu önünde yapılan katliamlara sessiz sedasız kalanlar...
Nedense kendi ülkesine gelince "katliam" çığlıkları atmayı kendilerine alçakça görev edinmişler!!!
Yazıklar olsun!
Demem o ki....
Sonucu düşünülmeksizin çok tehlikeli söylemler fütursuzca savruluyor...
Unutulmasın ki milletimiz geçmişte olduğu üzere bugün de aynı kararlılık ve sımsıcak duygularla birbiriyle kenetlenmiştir!
Bunu kimse bozamayacak...
Bu vesileyle,
Yeni yılın ülkemize, ve milletimize barış ve huzur getirmesini yüce Allah'tan diliyorum...
Sevgi ve saygılarımla!
Etiketler:
Katliam,
mehmetçik,
Şırnak-Uludere,
Taşdelen Köyü,
yeni yıl
4 Ocak 2011 Salı
"Yeni Bir Ülke Doğuyor" (!)




Günlerden bir gün ormandaki toplantıda bütün hayvanlar bir araya gelmiş.
Konuşuyorlarmış.
Kendini beğenmiş bir ayı söze karışmış.
"Ben insanların dostuyum. Sırtlanlar gibi onların ölülerini yemem" diyerek böbürlenmiş.
Tilki bunu duyar da sözünü esirger mi?..
Hemen atılıp:
"Evet ölülerini yemezsin ama keşke ölülerini yesen de dirilerine dokunmasan. Herhalde böylesi daha iyidir. Değil mi?.." demiş.
Sudan'da Hıristiyan kesim ayrılmak için referanduma gidiyor...
"Dünya 2011 yılı ile birlikte yeni bir devletin doğuşuna hazırlanıyor. 2 milyon kişinin katledildiği iç savaştan sonra Kuzey ve Güney olarak ikiye ayrılan Sudan’da Güney kesimde yaşayan Hristiyan halk, referanduma gidiyor..." 02.01.2011, Vatan
Bu haberin içeriği, gerçekten hepimizi çok yakından ilgilendiriyor. Zira Batılı güçlerce ülkeler, çeşitli bahanelerle önce karıştırılıp ardından hiçbir şeyden "habersiz" gibi görünerek milletlerin bölünmesini sağlıyorlar. Hemen ardından da iç savaşlar kendisini baş gösteriyor... Bu sayede parçaladıkları milletlerin yeraltı ve yerüstü toprak zenginliklerini kontrolleri altına almayı başarıyorlar. Ve böylece de küresel zenginliklerine zenginlik kattıklarına, işte bu şekilde hep birlikte tanık oluyoruz...
Öte yandan hep bir çifte standart ortaya çıkıyor... Aynı toprakların kardeş insanlarını işlerine geldiği şekilde isterlerse ayırıyorlar; işlerine gelmezse birbirleriyle hiç âlâkası olmayan iki ayrı milleti birleştirmeye gidiyorlar!
Mesela Kıbrıs'ı ele alalım: Her bakımdan birbirleriyle hiç uyuşmayan iki ayrı toplumu ısrarla birleştirme yönünde baskıya maruz bırakmak ta neyin nesi oluyor?!.. Kuzey Kıbrıs Türk kesimi üzerinde uyguladıkları "ambargo" ile Güney Kıbrıs Rum kesimini birleştirmeye zorlanması bu düşüncemi açıkca doğrulamaz mı? Zira nasıl oluyor da dilleri, inançları, kültürleri, ırkları ayrı olan bu milletleri birleştirmeye çalışılır? Vallahi hiç anlayamıyorum! Zira istedikleri bu "birliktelik" tarihte defalarca uygulanmaya çalışıldı! Ama her dafesında ortalık kan gölüne döndü...
E o zaman, bu istekler ve dayatmalar kimin işine yarıyor diye sormadan geçemiyoruz!
Kıssadan hisse; durum çok vahim!.. Ve bir o kadar da millet olarak hepimizi yakından ilgilendiriyor! Yani hayat memat meselesi işte... Zira hesaplarında bizi de bölerek parçalamak var...
Oysa bir elmanın yarısı gibiyiz... Şayet elmanın doğal yapısı içerisinde bir yüzü kırmızı, diğer yüzü beyaz olma özelliği taşıyabiliyorsa...
O halde bizim de millet olarak temel noktada o kadar çok beraberliğimiz var ki... Ortada birbirimize düşecek önemli hiç bir sorun yok! Olamaz da! Birileri istiyor diye birbirimize "düşman" olmanın hiç birimize faydası olmayacağı gibi...
Demem o ki... Üzerimizde plânladıkları oyunun çok kirli ve çok acımasızca olduğunu farketmek için, daha ne olmalı?!..
Sevgi ve saygılarımla!
Etiketler:
bir elmanın yarıs gibi,
çifte standart,
El Beşir,
iç savaş,
Katliam,
Sudan
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








.jpg)






