Tostoy-Savaş ve Barış etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tostoy-Savaş ve Barış etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2 Şubat 2016 Salı
SAVAŞ ve BARIŞ
"Her zaman kalbimizden gelen ve doğru bulduğumuz sese uymalıyız, çünkü o ses hiçbir zaman yalan söylemez." TOLSTOY
"Savaş ve Barış" Lev TOLSTOY'un o ünlü romanından...
4 ciltten oluşan, 2168 sayfalık dev romanda, bir insanın hayatı boyunca hissedebileceği bütün duyguların tadılabildiğini bu eserde gördüm. En saf sevgiden, en derin acılara, en kuvvetli dostluktan, en acımasız düşmanlığa, ölüm korkusundan yaşama sevincine kadar, hayata dair en ince ayrıntıların dahi gözden kaçırılmadığını, yaşamı en küçük ayrıntısına kadar her açıdan sorgulayarak cevap bulan bu kitabı zevkle okudum. Ve yine bir halkın işgalcilere karşı yaptığı yurt savunmasını, tarihi gerçekleri ve tarihçileri müthiş bir sorgulama gücüyle anlatıldığını hayranlıkla bu kitaptan okudum.
Dolayısıyla, hani birçok yazar, "Savaş ve Barış"ı "dünyanın en büyük romanı" olarak nitelendirerek böyle bir romanın tekrar yazılamayacağını öne sürüyorlar ya... Vallahi doğru...
Uzunca bir sürede nihayet okuyup bitirmeyi başardığım "Savaş ve Barış" beni çok etkiledi. Hayatı yaşarken gelişen her eylemin ve özelde "halkların yaşam öyküleri ve halkları harekete geçiren etmenlerin neler oldukları" üzerinde ahlâki, vicdani, hukuki, tarihi, felsefi boyutlarıyla olayların ele alınış biçiminden etkilenmemek mümkün değil... O sebeple bu muhteşem eserin yazarı TOLSTOY'un o derin anlatımından bir alıntıyı bugün SAVAŞ çığlıkları arasında sözde BARIŞ görüşmeleri yapanlara ithafen izninizle paylaşmak isterim:
"Bilebildiğimiz ve bilemediğimiz nedenlerle Fransızlar birbirlerini asıp kesmeye koyulurlar. Hemen ardından da, olaya kılıf uydurmak amacıyla Fransa'nın gönenci için, eşitlik ve özgürlük için bunun gerekli olduğuna halkın inandığı ileri sürülerek olay haklı gösterilmeye çalışılır. Fransızlar birbirlerini boğazlamayı bırakırar, bu seferde bunun gerekçesi olarak merkezi bir iktidar kurulması zorunluğu, Avrupa'ya kafa tutma zorunluğu v.b. gösterir. İnsanlar hemcinslerini kese biçe batıdan doğuya akarlar ve bu olayın hemen ardından ortaya çıkan bir takım ağzı kalabalık kişiler Fransa'nın yüceliğinden, İngiltere'nin alçaklığından dem vurmaya başlarlar. O olayları haklı göstermek için girişilen bütün bu çabaları sağduyudan yoksun ve kendi içinde çelişkili olduğunu tarih bize gösteriyor; çünkü insanın insan hakları adına katledilmesini savunmaktan, İngiltere'yi küçük düşürme uğruna Rusya bozkırlarında milyonlarca insanın kanına girilmesini savunmaktan başka bir anlam gelmez bu tür savunmalar. Ne var ki, bu savunmalar kendi dönemleri içinde çok büyük bir önem taşımaktaydılar.
Bu savunmalar , o olaylara yol açan kişileri ahlâki sorumluluktan kurtarıyordu. O savunmaların kendi dönemleri içinde yaptıkları iş, demiryolu üzerinde biriken karları küremek üzere lokomotifin önüne bağlanan tarağın gördüğü işin aynısıydı: olayı yaratanların önünden ahlakî sorumluluk engelini kaldırıyordu. Hangi tarihsel olayı incelersek inceleyelim, böyle bir savunma olmaksızın şu en basit soruya asla cevap bulunamaz çünkü: Milyonlarca insan nasıl oluyor da kesip biçmek, yakıp yıkmak, toplu kırımlara girişmek amacıyla bir araya toplanabiliyor?
Avrupa'nın şimdiki karmaşık siyasal ve sosyal yapısı içinde hükümdarlar, bakanlar parlamentolar ya da gazeteler tarafından emredilmedikçe, karara bağlanmadıkça, onaylanmadıkça herhangi bir olayın meydana gelebileceğini akıl alır mı? Siyasal birlik gerekçesine, yurtseverlik gerekçesine, güçler dengesi gerekçesine veya uygarlık gerekçesine dayandırılarak haklılığı savunulmadan girişilmiş bir tek toplu eylem gösterebilir mi? İşte bundan dolayıdır ki, vuku bulan her olay önceden ifade edilmiş bulunan dilek ya da beklentilerden herhangi biriyle mutlaka denk düşer; onu haklı çıkaracak gerekçe de bulunduktan sonra, bir veya birkaç kişinin iradesi ürünüymüş gibi görünür göze o olay." 4. cilt, sf: 501/502. Savaş ve Barış, Engin Yayıncılık Türkçesi: Mete ERGİN
Demem o ki...
Bugün Müslüman coğrafyasındaki boğazlaşmalar tıpkı dünün, "İnsanların eşitliği doktrininden doğan Fransız Devrimi boyunca işlenen gaddarca suçlar, sürüyle insanın boğazlanması veya Sevgi kavramını baş tacı eden Hristiyanlık adına girişilen kıyımlar, idamlar türünden olaylar, kültürel etkinlik kavramına öncelik tanıyanların bu hipotezini çürütür." 4. cilt, sf:478
Dolayısıyla bugün Tolstoy'un tahliliyle coğrafyamızdaki yaşanılan olaylara baktığımızda, inancımızın "baş tacı" olan hoşgörü üzerinden Müslümanlık adına, İslam adına girişilen kıyımlar, yapılan katliamlar, zulümler, sözde barış ve sözde özgürlük için "ayrışın" diyenlerin ve bölgeyi cehenneme çevirenlerin ayıplı "hipotez"i yerlerde sürünüyor...
Sevgi ve saygılarımla!
"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)
Etiketler:
Fransız Devrimi,
hıristiyanlık,
hipotez,
Hoşgörü,
İslam,
Katliam,
Müslümanlık,
Rusya,
Tostoy-Savaş ve Barış
18 Ağustos 2015 Salı
Güle Güle...
"Almanya'dan sonra ABD de "Patriot" füzelerini çekiyor" ya...
Aslına bakılacak olursa bu durum bizce doğru bir karar oldu. Çünkü yabancı askerlerin varlığı topraklarımızın yağmalanması için açık bir tehdittir. Dolayısıyla dünün Sevr'cilerinden oluşan sözde "müttefik" kuvvetlerinin bizzat yarattıkları ayrılıkçı ve mezhepçi tedhiş örgütlerini içimizde barındırdıkları için, bizi rahatlıkla parçlayabileceklerini zannediyorlar...
Hâl böyle olunca...
Tüm bu ince ince hazırlanmış planları biz bir kenara bırakalım ve işin doğasını net anlatan bir örneği Tolstoy'un Savaş ve Barış kitabından açıklamaya çalışalım:
"... Diyelim ki, babanın bir Alman oda uşağı olsun; bu mükemmel uşağın elinden her iş çok iyi geldiği, her işi senden çok daha iyi becerdiği için, babana onun hizmet etmesinde bir sakınca görmezsin. Ama baban çok ağır hastalanıp ölüm döşeğine düşerse, uşağa yol verir, uşaktan deneyimsiz, ondan beceriksiz de olsan babana kendin bakarsın ve senin o beceriksiz ellerinin bakımı bir yabancının becerikli ellerinin bakımından daha iyi gelir babana.. " Dolayısıyla Türkiye "iyi durumda olduğu sürece bir yabancı da bal gibi hizmet edebilir ona, mükemmel bir bakan da olur; ama Vatan tehlikeye düştüğü anda ona kendinden biri gerekir." Savaş ve Barış 3. cilt, sf:304
Sevgi ve saygılarımla!
"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)
Etiketler:
Patriot,
Sevr Antlaşması,
Tostoy-Savaş ve Barış
11 Ekim 2012 Perşembe
Anders'e Andersenden...


"Savaş zorunlu olmadıkça bir cinayettir." ATATÜRK
NATO Genel Sekreteri Andres Fog Rasmussen, "Gerektiğinde Türkiye'yi savunmak ve korumak için gerekli tüm planlarımız hazır" demiş.
Vallahi basına "flaş" olarak geçen bu haberi okuduğumda kişisel endişe içerisinde zihnimi ilk uyaran 1919 Kurtuluş Savaşı'mız oldu... Hani 1914'de Birinci Dünya Savaşı'na Almanların yanında beraberce girmiştik ya...
Sonrası malûm...
Ülke ve millet olarak yorgun, güçsüz ve yenik düştük, hemen akabinde malûm güçler, anında ülkemize üşüşerek fiili ve silahlı işgali başlatmışlardı!
Ardından güzel ülkem Anadolu'nun dört bir yanı bir bir işgal edildi!
İstanbul, Gazintep, Kahramanmaraş, Şanlıurfa, İzmir, Hatay...
Neyse...
Okula adım attığımız ilk günden itibaren masallardan başlayarak, hikaye, roman okumanın yolu bire bir açılır... Tabi bunun yanında tarihimizi de öğreniriz değil mi?
İşe ilk nereden başlarız?
Masallardan...
Dinlediğimiz "Andersenden masallar" mesela.
Kibritçi Kız'ı bilmeyenimiz yoktur. Zavallı küçük kızın, bir duvar kenarında ısınmak için yaktığı her kibrit çöpüyle kurduğu hayalleri altında donarak ölmesi...
Böylece henüz o yaşlarda hayatın acı dolu gerçek yönlerini masallarla tanımaya başlarız.
Öte yandan bir de tarihin saklanamaz kara gerçekleri vardır ki,
O da insanlığın felaketini hazırlayan savaşlar...
"Saray öyle istiyor diye, birkaç adamın kişisel görüşlerine dayanılarak on binlerce insanın canını tehlikeye atmak..." Savaş ve Barış cilt:1 sf: 457, Tolstoy
Savaş çıkarıcıları şunu iyi bilmelidirler ki; bazen büyük beklentiler beraberinde ciddi hayal kırıklığı da getirir...
Ki o sebeple...
Batılı emperyalist güçler, 1918 yılında büyük beklentilere kapılarak ülkemizi işgale kalkışmış, büyük Türk halkını esarete mahkum etmeye çalışmıştır!
Ancak... yoksul düş(ürül)müş Türk halkı bu işgale karşı olağanüstü direnç göstererek özgürlüğünü teslim etmemiştir!
Diyeceğim, bugün bizi "koruyacak"larını vaad eden Batılı Haçlı güçler, dün bizi işgal eden güçlerin ta kendileriydi...
Şimdi dünün düşmanı, bugünün sözde "dost ve müttefik" güçleri olarak (!) bizi "koruyacaklar"mış!
Hadi canım...
Bugün bölgemizi tehdit ve işgal edenler kimler acaba?
O vakit ortada olan tek gerçek;
Dünün işgalcileri, bugün tarihin tekerrürü peşindeler...
Ancak unutulmasın ki bu durum dün olduğu üzere, bugün ve yarın da bir hayal olarak kalacaktır!
Tıpkı Kibritçi kızın yaktığı kibrit çöpleriyle birlikte,
Her yakılan çöple beraber, an'lık ısınmayla başlayan ve an'lık sıcak hayallerin eşliğinde öldüğü gibi...
Anadolu'yu işgale kalkışmak,
Büyük Türk halkını esaret altına alarak, köle yapmaya kalkışmak,
Tarihten ve haritadan Türk ulusunu silmeye kalkışmak,
Haçlı zihniyetin İslâm dinini teslim almaya çalışması,
Hayasızca hayaller âlemine kapılan ve bu hayaller âleminde mutlu olmaya çalışan Batılı Haçlı güçlerin gerçek yaşamda donmaya ve ölmeye mahkum olmaları demektir!
Bu durum, bir kibrit çöpünün vereceği sıcaklık ve kuracakları hayalden öteye asla geçemeyecektir!
Sevgi ve saygılarımla!
Etiketler:
Andersendan masallar,
Kibritçi Kız,
nato,
Rasmussen,
Tostoy-Savaş ve Barış
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)