bağımsızlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bağımsızlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Ağustos 2013 Perşembe

Bu Zafer BambAŞKa Zafer





Yurtta Sulh cihanda sulh


Emperyalizme baş kaldıran Yüce Ata'mızın önderliğindeki Büyük Türk milletinin  bağımsızlığını kazandığı gurur günü,

30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI Yüce Türk ulusuna kutlu ve mutlu olsun...

Bu vesileyle bir kez daha onurla ve saygıyla,

Sadece Türkiye'nin değil bütün dünyanın hayranlıkla  saygı duyduğu Eşsiz Komutan  ve Modern Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu  Devlet Adamı  Büyük Atatürk  ve Aziz Şehitlerimize  sonsuz şükran, minnet ve sevgi duygularımızla...

Ne mutlu Türk'üm diyene!



Sevgi ve saygılarımla!


Image"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

19 Mayıs 2013 Pazar

Selam Olsun Yüce Türk Ulusuna




















"Bağımsızlık benim karakterimdir" diyen yüce Ata'mıza ne kadar minnet ve şükran duysak azdır...

19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı, büyük Türk ulusuna kutlu ve mutlu olsun...


Sevgi ve saygılarımla!


Image"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

14 Eylül 2010 Salı

Hakkını Helâl Et...















"Cumhuriyet, demokratik idarenin tam ve mükemmel bir ifadesidir. Bu rejim, halkın gelişimini ve yükselişini sağlayan, onlardan esirlik, soysuzluk, dalkavukluk hislerini uzaklaştıran bir yoldur." ATATÜRK



9 Eylül 1922, İzmir'in düşman işgalinden kurtulduğu gün...


11 Eylül 1922, Bursa'nın düşman işgalinden kurtuluş günü...

Ve Anadolu bağımsızlığını ilân etti...

Türk ulusu artık o gün bugündür dimdik ayakta...

Ulu önderimiz ve onun etrafında birleşen yüce milletimiz, 19 Mayıs 1919 günü başlatmış olduğu Kurtuluş Savaşı'nı büyük başarıyla tamamlayarak, düşmanı vatan toprakları üzerinden bir bir temizledi. Ve bağımsızlığını emperyalist güçlere rağmen dünyaya ilan etti...

Ve ufuktan tekrar yepyeni bir güneş doğdu.

Bu güneşin adı:

Türkiye Cumhuriyeti Devleti

Bu güneşi söndürmeyecek kararlılığına sahip vatan evlatları, hiç çekinmeden bağımsızlığımızı, onurumuzu ve bölünmez bütünlüğümüzü, korumak ve kollamak için; Atalarına olan bağlılıklarını, kararlılıklarını göstermek için görev ve sorumluluklarını yapmaya hazır, günlerini bekliyorlar!

Gün içinde kapım çalındı... Karşımda çakı gibi bir delikanlı... Sarışın mavi gözleriyle "hocam..." dedi... Ah, büyük bir heyecanla içeri buyur ettim... Zira yarın askere gitmek üzere hazırlanan bu delikanlıyı ben okuttum :) Dünya tatlısı kuzucuğum bana, "hakkınızı helal edin" demek için geldiğini söylüyor...

Uff, nasıl helal etmem ki!..

Asıl ben, onlar için görev ve sorumluluğumu hakkıyla yerine getirebildim mi diye, düşünmeden edemedim...

Ve asıl onların, benim üzerimde hakları, kaldı mı acaba?..

İşte bu duygu ve düşünceler etrafında kuzucuğumla biraz sohbet etmek fırsatı yakaladım. Onunla nasıl gurur duyduğumu ifade edecek kelimeler bulamıyorum!

Ufuk, belki 20 yaşında bile değil... İşte; vatan için canlarını feda etmeye hazır bu yiğitler, peygamber ocağı olarak gördüğümüz asker ocağında, sönmemek üzere parlayan güneşi koruyacaklar!

Namusumuz olacaklar...


Onlara nasıl hakkımızı öderiz ki?!

Ödemek bir yana, dökülen kanların bedeli var mıdır?

Hangi millet, vatanı için, onuru için, bağımsızlığı için bu kadar kan dökerek, can verebilir?

Hangi ulusun anaları babaları biricik evlatlarının ölümü karşısında, "VATAN SAĞOLSUN!" diye karşılık verebilir?!..

ATATÜRK'ün evlatları, Türk, Kürt... ayırımı yapmaksızın zamanı ve yeri geldiğinde görevlerini yapmak üzere helâlleşerek, peygamber ocağı askeri birliklerine, bir bir teslim olmaya güle oynaya gitmeyi kendilerine bir onur sayıyorlar!!!

Ne mutlu yiğitlerimize...

Ne mutlu aziz milletimize...

Ne Mutlu Türk'üm Diyene!

Ve buradan iletmek istediğim:

Selam Olsun bütün MEHMETÇİKLERİMİZE...

Sevgi ve saygılarımla!



18 Ağustos 2010 Çarşamba

Gücünüz Yeter mi?














"Ben icap ettiği zaman en büyük hediyem olmak üzere, TÜRK milletine canımı vereceğim." ATATÜRK



SORGUSUZ SUALSİZ BAĞIMLILIK... Evet, insan, yeryüzünde var olduğundan bu yana, sorgusuz sualsiz bağımlı olduğu, yegane kimselerin varlığıyla mevcudiyetini koruyor... En doğal bir dürtüyle gelişen bu bağımlılığın isimlendiği kimseler arasında ise şüphesiz, ilk akla gelen anne ve babalardır. İşte bu varlıklar hiçbir zaman sorgulanmaz... Zira bu kimseler, doğal süreç içerisinde bizleri şefkatle karşılıksız ve koşulsuz olarak himayeleri altına almış, üzerimize kol kanat germişlerdir! Ne güzel bir duygu değil mi?..



Peki, bir de ulusların ve milletlerin bu anlamda liderleri vardır... Bugün tarih sayfalarında, pek çok başarılı lider göze çarpar... Ama içlerinde öyle birisi var ki... günümüzde bile adından sıkça ve övgüyle bahsediliyor olmasıyla da ayrıca dikkat çekicidir. Öte yandan bıraktığı eserlerin ve onun fikirlerinin yaşatılmasından korkulacak kadar da bir rahatsızlık söz konusu olması da önemli bir başka ayrıntıdır... Ama altın harflerle tarihe adını yazdırarak, Türk ulusunun kalbine ebedi taht kurmuş eşsiz Atatürk, bizim bu anlamda sorgusuz sualsiz her hâlükârda bağlı olduğumuz Ata'mızdır!


Fikir ve düşüncelerinin yaşatılması kimleri rahatsız ediyor?


Sömürmeyi alışkanlık haline getiren ve dünyanın neresinde bir zenginlik varsa oraya çullanan emperyalist güçlerin mi?

Öyle olmalı ki...

Hürriyet gazetesinde yayımlanan bir haber, oldukça dikkat çekici ve bir o kadar da manidar! Haber aynen şöyle:

"...Osmanlı’nın mirasıyla ilgili tartışmalara Mustafa Kemal Atatürk de dahil edilmek zorunda. Bugün Atatürk’ün fotoğrafları devlet dairelerini, dükkanları ve evlerin duvarlarını süslüyor. Adına yollar ve spor stadyumlar var. Ankara’ya gelen yabancı liderlerin Anıtkabir’i ziyaret etmesi çok yaygın bir durum. Atatürk’ün anısına hakaret etmek de bir suç.
Türklerin büyük bir çoğunluğu Atatürk’ün kriz zamanında Türkiye’yi kurtardığına inanıyor. Ancak en güçlü Atatürkçüler bile sorgusuz sualsiz bir bağlılığın demokrasiyle uyumsuz olduğunu kabul ediyor." 17 Ağustos 2010


Şimdi oluşturdukları haberle kendilerince gündem yaratarak, belirli güçleri etkileyen, küreselleşmenin yaygınlaşmasında önemli rol oynayan ve emperyalizmin çıkarlarına yönelik haber yapan Batılı haber AJANSLARI ... İşte bu doğrultuda Atatürk'e yönelik saldırılarla haberin kaynağı olan AP (Associated Press) de, bu yönde yaptığı haberle neyi hedefliyor dersiniz?..

Ve yine bu haber bizim iyiliğimiz için mi?

Yoksa ülkemizin sahip olduğu ulus bütünlüğünün çözülmesine mi yönelik?


Türk ulusunun koşulsuz bağlı olduğu liderine karşı, bu büyük sevgi ve bağlılığın çözülmesi için başlattıkları saldırı niteliğindeki yazıların, öncelikle kendi ülkeleri için sorgulamaya açılsa ve manşetlere taşınsa diyorum... Zira gerçek anlamda sorgulanmaya muhtaç pekçok konu var...


Mesela, İngiliz Kraliyetine niçin sorgusuz sualsiz bir bağlılık var?

İngiliz halkı, hiç düşündü mü, "Lordlar Kamarası" niçin soydan soya geçiyor?

Ve bu çağda!.. Ve üstelik kendilerini "demokrasinin beşiği" sayan İngiltere'nin debdebeli saltanat sürdüren kraliyet hanedanlığına niçin ses çıkartılmaz?

Bu anlayış hangi demokrasi ve insan eşitliği koşuluna dayanıyor?

Ve bu kavramlar, hiç demokrasiyle özdeşleşiyor mu?..

Hani demokrasiyi ağızlarından hiç düşürmeyenler ve insanlar arasında eşitliğin mutlaka var olmasını isteyenlere hatırlatmak isterim.

Peki, Atatürk'ün onlar gibi saray yaşantısı mı olmuş?

Hanedanlık mı bırakmış?

Halk arasında "soylu" olan olmayan gibi zümre ayırımı mı yapmış?

Kısaca ne yapmış?..

Yoksa tüm bunların karşısında mazlum insanlara liderliği mi, sıkıntı yaratıyor?

O halde bir kez daha soralım:

Atatürk'ün ve düşüncelerinin yaşatılması kimleri rahatsız ediyor?


Atatürk'ü Atatürk yapan en önemli unsurun, "zalimin zulmüne" karşı koyması gibi insancıl yönüdür...

Mazlumların yanında menfaat gözetmeksizin kendini, milletine adayan bu güçlü kimlikten rahatsızlık duymak, olsa olsa zalime ve zulüme kapı aralamaktan geçer! Öte yandan Osmanlı'yı bu kadar seven (!) emperyalistler, Osmanlı'yı parçalamak için masaya yatırdıklarında (ki SEVR bunun bir kanıtıdır; ve 1919 Kurtuluş Savaşı da bunlara karşı verilmiş kesin bir zaferdir!!!) bu olmayan sözde göstermelik sevgilerini niye ortaya koymadılar acaba?!

Peki, Atatürk'e olan bağlılığımız ve sevgimiz acaba baskı ve korkuyla mı oluştu?

Tabii ki de kocaman bir HAYIR! Zira sorgusuz sualsiz böyle bir bağlılık, ancak ve ancak içten gelir! :)

Niye mi?

Hani yazımın başında bir açıklama getirmiştim ya... Tıpkı anne babaya olan bir bağlılık gibi... İşte Türk ulusunun Atasına olan bağlılığı da bunun gibi...

Hiç insan, varlık sebebi olan anne ve babası üzerinde TEREDDÜT yaşar mı?

Atatürk'ün resmini evlerimizde, işyerlerimize taşımak bizim için bir onur ve gururdur!!! O halde bu sevgi, bir baskı ve zorlamayla değil! Hani gönül dediğimiz o içten gelen duygularla!!!

Size ne evlerimizde veya başka mekanlarda asılan resimlerden?..

Biz hiç soruyor ve haber yapıyor muyuz, sizlerin liderlerinizi ve taşıdığınız resimleri?

Kime ne?

Bize ne?

O halde size ne?..

Bugün; özgürlüğümüzü, bağımsız ve dik duruşumuzu, Müslüman coğrafyasında mutlu ve onurlu yaşayan tek devlet olarak kazanımlarımızı Mustafa Kemal ATATÜRK'e borçluyuz... İşte bunlardan dolayı sorgusuz sualsiz, O'nu çok seviyoruz! :) Ve sevmeye de devam edeceğiz!!!


Resmini kaldırmak bir şey değil; asıl bu sevgiyi kalplerden silmeyi nasıl başaracaksınız acaba?

70 milyonun hangi birinden bu sevgiyi söküp atabileceksiniz, hiç düşündünüz mü?


Sevgi ve saygılarımla!



25 Temmuz 2010 Pazar

Bağımsızlık Benim Karakterimdir...






Efendiler, çok ıstırap çektik, çok kan akıttık, bütün medeni milletler gibi hürriyet ve istiklal istiyoruz.” İsmet İNÖNÜ, Lozan Barış Konferansı görüşmeleri esnasında, 1922 Lozan



"Türkiye'nin bölünmesi"ni tartışma cüretine kalkışan ABD Türkiye büyük elçisi James Jefrey, küstahça açıklamalarıyla sözde yol gösteriyor!..


Lûtfetmişsiniz majesteleri!.. Bizim içişlerimize karışmak gibi bir göreviniz (!) olduğunu bilmiyorduk... Şimdi böylelikle göstermiş oluyorsunuz, öyle mi?!.. Aman efendim (!) lûtfediyorsunuz! Nasıl yani? Siz, şimdi asırlardır olan birlikteliğimizi hem sorgulayın hem de ... Valla bu kadarına da pes doğrusu!

Haa, bu arada bize el altından bir de "vurgu" da bulunuyorsunuz, "bölünebilirsiniz"!!!

Geçin bu masalları...

Bizim "ayrılmak" gibi bir derdimiz yok! Aramızda bir anlaşmazlıkta yok!
Tarihin derinliklerinden gelen Türk varlığıyla birlikte, ki bırakın ABD tarihinin mazisini; kıtanız daha yeni keşfedilirken, atalarımız tarafından çağ atlatarak dünyaya tarih yazmış bir millet olduğumuzu da hatırlatmama gerek var mı bilemiyorum ama, tarihimizin tekrar gözden geçirilmesinde fayda olacağına önemle dikkat çekmek isterim...

Diğer taraftan Economist Dergisi de "fırsat bu fırsat" babında kendilerince inciler döktürmeye başlamışlar bile!!!

"Sonu olmayan savaş" başlıklı yazıda, "Türkler ve Kürtler bir arada yaşamalı mı?" sorusu soruluyor ve Türkiye'de kontrole gelmeyen Kürtlerin birçoğunun uzun bir süredir bu soruya "hayır" yanıtı verdiği iddiaları ve dahaları...

Uzun sözün kısası... Burası ne Afganistan, ne Arap yarımadası... Burası, Türk milletinin yüzlerce yıl bağımsız yaşadığı ve hakim olduğu Anadolu Müslüman coğrafyası!!! Türk-Kürt hiç farketemez... yok aslında birbirmizden farkımız... Zira bin yıllık kardeşliğin harcını, bu topraklar uğruna beraberce verdiğimiz, İstiklal mücadelesindeki akıttığımız kanla oluşturduk!


Vatanın her karışı, ayırmaya çalıştığınız Türk-Kürt kardeş kanlarıyla sulandı; ve sulanmaya da devam ediyor... emin olunuz ki karadeşi kardeşe kırdırtacak bu hain planınız işe yaramayacaktır! Tıpkı 1919'da olduğu gibi hüsrana uğrayacaksınız! Ha, Yugoslavya'da bunu başarmış olabilirsiniz... Irak'a gelince orası bir muamma... Sonucu gelecek zaman gösterecektir! Ama biliniz ki; Türk milleti, bu oyuna hiçbir zaman gelmeyecektir!!! Bunu bir kenara not edin! BAĞIMSIZLIK Türk milletinin karekteridir! Bu böyle biline! O halde, "içişlerimize karışmak" kimsenin haddine değildir!..


Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bugünkü sınırlarına resmiyet kazandıran ve ülkemizin tapusu sayılan Lozan Barış Antlaşması'nın 87. yıdönümü, Yüce Türk milletine kutlu ve mutlu olsun! Bu vesilyle başta kurucu önder Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK olmak üzere, bu uğurda canlarını vermiş büyük Türk ulusunun her bir ferdini ayrı ayrı ve Lozan'ın mimarı İsmet İNÖNÜ'yü rahmet, şükran ve minnet duygularıyla anıyoruz!


Sevgi ve saygılarımla!



7 Temmuz 2010 Çarşamba

Tiranlık Altında "Bağımsız" Olma
















"Hukukun bittiği yerde tiranlık başlar." John Locke



Nüfusunun %99'u siyah olan, Afrika'nın güneyinde yer alan ve 10 milyonunun üzerinde bir nüfusa sahip ZİMBABVE.


Ülke 1830 yıllarında güneyden gelen kavimlerin istilasına uğrayarak, ki özellikle günümüzün Zimbabve'sinde yerleşmiş olan Ndebelelilerin hakim olduğu yer.

1888 yılında bir İngiliz şirketi, Ndebele şefinden maden işletme imtiyazı alarak "İngiliz Güney Afrika Şirketi"ni kurdu...

Evet; artık bundan sonra buralara Batılı sömürgeciler, yani efendiler (!), el atmış oluyorlar... Sonrası mı?.. Batı'nın gözüyle köle (!) olarak görülen Afrika halkına geçmiş olsun!!! Zira bakınız sonrasından günümüze kadar olan süreci, kısaca buradan izninizle özetlemek isterim:

Bundan böyle bu şirket, ülkede siyâsî ve ekonomik kontrolü elinde tutmasını başardı. 1923 yılından itibaren de tüm yetkileri beyaz azınlığa devreden bir muhtar sömürge anayasasının altında İngiltere, ülkeyi ilhak etti!


1968'e kadar ülkede yer yer inişler çıkışlar yaşansa da BM devreye girerek ülkeyi emperyalist sömürgeciler lehinde, "ambargolar bahane, olay şahane" babında gereğini yapmaya başladı... 1972 yılına gelindiğinde zencilerin beyaz yönetime karşı ayaklanmaları oldu. 1978 yılnda gerçekleşen gerillaların ayaklanması neticesinde 6000'in üzerinde ölümle olaylar bastırıldı. Bundan sonra (21 Nisan 1979) iktidar zenci çoğunluğa teslim edildi... Birleşik krallık yani İngiliz Hükümeti orada durumu idare edecek başka türlü gayretlere girdi...


Evet; bundan böyle Zimbabve, emperyalist güçleri ülkesinden kovarak bağımsızlığını kazanmıştı... Ülkenin lideri Mugabe, iktidarını sağlamlaştırmak için Ndebeleleri katlettiğinde bile hep aynı söylemlerin arkasına sığındı:

"Batı emperyalizmine karşı Zimbabve'nin tam bağımsızlığı için mücadele!"...

Gerçekten de Zimbabveliler, emperyalistlerin boyunduruğu altında değil; ama halk yarı aç ve tedhiş altında yaşıyor. Olsun, önemli değil; nasılsa artık "bağımsızlar" ya..! Yani ülkenin zenginlikleri kimler tarafından kontrol ediliyor ona iyi bakmak gerekiyor...

Demek oluyor ki, bağımsızlık sadece ve sadece silahlar altından arınmakla bitmiyormuş... Ekonomik bağımsızlık gibi çok önemli unsurları dikkatlerden kaçırılmamalıdır!.. Bugün Zimbabve belki emperyalistlerin fiili silah işgali altında değil; ama ekonomisi ile tam bir işgal yaşadığı gerçeği saklanılamayacak kadar gözler önüne serilmiş vaziyette!











Peki; şimdi araştırarak buraya konu ettiğim yazımın asıl nedeni üzerinde durmak isterim:


Kadınların ortalama 34 yıl yaşadığı ve 2 milyon kadar insanın AIDS hastalığıyla mücadele ettiği ülkede Zimbabve liderinin malikanesi internet sitelerinde bir hayli ilgi odağı olarak dolaşmakta...

Zira Mugabe'nin malikanesi olağanüstü muhteşem...

Bilmem; halkı sersefil, yaşam mücadelesi verirken, hangi vicdan sahibi bu debdebeli yaşamı onaylar?!


Kurdun Yol Göstericiliği

Lİder seçilen bir kurt, bütün halkını çevresine toplamış:

-Duyduk duymadık demeyin! demiş. Beni lider seçtiniz bunca kurda; ben de milletime göz kulak olmak için yeni buyruklar çıkarıyorum. Bunların en birincisi, aranızdaki bütün ayrı gayrılıklar kalkacak. Kim bir av avlarsa onu öbür kurt soydaşı ile pay edecek. Böylece milletimizden kimse aç açık kalmayacak. Üstelik zora geldik mi de birbirimizi yemekten kurtulmuş olacağız... Tamam mı?

Yeni başkanın yeni kuralına uzaktan kulak misafiri biri araya girmiş:

- Tamam olmasına tamam ya, kurt kardeş, demiş. Sen dün bir av avladın; onu sürüyüp kendi inine götürdün, sakladın. Bu dediğini niçin önce kendi kendine uygulamıyorsun?

Kurdun verecek cevabı yokmuş. Bir yönetici kural koyacaksa, önce ona kendi uymalıdır, yoksa biri çıkar bu utancını yüzüne vurur.


Sevgi ve saygılarımla!

1 Haziran 2010 Salı

Bandırası Belli mi?












"Çalışmadan, yorulmadan, öğrenmeden, rahat yaşama yollarını aramayı itiyat haline getirmiş milletler, evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar. "ATATÜRK


Bugün büyük bir öfke ve endişeyle üst üste aldığımız kara haberlerle sarsıldık... Zira ard arda verdiğimiz şehitlerin üzerine bir katliam daha... 6 ŞEHİT, 7 YARALI... Uff, dayanılmaz bir sızı... Öte yandan Türk bayrağı taşıyan "insani yardım" gemisine, İsrail'in kontrolsüz ve fütursuzca saldırısı da hiçbir şeyin tesadüfen olmadığının habercisi gibiydi.


Öncelikle ülkemin içerisine ayrılık tohumlarını ekmeye çalışanları iyi anlamak ve görmek gerekir... Kim bu güçler? Emperyalist Batılılar... Zira bölücü PKK terör örgütünü yaratıp silah ve maddi olanakları sağlayanlar da bunlar değil mi? Peki, bugünkü Türk bayraklı "insani yardım" gemisine saldırıları düzenleyen İsrail'in arkasında hangi güçler var? Hiç şüphe yok ki, Batılı aynı güçler!

AĞDAKİ KUŞLAR

Bir avcı göl kıyısında kuşlara tuzak kurmuş koca bir ağla birçok kuş yakalamıştı. Fakat kuşlar o kadar büyüktüler ki, ağı da havaya kaldırıp uçtular. Bunun üzerine avcı başladı peşlerinden koşmaya. Derken yolda bir çiftçiye rastladı.

Çiftçi:

"Nereye koşuyorsun? O kuşları peşlerinden koşarak yakalayacağını mı sanıyorsun?" dedi.

Avcı şöyle karşılık verdi:

"Eğer o ağın içinde sadece bir kuş olsaydı, onu yakalayamazdım. Ama göreceksin bunları yakalayacağım."

Avcının dediği çıktı.

Akşam olunca, ağdaki kuşların hepsi kendi yuvasına gitmek istedi. Bu nedenle her biri gitmek istedikleri yöne doğru ağı çekiştirdiler. Biri ormana öbürü bataklığa, bir diğeri de tarlalara doğru ağı sürüklemeye çalıştı. Sonunda hepsi birden yoruldu ve ağla birlikte yere düştüler.

Derken avcı geldi ve birer birer topladı onları.


Yukarıdaki yazıyı, bugün 1000 yıllık kardeşliğimizi çeşitli bahanelerle ayrıştırmaya ve herbirimizi bir yöne çekiştirmeye çalışanların oyununa örnek bir öykü olarak düşündüm. Bu münasebetle Tolstoy'un bu ince yazısı üzerinden, "birlik olma" vurgusuna değinerek yazımı tamamlamak istiyorum.

Büyük Atatürk'ün önderliğinde Kurtuluş Savaşı gibi büyük bir destanı yazan Türk milleti ayrışmak yerine, güçlü birliktelikle bağımsızlığını kazandı; ve bugünleri gördü...

Dün olduğu gibi bugün de niyet aynı, senaryo aynı... Ancak bardak taşsa da sabır ve sağduyu hepimizin üzerinde olmalı. Zira;

Gün birlik günü! Gün dayanışma günü! Gün her zamankinden daha dahalarını gösterme günü...


Sevgi ve saygılarımla!