efendi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
efendi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Temmuz 2013 Salı

Rezalet!















"Diyarbakar'da çeşitli ziyaretlerde bulunan ABD'nin Ankara Büyükelçisi Francis Ricciardone... Tarihi yerleri gezen Ricciardone'nin elini, bir vatandaşın öpmek istemesi dikkat çekti."  27 Haziran 2013   http://www.takvim.com.tr/Siyaset/2013/06/27/baris-elcisi


Yukarıdaki satırları yazarken zihnim tarihe doğru kaydı... Halide Edip ADIVAR'ın "Vurun Kahpeye!" adlı eseri... O dönemi (Kurtuluş Savaşı dönemini) yansıtan eserde, Hacı Fettah Efendi ve Küçük Hüseyin Efendi'nin davranışları bir hayli düşündürücüydü.

"İki yobaz kılık değiştirip,Yunan karargahlarına gittiler. Askeri plânları açıklayıp Yunanlılara yardım ettiler. Yunanlılar bir sabah alaca karanlıkta bu yöreye girerler. Hoca onları karşıladı. Yunan komutanı kasaba hakkında bilgi toplamış. Zenginleri tespit etmişti. Amacı önce kasabada emniyeti temin etmek,sonra da kendi için bolca para toplamak" Halide Edip ADIVAR, Vurun Kahpeye

Ne alakası var, diyeceksiniz… Haklısınız… Hiçbir alakası yok... Konuya dönüyorum.

Okudunuz değil mi haberin dikkat çeken kısmını?

Ne diyor, "Ricciardone'nin elini, bir vatandaşın öpmek istemesi dikkat çekti."

Çok güzel (!) hareketler bunlar valla...

Elini öpen kişiye iyi bakın bir de...



E be mübarek...

Nedir derdin? Niye elin haçlısının elini, ayağını öpmeye kalkışırsın?

Beklentin ne?

Allah korusun... Ülken bir zarar görürse sen aradan sıyrılıp, ona buna yağ çekerek mutlu mesut yaşayacağını  mı zannediyorsun?

Yoksa... birilerini kendine "efendi" mi edindin?

Söz buraya kadar gelmişken, izninizle bir hatırlatma daha yapalım:


"15. yy’da, Osmanlı’nın devşirdiği kapıkulları da, biz, Anadolu’nun kadim halklarını aşağılamaya yelteniyor; asıyor, kesiyor, boğuyor, kuyulara dolduruyor, etmediğini bırakmıyorlardı. Atatürk, bu karanlık dönemi kapatırken; dönekler, devşirmeler, "İngiliz, Amerikan, Alman mandası" diyor, Türkler ve Kürtler ise o büyük insanın Bağımsız Türk Devleti hedefine kayıtsız şartsız destek veriyorlardı." Murtaza Demir

O bakımdan,

Unutma ki uğruna "ihanet" ettiğin ve "efendi" bellediğin kimseler, yarın ilk seni gözden çıkaracak...


Sevgi ve saygılarımla!


Image"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

18 Haziran 2010 Cuma

Doğadan Gelen Ses... Vuvuzela















"Bu dünya düşünenler için bir komedi, hissedenler için bir trajedidir."



Dünya Kupası tüm heyecanıyla sürüyor... Ancak hiç alışık olmadığımız bir şekilde stadları kaplayan bir ses var ki... işte o ses, şimdi neredeyse futbol heyecanının önüne geçmiş duruyor. Öne geçiş nedeni, Güney Afrika'nın yerel çalgısı yüzünden. Yani vuvuzela... Bu ses, üflemeli ve arı vızıltısı sesini çağrıştırıyor. Nitekim sesi ekran başından ilk duyduğumda, kendimi sıcak bir yaz gününde kırlık alanda... gibi hissettim. Demek ki Güney Afrika halkı, doğanın içinde yine doğal ortama uygun olarak yaşamlarını sürdürmeyi, doğal ortamdan kopmamayı alışkanlık edinmişler... "Ne kadar güzel!..." diye düşünmeden edemiyorum.


Bu durumu aynı zamanda doğaya ve diğer canlılara saygı olarak da görüyorum. Afrika halkı, bizler gibi yaşamlarını ve yaşamlarına renk katan heyecanları da doğadan uzaklaşarak gerçekleştirmiyorlar. Zira bundan bir süre evvel Bursa Spor'un eski adı Zaire olan Demokratik Kongolu oyuncusu Kifu ve ailesiyle geçirdiğimiz günlere dayalı olarak, Güney Afrikalıların yaşamlarını yakından tanıma olanağına sahip oldum. Gözlemlediğim en önemli ayrıntı, yaşamlarının özünün doğal zemin üzerinde olmasıydı... Ondan öte Paris ve Belçika'da sürdürdükleri yaşamlarından, "modern hayat"ın izlerini ve kazandırdığı davranışları, buldukları ilk fırsatta bir kenara itiyorlardı. Bu durumu şahsen gözlemledim... Özlerine duydukları müthiş özlemleri, yer yer ihtişamlı ve pırıltılı "modern hayat"ı bir kenara itebilecek kadar kuvvetliydi... Keşke bizler de böyle olabilsek! Ve kim olduğumuzu, nereden geldiğimizi iyi tahlil edebilsek; yani özümüze sahiplenebilsek...


Konumuza dönecek olursak; Güney Afrika'nın evsahipliğinde yapılan müsabakalarda şüphesiz ki, evsahibinin sunumlarına ve hakimiyetine saygı duyulması gerekiyor. Batı Dünyası bu duruma tahammül gösteremeyecek kadar anlayış sergilemesinin altında yatan nokta, yoksa "üstünlük" gösterme duygusu ile "efendi" "köle" özlemine yeniden istek uyanması mı? Ya da hoşuna gitmeyen ve kendisinin icadı dışında gördüğü şeylere karşı duyduğu hırs ve bencilce ihtirasları yüzünden mi? Tabii ki de bunların ekseninde olayı değerlendiriyorum... Zira Batı'nın hırsı ve bencil tutumuyla birlikte beraberinde getirdiği koşulların, tarih sayfalarından günümüze pek çok örnekleriyle dolup taşıyor olması, bu düşünceyi kaçınılmaz kılıyor!


"cnnturk.com" adresindeki akademik düzeydeki bir şahsın konu üzerindeki düşüncelerini okuduğumda, inanamadım! Zira neredeyse vuvuzelayı insanlar için bir "öcü" ilân ediyor... Hatta bölge halkına karşı -özenilerek de olsa- kullanılan ifadelerin içeriği dikkatle icelendiğinde, Güney Afrikalıları küçültücü imâlarda bulunulmuş! En azından şahsım adına ben böyle hissettim.


"Vuvuzela'nın yarattığı rahatsızlık, ülkeye ve ülke insanına karşı bir antipati de doğuruyor." 16.06.2010, Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Ünsal Söylemezoğlu


Peki bu cümleler içerisinde "antipati" doğacak kadar vuvuzelanın ne zararı var... O zaman onlar da Batı Dünyası'nın stadlara hakim olan borazan vs. seslerine karşı, tepki verirlerse ne olacak? Dahalarını saymak gerekir mi, bilemiyorum...


Öte yandan yeri gelmişken bir konun daha önemle altını çizmek isterim: Batı'nın icat ettiği ve hızla tüm dünyaya yaydığı yüksek sesle ve çoğu zaman, ne olduğu anlamsız olan müzik dinleme anlayışına ne demeli? Bu konuda kendini "otorite" sayanlar, vuvuzelaya saldırıken, yüksek sesle dinlenen müzik karşısında, insan sağlığına verdiği zararların üzerinde, niçin ciddi anlamda tartışma yapmazlar? Ve hatta gençlerin "aptallaştırıldığına" yönelik iddialara, açıklık getirilerek niye tepki verilmez?!..


Netice itibariyle madem Güney Afrikalıların evsahipliği yaptığı bir yerde müsabakalar sürüyor; o halde sevseniz de sevmeseniz de, sunulan ortamı saygıyla değerlendirmeyi uygar bir insan olarak bilmelisiniz! Şayet bilmiyorsanız, o vakit en azından mevcut ortama uymak zorundasınız!..

Onların yaşamlarını, üstü örtülü de olsa aşağılamayı bırakıp, sahip oldukları kültürlerini ve değerlerini insanlığın bir zenginliği olarak kabul etmeli; ve korumayı bilmelisiniz! Gelecek kuşaklara, bugün yapılmakta olan (ki vuvuzela buna en canlı örnektir...) dayatma, tek tip -fabrikasyon- yaşam biçimi yerine, insanlarla birlikte gelişen ve çeşitlilik içeren doğal kültürel yaşamı, en azından koruyarak emanet etmeye gayret gösterelim!


Sevgi ve saygılarımla!