zaire etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
zaire etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Haziran 2010 Cumartesi

Türkiye Hain Kurşuna -Bihter'e- Ağlıyor!..













"Yiğitlik, en büyük korkunun ve en büyük ümidinin üstüne üstüne gitmektir." Friedrich Nietzsche




Geçtiğimiz yıllarda çalıştığım bir okulun bahçesinde mahalle sakinleriyle birlikte bayram kutlaması yapıyoruz... 23 Nisan kutlamaları esnasında dünya çocuklarını ve kardeşliğini temsilen ana sınıfı öğrencilerinin -yürüyüş- gösterileri büyük bir keyifle sergileniyor... Bu gösteride, zenci çocuğu temsil edebilmek için -doğal olarak- yüzün boyalı olması gerekiyor...


İşte böyle bir esnada ve tamamen tesadüf olarak getirdiğim, izlemesi ve eğlenmesi için Bursa Spor'un Zaireli oyuncusu Kifu'nun 3 yaşlarındaki oğlu ODEN; yanımda bulunuyordu. Üstelik eline Türk bayrağı tutuşturduğum o şeker mi şeker afacan şey, yerinde duramayacak kadar hareketli ve oynamaya hazır durumda iken... Ve bu coşkuya onu da dahil etmek için o an gösteriye Oden'in de katılmasını ilgili kişiye rica ettim. Öyle ya, gerçek anlamda Afrikalı zenci bir çocuğun yerini moda deyimle "çakma"sı tutamaz değil mi?! Ama Dünya Çocuk Bayramı olarak da kabul edilen ve yine dünya çocuklarını ülkemizde ağırladığımızı düşünerek benim Oden'in gösteriye girmesi talebime karşın aldığım cevabı yorumsuz bırakıyorum. Zira Oden'in, o minik çocukların yanına sokulmasına izin verilmedi...


"Yayına başladığı günden bu yana soluksuz izlenen Aşk-ı Memnu dizisinin "veda" heyecanı, Meclis çalışmalarına da yansıdı. Dizinin son bölümünün yayınlandığı perşembe akşamı mesaiye kalan bazı milletvekilleri, Karayolları Teşkilat Yasası’nın görüşmeleri sürerken Aşk-ı Memnu’yu izlemeye başlayınca Meclis’te ilginç diyaloglar yaşandı." 26.06.2010, Bülent SARIOĞLU Hürriyet


Aşk-ı Memnu dizisinin finali, günlerdir gazetelerde boy boy manşet oluyor... Türkiye ekranlara kilitleniyor... Ve ardından "Ağlatan Veda", "Bihter Kendini kalbinden vurdu Türkiye'yi ağlattı." nidaları...

Hatta gazetelerden edindiğimiz bilgilere göre;

"Dizinin son bölümü için evlerde "Aşk-ı Memnu" davetleri düzenlendi. Gündüz birbirlerini telefonla arayanlar, dizinin finali için sözleşti." ifade şekilleriyle toplum üzerine psikolojik yönlendirmeler yapıladursun; öte yandan insanlar için ekran başına neredeyse davetiyeler çıkarıldı...


Türkiye hergün şehit cenazesi kaldırıyor!..

Analar, babalar ağlıyor!..

Biz ise Bihter'e ağlıyoruz!


Evet, basın böyle gösteriyor güzel ülkemin güzel insanlarını... Gerçekten de bütün Türkiye, ekran başında gözyaşlarını bu sahnelere mi döktü?!.. Orasını bilemiyoruz...

Meğer sanal ve "çakma" yöntemlerle durumdan vazife çıkararak, mutlulukların en alâsını, acıların en karasını yaşar konuma gelmişiz de haberimiz yok...


Demem o ki... Asılları dururken çakmalarla durumu idare eder olduk... Ne güzel...

Selam olsun güzel ülkemin güzel insanlarına!


Sevgi ve saygılarımla!


18 Haziran 2010 Cuma

Doğadan Gelen Ses... Vuvuzela















"Bu dünya düşünenler için bir komedi, hissedenler için bir trajedidir."



Dünya Kupası tüm heyecanıyla sürüyor... Ancak hiç alışık olmadığımız bir şekilde stadları kaplayan bir ses var ki... işte o ses, şimdi neredeyse futbol heyecanının önüne geçmiş duruyor. Öne geçiş nedeni, Güney Afrika'nın yerel çalgısı yüzünden. Yani vuvuzela... Bu ses, üflemeli ve arı vızıltısı sesini çağrıştırıyor. Nitekim sesi ekran başından ilk duyduğumda, kendimi sıcak bir yaz gününde kırlık alanda... gibi hissettim. Demek ki Güney Afrika halkı, doğanın içinde yine doğal ortama uygun olarak yaşamlarını sürdürmeyi, doğal ortamdan kopmamayı alışkanlık edinmişler... "Ne kadar güzel!..." diye düşünmeden edemiyorum.


Bu durumu aynı zamanda doğaya ve diğer canlılara saygı olarak da görüyorum. Afrika halkı, bizler gibi yaşamlarını ve yaşamlarına renk katan heyecanları da doğadan uzaklaşarak gerçekleştirmiyorlar. Zira bundan bir süre evvel Bursa Spor'un eski adı Zaire olan Demokratik Kongolu oyuncusu Kifu ve ailesiyle geçirdiğimiz günlere dayalı olarak, Güney Afrikalıların yaşamlarını yakından tanıma olanağına sahip oldum. Gözlemlediğim en önemli ayrıntı, yaşamlarının özünün doğal zemin üzerinde olmasıydı... Ondan öte Paris ve Belçika'da sürdürdükleri yaşamlarından, "modern hayat"ın izlerini ve kazandırdığı davranışları, buldukları ilk fırsatta bir kenara itiyorlardı. Bu durumu şahsen gözlemledim... Özlerine duydukları müthiş özlemleri, yer yer ihtişamlı ve pırıltılı "modern hayat"ı bir kenara itebilecek kadar kuvvetliydi... Keşke bizler de böyle olabilsek! Ve kim olduğumuzu, nereden geldiğimizi iyi tahlil edebilsek; yani özümüze sahiplenebilsek...


Konumuza dönecek olursak; Güney Afrika'nın evsahipliğinde yapılan müsabakalarda şüphesiz ki, evsahibinin sunumlarına ve hakimiyetine saygı duyulması gerekiyor. Batı Dünyası bu duruma tahammül gösteremeyecek kadar anlayış sergilemesinin altında yatan nokta, yoksa "üstünlük" gösterme duygusu ile "efendi" "köle" özlemine yeniden istek uyanması mı? Ya da hoşuna gitmeyen ve kendisinin icadı dışında gördüğü şeylere karşı duyduğu hırs ve bencilce ihtirasları yüzünden mi? Tabii ki de bunların ekseninde olayı değerlendiriyorum... Zira Batı'nın hırsı ve bencil tutumuyla birlikte beraberinde getirdiği koşulların, tarih sayfalarından günümüze pek çok örnekleriyle dolup taşıyor olması, bu düşünceyi kaçınılmaz kılıyor!


"cnnturk.com" adresindeki akademik düzeydeki bir şahsın konu üzerindeki düşüncelerini okuduğumda, inanamadım! Zira neredeyse vuvuzelayı insanlar için bir "öcü" ilân ediyor... Hatta bölge halkına karşı -özenilerek de olsa- kullanılan ifadelerin içeriği dikkatle icelendiğinde, Güney Afrikalıları küçültücü imâlarda bulunulmuş! En azından şahsım adına ben böyle hissettim.


"Vuvuzela'nın yarattığı rahatsızlık, ülkeye ve ülke insanına karşı bir antipati de doğuruyor." 16.06.2010, Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Ünsal Söylemezoğlu


Peki bu cümleler içerisinde "antipati" doğacak kadar vuvuzelanın ne zararı var... O zaman onlar da Batı Dünyası'nın stadlara hakim olan borazan vs. seslerine karşı, tepki verirlerse ne olacak? Dahalarını saymak gerekir mi, bilemiyorum...


Öte yandan yeri gelmişken bir konun daha önemle altını çizmek isterim: Batı'nın icat ettiği ve hızla tüm dünyaya yaydığı yüksek sesle ve çoğu zaman, ne olduğu anlamsız olan müzik dinleme anlayışına ne demeli? Bu konuda kendini "otorite" sayanlar, vuvuzelaya saldırıken, yüksek sesle dinlenen müzik karşısında, insan sağlığına verdiği zararların üzerinde, niçin ciddi anlamda tartışma yapmazlar? Ve hatta gençlerin "aptallaştırıldığına" yönelik iddialara, açıklık getirilerek niye tepki verilmez?!..


Netice itibariyle madem Güney Afrikalıların evsahipliği yaptığı bir yerde müsabakalar sürüyor; o halde sevseniz de sevmeseniz de, sunulan ortamı saygıyla değerlendirmeyi uygar bir insan olarak bilmelisiniz! Şayet bilmiyorsanız, o vakit en azından mevcut ortama uymak zorundasınız!..

Onların yaşamlarını, üstü örtülü de olsa aşağılamayı bırakıp, sahip oldukları kültürlerini ve değerlerini insanlığın bir zenginliği olarak kabul etmeli; ve korumayı bilmelisiniz! Gelecek kuşaklara, bugün yapılmakta olan (ki vuvuzela buna en canlı örnektir...) dayatma, tek tip -fabrikasyon- yaşam biçimi yerine, insanlarla birlikte gelişen ve çeşitlilik içeren doğal kültürel yaşamı, en azından koruyarak emanet etmeye gayret gösterelim!


Sevgi ve saygılarımla!