1 Mart 2014 Cumartesi

HİSSETMEK






İlk kez mahkeme önüne çıkıyorum... Onurum... her şeyin önünde bir kişiliğe sahibim. Müşteki olarak mahkeme salonunda kararı ayakta bekliyoruz.. Öyle avukatım filan da yok. Açıkçası ne yapacağımı da bilmiyorum. Süreç doğaçlama işliyor...

Sayın hâkim soruyor:

"Bir diyeceğin var mı?" 

Bu soruyla  sayın hâkimin ne demek istendiğini bile anlayamadan, cevap veriyorum;

"Mahkeme dilini bilmiyorum.. Ama Yüce Türk adaletine ve  mahkemenizin sayın  heyetine güveniyorum." Gözüm mahkeme heyetinin arkasındaki Atatürk imzalı "Adalet mülkün temelidir" sözüne ilişerek göğsüm kabarıyor... Hissettiklerimle birlikte sıralıyorum:

"Kırılan gururumun itibarını istiyorum!" 

Evet..  Ben, kırılan gururumun itibarını istedim, mahkeme bu isteğimi değerlendirerek hukukun gereğini yerine getirdi. Şikayetimi haklı buldu! Adalet hakikaten "egemenliğin" temeli imiş.. Bunu yaşayarak bizatihi gördüm.. 

Yaşasın Türk Adaleti!!!




Elimdeki, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin 26. Genel Kurmay Başkanı İlker BAŞBUĞ'un "Kaynak Yayınları"ndan çıkan "Suçlamalara karşı GERÇEKLER" adlı kitabını yüreğim sızlayarak okudum. 

Evet.. 




"Türkiye Cumhuriyeti'nin 26. Genel Kurmay Başkanı terör örgütü kurmak ve yönetmek suçlamasıyla tutuklanmıştır. Takdir Yüce Türk milletine aittir." İlker BAŞBUĞ, Suçlamalara Karşı GERÇEKLER, sf:27

"Bu suçla itham edilen kişi Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin 26. Genel Kurmay Başkanı'dır. Bunu tarihe not olarak düşüyorum. Ben, Genel Kurmay Başkanı olarak Türk Silahlı Kuvvetleri'nin komutanıyım. Türk Silahlı Kuvvetleri, dünyanın sayılı en güçlü ordularından birisidir. Böyle bir orduya komuta eden birisinin, silahlı terör örgütü kurmak ve yönetmek ile suçlanması gerçekten trajikomiktir. Böyle bir iddiayı duymak, işitmek, silahlı kuvvetlere, ülkeye, devlete şerefiyle, onuruyla görev yapmış birisi için çok ağırdır. Bu iddianın, bu şekilde dile getirilmesi benim için çok ağır cezadır. Bundan sonra ne ceza verilirse, bu beni daha fazla üzmez.." sf:26


"Yaşanan bu durum doğal mıdır? Türkiye'de bunlar nasıl yaşanabiliyor? Böyle bir durum, dünyanın başka bir ülkesinde yaşanabilr mi? O zaman insan "Türkiye'de 'devlet içinde devletim' diyen başka bir güç mü var?" diye sormadan edemiyor. Bütün bu akıl almaz iddiaları bir tarafa bırakın ve olaya salt hukuk açısından bakın." sf:126


Türk vatandaşı olarak, Türk Ordusunun Genel Kurmay Başkanı'nın tutuklanmasıyla;  

Onurumun, gururumun, namusumun ayaklar altına alındığını hissettim...

Kırılan onurumu bana iade eden Yüce Türk adaletinin tecellisini, ne yazık ki TÜRK ORDUSU'nun başkanı olan Sayın İlker BAŞBUĞ'için ("kumpas" açıklamasına rağmen) yerine getirilmediğini hissettim. Ve bunu okuyarak da gördüm...

Türk ordusu Türk milleti'nin ta kendisidir... 

"Ancak, günümüzde sivil ve askeri yetki ve sorumluluk taşıyanlar başta olmak üzere, vicdan sahibi herkesin, yaşanan haksızlıklar karşısında derin bir sessizliğe bürünmelerinin nedenlerini anlayabilmek gerçekten çok zordur. Olay benim şahsi sorunum değildir. Karşı karşıya bırakıldığım durum uzun süredir ülkemde hukuk vasıta kılınarak yaşanan acı olaylara sadece kötü bir örnektir." sf:91

Dünyada devlet ve millet olarak ayakta kalabilmek için güçlü orduya ihtiyaç olduğu kesin... Özellikle bu kanlı coğrafyada... Hele de Türk ve müslüman isen... işte o zaman herkesten çok daha güçlü olmak zorundasın!!!

"Türkiye zor bir coğrafyada bulunmaktadır. Bu coğrafyada ayakta kalabilmek için güçlü olmak zorundasınız. Bunun için ister "Güçlü Ordu, Güçlü Türkiye" deyin isterse "Güçlü Türkiye, Güçlü Ordu" deyin, Türkiye'nin güçlü olması ve güçlü bir orduya sahip olması şarttır. Önyargıları, boş sözleri bir tarafa bırakın. Güçlü Türkiye olmadan güçlü ordu olmaz, güçlü ordu olmadan da güçlü Türkiye olmaz.

Türkiye'nin bugün ihtiyaç duyduğu şey, iç huzur ve iç barıştır. Caydırıcı nitelikleri koruyan "Güçlü ordu"nun varlığının sürdürülmesidir. Ordular temelde gücünü silahtan alır. Ancak, Türk ordusu gücünün kaynağını milletinin güven ve sevgisinden, halkının yüreğinden alır. Onun için de Türk ordusu millî bir ordudur. Bu ülke bizim! Bu bayrak bizim!, Bu ordu bizim! Biz Türk milletiyiz! Gerekirse ülkemiz, milletimiz, devletimiz ve bayrağımız için canımızı veririz." sf:129

Bu uyarıya dikkat!!!

"Bu ordu milletindir..

Unutulmasın ki, en beklenmedik anda bu ülkenin ordusuna ihtiyaç duyulabilir. Bu nedenle Türk Silahlı Kuvvetleri üzerinde olumsuz etki yaratabilecek durumlara bir an önce son verilmelidir." sf:130



Sayın İlker BAŞBUĞ Paşa'mız.. 

Seni Türk milleti kalbine yazdı! Sen, şan ve şerefle başı dik, alnı açık olarak tarihe altın harflerle geçtin! Hiç şüphe edilmesin ki Türk milletinin sana duyduğu mukaddes sevgisi ve sana olan güveni sonuna kadar devam edecektir!


Vatan size minnettar... 


Sevgi ve saygılarımla!

"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

26 Şubat 2014 Çarşamba

Alo Dinlemedeyim Türkiye






















"Telsiz, telgraf ve kabloların denetimi, İtilaf Devletlerine geçecektir." 30 Ekim 1918, Mondros Ateşkes Antlaşması





Yer gök tele-kulak... 

Cümle âlem tarafından,

Alo dinleniyoruz...

Her yer "BBG evi" gibi...

7'den 70'e herkes dinleniyor!

Bırakın...

Devletin kriptolu telefonları bile dinlenmiş...

İyi de...

Stratejik öneme sahip ve devletin, milletin mahremiyetini koruyan özbeöz iletişim kurumumuzu -Türk Telekom'u- el âleme satan biz değil miyiz?!

Pekii...

Kime sattık?

E o zaman?..

"Selam" Türkiye...


Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

23 Şubat 2014 Pazar

Ama Hangi Osmanlı?













"Frenk tarihçileri, Bizans tarihçilerinden naklen, Sultan Mehmet'in bir kanunname derlediğini bildirirler.

Bu Kanunnamei Padişahîde, Bizans kanunlarında olduğu gibi, tören ve protokol meselesinin fazla yer işgal ettiği görülür...

Sultan Mehmet Kanunu'nun siyasî ve ahlâkî açılardan çok dikkat çekici olan maddesi şudur:

"Ve her kimseye evladımdan saltanat nasip ola, kardeşlerini dünya nizamı için katletmesi uygundur; çoğu ulema da caiz görmüştür. Onunla etkili olalar."

Gerçekten Doğu ve Batı devletlerinde hükümdarların kardeş veya oğullarının, taç ve taht davasıyla ayaklanmaları az olmamıştır. Osmanlı Devleti'nin henüz bir buçuk asırlık hayatında bile bu tür olaylar olup geçmişti; hatta Yıldırım Beyazıt'ın tahta çıkacağı sıralarda kardeşi Yakup Çelebi öldürülmüştü; fakat böyle şiddetli ve gaddar hükmü içeren bir kanun maddesi derlenmemişti. Fatih'in kendisi ve kendisinden sonra bazı Osmanlı hükümdarları, kanunun bu maddesini uygulamışlardı." TARİH III, sf: 35-36





Her fırsatta bize "tarihinizle yüzleşin" filan diye dayatıyorlar ya...  Ama tarihimizdeki var olan asıl gerçeklere  bakın diyen yok!!!


"Muhteşem Yüzyıl'da Şehzade Mustafa infaz edildi!"


Osmanlı tarihinde bilinen tam "61" şehzadenin katledildiği bir gerçek... Kardeş katili, evlat katili  tarihimizin kara bir lekesi olarak duruyor...


Hal böyleyken tarihimizin bu sayfasını biraz karıştıralım...

Buyurun tarihimiz...

"Dokuzuncu Osmanlı Padişahı 1. Selim Dönemi: (1512-1520)

Devlet, değişik ırk ve soydan gelen devşirme-köle paşaların, zenci saray ağalarının ellerine bırakılmıştı.. Padişahlarsa, babalarını, kardeşlerini canavarcasına öldürüyorlardı!..

Yavuz Sultan Selim de aynı çığırı izlemekte gecikmedi. Babası 2. Beyazıt'ı alaşağı edip boğdurduktan sonra "Taht"a çıktığı ilk gün, Yeniçerilerin ortadan kaldırılmasını istedikleri bir "Sipahi Beyi"ni, önüne diz çöktürerek hemen orada kafasını kestirdi."

Tarihlere (Safiye Sultan) adıyla geçirilen Venedikli Bafo'nun oğlu 3. Mehmet dönemi (1595-1603)

Mehmet, 19 kardeşini bir gecede boğdurttu!.."A. Kemal MERAM, Padişah Anaları



Tarih, 27 0cak 1595


19 şehzadenin  dördü yetişkin, çoğunluğu ana kucağında olmak üzere on beşi saray dilsizleri tarafından hunharca boğuldular...


19 şehzadenin birer birer boğdurulup ortadan kaldırılmaları, yeni padişah 3. Mehmed'in kıskanç annesi Venedikli Bafo(Valide Safiye Sultan)'ya yetmemişti... Zira, geride hamile eski padişahın çocuklarının çocuklarını taşıyan 10 câriye daha vardı. Safiye Sultan'a göre, bu cariyelerin de yok edilmeleri gerekti...

Safiye Sultan, bu isteğini de gerçekleştirdi...

Ayaklarına ağırlıklar bağlanan, hâmile 10 câriye, bir gece Topkapı Sarayı'ndan alınarak sandala bindirildi ve Kızkulesi açıklarında Boğaz'ın güçlü akıntılarına bırakıldı!


3. Mehmed'in 6 oğlu dünyaya gelmişti: Mahmud, Ahmed, Selim, Mustafa, Süleyman, Cihangir...
Bunlardan Şehzade Mahmud'un saltanata geçmesi söz konusu olunca,

3. Mehmed, oğlunun derhal idam edilmesi buyruğuyla, kardeş katilliğinin yanında evlat katili durumuna da geldi..

21 yaşındaki Şehzade Mahmud, boğularak idam edildi!



Velhasıl... 

Tamam; onlar bizim atalarımız, atalarımız da... 

Hani Yeni Osmanlı hayaliyle bizlere tarihimizin bu ağır, çirkin ve de kanlı yüzünü örterek, Osmanlı tarihiyle yüzleştirmek istemeyenlere

Ve... 

"Ama Hangi Atatürk" diye yazıp çizenlere hatırlatmak gerekir:

"Ama hangi Osmanlı?"


Sevgi ve saygılarımla!


NOT: Ayrıca...  Erdoğan TOKMAKÇIOĞLU, "Katledilen Şehzadeler" kitabı kaynak...



"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

20 Şubat 2014 Perşembe

Rus Kışı Sert Olur!

















Avrupa "bahar"ı başladı...

Avrupa ve Amerika'nın estirdiği "bahar", var gücüyle esmeye devam ediyor...

Kiev savaş alanı... 

Ölen ölene...

Efendim neymiş? 

Ukrayna AB ile ortaklık anlaşmasını imzalamayı reddetmişmiş

Bunun üzerine gelişmeler diğer "bahar"lar gibi oldu. Malum "Arap baharı"nı biliyoruz... Onun için onların istediği yönetim olmazsa... Anında o yönetim "tukaka" ilan ediliyor.


AB ve ABD protestolara karşı yürürlüğe giren yeni "katı yasaları" (katı yasalar: onlardan olmayana yaşama hakkı tanımamanın bedeli olarak ülkeleri iç savaşa sürüklemek oluyor) kınayıp yeni kanunların Ukraynalıların "demokratik" arzularına uyumlu olmalarını istiyorlarmış..

AB'ye sormak gerekir:

Bulgaristan AB'ye girdi de ne oldu? Daha onu sindirememişken ve de kendi bünyenizdekiler dağılmanın eşiğine gelmiş, iflas bayrağını çekmişken... Ukrayna'da neyin nesi oluyor?


AB bir araç, asıl amaç; ülkeleri kendilerine bağlayarak, zenginliklerini sömürmek.

Görüldüğü üzere emperyalistler, kendilerinden olmayan hiç kimseye hayat hakkı tanımıyor!!!

Öte yandan protestocuların arasına paralı provakotörlerin olduğu iddiaları ortadayken, daha çok ülkelerde "bahar" esintilerini görmeye devam edeceğimiz kesin.

Demem o ki..

"Bahar"ın uğradığı yerler "kara kış"a teslim oluyor olmasına da, 

Ama bu defa doğası gereği kara kış içinde yaşayan Ruslar, "kara kış"ı teslim alabilir...



Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

17 Şubat 2014 Pazartesi

Böyle Dost Varken Düşmana Ne Hacet...




İzmir Barosu’nun başkanıyken "Ne Atatürk rozeti ne Türk bayrağı ne türban" diyen ve seçildiğinde ilk icraatı Baro bülteninden Türk bayrağını çıkarmak olan CHP Konak Belediye Başkan Adayı Sema Pekdaş, "Sözlerimin arkasındayım..!" dedi.


Hangi milletin bayrağı bu kadar saygıyla korunur?

Hangi milletin Milli marşı okunurken insanının "tüylerini diken diken" ediyor?

Hangi milletin meclisinin önünde "Büyük Millet" sıfatı vardır?

Hangi millette "Her Türk asker doğar" ruhu var?

Hangi millet yiğitlerini şehit verdiğinde "vatan sağ olsun" diyor?

Hangi milletin inancında "şehit-gazi" gibi mukaddes kavramlar var?

Hangi milletin ordusu maddi karşılığı olmadan vatanı ve değerleri uğruna canını feda ediyor?

Adını milletinden, gücünü "Büyük Millet Meclisi"nden -halkından- alan TÜRK ORDUSU gibi bir başka "PEYGAMBER OCAĞI" var mı?


Hiç şüphe olmasın ki bu sıcak sımsıcak duygu ve içtenlikler sadece ve sadece,

Büyük Türk milletinin ta kendisine aittir!!!

"Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir" diyen Mustafa Kemal ATATÜRK'e olan bağlılığımız sonsuzdur...


İzmir Konak CHP Belediye Başkan adayı Sema Pekdaş, 


Atatürk Cumhuriyetinin bir neferi olarak sorum çok açık: 

Atatürk rozeti ve şanlı Türk bayrağımız sizi neden bu kadar rahatsız ediyor?


Atatürk rozetini ve al bayrağımızı Yüce TÜRK Milleti ve İzmir halkı büyük bir onurla ve gururla taşıyor. Bundan hiç kuşkun olmasın...


İnsanın tüylerini diken diken eden bu söylemlerin karşısında, başta Mustafa Kemal Atatürk'ün olmak üzere tüm şehitlerimizin kemikleri sızlayacaktır!!!

Ha, bir ekleme daha yapayım;

Unutma ki bu milletin kadını da başındaki yemenisi ve kucağında bebesiyle cephede eriyle birlikte haçlıya karşı savaş verdi. Şimdi senin utanmadan, "ne Türk bayrağı, ne Atatürk rozeti, ne de türban" dediğin ve aşağıladığın değerlerimiz uğruna ne yiğitler ŞEHİT oldu be!



Hani unutmuş olabilirsin demek isterdim, ama biliyorum ki, bu söz, haince ve de Türk milletinden intikam alırcasına söylenilmiş Haçlı ağzından  başka bir şey değil... 

Diyeceğim...


Yazıklar olsun...

Sevgi ve saygılarımla!

"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)


13 Şubat 2014 Perşembe

Alo Ata'm












14 Şubat...

"E, ne olmuş yani" diyebilirsin... Dur bir dakika önce açıklayayım dilimin döndüğünce 14 Şubat'ın anlamını:

Hani 19 Mayıs 1919'da başlattığın o mukaddes İstiklâl Savaşı'mız vardı ya.. Ve önünde diz çöktürdüğün emperyalist haçlı güçler.. işte o kan emicilerin dinsel şahsiyeti kabul edilen  Hıristiyan St. Valantine'nın ölümünü andıkları ve adına da "sevgililer günü" koyarak dünyaya dayattıkları gün. O münasebetle biz de bu modaya uyarak, senin her anlamda yakılmış, yıkılmış, tükenmiş bir coğrafyayı yeniden vatana dönüştürerek, tebaadan yurttaşlığa yükselttiğin ulusunun milli ve manevi değerlerini anlatan  o özel günlerimizi ve bayramlarımızı elimizin tersiyle, hatta aşağılayarak bir kenara ittik!  Yerine daha bir "havalı" olduğunu zannettiğimiz elin haçlısının  "sevgililer günü"nü, "cadılar bayramı"nı filan kutlamaya başladık Sevgili Ata'm.

Anlayacağın her bir şeyi bir kenara bıraktık, sarıldık bu zalimlerin ipine gidiyoruz kıyamete... Kendi kültürümüzden ve değerlerimizden ne varsa hepsine bir ad kulp takarak, burun kıvırıp fırlatıp attık!


Kültürümüz, geleneğimiz, değerlerimiz bu durumda... Öte yandan kimliğimizin de ruhuna el fatiha... Zira  artık Türk mürk yok. Türk yerine olduk "sentez"! Vallahi öyle...

Hani demiştin ya.. "Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur" falan diye.. Nerede o asil kan... zira ondan olsa gerek, hani dün önünde diz çoktürtdüğün emperyalistlerin Kızıl Haç'ı bugün  küstahça kinini ve nefretini bir kez daha haykırmış: 

Nasıl mı?

Avusturya Kızıl Haç ( Österreichisches Rotes Kreuz ) Kuruluşunun Linz şubesinde görevli bir kadın doktorun "Müslüman ve Türk kanı almıyoruz" diyerek.

Hani arkadaşlar ırkçılık yapmazlar ya... Hani din, dil, ırk ayırımı gözetmeksizin insan haklarının yılmaz "savunucularılar" ya.. o bakımdan bu açıklama tam yerine oturmuş...

Neyse...


Alo Ata'm, 

Ardı ardına binbir sıkıntı ve zorluklarla hatta isyanlara rağmen başardığın  ve dost düşman bütün ülkelerin hayranlıkla izlediği devrimlerinle kurduğun Cumhuriyetin yurttaşları olarak,  

Sana duyduğumuz aşk'ımız hiç bitmedi, bitmeyecek de!

Geldiğimiz nokta...

Millet olarak her şeye sıfırdan başlama zamanı sanki bir kez daha geldi gibi...

O sebeple, şimdilerde senin kıymetin daha da iyi anlaşıldı Ata'm.

Hal böyle olunca da, madem "sevgililer günü", o halde tüm dost ve düşman bu AŞKı iyi anlasın... 
Anlasın ki ona göre hareket etsin... Zira serde verilmiş bir büyük savaş, öylece şanlı tarihimizde duruyor... 

Bilmem anlatabildik mi?

Cümleten Ata'mıza duyduğumuz sevgimiz kutlu olsun...



Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

11 Şubat 2014 Salı

Diyanet "Olmamalı"ymış!











Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin en önemli  kurumlarından birisidir Diyanet İşleri Başkanlığı. Zira bilinen bir gerçek var ki o da, ülkemizde ve bölgede  en kârlı işin "din tüccarlığı" olduğunu bilen açıkgözlerin önündeki en büyük engel Atatürk'ün kurduğu DİYANET'tir. Onun için de... bazı kesimlerce laik bir devletin bu anlamdaki böyle bir kurumun laikliğe aykırı olduğu görüşü "iddia" ediliyor. Oysa yokluğuyla, Batılı güçlerin de arzusu doğrultusunda  tam bir kargaşayla, din sömürüsünün gırla gideceği bir düzenin oluşacağı kesindir.

Hâl böyleyken... 

"Yeniçeriler"in devamı olduğunu kanıtlayan bazı "aydın" geçinen ve de Batıcı olduklarını aleni söyleyen  entellektüel "hoca" sınıfından insanlarımız var. Neydi bu "yeniçeriler"in malum durumu? İşte her yeniliğe ve her karara itiraz ederek, "istemezük!" diye kazan kaldırmaları...

Dolayısıyla... Kazanı ellerinden düşürmeyen bu insanlarımızın her fırsatta "istemezük!" demeleridir. 


Onlara göre, Türkiye laik bir ülke. O halde diyanet diye bir kurum olmaz ve olmamalıymış...


Aman efendim, meğer ne kadar da ilerici düşünen ama Batıcılığı kendine ilah sayan "çağdaş" "demokrat"larımız varmış, sormayın... Bunlarda laiklik tutkusu ne kadar derinmiş, Öyle ki, Atatürk'ü bile "gerici" ilan ettiler valla...

Kendilerini en önde ve çok Batıcı ilan edenlere bir sormak gerek;

Mesela Avrupa'da krallık gibi sözde sembolik bir monarşi durumu var. O halde "bu nasıl bir demokrasi?" diye sormazlar mı adama?!

Onlara gelince; "sembolik!", 

Bize gelince; "İstemezük!"

Bizim bölgedeki hassas konum ve durumumuz göz önüne alındığında,   "özel durum" denilen o ince ayar sayılmaz da neden "tukaka" ilan edilir?

Diyanet İşleri Başkanlığı, 

"4 mart 1924 tarihinde Mustafa Kemal Atatürk'ün emriyle 429 sayılı kanunla Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığı'na bağlı bir teşkilat olarak kurulmuştur.

Diyanet İşleri Başkanlığı, İslam dininin inançları, ibadet ve ahlâk esasları ile ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmekle görevlidir.

Türkiye Anayasasının 136. maddesinde; genel idare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı, laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasî görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışmayı ve bütünleşmeyi amaç edinerek, özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirir. hükmü yer almaktadır." ALINTIDIR


Diyanetin verdikleri dini bilgilerin pek çok kişi tarafından  fetva olarak algıladığı Türkiye'nin din kurumu olduğu bir gerçektir.

İslam Coğrafyası "din sömürüsü" altında can çekişirken, kan ve gözyaşına boğulurken...  Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin  ve Atatürk'ün  diyanet'ine bir örnek verelim:


"Söz konusu kurum televizyonda yaptığı "organ bağışı dini  açıdan günah sayılmaz hatta sevabı vardır şu ayette açıklanmıştır" açıklamasıyla organ bağışının yolunu açmıştır."



"Bu süreçte Mehmet Haberal bana müracaat ederek organ nakil işini birlikte bir televizyon programında konuşmayı teklif etti. Ben teklifi memnuniyetle kabul ettim

24.08.1983 Perşembe günü akşamı TRT televizyonunda birlikte gerçekleştirdiğimiz bir programda konuyu gündeme getirdik ve Din İşleri Yüksek Kurulu'nun ilgili kararı çerçevesinde halkı bilgilendirmeye çalıştık. Bu program bildiğim kadarıyla organ nakli konusunun dini açıdan televizyon ekranına ilk defa getirildiği bir programdı. 

Mehmet Haberal program sırasında bana organ nakli ile ilgili bağış kartını da uzatmış, ben de besmele ile bu kartı imzalayarak organlarımı bağışladığımı ifade etmiştim. Daha doğru bir ifade ile söylemek gerekirse, ölümümden sonra organlarımın başka hastaların tedavisinde izin verdiğimi açıklamıştım." 13. Diyanet İşleri Başkanı Dr. Tayyar ALTIKULAÇ, Zorlukları Aşarken sf: 421


Türkiye'de dinini anlayamayan bir çok insan bulunmakta ve inandıkları dini onlara doğru bir şekilde anlatmak için Diyanet İşleri Başkanlığı bulunmaktadır. Diyanet işleri hiçbir zaman açıklamalarını kurumsal olarak yapmaz açıklamalarını Kur'an ile özleştirir. Doğruluğunu kanıtlar. Tabi bu diyanet işlerinin gerçek amacı. Yoksa şimdilerde olduğu gibi "lades"i sorgulamak değil...



Öte yandan...

"Atatürk'ün cenaze namazının nerede kılıncağı bir dönem tartışma konusu olmuş. Türkiye'nin bu konudaki en büyük otoritesi, o tarihlerde, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi kelam ilmi ve İslam Felsefesi Ordinaryüs Profesörü Mehmet Şerafettin Yaltkaya'dır. Bu din aliminin fikrine müracaat edilir. Profesör Yaltkaya "cenaze namazlarının muhakkak camilerde kılınması yolunda kat'i ve dini bir kural olmadığını" bildirmekle beraber "kıdem ve makam selahiyeti açısından" bir kez de Diyanet İşleri Başkanlığı'nın görüşünün alınmasını önerir. Bunun üzerine, Profesör Yaltkaya'nın daha sonra yerine geçeceği Türkiye'nin ilk Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Rıfat Börekçi'nin fikri sorulur. "Atatürk'ün cenaze namazını camide kılmak zorunlu mudur?" Börekçi'nin verdiği cevap aynen şöyledir: "Cenaze namazları için esas olan bu namazın temiz bir yerde kılınması şartıdır. Atatürk bütün vatanı, düşman istilasından ve düşman çizmelerinden arındırarak tertemiz bir hale getirmiştir. Dolayısıyla o'nun cenaze namazı vatanın herhangi bir yerinde kılınabilir."
Bu görüş de alındıktan sonra Dolmabahçe Sarayı'nın muayene salonu hazırlanır. Ordinaryüs Profesör Mehmet Şerafettin Yaltkaya herhangi bir müslümanın namazını kıldırır gibi Atatürk'ün cenaze namazını bilinen biçimde kıldırır." ALINTIDIR


İşte Diyanet bunun için var...  Laikliğin gerçek anlamda yaşayabilmesi için. 

Diyeceğim; 

Diyanet İşleri Başkanlığı Türkiye'ye "özel"dir...  

Emperyalistlere ve onların maşası  "İstemezük!" diyenlere duyurulur!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)