3 Nisan 2014 Perşembe

Çılgın "Gerekçe"











Ergenekon'un gerekçeli kararı...


"Türk Silahlı Kuvvetleri terör yuvası olarak gösterildi.

Gerekçeli kararda, terör örgütünün "Türk Silahlı Kuvvetleri içinde yasa dışı olarak oluşturulup faaliyet gösterdiği" iddia edildi."03 Nisan 2014



Sade bir vatandaş olarak bu haberi dehşetle, ibretle ve endişe ile izliyorum... 

Bırakınız hukukçu olmayı, orta zeka düzeyine sahip birisi olarak bu "gerekçeli karar"da dikkatimi çeken ve ürkütücü olarak düşündüğüm çok önemli bir nokta oldu:

Gerekçeli kararda, soruşturmanın sürdürülmesi isteniyor. Hakimler, "Örgütün bazı hücrelerine ulaşılamadığı görülmüştür. Ortaya çıkarılamayan hücreler için soruşturma devam etmeli" ifadelerine yer vermiş.


Valla bu gidişle, Türk halkının her bir  aile ocağı birer "hücre" sayılabilecek duruma geliyor. Zira Türk ordusu, Türk halkından oluşur. O sebeple her evde, her ailede üzerinde şerefle ve gururla taşıdığı üniformasıyla bir asker mutlaka mevcut ve Türk ordusunun doğal mensubudur. Babamız, kocamız, oğlumuz, amcamız, dayımız, eniştemiz.. Türk ordusunun asli mensubu.
Demek ki bunun sonucu Türk halkının ta kendisine uzanacak. Dolayısıyla da Türk halkının her birinin "terör örgütü üyesi"ne dönüşme çılgınlığıyla karşı karşıyayız...

Şaka gibi...


Öte yandan, "gerekçeli karar"ın yazımı, "16 bin 798" sayfa imiş!

Bu "3 cilt" ansiklopedi kalınlığındaki yazılar "nasıl okunur?" sorusunu biz, değerli hukukçularımızın mucizevi zekalarına bırakalım ve buradan yola çıkarak,

Diyeceğim..

Allah Türk milletinin sonunu hayır etsin...


Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

29 Mart 2014 Cumartesi

Haydi Sandığa...














Bu Memleket Bizim


Dört nala gelip uzak Asya'dan
Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan
Bu memleket bizim

Kapansın el kapıları
Bir daha açılmasın
Yok edin insanın insana kulluğunu
Bu davet bizim

Bilekler kan içinde dişler kenetli
Bilekler kan içinde ayaklar çıplak
Ve ipek bir halıya benzeyen toprak
Bu cehennem, bu cennet bizim

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
Ve bir orman gibi kardeşçesine
Bu hasret bizim

                                                  Nazım Hikmet


Yarın seçime gidiyoruz...

Hani vatandaş olduğumuzun bilincine vardığımız o çok önemli asli görevimiz...

Demokrasi adına herkesin sandık başında olması dileğiyle,

Mutlu huzurlu ve en önemlisi de aydınlık yarınlarımız için

Kazanan TÜRKİYE Cumhuriyeti Devleti ve Yüce TÜRK milleti olsun...


Sevgi ve saygılarımla!

"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

26 Mart 2014 Çarşamba

Kâhin Olmaya Gerek Yok!














"Ümraniye’de, El Kaide’ye bağlı IŞİD örgütü üyelerine yönelik olarak akşam saatlerinde düzenlenen operasyonda çıkan çatışmada..." 26 Mart 2014


Emperyalist, haçlı güçlerin dillerinden düşürmedikleri o üç kelime ve anlamları:

Barış=Halkların birbirlerini boğazlaması, kardeş kanı akıtması...

Demokrasi=Ülke zenginliğine el koyup, sömürmek...

Özgürlük=Köle olmak, "efendi"lere tam anlamıyla itaat etmek...

Bölgemiz tarumar...

İslam coğrafyası tam bir bataklık..

Ülke olarak biz de bu bataklığa çekilmenin eşiğindeyiz...

1. Dünya Savaşı'nda Osmanlı, Almanya'nın arkasına sığınarak Batı'nın çıkarlarına hizmet etmeyi asli görevi olarak görmüştü...

Öyle ki Osmanlı'nın Genel Kurmay Başkanı bile ALMAN'dı!!!

O tarihte,

Osmanlı'nın Alman Genel Kurmay Başkanı Bronsart, 1936 yılında yayımlanan bir yazısında, şunları söylüyordu:

"Türkiye'nin savaşa ne zaman gireceğine Alman Genel Kurmayı karar vermiştir. Kafkasya'ya saldırı yapılması fikri de Alman genel kurmayınındır. Esas olarak Kafkas cephesi ikinci dereceden önemli bir cephedir. Önemli olan düşmanlarımızın buralara ordu birliklerini kaydırmasını sağlayarak, birinci derecede önemli asıl cephelerdeki yani Avrupa cephelerindeki Alman ordularına karşı düşman baskısını azaltabilmektir. (...) Suveyş kanalına yapılan harekat da aynı nedenle yapılmıştır. Yoksa Türklerin Mısır'ı fetih etmeleri için değil. Zaten böyle bir şey, eldeki az sayıdaki kuvvetler ve çöl de dahil olmak üzere uzun bir yürüyüş yapıldıktan sonra mümkün değildir. Asıl amaç İngilizlerin bu hareket nedeniyle Süveyş kanalını kapatmalarını sağlayarak onları zayıflatmak ve Kanal bölgesine de asker yığmalarını sağlamaktı. Hakikaten bunda başarılı da olundu." Cengiz ÖZAKINCI, Türkiye'nin Siyasi İntiharı Yeni-Osmanlı Tuzağı, sf:211-212

Hal böyleyken...













Rusya-ABD... 

Yani...  "güç"ler savaşı, tarihten esinlenen aynı senaryolar eşliğinde hızla sahneleniyor! Bölge sıcak gelişmelere gebe..

O sebeple bölgemizde yaşanan gelişmeleri dolayısıyla sınırlarımızdaki kışkırtmaları görmek, anlamak için şüphesiz ki "kâhin" olmaya gerek yok! Zira tarihe şöyle bir bakmak,

Her şeyi anlamak için yeter de artar bile...

Millet olarak gidecek  ne bir vatan toprağı, ne de sığınacak başka bir yerimiz yerimiz yok!

Sağduyu, aklıselim..

"Yurtta barış, dünyada barış"

Sevgi ve saygılarımla!

"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

20 Mart 2014 Perşembe

1853'den 2014'e KIRIM











Kırım Savaşı,  Osmanlı Devleti, İngiltere, Fransa ve Sardinya-Piemonte (İtalya) ittifakıyla, dönemin Çarlık Rusyası’na karşı açılan bir savaştır.

Büyük devletlerin çıkar çatışmalarının sonucu olan Kırım Savaşı’nın görünürdeki nedeni;
Rusya’nın, Osmanlı tebaası arasında yer alan Ortodoks cemaatini kendi koruyuculuğu altına alma talebiydi, bu bir.

İkincisi ise Filistin’deki kutsal yerlerde yaşayan Rus Ortodoks ve Katolik kiliselerinin imtiyazları konusunda Rusya ile Fransa’nın anlaşmazlığa düşmesiydi,


"Marks da Londra'da 29 Temmuz 1853 ve New-York Daily Tribune'de 12 Ağustos 1853 günü yayımlanan Rusya'nın Geleneksel Politikası başlıklı yazısında şöyle diyordu:

Rusya daha 1774 yılında Kaynarca'yı imzalarken, Avusturya'nın İstanbul'daki geçici elçisi Baron Thugut, kendi hükümdarına şunları yazmaktaydı:

"Bugünden itibaren Rusya, uygun bir fırsat yakaladığı her seferinde, herhangi bir hazırlığa bile gerek görmeksizin, sadece Karadeniz üzerindeki limanlarından hareket ederek İstanbul üzerine yürüyebilecektir. Bu durumda hiç şüpheniz olmasın ki, Rum kilisesinin şefleriyle birlikte uzun süreden beri yeraltından hazırlanmakta olan bir ayaklanma patlayacak ve Sultan'a sarayını terkedip Asya'nın içlerine çekilerek Avrupa Türkiyesi'nin tahtını daha tecrübeli birine terketmekten başka çare kalmayacaktır. Ve başkent İstanbul bir kez fethedilir edilmez, bir yandan terör, öte yandan Rum Hıristiyanların sadık desteği sayesinde ve büyük bir zahmete katlanmaksızın Rusya, hem Ege adalarını, hem Küçük Asya kıyılarını, hem de Adriyatik'e kadar bütün Yunanistan'ı kesin hakimiyeti altına alabilecektir(...)"


Osmanlı, İstanbul'un ve boğazların Rusya'nın eline geçmesini önleyip Rus yayılımına karşı direnmekle, Avrupa'nın çıkarlarını da korumuş oluyordu. Osmanlı askerleri Kırım Savaşı denilen bu savaşta; Avrupa'nın çıkarlarını korumak ve bunun karşılığında Osmanlı devletinin Avrupa Devletler Konseyi'ne üye yapılmasını sağlamak; böylelikle varlığını, bütünlüğünü Avrupa devletlerinin güvencesi altında sürdürmek... 

İngiltere'nin eski Büyükelçilerinden David Urquart, olup bitenleri bambaşka bir gözle değerlendirirken şunları söylüyordu:

Aynı güçler "müttefik" görüntüsü altında Osmanlı topraklarına kendi askerlerini yerleştirdiler.

İngiltere Savaş Bakanı Lord Herber dedi ki:

"Biz müttefik olduğumuz Osmanlı ile değil, düşmanımız Rusya ile anlaşma halindeyiz." 

İstanbul'da İngiliz elçisi olan Lord Ponsoby de dedi ki: "İngiliz Fransız savaş gemileri Karadeniz'e Türkiye'yi korumak için değil, Rusya'yı korumak için girdi."

Cengiz ÖZAKINCI, Türkiye'nin Siyasi İntiharı Yeni-Osmanlı Tuzağı sf: 38-39-40


"Ruslar Silistre'de bozguna uğrayıp büyük kayıplarla geri çekildiklerine göre, İstanbul'u ele geçirme amacında başarısızlığa uğramış ve bu savaş da burada sona ermiş olmalıydı. Gelgelelim öyle olmadı. Osmanlı devleti ile Rusya arasında barış görüşmeleri yapılması gerekirken, İngiliz Fransızlar -her nedense?- Sivastopol'ü kuşatmaya giriştiler. Osmanlı, İngiliz, Fransız ve Sardinya askerleri, Sivastopol'de savaş alanlarında Rus ordusuna karşı omuz omuza dövüşecekti.

Abdülmecid için İngiliz ve Fransızların Rus yayılımcılığını durdurmak için Osmanlı'yla askeri ittifak yapmış olması, bundan böyle Osmanlı'nın Avrupa Devletler Konseyi'ne alınması ve toprak bütünlüğünün Avrupalı devletlerin güvencesi altında korunması için yeterli bir nedendi. Bu yüzden, "Biz Rusları Silistre'de yendik., savaş bitti. Sivastopol Kuşatması da nereden çıktı?" demeyecekti." C.Ö. sf:45-46

"Rusya'ya karşı girişilen bu savaşta, Batı kaynakları 17.500 İngiliz, 90.000 Fransız, 35.000 Osmanlı-Türk, 2050 Sardinyalı askerin öldüğünü yazıyordu. Gelgelelim öldüğü savlanan 90.000 Fransız askerinin tümüne yakını Cezayirli  Zouaves Berberi kabilelerinden Müslüman savaşçılardı." C.Ö. sf:49



Dünya tarihinin o zamana kadar gördüğü en kanlı savaşlardan biri olan "Kırım Savaşı" 1853-1856 yılları arasında yarım milyon insanın ölümüne yol açtı.


Ve de kolera, tifüs vb. hastalıkların kayıpları katladığı bu savaşın odaklandığı Sivastopol, Fransa, İngiltere, Osmanlı Devleti ve bunların karşısındaki Çarlık Rusyası’nın belleğinde derin izler bırakarak tarihe geçti.

1853 yılında savaş ilanı anlamına gelen ilk notalar verilip talepler geri çevrildiğinde dünyaca ünlü Rus yazar Tolstoy Romanya ordusunda subaydı; savaşın resmen başlamasıyla birlikte Kırım ordusuna naklini isteyip 7 Kasım 1854’te Sivastopol’a geldi.

Savaşın  ulus, ırk, toplumsal statü, inanç farkları tanımayan kıyım mekanizmasının dehşeti karşısında, kendi sözleriyle şöyle demektedir:

"Burada savaşı; kurallı, güzel ve parlak düzeniyle, müzikli trampetli sesleriyle, dalgalanan sancaklarıyla, atlarının sırtındaki generalleriyle görmüyorsunuz. Burada savaşın gerçek ifadesi olan kan, acı ve ölüm gibi kelimelerle bile ifadesi zor olan korkunç bir olayın gerçek yüzünü görüyorsunuz." demiştir.


Umut ederiz ki tarih, yeni bir Kırım Savaşı daha yazmasın...



Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)


14 Mart 2014 Cuma

ALLAHUEKBER!
















"Burak Can Karamanoğlu’nun yaşamını yitirdiği Fatih Sultan Mehmet Caddesi yakınlarında toplanarak yürüyüşe geçen eli sopalı ve palalı bir grup, polisin geniş güvenlik önlemleri nedeniyle ara sokaklara dağıldı. AA'nın genel müdürü polise ateş açıldığını twitter'dan duyurdu." 14 Mart 2014



Kışkırtma...

Son derece ürkütücü ve vahim olaylara tanıklık ediyoruz...

Evlatlarımız yaşamlarını yitiriyor.. 

Millet olarak canımız yeterince yanmadı mı?

Bir "sağcı" dediler, bir "solcu" dediler... 

Bir "Alevi" dediler, bir "Sünni" dediler... 

Bir "faşist" dediler, bir "kominist" dediler...

Bir "Kürt" dediler, bir "Türk" dediler... 

Bir inanan dediler, bir inanmayan dediler...

Bu yaftalamalar ve ayrıştırmalar neticesinde binlerce evladımız, fidanımız öldü!!!


Emperyalistler iş başında!

Bu milleti birbirine kırdırmak emperyalist haçlıların en baş hedefleri arasında...

Burak Can’ın acılı babası Halil KARAMANOĞLU, sağduyu çağrısı yaptı: 

"Vatanımız tek, birlik beraberlik içinde olacağız, ne sağ ne sol, elhamdülillah müslümanız, Türkiye'yi ancak biz yönetiriz...

Biz hep Türk milletiyiz. Türk’üz. Vatanımız tek. Bu olayları biz tasvip etmiyoruz. Nedir yani?"

Evet "nedir?"

Berkin ELVAN, şehit Polis'imiz Ahmet KÜÇÜKDAĞ, Burak Can KARAMANOĞLU. Bunlar bizim insanlarımız, bu toprakların çocukları...


Bu ülkenin insanlarının alayı "Elhamdülillah müslümanım" diyor...

Haçlıların derlediği ve kullandığı insan müsvettelerinin "İslam" adına tekbir sesleri arasında ciğer yiyenleri, kan içenleri ibretle, dehşetle  tüm dünya gördü..

Şimdi...

Tekbir sesleri arasında silahların patlaması da neyin nesi oluyor?

Bu  mukaddes cümle için Çanakkale'den Yemen'e binlerce şehit vermedik mi?

"Allahuekber" sesleriyle kahraman ordumuz düşman üzerine hücum etmiyor mu?

İyi de... bu millet, bu topraklarda özgürce günde 5 vakit semalarda yankılanan "Allahuekber" sesleri arasında yaşamıyor mu?

Milleti düşmanlığa ve ayrıştırmaya değil,  birleştirmeye yönelik "Allahuekber" sesleri bize her zaman için şevk ve gurur verir!


Lütfen...

Acılı baba Halil KARAMANOĞLU ne diyor?

"Benim sağ ve solla herhangi bir işim yok. Biz hep beraber Türk milletiyiz, Türküz. Bizim vatanımız tek. Bu olayları tasvip etmiyoruz. Herkesin evladı var. Benim canım yanıyor. Yazık günah bu millete, bu çocuklara yazık. Bütün gençlere yazık"

Ve aynı sağduyunun sesi acılı baba, insanlarımızı kışkırtmaya sebebiyet vermemek  için, evladının cenazesini memleketine gönderiyor..

Dolayısıyla vatanın bütünlüğünü, milletin bölünmezliğini biricik evladının önünde tutuyor...

Çok kıymetli Halil KARAMANOĞLU'nun ellerinden öpüyor, acısını derinden paylaşırken, kaybettiğimiz vatan evlatlarımız için de Allah'tan rahmet diliyorum...


Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

12 Mart 2014 Çarşamba

Dikkat...













Ve...


"Ukrayna Milli Güvenlik ve Savunma Kurulu Sekreteri Parubiy, Rusya'nın, Ukrayna sınırında 80 binden fazla asker bulundurduğunu belirtti." 12 Mart 2014, AA


"Atatürk'ün dış siyasetinin kaynağı "Yurtta Sulh Cihanda Sulh" ilkesiydi. Çünkü Atatürk sadece kendi ulusunun değil bütün dünya uluslarının da sorunlarını düşünüyordu.

Bu dış politikaların temellerini 9 Mart 1935 tarihli bir konuşmasında atmıştır:

"Dünyanın filan yerinde bir rahatsızlık varsa, tıpkı kendi aramızda olmuş gibi, onunla ilgilenmeliyiz. Olay ne kadar uzak olursa olsun bu esastan şaşmamak gerekir. İşte bu düşünüş, insanları, ulusları ve hükümetleri bencillikten kurtarır. Bencillik, kişisel olsun, ulusal olsun, daima fena telakki edilmelidir." 

(...)

Atatürk, "Yurtta Barış Dünyada Barış" ilkesini izlerken çok yönlü bir düşünce sistemi oluşturmuştur. O'na göre dünyadaki tüm ulusların mutluluğunu hedef almak aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti ulusunun da kendi huzur ve mutluluğunu sağlamak demektir. 

Bir ulus için huzur ancak tüm ulusların barış içerisinde olmasıyla mümkündür çünkü kendi ülkemize uzak sandığımız bir yerde cereyan eden olayların daha sonra bizi de etkilemeyeceğinden asla emin olunamamaktadır. Bunun için, bütün insanların bir varlık olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Tıpkı insan vücudundaki herhangi bir ağrının diğer yerlerde de bir etki bırakacağı gibi dünyayı oluşturan tüm uluslar da birbirlerini etkileyecektir." Orhan ÇEKİÇ, 1938 Son Yıl  sf:112-113

Vazgeçtik uzak diyarlardan

Yanıbaşımız kaynıyor.


Bize gelince... 






Mekanın cennet olsun

Güle güle  ÇOCUĞUM...



Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

8 Mart 2014 Cumartesi

Allah'tan Başka Kimseye Kulluk Etmem!





Cumhuriyet kadını olarak bilimin, aklın ön plânda olduğu, "Allah'tan başka kimseye kulluk etmem!" dediğim modern çağdaş Türkiye Cumhuriyeti'nin vatandaşı olarak,

Aydınlık yarınların, çağdaşlığın, eşitliğin, özgürlüğün güvencesi  tüm kadınlarımızın "Kadınlar Günü" kutlu olsun...



Sevgi ve saygılarımla!

"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)