16 Ağustos 2009 Pazar

"Mastika Gitti Kolbastı Geldi..."

















"Güzel olan sevgili değildir, sevgili olan güzeldir." Tolstoy



"Son dönemde bir Kolbastı fırtınasıdır gidiyor. Trabzon'dan tüm Türkiye'yi sarmış durumda. 7'den 70'e herkes Kolbastı müziğiyle dans eder hale geldi. Oldukça çılgınca bir dans türü olması dolayısıyla herkesin de ilgisini çekmiş görünüyor. Bu müziğe ayak uyduramayanlar, oynayanları izleyerek keyif alıyor. Kısacası kolbastıyı oynayan, oynayamayan herkes seviyor gibi görünüyor..." Evet; basın yayın organları bizlere Kolbastı'yı bu şekilde takdim ederek, ortalığı kasıp kavuruyor.


Doğrusu bu oyunun karmakarışık bir şey olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Biraz daha açmak gerekirse, içine horon, Anakara havası, disko ve biraz da "rep" katılarak oluşturulmuş, kimin ne yaptığı belirsiz karman çorman disko müziği... Peki bir zamanlarda "mastika" diye bir uyduruk çıkartılarak aynı şekilde bizlere dayatılmış, fırtınalar estirilmemiş miydi? Ne olduğunu anlayamadan, o zamanlarda bugün Kolbastı da olduğu gibi, düğünlerin gözdesi olmamış mıydı? Bu türden oyun ve şarkılar, hiç bir niteliğe ve kaliteye sahip değildir. Tıpkı vasıfsız ve niteliksiz insanları, bir dönem meşhur edip, ardından da adını sanını dahi unuttuğumuz ve hatırlayamadığımız sahte yüzler gibi...


Evet; demek oluyor ki bizim zengin müzik ve folklor kültürümüzün yerine, içi boş, ne olduğu belli olmayan şeyler dayatılmaya çalışılıyor. Bu anlamda gençlerimizin, eğlence ve oyun oynama ihtiyacı ise, sözde yöresel oyunlar diye bir dizi uydurmaca şeylerle aldatılmaya bırakılmış durumda. Bu durum bizim, o güzelim zeybek oyunlarımıza, Ankara havasına, Karadeniz horonları ve kemençesine, halaylarımıza, Güneydoğu Anadolu'nun dünyada birincilikler alan halk oyunlarına, bir bir ket vurmaktan başka bir şey değildir. Bu durumda da Türk halk müziğinin yanısıra çeşit çeşit yörelerimize ait folklor halk oyunları unutulmaya yüz tutmuştur. Nasıl unutturuluyor derseniz, yerlerine
"kavram karmaşası", "kültür karmaşası" yaratılıp, sözde "popüler kültür" adıyla kimlik ve kültürümüz yok edilmeye çalışılarak!


Bugün gençlerimiz ve çocuklarımız, zengin ve her biri burcu burcu Anadolu insanının yaşamlarını konu eden, hem ağlatan, hem coşturan müziklerimizi, danslarımızı, oyunlarımızı hiç tanıyamadan, arada ne olduğu belirsiz anlamsız şeylerle yoğrulup gitmekteler. Bundan dolayı millet olarak kaygı ve üzüntü duymalıyız. Basın ve televizyonlar aracılığıyla "popüler" yapılmaya çalışılan Kolbastı, belki bugünün tanımlamasıyla "ponpon kızlar"ın alakasız giyimleriyle de renklendirilen " yöresel oyunlar" yutturmacasından başka bir şey değildir. Aynı zamanda izlendiğinde insanın zihnini yorduğunu da hatırlatmadan geçemeyeceğim. Bu arada da asıl kültürümüz ve değerlerimiz arada kaynayıp gidiyor! Zira asıl kültür abidelerimiz, hiç bir zaman gündeme gelmiyor, getirilmiyor!


Bakınız yeri gelmişken bir duruma daha değinmek isterim; Diyarbakır, Gaziantep, Erzurum vs. yörelerimizin halk oyunları ekibi dünya çapında girdikleri her yarışmada mutlaka ilk üçe girerdi. Bu durumdan sonra bir de baktık ki, "Sultans Of The Dance" adı altında, olay farklı bir şekilde değiştirilmeye başlandı. Derken bizler de, yine ne olduğunu anlayamadan bu türden oluşumlara modernlik ayağında kitlendirildik. Oysa herşeyin aslı makbuldür. Niçin biz, bu oyunların ruhunu ve özünü değiştirmeye çalışıyoruz, diye sorgulamadık! İlla da "Batı karışımlı" olmalı, diye bir dayatmayı reddedemedik. İşte böyle bir fırtına ile kafalarımız karışıp gidiyor. Bir tek kafalarımız karışsa iyi; ardından kimliklerimiz de karışarak benliğimiz yok oluyor! Herşeyimizle birlikte çürüme ve yozlaşmaya terkediliyoruz da haberimiz bile olmuyor!


Bizim hemen her bölgemizin yöresel oyunları, türküleri, ağıtları, halayları, horonları, kaşık oyunları, zeybekleri, dadaşları var. Bunları saymakla bitiremeyiz! Her birinde ayrı bir tat, ayrı bir lezzet var. Doyamazsınız güzelliklerine. Ama gelin görün ki, bu güzellikleri yok etmek isteyenler, bıkmadan usanmadan sinsice senaryo yazıyorlar. Bunlara karşı daima uyanık olmak gerekliliğini de unutmamak gerekiyor. Kültürünü, dilini kaybeden, kimliğini kaybetmiş demektir. Değerlerimizi her alanda ayakta tutarak varlığını korumak yaşamsal bir zorunluluktur!

Sevgi ve saygılarımla!

1 yorum:

  1. Maalesef gün geçtikçe değerlerimizi yitiriyoruz. Kültürümüzü korumak yaşamsal bir meseledir. Konuyu çok güzel değerlendirmişsiniz. Teşekkürler. Serkan Alpaslan

    YanıtlayınSil