18 Ağustos 2009 Salı

Şenliklerimizden Bir Rüzgâr Daha...


















"Marifet ehlinin ilk makamı EDEPTİR." Hacı Bektaş-ı Veli


Şenlikler, toplumları birbirine kaynaştıran, eğlendiren coşku veren özel günlerdir. Bu durum neredeyse "bayram" havasında geçer. Belirli tarihlerde kutlanılan, bayram tadında günler de diyebiliriz. İşte bu özel günleri, Anadolu'nun hemen her bölgesinde çeşitli etkinlikler altında bolca görebiliriz. Bu türden şenlikler toplumların, sarsılmaz dinamikleridir. Burada birlik ve beraberlik havası eser. İşte bizim, bu neviden günlerimiz insanlarımızın, çeşitliliğine çok güzel örneklerdir. Hepsi de bizim; ve Türk Milleti'ne aittir. Biz bu zenginliklerle gurur ve onur duyarız. Herbiri ayrı bir şereftir. Ne mutlu bizlere ki, bu türden çeşit çeşit zenginliklerle bezenmişiz. Hangi ulusun, bu kadar çok zenginliği vardır acaba, diye de sormadan da geçemeyeceğim.

Hacı Bektaş-ı Veli,

"13. yüzyılda yetişmiş ünlü bir Türk düşünürü ve gönül adamı olan Hacı Bektaş-ı Veli, Horasan'ın Nişabur (Nişapur) kentinde doğdu. Ehl'i-Beyt Okuluna mensup Türk mutasavvıf olan ve Annesi Hatem Hatun, babası Seyyit İbrahim Sani'dir.

Akılcılığa ve bilime inanan Hacı Bektaş Veli'nin kişiliğinin temel ilkesi dürüstlüktü. İlk eğitim ve öğrenimini Türkistan Piri Hoca Ahmet Yesevi kültür ocağından alarak, çok sayıda bilim adamının yetiştiği Horasan'da engin bir bilgi birikimine ve geniş bir dünya görüşüne sahip olmuştur.

Hacı Bektaş Veli'nin Anadolu'ya gelişi, Anadolu Selçuklu Devleti'nin siyasi, ekonomik ve kültürel düzeninin bozulduğu, yönetimde bölünmelerin ortaya çıktığı bir döneme rastlamaktadır.Hacı Bektaş Veli Kırşehir yöresindeki Suluca Karahöyük'e (Hacımköy) yerleşmiş, Orta Anadolu'yu dolaştıktan sonra Anadolu kültürünü, Anadolu insanının gelenek ve göreneklerini özümseyerek yeni bir bilim ve öğreti merkezi kurmuş ve Bektaşilik geleneği bu merkezden tarih sahnesine çıkmıştır.


Burada çok sayıda öğrenci de yetiştiren ve Yeniçeri ocağının da piri olarak bilinen Hacı Bektaş Veli'nin Anadolu birliğinin sağlanmasına önemli katkıları olmuştur. Hacı Bektaş Veli mirası ayrıca, Osmanlı Devleti döneminde, hem Yeniçeri ocağının piri sıfatıyla, hem de Bektaşilik geleneğinin Balkanlardaki yerli halklar açısından kolaylıkla özümsenebilecek yönleri bulunması nedeniyle, başta Arnavutluk ve Makedonya gelmek üzere, İslamiyet'in bu coğrafyada yayılmasında temel bir rol oynamıştır. Hacı Bektaş Veli, Türk dili ve kültürünün yabancı etkilerden ve her türlü yozlaşmalardan korunması çabalarını ömrü boyunca sürdürmüştür. Ortaya koymuş olduğu birleştirici ve yükseltici öğreti her türlü bağnazlıktan uzak, çağa uyan ilkeler haline gelmiştir. Hacı Bektaş Veli ibadet ve günlük yaşamda kadını erkeğin yanına almıştır. Güzel sanatlara sevecenlikle bakmış, Dergah'ta öğretisini yaşama geçirmiştir. Makalât, Fevaio. Şadhiyye ve Şerh-i Besmek isimli eserlerinin olduğu bilinmektedir. Hacı Bektaş Veli'nin hayatını ve kerametlerini anlatan Velâyetname hakkındaki en önemli temel kaynaktır." ALINTI.


Hacıbektaş / Nevşehir ilinde türbesi bulunmaktadır. Bu anlamda bu bölge -GÖREME- din turizminin bir başka türünü, bu defa Hıristiyanlığı değil, Müslümanlığı ilgilendiren yönü de bünyesinde barındırmaktadır. Hacı Bektaş Veli'nin dergahının bulunduğu yer olması nedeniyle.


Her yıl 16-18 Ağustos tarihlerinde düzenlenen Hacıbektaş şenlikleri, büyük bir coşkuyla kutlanmaktadır. Biz millet olarak, bu özel günlerimizi bir bayram havasında büyük bir sevinç ve coşku ile kutlamanın haklı gururunu yaşamaktayız. Demek ki bizim farklılıklarımız birer zenginlik olarak görülmektedir. Yoksa bunlar dışarıdan yaratılamaya çalışıldığı gibi "ayrılık" hiç değil! Bakınız bu neviden özel günlerimizi saymakla bitiremeyeceğimiz kadar bol miktarda var. Her bölgemizde bir mutluluk... O halde dışarıdan bize zorlama olarak yamanmaya çalışılan sözde "özel" günlere hiç ihtiyacımız yokmuş! Hani şu "sevgililer günü" vs. gibi. Zira bizim bu zenginliğimiz, aynı zamanda köklü ve onurlu bir geçmişimiz olduğunun da bir göstergesidir. Yani dolu dolu bir geçmişe sahibiz.


Şüphesiz ki, bu zenginliği bugüne kadar yaşatmak da büyük devlet olma geleneğimizden kaynaklanmaktadır. O halde bu türden olguları yaşamak bizim için bir kıvançtır. Bu kadar zenginliğe sahip olmak sizce de bir onur ve gurur değil midir? En önemlisi de bu olgular birlikteliğimizi daha bir perçinlemektedir. Tıpkı köklü ailelerin geleneklerini sürdürdükleri gibi... Bizim de bir aile olduğumuzu hiç akıldan çıkarmamamız gerekiyor. Zira bugünlerde üzerimize çullanan Batı emperyalizmi, dün olduğu gibi bizi, bugün de ayrıştırma peşine düştüler. Bu oyunları bıkmadan usanmadan hep yapıyorlar. Oysa biz hem Kürt'üz, hem Laz'ız, hem Türk'üz, hem Alevi'yiz, hem Sünni'yiz... Yani biz hepimiz, birbirimiziz. Yok aslında birbirimizden farkımız. Çünkü, bu kimliklerimizle kaynaşarak, binlerce yıl gelenek ve göreneklerimizle birlikte yaşadık, yaşıyoruz, yaşayacağız!.. Türk kimliği altında birleşerek Türk Milleti sıfatıyla bütünleşiyoruz!.. Onun içindir ki "Ne mutlu Türk'üm diyene!" sözünü, özümseyerek ruhumuza işledik, belleğimize kazıdık. Bu bir çatı gibi; bizi, korumaktadır.


Bu meyanda, Hacı Bektaş-ı Veli'nin öğretilerinin temelleri hakkında fikir verici özdeyişlerinden birisiyle sözlerimi tamamlamak istiyorum; "Bir olalım, iri olalım, diri olalım." Sevgi ve saygılarımla!


Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme