26 Ekim 2009 Pazartesi

Müslümanların Kur'an'a Karşı Görevleri














"Ya yönetenler filozof olmalı, ya da filozoflar, yöneten olmalı." Socrates


"Kur'an, hayatı anlamlandırmak için indirilmiştir." Evet, bir gazete köşe yazarının yazısı üzerinde kendimce önemli saydığım düşüncemi, buradan paylaşmak istedim. Zira toplum olarak okumadan oldukça uzaklaştığımızı da gözönüne alacak olursak düşüncemde, haklılık payım bir hayli yüksek olacaktır.


Bizim millet olarak uğrunda öldüğümüz kutsal değerlerimiz var; ve bu değerlerimizi korurken birilerinden talimat alarak değil de, sanki doğuştan bize verilmiş bir görev gibi sayarak hareket ederiz. Kendiliğinden gelişen davranışlarımız gibi de diyebiliriz. Mesela, yerde gördüğümüz bir ekmek parçasını hiç düşünmeden hemen alarak bir kenara bıraktığımız gibi... Zira biz bu durumu inancımız içerisinde bir saygısızlık ve "günah" olarak görürüz. Yine kutsal kitabımız Kur'an-ı Kerim, bizim en büyük kutsallarımızın başında gelir. Aile yapımız içerisinde edindiğimiz Kur'an sevgisi ve saygısı her zaman için en üst seviyede olmuştur. Ancak bizim Kur'an-ı Kerim'e karşı görevlerimiz de vardır. Kur'an bizden onu,

1- OKUMAMIZI
2- DÜŞÜNMEMİZİ
3- ANLAMAMIZI
4- YAŞAMAMIZI istiyor.

O zaman da Kur'an'ın ilk kelamında olduğu üzere; "OKU" emri ile bizim akla, bilime ve mantığa dayalı olarak hayatımızı idame ettirmemizi buyurmuştur. Demek oluyor ki kutsal kitabımızı mümkün olan her şartta ve ortamda okuyarak anlamamız gerekiyor. Zira Sâd Sûresi, 29. Ayet bakınız ne diyor:

"Bu Kur’an, âyetlerini düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır."

O halde, Kur'an-ı Kerim'in Türkçe mealini her şekilde okumaya mecburuz. Zira Kutsal kitabımız bizim uğrunda can verdiğimiz değerlerimizin başında geliyorsa -ki öyle- o zaman Kur'an'ı bilmek zorundayız! Bu bizim için aynı zamanda bir aydınlanma olacak, kulaktan duyma ve hurafelere dayalı inancın yolunu da kapatacaktır.

Kur'an'ı Kerim, zırha büründürülmemelidir! Zira İsâmiyet sevgiye dayalı bir dindir; ve bizler korkutulmadan kutsal kitabımıza ve Allah'a yakın olmalıyız! O halde elimize alacağımız Kur'an'ın Türkçe meali, bizim yanlış adreslere gitmemizi de engelleyecektir!

En önemlisi de itiraz edenin bilmeden itiraz ettiği, körü körüne inananın da bilmeden kabul ettiği konuların asıl kaynağı olan Kur'an-ı Kerim'in okunmasıyla daha derinden anlaşılacağı kesindir... Bu arada Sevgili Peygamberimiz, "Sizin en hayırlınız Kur'an'ı öğrenen ve öğretendir" diye buyurmuşlardır. Bu durumda bizim körü körüne bir şeyleri ezberlemek değil, mutlaka ki okuduğumuz şeylerin anlamlarını bilerek Allah'ın vermek istediği mesajdan haberdar olmaktır.

Sevgi ve saygılarımla!



1 yorum:

  1. Hocam size gönülden katılıyorum. Kuran-ı Kerim'i anlamak çok önemli ve dilimizle okunmalı. Ben Arapça'yı konuşabiliyorum, yazabilyorum, okuyabiliyorum ve anlayabiliyorum. Ama Kuran-ı Kerim'i tam anlamıyla anlayamıyorum. Arapçayla bağı olmayan vatandaşlarımız nasıl anlasın. Çok güzel ve anlamlı bir konuyu dile getirdiğiniz için teşekkür ederim. Serkan Alpaslan

    YanıtlayınSil