30 Kasım 2009 Pazartesi

Yöntemler Değişse de...

















"Kadınlarımız eğer milletin gerçek anası olmak istiyorlarsa, erkeklerimizden çok daha aydın ve faziletli olmaya çalışmalıdırlar." ATATÜRK


25 Kasım Uluslararası -Kadına Karşı Şiddete Yönelik- Dayanışma Günü; dünyada kadına yönelik şiddetin günümüzde de sürüyor olması, ne yazık ki geçmişten bugüne insanlığın gelişmesi anlamında çok fazla ilerlemediğinin göstergesi olarak kabul etmek zorundayız. Zira istatistiki anlamda gelişmiş ülkelerde dahi kadının şiddete maruz kalması; birçok kadının etnik kökeni, sınıfı, kültürü ya da konumu nedeniyle de hedef seçildiği anlamı taşımaktadır.

"Tarih öncesinin ilk dönemlerinde, erkek, kara ve deniz avcılığıyla uğraşırken, kadın çocuklarını beslemek, onları vahşi hayvanlara, soğuğa, iklim değişikliklerine karşı koruyan daha bir çok aile içi olayları üstlenirken, erkek kadının yaptıklarının değerini bilir; sosyal ve entellektüel bakımdan, kadın erkeğe en azından eşittir.

Ortaçağ'a gelindiği zaman, kadın erkeğin malı olarak görülmekteydi. Rönesans kadının hukuki durumunu değiştirmemesine karşın törelerde önemli değişiklikler getirmiştir... İcatlar ve keşifler, ferdiyetçi itiş ve hümanizm, feodal alışkanlıklara ve skolastiğe karşı ateş açarlar. Kadın bir takım bağımsızlığa kavuşur, düşünce hayatına girer. Toplumsal ilerleme ve çağ değişimleri, kadınların özgürlüğe doğru ilerleyişi ile orantılıdır, toplum alanında gerilemeler ise kadınların özgürlüğünün azalmasıyla meydana gelirler." Alıntıdır


Ülkemizde ve az gelişmiş toplumlarda yer yer halen sürmekte olan "feodalizm" esasına dayalı sistemlerde kadının yeri ezilmenin ötesine geçmemektedir. O vakit şiddetin gölgesinde yaşayan kadınlar, toplumda kendilerine yer edinemedikleri gibi toplumsal ilerlemenin sağlanmasına da olanak tanımadığı kesindir. Zira kadın, kendini geliştirdikçe kendi hak ve özgürlüklerinin farkına varıp kendisini feodal sistemden kurtaracaktır. Aynı zamanda da haklarını koruyacak ve bu oranda da toplumların ilerlemesi kaydedilecektir. Kadın, ezildiği sürece toplumun da her türlü şiddete maruz kalacağı kesindir. O halde bir toplumda kadın ne kadar özgür ve eşit haklara sahipse, o toplum bir o kadar da yüksek medeniyete erişmiş demektir.


Kadının ezilmesinin yanında her alanda sömürüldüğü de bir o kadar gereçektir. Özellikle gelişmiş ülkelerde kadının cinselliği kullanılarak tüketim toplumu oluşturulmuştur. Zira kapitalizmin asıl hedefi olan tüketimin hızlı bir şekilde yaygınlaşarak sürdürülmesi, çoğunlukla kadının fiziksel görüntüsü kullanılarak gerçekleştirilmektedir. Oysa düşünce anlamında kadının toplumda yer alması üzerinde durulması gerekliliğinin hedef belirtilmesi ve çareler aranması gerekirken, bunun tam tersi yönde gelişmeler yaşanmaktadır.Yani düşünceleri boşaltılmış ve tek noktaya kitlendirilen kadınların, görsel anlamda kitlelere reklam edilerek zihinlere yer etmesi; aslında insanlık adına utanç verici bir noktaya sürüklendiği gerçeği nedense sorgulanmamaktadır. Kadın imtiyazlarının genişlemesi derken; olayı bu yönde geliştirmek ve beyinlere kadını görsel anlamda bir "obje" olarak sunmak toplumların ilerlemesi anlamı taşımadığının altını önemle çizmek istiyorum. İşte gelişmiş ülkelerde kadının toplumdaki yeri ne yazık ki bu noktalara taşındığı bir dönemi yaşıyoruz. Zira tüm veriler bu yönde işaret veriyor...


Bir başka deyişle, sınıfların ortaya çıktığı andan itibaren, egemen güçlerin sömürülenlere, ezilenlere reva gördüğü bütün toplumsal roller, her zaman kadına ağır bedeller ödetmiştir. Kadına sadece bir "serf" olarak bakılmamış; aynı zamanda cinsiyeti bakımından da boyun eğdirilmesine zemin hazırlanmıştır. Çok canlı bir örnekle anlatımımı izninizle pekiştirmek istiyorum; Halis TOPRAK'ın 17 yaşında bir kadınla yapmış olduğu evlilik... Peki hemen sonra ne oldu derseniz, bakınız basından edindiğimiz haberler bu düşüncelerimizi kanıtlar biçimde; "Ya paramı ver ya kızımı... Kayınpederi, Halis Toprak kendisine 5 bin TL vermeyince nikahın iptali için dava açıyor."...

Demek oluyor ki kadın her şartta, kadın, olmasından gelen özelliği ile zora maruz bırakılmış boyun eğdirilmiştir. Bunun yöntemleri farklı olabiliyor; ama netice itibariyle sonuç hiç DEĞİŞMİYOR!!!

Kısaca toplum ve millet olarak medeniyete ve çağdaşlığa erişmek istiyorsak; kadının ilerlemesine yani beyninin gelişmesine olanak tanımalıyız! Bunun zemininin her şartta EĞİTİM sayesinde olacağının, altını kalınca çizerek hatırlatmak isterim. Tabii insanlığın en önemli değerlerinden olan fazileti de kaybetmemeyi unutmadan!


Sevgi ve saygılarımla!

3 yorum:

  1. Eğitim şart ancak ülkemizde eğitimin de eğitime ihtiyacı var...

    YanıtlayınSil
  2. Bir erkeğe dört kadının reva görüldüğü yerde kadının adı bile olmaz,şiddet o rejimin çukulatasıdır çukulatası.Yeteneksiz Türk

    YanıtlayınSil
  3. Kibele Anadolu da gücü elinde tutardı.O dönemlerde boşanma hakkı da kadındaydı.Kadın istemezse ayrıldığı eşi bir daha evlenemezdi.Nereden nereye...Kadın isterse haklarını elde edebilir.Zira erkekleri de yetiştirenler kadınlardır.Elif

    YanıtlayınSil