Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
30 Kasım 2015 Pazartesi
Bozulmakta Olan Türkçe
Halk Bilimci Araştırmacı Yazar Sayın Halûk TARCAN'ın DİKKAT ÇEKİCİ iletilerini aynen paylaşıyorum:
"BOZULMAKTA OLAN TÜRKÇE
"... Türkçe kırması İngilizce ile Türkçe konuşurken kullanılan İngilizce kelimelerin dilimizi garipleştirmesi..
Bu kavramları önce, Londra'dan makale yazmış olan Prof. BAYRAKTAROĞLU'na cevabını hazırlayıcı bir özet olarak veriyorum.
Sayın Prof. BAYRAKTAROĞLU,
T24'le yaptığınız mülâkatı ilgiyle okudum; endişelerinizi aynen paylaşıyorum. Türkiye her gittiğimde, görüp, duyup rahatsız olduğum anlar çok oluyor. Bilhassa, genç nesille olan konuşmalar maalesef bir Türkçe-İngilizce karışımı halinde yürüyor; bundan eminim... Türk diline giren sayısız İngilizce kelimelerinin yerleşmesi, gösteriş yapma hastalığı ve tabii ki, İngilizceyle eğitim yapmış olmanın hasarları büyük rol oynuyor. Geçenlerde Oktay SİNANOĞLU'nun bu konuda yazdıklarını (Büyük Uyanış) okumuştum. O da aynen sizin eleştirdiğiniz tehlikeli durumu kitabında tartışmış. Yeni okumaya başladığım "Türkçe Off" adlı kitapta konuyu daha genel bir şekilde inceliyor... Bir bakıma, bu konuyu işleyen ve tehlikeleri tartışan yazarların ve akademisyenlerin olmasına seviniyorum, bir bakıma da, Türk dilinin bu acınacak hâle gelmiş olmasına çok üzülüyorum.
Çalışmalarınızda başarılar dilerim.
Betül NELSON, LONDRA
Sayın Betül NELSON burada Prof. Dr. Sinan BAYRAKTAROĞLU'nun Türkiye'de yabancı dil eğitimi adıyla yeni çıkan kitabında geniş bir şekilde incelemiş olduğu bu problem konusunda T24'ün önce Prof. BAYRAKTAROĞLU'nu tanıyalım:
CAMBRIDGE Üniversitesi'nde öğretim üyeliği ve The Cambridge Centre For Languages, Sawston Hall'un 22 yıl kurucu direktörlüğünü yürüten Prof. Dr. Sinan BAYRAKTAROĞLU, bugün orta ve yükseköğretim bünyesindeki İngilizce ve Türkçe eğitiminin titizlikle yeniden yapılandırılmasının şart olduğunu söyleyerek Türkiye'de eğitim bilincinin 'yabancı dil eğitimi' arasındaki farkı yeterince anlamak bakımından yetersiz olduğunu savundu. BAYRAKTAROĞLU. "Yapılan istismarlar neticesinde kanayan bir yara haline gelen bugünkü durumun Türk yükseköğretiminin kallite düzeyini tehdit ettiğini acı bir gerçek olarak ifade edebiliriz" dedi.
"Bugün bilinçsiz bir iyimserlikle yaptığımız İngilizce'yle eğitim uygulamasının Türk eğitim sistemi ve Türk dili üzerinde yarattığı somut olumsuz ve sakıncalı sonuçları ortadadır" diyen BAYRAKTAROĞLU, Türkiye'de yabancı dil eğitimi konusunda çok büyük kaynakların sarf edilmesine rağmen bu alanda bugün hâlâ ciddi boyutlarda sorun yaşandığını söyledi. İçinde bulunduğumuz 21. Yüzyılda İngilizcenin küresel yayılımının geldiği durum şudur: 20. Yüzyıldan beri dünya ekonomisine liberalizmin/neo-liberalizmin hakim olması üzerine, İngilizce, teknolojik gelişmelerin de desteğiyle, dünya ülkelerinin adeta "ortak dili" (Lingua Franca) olmuş ve uluslararası bir iletişim aracı haline gelmiştir.
"Dünyada her dört kişiden biri İngilizce konuşuyor"
Kısaca liberal ekonominin başlattığı küreselleşme süreci, bu büyük rakamlardan da anlaşılıyor ki, İngilizce aracılığıyla yürütülmektedir. Günümüzde, 1.75 milyar insan (dünyada her dört kişiden biri) İngilizce konuşmakta ve 2020 yılı itibariyle bu sayının 2 milyara, 2040 yılı itibariyle de 3 milyara (yaklaşık olarak dünya nüfusunun %40'ına) ulaşacağı tahmin edilmektedir. Durum böyle olunca, küresel liberal ekonominin bir uzantısı olarak, bugün dünyada İngilizce öğrenimine karşı çok yoğun bir kıyasla rekabet ortamında , "İngilizce'yle eğitim" dünya üniversitelerinde hızla yaygınlaşmıştır. Örneğin, 2002 yılı itibariyle 19 Avrupa Birliği ülkesinde (İngiltere ve İrlanda dışında) toplam 560 yüksek lisans programı İngilizce'yle yapılırken, 2012 yılında 11 AB ülkesinde bu rakamın 6800'e ulaştığını görüyoruz. "AB ülkelerinde İngilizce eğitim 'araç' olarak uygulanıyor"
Ancak bu ülkeler, eğitim programlarında 'İngilizce'yle Eğitim'i benimserlerken, bunu bir "amaç" olarak değil, ulusal gereksinimleri çerçevesinde bir "araç" olarak uygulamaktadırlar. Çıkarları doğrultusunda bir "ARAÇ" olarak bilinçli bir şekilde uygulamaktadırlar.
-Türkiye'deki Durum Nedir?
Türkiye'de Maalesef toplumumuzun eğitim bilinci, 'yabancı dille eğitim' ile 'yabancı dil eğitimi' arasındaki farkı yeterince anlamak bakımından yetersizdir. İngilizce'yle eğitim bir İngilizce öğretim-öğrenim yöntemi değildir. Bu bilimsel bir gerçektir. Bunlar birbirinden nitelik ve yöntem bakımından farklı iki ayrı eğitim faaliyetleridir. Her şeyden önce, İngilzceyle eğitim yapabilmek için İngilizceyi uluslararası sınav ölçeklerine göre ileri düzeyde en az B2-C1 düzeyinde edinebilmek olmazsa olmaz bir koşuldur. Oysa, üniversitelerin üst yöneticileri başta gelmek üzere, ebeveynlerin, öğrencilerin, yazılı sözlü basının, sosyal medyanın ve sivil toplum kuruluşlarının önemli bir kısmında, İngilizce'ye karşı yaygın sosyal talep karşısında ve bu dilin yabancı bir dil olarak öğretim ve öğrenimi alanında yaşanan sorunlar ve başarısızlıklar sonucunda büyük bir yanılgıya düşülmekte, sanki İngilzce'yle eğitim yapılırsa bu sorunların üstesinden gelineceği zannedilmektedir.
Böylesi bir bilinçsizlik, İngilizceyle eğitim adı altında başarısızlıkla yürütülen, verimsiz, göstermelik, öğrencilerin öğrenme, analitik düşünme ve yaratıcılığını engelleyici sakıncalı bir eğitim uygulamasına maalesef yol açmıştır.
"Ne Türkçe Ne İngilizce"
Daha da vahimi, yabancı dille eğitim yapan üniversitelerde okuyan öğrencilerin birçoğunun ne Türkçe ne de İngilizce olan, bir dilsel sistemden yoksun, ne olduğu belirsiz ve anlaşılması güç yapay bir ifade türü kullanmaya itilmiş olmalarıdır. Bunun sonucu olarak da, bugün yükseköğretimde sadece "İngilzce eğitimi" veya "İngilizce'yle eğitim" sorunu değil, ciddi boyutlarda bir "dil sorunu" yaşanıyor.
"Dil" olmayınca "düşünme" de olmaz. Bu durum Türk ulusuna ve yetişmekte olan genç kuşaklara yapılabilecek en büyük kötülüktür.
"Dil Devrimini Gerçekleştiren Toplum"
Unutulmamalıdır ki, Türk toplumu Cumhuriyetle birlikte dil devrimini gerçekleştirmiş bir toplumdur. Atatürk'ün sözlediği söz üzere "Türk dil Türk milletinin kalbidir, zihnidir... Ülkesini, yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır." Nr var ki, bugün bilnçsiz bir iyimserlikle yaptığımız İngilizce'yle eğitim uygulamasının Türk eğitim sistemi ve Türk dili üzerinde yarattığı somut, olumsuz ve sakıncalı sonuçları ortadadır.
-Bu Durumu Düzeltmek İçin Ne Yapılıyor?
Türkiye'de yabancı dil eğitiminin önemi ve bu alanda yaşanan sorunlar, cumhuriyetimizin kuruluşundan bu yana, kamuoyunun gündeminden düşmemiştir. Çok büyük kaynakların edilmesine rağmen, hatta Türkçe'yi bile bir yana iterek yükseköğretimde yabancı dille eğitim yapılmasına kadar giden uygulamalara başvurulmasına rağmen, bu alanda bugün hâlâ ciddi boyutlarda sorun yaşanmaktadır. Öylesine ki, yapılan istismarlar neticesinde kanayan bir yara haline gelen bugünkü durumun Türk yükseköğretiminin kalite düzeyini tehdit ettiğini acı bir gerçek olarak ifade edebiliriz.
"1960'dan beri aydınlar yabancı dille eğitimin sakıncalarını anlatıyor"
1960 yılından günümüze kadar birçok değerli aydı, yazar, düşünür, eğitimici, bilim adamı tarafından yabancı dille eğitimin sakıncalarını dile getiren çok sayıda ciddi ve haklı eleştiri yapıla gelmiştir.
Bunca yıldır yapılan eleştirilere rağmen, özellikle vakıf üniversitelerinin büyük bir çoğunluğu, bu durumu adeta bir fırsat bilerek, İngilizce'ye olan yoğun talepten mevcut rekabet ortamı içerisinde pay kapabilmek için, uluslararası yabancı dil eğitimi ile ilgili kalite krıterlerini göz ardı ederek, İngilizce'yle öğrenim görebilmeleri için bilimselliği tartışılmayacak, nesnel, uluslarasaı"olmazsa olmaz" dil ölçekleri düzeyine öğrencilerinin erişebilmelerine olanak sağlanmadan, öğrenci ve ebeveynlerine "uluslararası nitelikte bir eğitim" vaadiyle, hâlâ "yabancı dille eğitim" yapma ısrarı içinde bulunmaktadırlar.
Bu nedenle, başta YÖK ve yazılı-görsel basın olmak üzere, rektörlere, üniversitelere üst yönetimlerine bu konuda büyük sorumluluk düştüğü düşüncesindeyim." 30 Kasım 2015
Sevgi ve saygılarımla!
"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)
23 Eylül 2014 Salı
Hedef...
"Küresel Kraliyet Takımı
Amerika yüz boyutlu, önemli çelişmelerin yaşandIğı bir yer. Tepede birkaç milyon insan var. Amerika'yı Amerika yapan bir ekiptir. Geri kalan 270 milyonun çoğu son derece cahil bırakılan insanlar. Amerikan halkı orada bir çeşit köledir. Üst tabaka ile halk arasındaki uçurum gittikçe büyüyor. Dünyadaki birçok ülkenin parasını, kaynaklarını elinde tutarak halkları insafsızca fakirleştiren insanlık düşmanı bir takım var. Ben bunlara "Yeni Dünya Düzenci" ve "Küresel Kraliyetçi" takım diyorum. Bunlar sadece birtakım çokuluslu şirketlerle, tröstlerle sınırlı değil. Bunların gizli kuruluş ve cemiyetleri, ayrı uydurma garip dinleri, acayip inanışları var. "Tek dünya devleti, tek bayrak" derler ama burada kastedilen bütün ülkelerin insanlarının katılımıyla gerçekleşecek güzel bir dünya değil. Bu bir iki milyon insan, birkaç yüz sene önce gizli cemiyetler kurmuş, "dünyayı biz idare deceğiz, dünyanın geri kalan insanları insandan bile sayılmaz, bunları istediğin kadar sömür, ne yaparsan yap" inanışında olan insanlık düşmanı bir alçak takımdır." Prof. Dr. Oktay SİNANOĞLU, Hedef Türkiye sf:296-297
Bakmayın siz bu "çağdaş" görünümlü "tek dişi kalmış canavar" ruhlu Batı'nın insan haklarını "savunur" cümlelerine...
Zorunlu din dersine sözde "karşı" durmak filan derken...
Asıl niyetleri;
Neredeyse her mahalleye yeni bir "din" anlayışı ile cemaatleşmenin yolunu açmanın taşlarını döşemek...
Kendi konumlarına göre isimlendirdikleri "Ortadoğu"yu, yani bölgemizi mezhepsel ve etnik temele dayalı bir çatışmanın, boğazlaşmanın bataklığında, kendilerinin "hakem"liğinde planlarını uygulamak...
IŞİD, PKK... Batılı Haçlıların ta kendileri değil midir, tedhiş örgütlerine rol biçerek onları besleyen, var eden?
Baktılar ki -ne yaptılarsa- bu milleti birbirine düşüremediler...
E, o zaman bataklığa çevirdikleri bölgeyi, ülkemize taşımaya başladılar..
Bölgesel savaşın yolunu açmak için...
Suriyeli, ıraklı...
Hepsi Türkiye'ye...
Bu sayede toplumun yapısını bozmanın taşları döşeniyor...
Dolayısıyla bizim insanımızla başaramadıkları boğazlaşmayı ve bölünmeyi, dışarıdan takviye halklarla...
Anlayacağımız...
İnsani yardım filan bahane, olay şahane!
Artık bundan böyle geriye yaslanıp, düğmeye basıp seyretmek kalacak...
Hazırlan Türk ulusu..
100 yıllık plânlarıyla... Asıl hedef Türkiye
Dolayısıyla...
"Yeni Sevr"i peyderpey devreye sokuyorlar...
Sevgi ve saygılarımla!
"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)
Etiketler:
Hedef Türkiye,
IŞİD,
Küresel Kraliyet Takımı,
PKK,
Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu
27 Mayıs 2012 Pazar
Ruhum Ezildi!






"Bu yıl Bakü’de düzenlenen 57. Eurovision Şarkı Yarışması’nda zafer, 372 puanla İsveç adına yarışan Loreen’in oldu. Türkiye’yi Love Me Back şarkısıyla temsil eden yarışan Can Bonomo ise 7. sırada yer aldı..." 27 Mayıs 2012
Hepimiz çok iyi biliyoruz ki Eurovision Şarkı Yarışması'nın asıl amacı SİYASİ... Yani bu yarışmaya, Eurovision "Siyasi" Şarkı Yarışması demek daha gerçekçi olacaktır.
Neyse biz şimdi 2012 Eurovision "Siyasi" Şarkı Yarışması'nı kısaca bir değerlendirelim:
Ülkemizi kim temsil etti?
Türk vatandaşımız...
Peki biz, hangi dilde konuşuyoruz ve resmi dilimiz neydi?
TÜRKÇE!!!
Ama sözde yarışmaya hangi "dil"le girdik?
"Evrensel dil", Sn. Prof. Oktay SİNANOĞLU Hocamızın deyimiyle de "köle dili" İngilizce...
Tamam...
Yani olduk:
"The Türkiye" (Bkz, 14 Nisan 2012 tarihli yazıma)
Yarışmaya girdiğimiz parça, her haliye tam bir şarlatanlık örneği...
Hiçbir şekilde bizi temsil etmediği gibi, kültürümüzle de hiçbir âlâkası yok!
Tam bir rezalet!!!
Bizimle âlâkası olamayan gerek görüntü, gerek hitabetiyle ve en önemlisi de vatandaşımızın bile ne dediğini anlamadığı sözleriyle "yarışma"da 7. olmuşuz...
Aman ne âlâ..
Çok güzel olmuş!
Zira bu "siyasi yarışma"yı izlemeye değer görmediğim gibi, artık Türk halkının çoğunluğunun ilgisini bile çekmiyor. Orada ülkemi gururla temsil etmek yerine, adeta "sömürgeleşmiş olma"nın ezikliğini yüreğimde taşıdım...
Şimdi asıl önemlisi ve düşüncelerimi doğrulayan bir gelişmeye de izninizle dikkat çekmek isterim:
Bugün yazılı basın, konu hakkında önce bizim için "Can Bonomo'nun müthiş performansı" diye başlık atmış.. (Ki bunun neresi başarıysa?!)
Öte yandan çarpıcı olan ise;
"Rusya'yı temsil eden Rus ninelerin performansı!"... demiş.
Valla... bence Rusya, Batı'ya bizim deyimimizle osmanlı tokadı indirmiş... :)
Niye mi?
Bakınız...
"Tek dil"
"Tek din"
"Tek bayrak"
Dayatmasıyla dünya milletlerinin ve ulus devletlerinin önüne bir engel olarak getirilen bu "tek düze"liğin yeni adı da "Yeni Dünya Düzeni"!
İşte bu dayatmacılığa karşılık Rusya, millîliği seçerek, Eurovision "Siyasi" Şarkı Yarışması'nda gereken cevabı vermiştir!
Rus halkının,
Bir kimliği var!
Bir kültürü var!
Ve kendine özgü yaşam biçimiyle bir de halkı var!
Tüm bu önemli unsurları dikkate alarak haklı mesajını, dünya kamuoyuna bir kez daha ilân etmiştir!
Zira dünyaya yeni bir şekil vermek isteyen "küresel çeteler"e bu davranış, önemli bir mesajdır!
Rusya, neden böyle bir tercihle yarışmaya katıldı, diye hiç düşündünüz mü? Bunun yarışma ile ilgili hiçbir esprisi yok, sadece ve sadece Rusya, köklü kültürüne ve geçmişine sahip çıkarak, bu önemli süreçte...
Ben buradayım!
Mesaj'ıyla meydan okuduğu kanaatini önemle taşımaktayım.
Ne yalan söyleyeyim, bu görüntüye kıskanarak ve bir o kadar da imrenerek baktım...
Kimliğine ve kültürüne sahip çıkan tüm uluslara,
Selam olsun...
Tebrikler!
Bize gelince;
Biz de fazlasıyla köklü bir milletiz!
Ve şanlı bir tarihimiz,
Zengin kültürümüz
Ve de üretime açık zengin bir dilimiz var!!!
Bu zenginliği "horlama"ya çalışanlara, "değersizleştirme"ye kalkanlara
"Ezilen" ruhumun sesiyle,
Yazıklar olsun!
Ancak unutulmasın ki...
İsmet Paşa, Johnson'ın yazdığı küstahça bir mektuba cevaben Tıme Dergisi'ne verdiği bir röportajda dediği gibi;
"Batı ittifakı yıkılır, yeni bir dünya kurulur, Türkiye de orada yerini alır"
Sevgi ve saygılarımla!
14 Nisan 2012 Cumartesi
"The Türkiye"





"Akla ne işle uğraşacağını Gönül öğretir,
Gönül gelişmezse Akıl kötü işlerle uğraşır.
Onun için düsturumuz Bilim+Gönül'dür." Prof. Dr. Oktay SİNANOĞLU, 2050'ye 5 Kala
"Akıllılar, sebepler konusunda tartışır; aptallar da karar verir." Anarchasis
The Marmara...
The Lira...
"The Türkiye"
N'ooldu?
Şaşırdınız mı?
Bunda şaşılacak ne var ki?
Nasrettin Hoca'nın "Kazan doğurdu" hikayesi gibi.
Ne diyor Hoca, "Kazanın doğurduğuna inanıyorsun da, öldüğüne niye inanmıyorsun?"
Valla öyle işte...
The Marmara'yı yıllarca benimsedik; The Lira'ya şaşırmadık; yarışmalara İngilzce ile katılmayı içimize sindirdik; etrafımızı saran yabancı isimlerin istila ettiği tabelaları sorgusuz sualsiz benimsedik; konuşmalarımızı, "bye bye" ile bitirip, "okey" demenin "ayrıcalığı" ile övündük de,
"The Türkiye" olunca mı şaşıracağız?
Aaa, çok ayıp!
Hem madem öyle,
Oldu olacak şimdi de, "The Türkiye" ile Eurovision Şarkı Yarışması'na katılalım bari.
Zira bakınız bu yıl da sözde yarışmaya değerli hocamız sayın Oktay Sinanoğlu'nun deyimiyle "köle dili" İngilizce sözlerle söylenecek bir şarkı ile katılacakmışız! (Ki şarkı ve içeriğine dair görüntülerin hiçbirisi bizim kimliğimizi ve kültürümüzü yansıtmadığı gibi her haliyle tam bir rezalet!)
İnanılr gibi değil...
Sanki "sömürge"yiz...
Ya, nedir bu İngilizce hayranlığı?
Adından da anlaşılacağı üzere altı üstü uluslararası bir yarışma...
"TRT Genel Müdürü Şahin, "Eurovision için Türkiye'yi temsil ediyorsa Türkçe olmalı demiştiniz. Aradan 3 yıl geçti ve İngilizce bir parçayla katılıyoruz. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusuna karşılık olarak da "Bugün de söylüyorum, bana sorsalar yine Türkçe olmasını isterim." 16 Mart 2012, Vatan
Biz Türkçe konuşmuyor muyuz?
E o zaman?
Niye kimliğimizden ve dilimizden utanır, sıkılır, ezilir hale geliyoruz?
Bu durumun ne anlaşılır, ne de savunulacak bir izahı yok!!!
Hâl böyle olunca da çarşı, sokak, cadde.. Etrafımızı saran yalan perdesi öz ve öz dilimizi örtüyor, unutturuyor.
Bir "moda"dır almış başını gidiyor.
Tüm bu uydurma hikâyelerin altında yatan gerekçe ise "tek bir dünya hakimiyeti" isteğidir. Dolayısıyla "tek dil", "tek din", "tek bayrak" gayretleri hızla dünyadaki ulus devletleri tehdit etmektedir. Bu sebeple gerçeklerin gizlenmesi ve insanların uyanmaması için de çeşitli bahaneler ortaya atılıp özellikle de basın, reklam yoluyla üzeri örtülmektedir.
Tüm bu ibretlik fütursuzca gelişmelere utançla, öfkeyle bakıyor,
Ve tek kelimeyle,
"Yazıklar olsun!" diyorum.
Sevgi ve saygılarımla!
12 Mart 2012 Pazartesi
Derin Yırtmaç... Süper Valla!




"Gecenin ilgi odağı olan bir diğer çifti de oyuncu Beren Saat’le popçu sevgilisi Kenan Doğulu oldu. 2 aydır birlikte olan çift beraber ilk görüntülerini Yılmaz’ın düğününde verdi. Kırmızı bir elbiseyle düğüne katılan Beren Saat derin yırtmacı yüzünden sevgilisi Doğulu’nun minibüsünden inmekte zorlandı. Objektiflere gülmeyi pek sevmeyen Beren Saat’in çok neşeli olduğu dikkat çekti. 100’e yakın kamera ve fotoğraf makinasına poz veren çift sorulara kahkaha atarak karşılık verdi..." 12 Mart 2012, Vatan
"Trende iki yolcu, şöhret üzerine konuşuyorlar.
"Öyle sanıyorum ki, şöhretin nasıl bir şey olduğunu anlasak onu elde ediş yöntemlerini de öğrenirdik" dedi, mühendis olan ve devam etti: "Hiç unutmam, bir yere çok güzel bir köprü yapmıştım. Açılış töreni zamanı, herkesin bana bakacağını zannediyordum. Kimse beni görmedi bile. Biraz sonra, toplanan kalabalıkta bir dalgalanma oldu. Baktım benimle de düşüp kalkan şarkıcı kadın. Herkes onu tanıyor. İnsanlara bu köprüyü yapanı tanıyor musunuz? diye sordum, kimse bilmedi. Kentin en iyi öğretmenini mimarını, şusunu, busunu sordum yine bilemediler. Bu yüzden, o günden beri kalabalıklardan nefret ederim."
Mühendis daha sonra, kazandığı birincilikleri, yaptığı eserleri anlattı. Ancak, bunların hiçbiri kendisinin şöhret olmasını sağlayamamıştı. Bir şey daha vardı. Bunları anlattığı yolcu, otuz beş yıldır Kus üniversitelerinde ders veren, Bilimler Akademisi üyesi Profesör Puşkov’du. Mühendis onu tanımıyordu.
İki adam, Önce bakıştılar sonra da kahkahaları koyverdiler." Anton Pavloviç ÇEHOV
Tarih yazılıyor...
Dünyada ve ülkemizde çok sıcak gelişmeler dakika dakika yaşanadursun...
Nice önemli ve saygın şahsiyetler, sessiz sedasız önemli işler başarırken,
Toplum, "Beren Saat"lerle yatıp-kalkıyor...
Aman efendim...
Prof. Dr. Oktay SİNANOĞLU da "kim miş?"
Bırakın dünyanın en genç profesörlük ünvanını almasını...
Siz Beren Saatlere bakın!
Hatta sanal alemden yola çıkarak, toplumun şekil aldığı dizilerin kişilikleri üzerinde duygu ve düşüncelerimizle "fikir"lerimizi ortaya koyduğumuz,
Ve bu sayede yediden yetmişe, toplum olarak bol bol "sanatçı" kılıklı şarlatanların cirit attığı sözde "sanat"la şekillenerek allanıp pullandığımız...
Söz de "sanat" adıyla edepsizliklerin havada uçuştuğu davranışları model almaya "gurur"la devam edelim.
Tıpkı sözde "demokrasi" adıyla milyonlarca insanın zulüm, kan ve gözyaşıyla boğuştuğu gibi.
Sahi...
Beren Saat'in kırmızı elbisesiyle derin yırtmacını gördünüz mü?!

Valla süper olmuş...
:)
Sevgi ve saygılarımla!
Etiketler:
Anton Çehov,
Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu,
sanal alem,
şarlatan,
Şöhret
17 Kasım 2011 Perşembe
"Bayan Yoh Yoh" Artık Yoh..


Sanatçımız Esin AFŞAR'ı kaybettik...
Türkiye sevdalısı ve dünyanın en genç profesörlük ünvanını alan Oktay SİNANOĞLU'nun kızkardeşi...
Sanatçı Esin AFŞAR, 1993 yılında ''Mevlana-Yunus'' ve 1995'te Atatürk şiirlerinden bestelenmiş albümlerini çıkardı.
Ve sanatını toplum için kullanan gerçek anlamda bir sanatçıydı Esin AFŞAR. Sanatçıyı son yolculuğuna uğurlarken ağabeyi Oktay SİNANOĞLU'nun verdiği mesaj onun nasıl bir insan olduğunu kısa ve net olarak özetleyecek nitelikte:
"Esin de, ben de nerede olursak öbür dünyada da olsa, ülkemiz için mücadele edeceğiz!" Prof. Dr. Oktay SİNANOĞLU, 17 Kasım 2011
Sanatçımız Esin AFŞAR'a Allah'tan rahmet diliyorum...
Sevgi ve saygılarımla!
Etiketler:
Esin Afşar,
mahalli sanatçı,
Melana-Yunus,
Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)












