Yüzbaşı FARUK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yüzbaşı FARUK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
7 Ekim 2016 Cuma
Yüzbaşı Faruklar Bitmedi!
İstanbul'un işgali, Osmanlı İmparatorluğu ve İtilaf Devletleri arasında imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması ile 1. Dünya Savaşı'nın bu ülkeler arasında sona erdiğinin ilan edilmesinin ardından, 13 Kasım 1918'de Osmanlı Devleti'nin başkenti İstanbul işgal olundu. 13 Kasım 1918'de başlayan işgal, 6 Ekim 1923'te İstanbul'un Kurtuluşu ile sona erdi.
"İSTANBUL HÜKÜMETİNİN Harbiye Nazırı Ziya paşa her zamanki yumuşaklığı ile, "Beyler.." dedi, ".. İngilizlere kafa tutamayız. Adamların hiç şakası yok. Daha geçen gün, bir bahane icat ederek İzmit’i tekrar işgal ediverdiler.”
Sarı atlas döşeli büyük oda, nezaretin ileri gelen subayları ile doluydu. Hürriyet ve itilaf partisi yanlısı olan birkaç gerici subay dışında hepsi, Anadolu’ya geçmeye çoktan hazır, Ankara’nın İstanbul’da kalmalarını gerekli gördüğü namuslu askerlerdi.Kapı açıldı, kapının boşluğu içinde yaver göründü :
"Emrettiğiniz yüzbaşı geldi efendim."
"İçeri al."
Nazır subaylara bilgi verdi :
"Az önce sözünü ettiğim talihsiz olayın faili."
Yüzbaşı bekletmeden içeri girdi, kaygılı bakışlarla kendisini izleyen subayların arasında hızla ilerleyerek nazırın masası önünde durdu, selam verdi :
"Yüzbaşı Faruk, İstanbul. Beni emretmişsiniz."
Uzun boylu, kumral, yakışıklı, biraz bıçkın havalı bir subaydı. Nazır önündeki bir yazıya bakarak, yumuşak bir sesle, "Oğlum.." dedi, "..dün akşam Beyoğlu’nda, İngiliz inzibat subayı Teğmen Miller’i, emre rağmen selamlamamışsın. Doğru mu?”
"Evet efendim, doğru."
Nazır, dürüst subaya babacanca yol gösterdi :
"Herhalde görmediğin için selamlamadın, değil mi çocuğum?"
"Hayır efendim, gördüm."
Nazırın canı sıkıldı :
"Niye selamlamadın öyleyse? Selamlamanız için emir verilmişti."
"Rütbesi benden küçük olduğu için selamlamadım paşam. Askerlik töresince, önce onun beni selamlaması gerekmez miydi?"
Ziya paşa derin bir kederle ellerini açtı :
"Askerlik töresi mi kaldı a yavrum? Adamlar galibiyet haklarını kullanıyorlar. İngiliz komutanlığı bu sabah olayı protesto etti. Mesele çıkarılacak zaman değil.Hemen şu müzevir teğmeni bul da özür dile. Olayı kapatalım."
Başıyla çıkması için izin verdi.Ama yüzbaşı yerinden kıpırdamadı :
"Paşam, bir de beni dinlemenizi rica ediyorum."
Nazır bıkkınlıkla, "Söyle bakalım" dedi.
"Balkan savaşı’nda teğmendim, Çanakkale’de üsteğmen , Suriye cephesinde yüzbaşı oldum. Ben bu rütbeleri tek başıma savaşarak almadım. Her rütbemde binlerce şehidin ve gazinin hakkı var. Onların hakkını korumak namus borcumdur. Beni affedin, özür dileyemem."
Harbiye nazırı bozuldu :
"Anlamadın galiba. Harbiye nazırı olarak emrediyorum."
Yüzbaşı sükunetle, "Anladım efendim" dedi, apoletlerini (Rütbelerini) bir hamlede söküp nazırın masasına bıraktı :
"Artık emrinizi dinlemek zorunda değilim!"
Selam vermeden dönüp kapıya yürüdü. Oturan subayların, İstanbul’u tutan birkaçı dışında, hepsi saygıyla ayağa fırladı. Hepsinin rütbesi yüzbaşıdan daha büyüktü.
Gözleri dolarak, Faruk yüzbaşıya selam durdular…" Turgut ÖZAKMAN / Şu Çılgın Türkler, sf: 57-58
Ve...
İstanbul 1930 yılına kadar "Konstantinopolis" ve "Konstantiniyye" diye adlandırılıyordu. Ancak 28 Mart 1930 yılında Atatürk'ün talimatıyla Konstantinopolis adı tamamen yürürlükten kaldırılarak, "Türk Posta Hizmet Kanunu ile kentin adı resmen değiştirilip İSTANBUL adını almıştır."
Dolayısıyla, Cumhuriyet dönemiyle birlikte İstanbul kentin resmi ve uluslararası adı ilan edildikten sonra "Konstantinopolis" adının mektuplarda veya diğer yazışmalarda ve uluslararası alanlarda kullanılması yasaklandı. Örneğin yurtdışından İstanbul'a gönderilen mektuplarda adres olarak "Konstantinopolis" (yanında İstanbul yazsa bile) yazıldıysa bu mektuplar geri gönderilmeye başlandı
Evet, 6 Ekim 1923'te, 5 yıl süren düşman işgalinden kurtulan İstanbul'a, Türk Ordusu sevinç çığlıkları, mutluluk gözyaşları ve çiçek yağmuru altında girdi.
Dün, İstanbul'un düşman işgalinden kurtuluşunun yıl dönümüydü...
Dolayısıyla...
Bugün yeniden İstanbul'u "Konstantinopolis" yapmak isteyenlere,
Yüzbaşı Farukları hatırlatmak vatan borcudur!
Ne mutlu Türk'üm diyene!
Sevgi ve saygılarımla!
"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)
24 Aralık 2012 Pazartesi
Bu Haber Doğru Olamaz!!!
"Şırnak Ilıca'da önceki gün arazi taramasına çıkan Meteler Jandarma Özel Harekat timleri çıkan çatışmada iki teröristi ölü ele geçirdi. Teröristlerin üzerinden ise ABD ordusunun kullandığı FGM-148 roketatarı ve mermisi çıktı... ASKERHABER" 23 Aralık 2012, turkiyehaberajansı (Türkiye Haber Ajansı)
Aynı haber kaynağının devamında ise;
Olay sonrasında ABD'li subayların Mehmetçiği saatlerce "sorguya çektiği", akabinde Türk üsteğmen ile ABD'li görevli arasında "sert tartışma yaşandı"ğı ve sonrasında da "üsteğmenin ABD'li askerin üzerine yürümesi"yle hakkında "komutanı tarafından soruşturma başlatıldı"ğı "iddia" ediliyor...
Yüreğim ince ince sızlıyor...
Zihnim ise, Turgut ÖZAKMAN'ın kitabından okuduğum tarihi not'u canlandırıyor...
"İSTANBUL HÜKÜMETİNİN Harbiye Nazırı Ziya paşa her zamanki yumuşaklığı ile, "Beyler.." dedi, ".. İngilizlere kafa tutamayız. Adamların hiç şakası yok. Daha geçen gün, bir bahane icat ederek İzmit’i tekrar işgal ediverdiler.”
Sarı atlas döşeli büyük oda, nezaretin ileri gelen subayları ile doluydu. Hürriyet ve itilaf partisi yanlısı olan birkaç gerici subay dışında hepsi, Anadolu’ya geçmeye çoktan hazır, Ankara’nın İstanbul’da kalmalarını gerekli gördüğü namuslu askerlerdi.Kapı açıldı, kapının boşluğu içinde yaver göründü :
"Emrettiğiniz yüzbaşı geldi efendim."
"İçeri al."
Nazır subaylara bilgi verdi :
"Az önce sözünü ettiğim talihsiz olayın faili."
Yüzbaşı bekletmeden içeri girdi, kaygılı bakışlarla kendisini izleyen subayların arasında hızla ilerleyerek nazırın masası önünde durdu, selam verdi :
"Yüzbaşı Faruk, İstanbul. Beni emretmişsiniz."
Uzun boylu, kumral, yakışıklı, biraz bıçkın havalı bir subaydı. Nazır önündeki bir yazıya bakarak, yumuşak bir sesle, "Oğlum.." dedi, "..dün akşam Beyoğlu’nda, İngiliz inzibat subayı Teğmen Miller’i, emre rağmen selamlamamışsın. Doğru mu?”
"Evet efendim, doğru."
Nazır, dürüst subaya babacanca yol gösterdi :
"Herhalde görmediğin için selamlamadın, değil mi çocuğum?"
"Hayır efendim, gördüm."
Nazırın canı sıkıldı :
"Niye selamlamadın öyleyse? Selamlamanız için emir verilmişti."
"Rütbesi benden küçük olduğu için selamlamadım paşam. Askerlik töresince, önce onun beni selamlaması gerekmez miydi?"
Ziya paşa derin bir kederle ellerini açtı :
"Askerlik töresi mi kaldı a yavrum? Adamlar galibiyet haklarını kullanıyorlar. İngiliz komutanlığı bu sabah olayı protesto etti. Mesele çıkarılacak zaman değil.Hemen şu müzevir teğmeni bul da özür dile. Olayı kapatalım."
Başıyla çıkması için izin verdi.Ama yüzbaşı yerinden kıpırdamadı :
"Paşam, bir de beni dinlemenizi rica ediyorum."
Nazır bıkkınlıkla, "Söyle bakalım" dedi.
"Balkan savaşı’nda teğmendim, Çanakkale’de üsteğmen , Suriye cephesinde yüzbaşı oldum. Ben bu rütbeleri tek başıma savaşarak almadım. Her rütbemde binlerce şehidin ve gazinin hakkı var. Onların hakkını korumak namus borcumdur. Beni affedin, özür dileyemem."
Harbiye nazırı bozuldu :
"Anlamadın galiba. Harbiye nazırı olarak emrediyorum."
Yüzbaşı sükunetle, "Anladım efendim" dedi, apoletlerini (Rütbelerini) bir hamlede söküp nazırın masasına bıraktı :
"Artık emrinizi dinlemek zorunda değilim!"
Selam vermeden dönüp kapıya yürüdü. Oturan subayların, İstanbul’u tutan birkaçı dışında, hepsi saygıyla ayağa fırladı. Hepsinin rütbesi yüzbaşıdan daha büyüktü.
Gözleri dolarak, Faruk yüzbaşıya selam durdular…" Turgut ÖZAKMAN / Şu Çılgın Türkler, sf: 57-58
Diyeceğim...
"Ekilir ekin geliriz. Ezilir un geliriz. Bir gider bin geliriz."
Sevgi ve saygılarımla!
Etiketler:
Özel Harekat Timi,
Roketatar,
Şırnak Ilıca,
Şu Çılgın Türkler,
Turgut ÖZAKMAN,
Yüzbaşı FARUK
11 Nisan 2011 Pazartesi
Esaret Altında Asalet




Dün Türk Emniyet Teşkilatı'nın 166. kuruluş yıldönümüydü.
Türk Polisi, halkımızın huzur ve emniyetini canı pahasına korumayı 166 yıldır görev edinmiştir...
Onların bu mutlu gününü özellikle bir polis kızı olarak yürekten kutluyorum... :)
Öte yandan...
"İngiltere'nin en çok okunan ücretsiz dağıtılan gazetelerinden Metro Gazetesi... Yunanistan'dan bahsederken Türkiye sınırları gazetedeki haritada Yunanistan olarak göstererek büyük bir skandala imza attı.
Ancak Yunanistan'dan bahsederken haberde yer alan haritada, Türkiye sınırlarında Greece yazdığı görülüyor. Ayrıca haritanın üzerinde Yunanistan bayrağının bulunması da dikkat çekiyor." Vatan, 11.04.2011
Anlaşılan İngilizler, Türk milletinin sabrını ve gücünü tekrar sınamaya çalışıyorlar...
O vakit bu haberle birlikte zihnimde çağrışan ve okuduğumda göz yaşlarıma hakim olamadığım, yiğit bir subayımızın gurur veren onurlu davranışını tarih sayfamızdan kaleme alan Turgut ÖZAKMAN'ın kitabından, izninizle dikkatlere sunmak isterim:
"İSTANBUL HÜKÜMETİNİN Harbiye Nazırı Ziya paşa her zamanki yumuşaklığı ile, "Beyler.." dedi, "..İngilizlere kafa tutamayız. Adamların hiç şakası yok. Daha geçen gün, bir bahane icat ederek İzmit’i tekrar işgal ediverdiler.”
Sarı atlas döşeli büyük oda, nezaretin ileri gelen subayları ile doluydu. Hürriyet ve itilaf partisi yanlısı olan birkaç gerici subay dışında hepsi, Anadolu’ya geçmeye çoktan hazır, Ankara’nın İstanbul’da kalmalarını gerekli gördüğü namuslu askerlerdi.Kapı açıldı, kapının boşluğu içinde yaver göründü :
"Emrettiğiniz yüzbaşı geldi efendim."
"İçeri al."
Nazır subaylara bilgi verdi :
"Az önce sözünü ettiğim talihsiz olayın faili."
Yüzbaşı bekletmeden içeri girdi, kaygılı bakışlarla kendisini izleyen subayların arasında hızla ilerleyerek nazırın masası önünde durdu, selam verdi :
"Yüzbaşı Faruk, İstanbul. Beni emretmişsiniz."
Uzun boylu, kumral, yakışıklı, biraz bıçkın havalı bir subaydı. Nazır önündeki bir yazıya bakarak, yumuşak bir sesle, "Oğlum.." dedi, "..dün akşam Beyoğlu’nda, İngiliz inzibat subayı Teğmen Miller’i, emre rağmen selamlamamışsın. Doğru mu?”
"Evet efendim, doğru."
Nazır, dürüst subaya babacanca yol gösterdi :
"Herhalde görmediğin için selamlamadın, değil mi çocuğum?"
"Hayır efendim, gördüm."
Nazırın canı sıkıldı :
"Niye selamlamadın öyleyse? Selamlamanız için emir verilmişti."
"Rütbesi benden küçük olduğu için selamlamadım paşam. Askerlik töresince, önce onun beni selamlaması gerekmez miydi?"
Ziya paşa derin bir kederle ellerini açtı :
"Askerlik töresi mi kaldı a yavrum? Adamlar galibiyet haklarını kullanıyorlar. İngiliz komutanlığı bu sabah olayı protesto etti. Mesele çıkarılacak zaman değil.Hemen şu müzevir teğmeni bul da özür dile. Olayı kapatalım."
Başıyla çıkması için izin verdi.Ama yüzbaşı yerinden kıpırdamadı :
"Paşam, bir de beni dinlemenizi rica ediyorum."
Nazır bıkkınlıkla, "Söyle bakalım" dedi.
"Balkan savaşı’nda teğmendim, Çanakkale’de üsteğmen , Suriye cephesinde yüzbaşı oldum. Ben bu rütbeleri tek başıma savaşarak almadım. Her rütbemde binlerce şehidin ve gazinin hakkı var. Onların hakkını korumak namus borcumdur. Beni affedin, özür dileyemem."
Harbiye nazırı bozuldu :
"Anlamadın galiba. Harbiye nazırı olarak emrediyorum."
Yüzbaşı sükunetle, "Anladım efendim" dedi, apoletlerini (Rütbelerini) bir hamlede söküp nazırın masasına bıraktı :
"Artık emrinizi dinlemek zorunda değilim!"
Selam vermeden dönüp kapıya yürüdü. Oturan subayların, İstanbul’u tutan birkaçı dışında, hepsi saygıyla ayağa fırladı. Hepsinin rütbesi yüzbaşıdan daha büyüktü.
Gözleri dolarak, Faruk yüzbaşıya selam durdular…" Turgut ÖZAKMAN / Şu Çılgın Türkler, sf: 57-58
Sevgi ve saygılarımla!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)










